BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
249
Dün
:
4633
Toplam
:
13783202

Adı Soyadı
E-Posta
Konu
Mesajınız

KURBAN BAYRAMI MESAJI
Mübarek Kurban Bayramını sevdiklerinizle beraber sağlıklı ve huzur içinde geçirmenizi dileriz. Bayram tüm insanlığa hayırlı olsun!

Kurban Bayramı’nın milletimizin diriliğine, mazlumların kurtuluşuna, insanlığın huzur, barış ve hidayetine vesile olmasını dileriz
HAKAN ASLAN -- 22.10.2012 21:04
MİLLİ PARKIMIZ
Yozgat Çamlığı Millî Parkı, İç Anadolu’da insan etkisi ile meydana gelen step içerisinde yer alan sayılı kalıntı ormanlardan biridir. Ortalama yüksekliği 1350 metre olan sahadaki arazinin morfolojik özelliklerini tepeler, sırtlar ve vadilerde parçalanmış dalgalı düzlükler meydana getirmektedir.

265 hektarlık çamlık, 1958 yılında Yüksek İcra Vekilleri Heyeti'nin kararıyla milli park haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulu kararıyla kullanma ve irtifa hakkı Orman Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

Şehrin 2 kilometre güneyinde yer alan Çamlık Milli Parkı, güzel bir dinlenme ve eğlenme yeridir. İçerisinde bulunan çam çeşidinin bir benzerinin sadece Kafkaslar'da olduğu bilim adamlarınca tespit edilmiştir. Yozgat'a 2 kilometrelik bir asfalt yolla bağlanır. İçerisinde 3 yıldızlı bir otel mevcuttur. Ayrıca İl Özel İdaresi'nce yaptırılan gazino ve restoran, kamp yerleri, çocuk oyun parkı, soğuk su çeşmeleri, temiz havası ve bitki örtüsüyle görülmeye değer bir yerdir.

çamlığımızı koruyalım ve yaşatalım bence böylesi bir niğmet birdaha bulunmaz.
yozgat sevdalısı -- 18.10.2012 22:13
ÇEVRE SORUNLARIMIZ
1. Çevre Sorunları
Çevre sorunları, insanların yaşadıkları doğal ortamı bozmaları ile ortaya çıkar. İnsanlar kendilerine daha iyi yaşama koşulları sağlamak için çevreye zarar verirler.
Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt kullanımından dolayı hava kirliliği meydana gelmektedir. Fabrikalardan ve evlerden çevreye atılan bazı maddeler (poşet gibi) toprak kirliliğine neden olur.
Özellikle sanayi bölgelerinin yakınındaki kentlerin kanalizasyonları akarsular, deniz ve göllerin kirletilmesine neden olmaktadır. Ayrıca gemilerden boşaltılan bazı maddeler ve deniz kazaları bu kirlenmeyi artırmaktadır.
Su ve toprak kirliliğine neden olan maddelerin bir kısmıda katı atıklardır. Katı atıklar; plâstik maddeler, cam ürünleri, metalik maddeler (konserve ve meşrubat) ve ağaç ürünleri (kağıt, karton gibi).
Özellikle büyük kentlerde arabaların motor ve klakson gürültüleri ile bazı eğlence yerleri ve bazı iş yerleri de gürültü kirliliğine neden olmaktadır.

Çevre sorunlarının çözümünde bize ve devlete düşen görevler;
• Ormanlarda izinsiz ağaç kesmeyip, ateş yakmamalıyız.
• Fabrikaların zehirli atıkları ve kanalizasyon suları akarsulara, göllere ve denizlere akıtılmamalıdır.
• Çöpleri rastgele çevreye, akarsulara, göllere ve denizlere atmamalıyız.
• Kaliteli yakıtlar kullanmalıyız.
• Çevre sorunlarının çözümü için sivil toplum kuruluşlarına yardımcı olmalıyız.
• Çevre sorunlarının önlenmesi için devletin çeşitli zorunluluklar getirmesi gerekmektedir.
• Çevre bakanlığı daha aktif bir şekilde çalışmalıdır.
• Yerel yönetimler çevre sorunlarına daha fazla ilgi göstermelidir.

2. Doğal Afetler ve Korunma Yolları
Doğal afetler, insanları olumsuz etkileyen doğal olaylardır. Büyük oranda can ve mal kaybına neden olurlar. İnsanlara ve ülkelere büyük zarar verirler. Doğal afetlerin kontrol altına alınıp durdurulması da mümkün değildir. Bazı doğal afetleri şöyle sıralayabiliriz;

a. Depremler
Yer kabuğunda meydana gelen ani sarsıntılara deprem denir. Yeryüzünün belirli yerlerinde sıklıkla görülür. Buralara deprem kuşakları denir.
Bunların en önemlisi Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı’dır. Bu kuşak Saros körfezinden başlayarak Marmara denizinin kuzeyinden İzmit körfezi ve Karadeniz Bölgesi’ndeki sıradağların arasındaki çukurluklardan Van gölünün kuzeyine kadar ulaşır.


Ülkemizdeki deprem alanlarının dağılışı

Deprem öncesi alınması gereken önlemler;
• Deprem kuşağına yerleşim yeri kurulmamalıdır.
• Zemini sağlam olmayan yerlere yerleşilmemelidir.
• Binalar yüksek katlı olmamalı ve inşaat tekniklerine uygun yapılmalıdır.
• Halka deprem konusunda eğitim verilmelidir.

Deprem sırasında yapılması gerekenler;
• Soğukkanlı davranılmalıdır.
• Balkon ve pencereden atlanmamalıdır.
• Elektrik sigortası ve hava gazı vanası kapatılmalıdır.
• Bina içinde sağlam eşyaların yanında çömelmiş durumda bulunulmalıdır.
• Sarsıntı biter bitmez binadan çıkılmalıdır.
Ülkemizin büyük bir kısmı deprem tehlikesi altında olduğu için depreme karşı her zaman hazırlıklı olmalıyız. Kısacası depremle yaşamayı öğrenmeliyiz.

b. Erozyon
Sel suları ve rüzgârlar tarafından aşındırılarak taşınan toprakların barajlara, göllere ve denizlere biriktirilmesine erozyon denir.
Yurdumuz yarı kurak bir iklime sahip olduğu için önemli bir kısmı bitki örtüsünden yoksundur. Aynı zamanda yurdumuz çok engebeli bir araziye sahiptir.
Bunlardan dolayı ülkemizde çok şiddetli erozyon meydana gelmektedir. Sağanak yağışlar, orman ve otlakların tahribi ile arazilerin yanlış kullanımı da erozyonu artıran faktörlerdendir.
Erozyon sonucunda toprağın en verimli olan kısmı taşındığı için tarım alanlarında azalma meydana gelir. Taşınan toprağın bir kısmı baraj göllerine dolarak barajların kullanım sürelerinin kısalmasına neden olur.
Toprak erozyonu ülkemiz için çok önemli bir sorundur. Çünkü tahrip edilen toprakta bitkiler yetişmeyecektir. Bu yüzden topraklarımızda tarım yapmak zorlaşacaktır. Bu durumda ülkeler açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirler.
Erozyonla mücadele için özel bir kuruluş olan TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) kurulmuştur. TEMA erozyon konusunda eğitici çalışmalar yaparak, erozyonu önlemek için faaliyetlerde bulunur.

Erozyonu önlemek için;
• Orman alanları korunmalı
• Boş araziler ağaçlandırılmalı
• Meralar korunmalı
• Eğimli yamaçlar taraçalandırılmalı
• Tarlalardaki anız örtüsü yakılmamalıdır.
Kısacası erozyonu önlemek için bitki örtüsü korunmalıdır.

c. Toprak kayması
Yamaçlarda bulunan toprağın, kütle halinde kayarak aşağı doğru inmesi olayına toprak kayması denir. Toprak kaymasına heyelân da denir. Bazen toprakla birlikte altındaki kayanın bir bölümü de yer değiştirir.

Toprak kaymasının nedenleri;
• Yer şekillerinin fazla eğimli olması
• Yağışlar ve eriyen kar sularının toprağı kaygan hale getirmesi
• Özellikle killi toprakların yağış sularını emerek kayganlaşması
• İnsanların yol yapımı ve inşaat çalışması gibi faaliyetleri de toprak kaymasına neden olabilir.

Ülkemizde görülen heyelânların mevsimlere dağılış oranları

Ülkemizde toprak kaymaları en fazla ilkbahar mevsiminde görülmektedir. Bunun en önemli nedeni kar erimeleridir. Toprak kayması en fazla Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelmektedir. Özellikle Doğu Karadeniz Bölümü’nde heyelânlar çok fazla olmaktadır.
Toprak kayması sonucunda göller de oluşur. Vadi boyunca akan bir akarsuyun önü toprak kayması ile kapanarak göller oluşabilir. Trabzon’daki Sera ve Erzurum’daki Tortum gölleri buna örnek olarak verilebilir.

d. Sel baskınları ve önleme çalışmaları
Sel, sağanak yağış ve hızlı kar erimeleri sonucu çok miktarda suyun akışa geçmesi ile meydana gelir. Sel, önüne gelen taşları, toprakları, bitkileri sökerek taşımaktadır. Sel, ülkemizde çok görülen bir doğal afettir. Her yöremizde sel felaketleri meydana gelebilir. Fakat en fazla Doğu Karadeniz Bölümü’nde görülür. En fazla ilkbahar mevsiminde sel meydana gelir. Bu mevsimde artan yağmurlar selleri oluşturur. Yaz aylarında görülen sellerin nedeni sağanak yağışlardır. Ülkemizde sellerin başlıca oluş nedenleri;
• Sağanak yağışlar ve hızlı kar erimeleri
• Arazinin bitki örtüsünden yoksun olmasıdır.
Sel baskınları verimli tarım topraklarını taşır. Tarım alanlarındaki ürünlere zarar verir. Ev, yol ve köprülere zarar verir. Seller sonucunda ulaşım ve haberleşmede aksamalar olur. Sellerin zararlarından korunmak için,
• Akarsu yataklarına yerleşilmemelidir.
• Akarsu yataklarının kenarlarına taşkınları önlemek için setler yapılmalıdır.

e. Çığ
Çığ, büyük kar yığınlarının yamaç boyunca hareket etmesidir. Yüksek dağlık alanlardaki dik yamaçlarda bulunan karların değişik seslerle harekete geçmesi sonucu oluşur. Çığ, ülkemizde en fazla Doğu Anadolu Bölgesi’nde görülür. Bunun nedeni kar yağışlarının fazla olmasıdır.

f. Yangınlar
Yangınların bir kısmı yerleşim yerlerinde meydana gelir. Bunlara insanlar neden olmaktadır. Fakat özellikle orman yangınları büyük doğal afetler arasında gösterilebilir. Orman yangınları en fazla yaz ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Orman yangınları doğal çevreye zarar verdiği gibi ülke ekonomisine de büyük zarar verir. Orman yangınları; erozyon, sel, heyelân ve kuraklığa neden olur. Orman yangınlarına karşı alınacak önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz;
• Ormanlarda yapılan pikniklerde ateş yakılmamalı, sigara izmariti atılmamalıdır.
• Orman içinde yollar açılmalıdır.
• Orman içinde haberleşme ve yangın söndürme sistemi kurulmalıdır.

osman bey -- 18.10.2012 21:46
KURBAN BAYRAMI
Bugün Kurban Bayramı, kurbanlar kesilecek, sevap niyetiyle etler dağıtalacakherkese.. Yürekler bir olacak gönüllere kilitlenecek. Gökler rahmet bereketiyle yağmurlar boşaltacak yeryüzüne. Bugün hepimizin yüreği şenlenip bayram sevinciyle coşacak. Kurban Bayramınız kutlu, yüreğiniz umutlu, umutlarınız atlı, sevdanız kanatlı, mutluluğunuz katlı, sofranız tatlı, mekânınız tahtlı, ömrünüz bahtlı, yuvanız bereketli olsun...

kurban bayramınız mübarek olsun -- 18.10.2012 21:36
KURBAN BAYRAMI MESAJI
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Kurban Bayramınız kutlu olsun!
hatice aslan -- 18.10.2012 21:31
kurban bayramı
Kurban Bayramı ,yüce Allah’ın, başta müslümanlar olmak üzere insanlık camiasına büyük bir lütfu ve rahmetidir hiç şüphesiz. Müslümanlar için büyük bir lütuf ve rahmettir, çünkü “Allah’a yaklaşmak” anlamına gelen Kurban ibadeti sayesinde Allah’a kulluk ve teslimiyeti öğrenmektedirler. Hz.Adem’den itibaren sürüp gelen kurban ibadeti hem dînî hem de dünyevî fayda ve hikmetleri içeren bir ibadettir. Şöyleki : Kurban insana Allah’a tamamen teslim olmayı öğretmektedir. Önemli peygamberlerden Hz.İbrahim’in vahiy vasıtalarından biri olan sadık rüyada oğlu İsmail’i kuban ettiğini görünce bunu ilahî bir emir telakki edip oğlunu Allah adına kurban etmeye girişmesi, oğlu İsmail’in de bunu teslimiyetle karşılaması aslında müslümanın Allah’a bütün varlığıyla teslim olması gerektiğini fiilen anlatan bir olaydır. Müşfik bir babanın oğlunu kendi eliyle boğazlamayı kabul edecek kadar ileri derecede bir teslimiyet örneğidir bu hadise. Gencecik, hayat dolu bir yüreğin henüz hayatının baharında canını Allah için feda edecek kadar yüksek bir teslimiyet sembolüdür bu kurban kıssası. Yoksa Allah, kendisi için insanın boğazlanmasını hiç bir zaman kastetmemiş ve insanlara böyle bir ibadeti farz kılmamıştır. Her ne kadar Allah’ın gerçek dininden sapmak suretiyle Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı insanın kurban edilmesi gibi yanlış bir inanca bağlayan zümreler çıkmışsa da bu, hakdinin değil, tamamen insanın uydrduğu kuruntulardan ibaret batıl bir dinin ürünüdür. Mısır halkının Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla her yıl Nil nehrine genç bir kızı kurban olarak atmaları böyle bir batıl inancın sonucudur. Yüca Allah böyle bir batıl inancı ve uygulamayı ortadan kaldırarak ve belli niteliklere sahip küçük veya büyükbaş hayvanların kurban edilmesini emrederek Allah rızası için dotların yanı sıra fakirlere dağıtılmasını dînî bir vecibe haline getirmiştir. Bu sayede yıl boyu ağızına et girmemiş bulunan fakir insanlar protein kaynaklarından biri olan olan et yeme imkanına kavuşmaktadır. Allah Taala kurban kesmeyi emretmek suretiyle fakir olan köylülerin ekonomik imkanlar elde etmesini mümkün kılmaktadır. Her yıl üç-beş tane hayvan besleyip kurban bayramında satan insan yıllık geçimini kolaylıkla temin edebilir. Ayrıca et üretimine katkı yapmış ve fiyat artışının da gerçeklemesinin önü bu yolla sağlanmış olur.
Kurban bayramı müslüman olmayan insanlar için de büyük bir lütuf ve rahmrettir. Çünkü kurban bayramının idrak edilmesiyle müslüman olmayan insanlar da ekonomik yönden bu sirkülasyondan yararlanmaktadır. Bundan da önemlisi kurban bayramı sayesinde,müslüman olmayan insanlar hayatın anlamı ve yorumu konusunda düşünmek için yeni bir fırsatla karşılaşmaktadır. “Ben kimim, nereden geldim, niçin varım, beni kim var etti, nereye gidiyorum,var olmamın amacı nedir ?” gibi temel soruları kendisine sormasını sağlayabilir ve bir cevap bulmaya çalışabilir. Zira herkes müslüman bir ebeveynin kucağında dünyaya gelmemektedir. Dünyanın her tarafına yayılmış bulunan müslümanların kesecekleri kurbandan müslüman olmayanların haberdar olmaması hemen hemen imkansız gibidir. Bizi hicri 1428 yılı kurban bayramına kavuşturan yüce Allah’a hamd ediyor, başta dostlarımız olmak üzere bütün müslümanların bayramını tebrik ediyor hayırlara vesile olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

hakan aslan -- 18.10.2012 21:28
sorun
organize sanayi bölgesinde bulunan işletme sahipleri olarak bir milletvekilinin dahi kapımızı çalıpta bir sorunumuz var mı diye dinlediğine şahit olamıyoruz.umarım birileri organizeye gelir ve incelemelerde bulunur
suavi yaz -- 17.10.2012 11:54
SöZleşmeli_BelediyeCi
Dile Getirirseniz Sevinirim.
SaYın Vekilim BELEDİYEDEKİ 5393, sözleşmeli Personele kadro olacak mı? olmayacak mı?
Taner_TAN -- 16.10.2012 11:45
kurban bayramı
Bizleri Bir Kurban Bayramına daha ulaştıran Alemlerin Rabbi'ne sonsuz hamd ve senalar olsun. Kurban Bayramı ve Arefesi çok önemli ve dikkat edilmesi gereken günlerdir.
İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda bulunmuşlardır.

İmam Azam Ebû Hanife'ye göre kurban vaciptir. Delili de:"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes(Kevser 2)
Bu konuda Rasulallah Efendimiz;
peygamberimizin :
"Kimin hali vakti yerinde olur da kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın."(İbn Mâce, Adâhî, 2. )
Hadisindeki vaid (korkutma) dır. Böyle bir korkutma ancak vacip olan bir ibadetin terki için yapılır. Yani İmam Azam demek istiyor ki, kurban vacip olmasaydı peygamberimiz onu terkedene böyle bir tehditte
bulunmazdı
Kurban Kimlere Borçtur?

Kurban, mukim olan ve sadaka-i fıtır nisabına malik olan her kadın ve erkek müslümana vaciptir.
Bu tariften şu anlaşılıyor: Müslüman olmayan, seferde bulunan müslümana ve fakir olana kurban vacip değildir.

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer seferde bulunduklarında kurban kesmemişlerdir. Şayet seferde olan kimse kurban kesmek isterse, kurban kendisine vacip olduğu için değil, nafile olarak kesebilir, kesmediği takdirde sorumlu olmaz.

İmam Azam Ebû Hanife ile Ebû Yusuf'a göre kurbanın vacip olmasında akıl ve erginlik çağına gelmiş olma şart değildir. Yani zengin olan çocuğun ve delinin mallarından babaları veya vasileri kurban keserler. Bu kurbanlardan sadece kendileri yiyebilir, başkaları yiyemez.

İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre kurbanın vacip olması için akı1 ve erginlik çağına gelmiş olma şarttır. Bu itibarla zengin olan çocuklarla deli olanların mallarından kurban kesilmez. ( Bedayiu's-sanayi, Beyrut, 1974, c. 5, s. 64.
) Fetvâ da bu görüşe göredir, yani zengin de olsalar çocuklarla delilerin kurban kesmesi gerekmez. (Reddülmuhtar, c. 5, s. 309. )

Zenginliğin Ölçüsü Herhangi mali bir ibadetin borç olması için ön görülen zenginlik ölçüsü 'Nisap' kelimesi ile ifade edilmektedir.
Kurban nisabı, kişinin temel ihtiyaçları olan oturacak evi, evinin yeter derecede eşyası, binek için olan hayvanı, üç kat elbisesi, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık nafakalarından ve borcundan fazla 80, 18 gr. altın veya bunun kıymeti para ve eşyaya malik olan kimse kurban kesecek kadar zengin demektir. Bu kimseye yılda bir defa kurban günlerinde kurban kesmek vacip olur.
Bu ölçü aynı zamanda zekat için de geçerlidir. Ancak zekat nisabında malının artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmiş bulunması şarttır.
Kurban nisabında bunlar aranmaz. Kurban kesme günlerinde zengin olan kimseye kurban kesmek vacip olur.

Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?
Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.

Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir.

Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.

Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.

Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur? Bilindiği üzere kurban bir ibadettir. Bunun için kurbanlık hayvanların kusursuz olmaları esastır. Her kusur olmasa da bazı kusurlar kurbana manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:
-İki veya bir gözü kör olan,
-Aşırı derecede zayıf olan,
-Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olan,
-Kulağının, kuyruğunun veya tenasül organının üçte birinden fazlası gitmiş olan,
-Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olan,
-Doğuştan kulağı ve tenasül organı olmayan,
-Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan,
-Burnu kesilmiş olan,
-Dilinin çoğu kesilmiş olan,
-Ölüm derecesinde hasta olan.
Böyle kusuru olan hayvanları kurban etmek câiz değildir. Bunun için kurbanlık satın alınırken kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere bayramın ilk üç günüdür. (Şafiîlerde dördüncü günü de olabilir.)
Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek, kurban olmaz. Peygamberimiz buyuruyor :
"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazı kılmaktır. Sonra evlerinize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim önce kurban keserse o da ancak ailesine bir et sunmuş olur, bu kestiği kurban olmaz.''

Kurban Nasıl Kesilir?

Hayvan incitilmeden kesilecek yere götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye karşı sol tarafları üzerine yavaşça yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı da bağlanır. Sonra kesecek olan:
"Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber ve Lillahilhamd. Bismillâhi Allahü ekber'' der, ara vermeden büyük ve keskin bir bıçakla keser.
Sadece "Bismillâhi Allahü ekber'' diye kesse de olur.
Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için, hayvanın yemek ve nefes boruları ile iki şah damarının kesilmesi gerekir.
Kurban kesildikten sonra sahibi, Allah rızası için iki rekat namaz kılar, sonra da dua ederek Cenâb-ı Hak'tan dileklerde bulunur.

Kurban Etinin Taksimi
Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilir. Ancak bir ailenin fertleri için kurban edilen hayvanın etini taksim etmek gerekmez. Bunun gibi ortaklaşa kurban kesenler kurban etini tamamen yoksullara veya bir hayır kurumuna verecek olurlarsa yine kurban etini taksim etmeleri gerekmez.
Kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya kendisi ve çoluk çocuğu için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı, kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesmeyen yoksullara sadaka olarak dağıtmak, bir bölümünü de akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de kendi çoluk çocuğu ile yemektir.

Bayram
Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretlerinin ikinci yılında meşru kılınmıştır.

Peygamberimiz Medine'ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz: "Bu günler ne oluyor?" diye sorduğunda, onlar "Biz cahiliyette bu günlerde oynayıp eğlenirdik.'' dediler. Bunun üzerine peygamberimiz : "Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı" buyurdu. Ramazan bayramı namazı gibi kurban bayramı namazı da vaciptir ve Cuma namazının şartlarına tabidir. Yani Cuma namazını kılmakla yükümlü olanlar, bayram namazını kılmakla da yükümlüdürler. Ancak Cuma namazı farz, bayram namazı ise vaciptir.

Bayram namazı
Güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğleye kadar kılınır. Herhangi bir sebeple ilk günü kılınamazsa ertesi günü kılınır. Bayram namazı Cuma namazı gibi ancak cemaatle kılınır. İki rekattır. Şöyle niyet edilir:
"Niyet ettim Allah rızası için kurban bayram namazını kılmaya, uydum imama.'' Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta "Süphaneke" okunur. Sonra imam açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa "Allahü ekber" diye tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır. İmam Fatiha ve sure okur; cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fatiha ve sûre okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik okunur, sonra selâm verilir.

Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur'an okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Ramazan ve kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez."(l9)
b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.
c) Güzel koku sürünmek.
d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.
e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.
f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.
g) Yoksullara çokça sadaka vermek.
h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.
i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir şey yiyip içmemek.
j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü peygamberimiz böyle yaparlardı.
k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.
Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.

Son Olarak Kurban Bayramı Arafesinin Sabah namazından başlayarak, Bayramın 4. Günü İkindi namazına Kadar "TEŞRİK TEKBİRLERİ" ne devam edilmelidir. Allah(cc) Bu vesile ile Bayramımızı gerçek bir Bayram tadında İslam'a uygun bir şekilde ihya etmeyi nasip eylesin. Tüm Kardeşlerimizin Bayramını bu vesile ile tebrik ederim.
osman bey -- 12.10.2012 22:25
yozgat sürmelisinin gelişi
YOZGAT SÜRMELİSİ
Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, etrafı ormanlarla çevrili içerisinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.
Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.

SÜRMELİ KIZIN ÖYKÜSÜ
Sürmeli Yozgat'ta yaşanmış Türk Halk Edebiyatının en güzel örneklerinden birisidir. Yozgat Sürmelilerinin ortaya çıkışı 19. yy. sonlarında İkinci Cihan Harbinin sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir. Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların. Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.
Sürmeli Beyin en tanınmış türküsü ;
Of ooof !
Yozgat seni delik delik anam delerim
Kalbur olur toprağını anam elerim
Vay vay anam sürmelim

Eğer sürmelini yitirirsen anam
Koyun olur peşin sıra melerim
Vay vay anam sürmelim
Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
Yuvamın içinde sürü otlattım
Ben sürmelimi gurbete attım
Vay vay anam sürmelim

Yozgat’ı en iyi anlatan “Türkü Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir.

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez del eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var

Derlenmiş Yozgat Türkülerinin sayısı bir hayli çok olduğu gibi henüz derlenmemiş türküleri de mevcuttur. Birçok türkünün efsaneleri de bulunmaktadır. Sürmeli, Ziya Türküsü, Musa Bey Türküsü, Celal Oğlan Türküsü, Hastane Önünde İncir Ağacı, Şakir Efendi, Turnalar, Yeşil Ayna, Hacı Bey türküsü ... Hikayesi bulunan belli başlı türkülerimizdir. Notaya alınmış ve TRT repartuarına girmiş türkülerin sayısı çoktur. Yozgat türkülerini derlemiş birçok derleyicinin yanısıra Muzaffer SARISÖZEN ile Nida TÜFEKÇİ'yi özellikle anmak gerekir.

Efsaneleri ve sevgileri ile dolu diyar olan Yozgat’ın efsaneleşmiş türkülerden “Ziya’nın Türküsü” ve “Hastane önünde incir ağacı” nın hikayeleri ve sözleri aşağıdadır.

ZİYA TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ
Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyündendir. Aynı köyden Fikriye adlı kızı sever ve nişanlanır. Fikriye'nin babası Karacalar Köyü imamı Ali Hocadır. Ali Hoca Kızıltepe Köyüne imam olur. Ziya sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider. İki tarafta birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüş ve karın ağrısından şikayet etmektedir. Doktora gider ama fayda bulamaz, bir hafta içinde ölür. Bir başka söylentiye göre, Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü, çok iyi atan binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir. İki köy arasında oynanan ciritte attan düşer orada ölür. Fikriye, nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı ve kederi şiire döker böylece Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat'ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.

ZİYA BEY TÜRKÜSÜ
(Fikriye'nin Söylediği Şekliyle)
Çamlığın başında tüter bir tütün;
Acı gormiyenin yürüğü bütün
Ziya'nın atını pazara tutun
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
Benim yarim yaylalarda oturur
Ak elini soğuk suya batırır
Demedim mi yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
Ham meyveyi koparttılar dalından
Ayırdılar beni nalı yerimden
Demedimmi nazlı yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.


HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.



HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI BURÇAK TARLASI
Hastane önünüde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabib geliyo zehirden acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın Sabahleyin kalktım sütü pişirdim
Sütün köpüğünü yar yar yere taşırdım
Kaynanamdan korktum aklım şaşırdım
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması
Elimi salladım değdi dikene
İlahi kaynana ömrün tükene
İntizar eyledim burçak ekene
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması
Elimin kınasını ezdirmediler
Gözümün sürmesini sürdürmediler
Burçak tarlasında gezdirmediler
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması


FEYLİ TURNAM
Feyli turnam göle gelsene
Feyli turnam feyli turnam göle insene
Feyli turman feyli turnam kanat çırpsana
Feyli turnam feyli turnam kanat gersene
Feyli turnam şöyle dönsene
Feyli turnam feyli turnam çay yolsana
Feyli turnam feyli turnam gölden kalksana
Feyli turnam feyli turnam gölden gitsen

NALİNLİM
Nalinlim Elma attım karşıya
Yuvarlandı çarşıya
Şu Yozgat’ın kızları
Birer tabak turşuya
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelin
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere
O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim hey tuluma tuluma
Su doldurdum tuluma
Seni kurban ederim
Sulaleme soyuma
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelim
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim karşıda kara çalı
Kararıp durma çalı
Ben sana varırmıyım
Sümüklü sıracalı
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelim
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere
O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim tefe vur sesi çıksın
Başından fesi çıksın
Yozgat’tan kız almayanın
Aklında baba çıksın
sevda -- 07.10.2012 17:37
yozgat işlemeciliği
Bakır İşlemeciliği: 25-30 yıl öncesinde Tol çarşı içinde bakırcılar bulunmaktaydı. Ancak bugün için birkaç kişiyi geçmeyen bakırcılık unutulmaya yüz tutmuştur. Bakır işlemeciliğinde de gümüşte olduğu gibi şu anda işlenmiş ve yapılmış olarak gelen hazır kaplar veya eşyaların satışı yapılmaktadır. Daha önceki yıllarda çarşıya plakalar halinde gelen bakır malzeme ustalar tarafından istenilen veya ihtiyaç duyulan mutfak veya vesair eşyalara dönüştürülürdü. (Helke, kazan, tas, tepsi, leğen, sahan, sini v.b.) Bakır levhalar istenilen eşyanın büyüklüğüne göre kesilip önceleri ayakla çalıştırılan ve daha sonraları motorlu olanları çıkan körüklerin kor hale gelen ateşte iyice ısıtılıp tokmaklarla örs üzerinde dövülerek istenilen hale getirilirdi.


Kalaycılık: Bakır mutfak eşyalarının kullanıldığı dönemlerde revaçta bir meslek olan kalaycılık da ugün kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer almaktadır. Nişadır ve kalay malzemesi ile yapılın kalay işi çok basit bir yöntemle yapılmaktadır. Kalaylanacak kap bir kıskaçla tutulup körüğün korladığı ateşte iyice ısıtılır. Isınmış olan kap kenara çekilir ve içine önce nişadır arkasından kalay malzemesi atılıp bir pamukla sıcaktan hemen eriyen kalay bütün kabın içine iyice sürülür. İşlem tamamlandığı zaman beyaz ve parlak bir görünüm alan kap istenildiği zaman kullanılabilir hale gelir.

Bıçakçılık: 40-50 yıl önce kamyon makaslarından bıçak yapılırdı. Şimdi ise hazır getirilen çelik malzemeden bıçak yapılmaktadır. İstenilen ebattaki çelikler körüğün korladığı ateşte iyice dövülerek istenilen şekle sokulur. Ağız inceliği sağlanan çelik keskin hale getirilmek üzere çark’a verilir. İncelip tesfiye işi biten çelik’e su yağ ile birlikte verilir. Çelik çok sertleşirse suyu yeniden alınır. Bıçak ustalığındaki maharet çeliğe su vermekte bulunur. Bıçak için yapılacak olan saplar ya ağaçtan (gürgen,ceviz) veya keçi,manda boynuzundan yapılır. Boynuzda ateşte ısıtılarak örs ve çekiçle bıçak sapı haline getirilip ve daha sonra bu sap cila ile parlatılarak çelikle birleştirilir ve bıçak tamamlanmış olur.

Nalbantçılık: Otomobillerin az, at arabaları ve kağnıların çok olduğu dönemde nalbantçılık önemli meslekler arasında sayılmakta idi. 30-40 yıl önceleri Yozgatlı ustaları yaptığı nallar hayvanlara takılırdı. Ancak diğer sanatlar gibi kaybolmaya başlayan bu meslekte de Yozgat’ta bu gün iki usta bulunmaktadır. Nallar İstanbul ve Zile’den hazır olarak getirilmektedir. Nal için örs,çekiç,kerpeden ve atın tırnağını yontmak için yonocak denilen aletlere ihtiyaç vardır. Atın tırnağı yonacakla nala uygun hale getirilir ve nal çivilerle tırnağa çakılır.

yozgat sevdası -- 07.10.2012 17:19
ATATÜRKÜN YOZGATA GELİŞİ
Atatürk’ün Yozgat’a İkinci Gelişleri(3 Şubat 1934)

Vatanın bağrına düşman dayarsa hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini…

İtalya diktatörü Mussolini’nin elini azametli bir tehditle doğuya doğru uzatıp;”Bizim Deniz” diye haykırdığı , Antalya hülyasını aklından geçirdiğinde Atatürk, Anadolu’nun bağrından cevap vermek üzere 01 Şubat 1934 günü gece yarısı yola çıkarlar.O sene kış o kadar şiddetli geçmekteydi ki, yollardan otomobillerin değil kurtların bile geçmesi müşgüldü.
Daha Ankara’dan ayrıldıkların dan 50 km. sonra tipi başlamış ,Beynam köyünden itibaren yollarına kar altında devam etmek zorunda kalmışlardı.
Yolda döküle döküle , hatta Atatürk’ün arabası bile birkaç kere batağa saplanmak suretiyle hatta bizzat kendisinin de itmeğe mecbur kalması şartıyla ilerliyordu.
İşte 16 saat süren bu yorucu ve zor seyahatte,Yozgatlılar Çiçek dağ hududundaki kekliali belinin karını nefesleriyle temizlemiş, derin bir sevinç içinde Ata’larını bekliyorlar.
Resmi bir merasim yapılmayacağı belirtilmemesine rağmen halk hazırlanıyor,çok dar olan bir zaman içinde ne yapılması mümkünse başarmaya diniyordu.
Saatler geçtikce Şehirdeki halk’ın heyecanı genişliyordu.Nihayet 3 Şubat 1934 günü saat 15’de Yerköy’den hareket ettikleri müjdesi alınıyor.
Milli kıyafet giyinmiş bir atlı grubu Yerköy’de davul ve zurnalarla Atatürk’ü karşılamış,tezahürat içinde Yozgat’a hareket etmişti. Yol boyunca cirit oyunlarıyla Atatürk’e refakat etmekte idiler.Kar atların diz kapaklarını aşıyor ama kimse aldırış etmiyordu. Bu milli heyecana kapılan Ata’nın otomobilinden başını çıkararak kendilerini karşılayan Yozgatlılara şu övünç sözlerini söylemişlerdir;
Ünlü süvarileri,
Harp meydanlarında
Kahramanca dövüşen
Türk
Yiğitlerinin harman olduğu diyar..
Bozok yaylasının çocukları
Varolun…
Çünkü bu övgüyü fazlasıyla hak etmiş Çanakkale de, Yunan harbinde ve PKK ya karşı verilen mücadelede binlerce asker vermiş en çok şehit veren ilimiz Yozgat’tır.
Bugün bile Atatürk Yozgat’a ceza verdi sözü ise tamamen asılsız bir iftiradır Yozgatlılara ve Atamıza saygısızlıktır.
Saat 16:20’de şehre giren eşsiz konuk coşkun bir alkış tufanı,yaşa,varol sesleri içerisinde,Lise’ye,Halkevine,Belediye ve kumandanlık dairesine gidip ordu mensuplarına iltifatta bulunuyorlardı.
Hükümet konağında soba başında yorgunluk kahvesini içen Atatürk,Belediyede yapılan toplantıda şehrin imarı konusundaki çalışmaları inceledi.Udi’nin başkanlığı altında bir “İmar ve kalkınma komisyonu” kurulması hazırlayacakları raporun kendisine gönderilmesi merini verdi.
Lise’de derslere girdi.Öğretmen ve öğrencilere tarih konusunda sorular yöneltti.Cepheden tanıdığı Fizik öğretmeni Vehbi Ulusoy’un dersinden memnun kalarak arzu olup olmadığını sorduklarında Vehbi Bey’in milletvekilliği istemesi üzerine de “sizin muallim ve mürebbiliğinizi değil milletvekilliği,cumhurbaşkanlığına da değiştirilemez.Çünkü siz nur dağıtıyorsunuz.Şayet maddi bir sıkıntınız varsa telafi olunur” özlü sözleriyle öğretmenlere verdikleri önemi vurgular.
Liseden ayrılışlarında bir öğrencinin aniden ortaya çıkıp fotoğraf çekmesi üzerine Atatürk’ün “niçin izinsiz çektin” sorusu karşısında öğrencinin de “Paş** bu fırsat elime ne zaman geçecekti onu seremoniye edeyim dedim” cevapı karşısında memnun oldular.
Vali Baran Beyin kızları Ayhan Baran Atatürk’ün Vali konağına gelişleriyle ilgili anılarında,”İşte o an, Gazi ağır ağır ve büyük bir vakar içinde konağın daracık merdivenlerinden çıkıyorlardı.Mini Mini elim onun dünyalara hükmeden avuçları içinde çırpınmıştı.Küçük yaşıma rağmen, Gazinin altın renkli saçlarının asıl alnında uçuşunu , çelik mavisi keskin bakışlarını, gri renkte kalın kış paltosunu, elindeki aynı renkte kalın kenarlı kasketini ve lacivert,bej gri karışımı jakarlı süveterini,aynı renkte gri golf takımını hiç unutmamak üzere seçebilmiştim.
Gazi Hazretleri gelişleriyle evimizde bir bahar havası estirmiş, kara kışın kapkaranlık bir gecesinde güneşten daha parlak bir ışık kaynağı gibi aydınlatmıştı içimizi.
Artık, saatler rüzgar hızı ile geçiyor, neşe ve sevinç dolduruyor her yeri.Bir ara Gazinin bey babama isim vereceği ve bizimde o odada hazır bulunmamız gerektiği haberi verilmişti.Biz dört kardeş, Gazi’nin odasına girdiğimiz zaman,Gaziyi ayakta konuşma yaparken gördük Beybabam ayakta heyecandan sap sarı,titriyordu.O sırada gazi tarafından bey babama verilen bir mektupla adı Bekir Sami iken “Baran” öz adı olarak değiştirilmiştir.Aradan yine dakikalar geçiyordu.O gece çok neşeli olan gazi anneme ilk defa samimi bir aile sofrasında bulunduğunu söylemiş,annem tarafından yapılan Çerkez tavuğu, O’nun en çok sevdiği yemekler arasında imiş.
Gazi beni kendisine çekip iki elimden sımsıkı tutarak,ince ve tatlı bir sesle bana “Beni sever misin?”diye sordu kahve rengi bakışlarım O’nun keskin,gözler kamaştıran mavi bakışları altında “bütün sevgim sizin” için cevapını verirken başımı öne eğmiştim.Başımı kaldırdığım zaman Gazi’nin yanaklarından sızan göz yaşlarının birer pırlanta gibi parladığını gördüm.Dünyanın en büyük insanı ağlıyor ve ben, bir Türk çocuğu Dünyanın en büyük heyecanı ile sarsılıyordum.Annemle Bey babamın arasında oturan Gazi,titreyen elleri ile ellerimi Afet hanımefendiye uzattı.
O gece Ablamın adı Afife iken,Bilge Müfid’in adı Mete olarak değiştirilmişti.”
Vali konağında karşılayıcılar arasında bulunan öğretmen Süleyman Dereli’nin hafız olduğunu öğrenen Atatürk, Kur’an-ı Kerim’den bir sure okumasını ve tefsir etmesini ister.Hafız tefsir edemeyince de,Atatürk tefsiri hatasız olarak yapar.Okunan şiiri beğendiği, şair Hüzni’yle de görüşmek isterse de, şair şehir dışında olduğundan görüşme imkanı olmaz.
O gece öğretmen Muhsin Gökkay’ın başkanlığında verilen konser de Ata’nın çok hoşuna gitmişti.Bu hava içinde geçen sohbete, her şahsın kendi branşında konuşması Atatürk tarafından istenilince,Ruşen Eşref bey edebiyat tarihinden ve Fuzuli,Nedim ve divan edebiyatından konuşular.Yerine göre seçme şiirler okudular.Namık Kemal’in Vatan kasidesini okurlarken;
“Vatan bağrına düşman dayamış hançerini
Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini”mısralarını Atatürk,Mecliste belirttikleri gibi;
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”şeklinde okuttular ki Musollini’ye iletilmek istenilen mesaj hedefine ulaşmıştı.
Salonda sergilenen fotoğraflar içerisinde Foto Mümtaz Tiyanşan’ın arşivinden derlenen ve o güne kadar gündeme gelmemiş olan Sofya Ateş emirliğinde çekilmiş olan yeniçeri kıyafetli fotoğrafını Atatürk görünce çok mütehassis olur ve hikayesini anlatır.


m.demir -- 07.10.2012 17:10
ATATÜRKÜN YOZGATA İLK GELİŞİ
Atatürk'ün Yozgat'a Gelişi

ATATÜRK’ÜN YOZGATA İLK GELİŞLERİ (15 Ekim 1924)

Atatürk'ün 29 Ağustosta 1924 te Afyon’dan başlattığı Sonbahar Yurt Gezisi, Marmara'dan Karadeniz bölgesine, buradan Doğu Anadolu’ya uzanmıştı. Atatürk, Kayseri, Yozgat, Kırşehir’den sonra Ankara'ya dönüyordu. 15 Ekim 1924 yağmurlu bir gündü. Atatürk o gün Kayseri'den Yozgat’a geçecekti. Yozgat Valisi Aziz Bey, konukları almak üzere Kayseri'ye kadar gelmişti. Yağmur dinse mesele yoktu, hemen hareket edebilirlerdi. Ne var ki; yıllardır böyle bir yağmur görülmemişti. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Yozgat’a otomobillerle gidileceği için yollardan endişe edenler vardı. Aziz Bey: "Yozgat halkı büyük kurtarıcıyı bu gün bu gece aralarında görmezse gözüne uyku girmez. Hareket edelim." dedi. Öğleden sonra hareket ettiler Yol boyunca köylüler kurbanlarla bekliyorlardı. Toplulukları gördükçe arabasından inerek hatırlarını soruyor, dertlerini dinliyorlardı. Boğazlıyan ilçesinde kısa bir moladan ve Hükümet Binası balkonundan halkı selamladıktan sonra, yollarına devam edip, gece geç vakit Yozgat’a girdiler. Karşılama töreni yapılmaması istenildiği halde o gece yediden yetmişe çevre köylerden gelenlerle Yozgat ayaktaydı. Hem de yağmur altında.. Gündüz beklemişler, akşamdan sonra geleceğini öğrenince dağılmamışlardı. Herkesin elinde bir fener vardı. Meydana koca bir ateş yakmışlardı. Birkaç yüz atlı şehrin dışında Atatürk’ü karşılayacak, Hükümet Konağı önüne gelecekti. Öyle oldu. Bir ışık seli Yozgat’a aktı.

Atatürk, eşi Latife Hanım ve arkadaşları geceyi "Miralay Şerifbey Konağı”nda geçirdiler. Ertesi gün 16 Ekim 1924 sabahı Atatürk, doğruca beraberlerinde Yozgat Milletvekilleri olduğu halde, halkın alkışları ve "Çok yaşa Büyük Gazimiz" dilekleriyle yürüyerek Hükümet Konağına geldiler. Memur ve öğretmenleri kabul ederek, her birinden görevleri ve faaliyetleri hakkında bilgi ve izahat aldılar. Öğretmenlerle çeşitli ders programları hakkında görüş alışverişinde bulundular. İzahata göre, İlin 400 km ye varan yolları baştanbaşa tamire muhtaç bir haldedir. Yeniden 100 km yol yapılması gereklidir.

İl dâhilinde sükûn ve asayiş yerindedir. Vakıflara ait emlakin yenilenmesi ve onarımına teşebbüs edilmiştir. Göçmenlerin durumu nispeten iyidir. Koskoca Yozgat Hastanesinde doktor olarak bir operatör var. İlçelerin hiçbirinde doktor yoktu. Atatürk, yanındaki milletvekillerine dönerek: "İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerdeki doktorları bütün milletin hayatı ve sağlığı ile ilgilendirmek çarelerini bulmalıyız. Bu böyle olmaz." dedi.

İlin idaresinde gösterdiği başarıdanve izahattan dolayı, Vali Aziz Beye teşekkür ettiler. Hükümet konağından ayrılışlarında öğrenciler tarafından, milli şiirler okunmuş ve buketler verilmişti.Belediye'ye gelişlerinde, halk veesnaf dernekleri tarafından samimi tezahürat yapılmış ve yüz kadar kurban kesilmiştir. Belediye'de, parti, şehrin ileri gelenleri, esnaf ve tüccar temsilcileriyle bir saatten fazla sohbette bulundular. Dile getirilenler memleket ihtiyacı idi. Herkes memleketin gelişmesi için, trenin Yozgat'tan geçirilmesini, tüccarlar iş Bankası'nın bir şubesinin açılmasını diliyorlardı. Gazi Hazretleri önleyici bir durum, fennen sakıncası yoksa arzularının yerine getirileceğini ve olmadığı takdirde, bir şube hattıyla bağlantı sağlanacağını vaat ettiler.Bu sırada Yozgatlı kadınlar, Latife Hanımla sıkı bir dostluk kurmuşlardı. Aralarında bir toplantı yaparak Latife Hanımı davet ettiler, bilişip görüştüler. Sonra da Latife Hanım'a: "Gazi Paşa bizim babamızdır. Kaç-göç tanımayız. Bizi O'na götür, ziyaret edeceğiz, elini öpeceğiz." Kadınların içtenlikle söyledikleri bu dileklerini Latife Hanım yerine getirdi. Halk gündüz davul ve zurna çalgılarıyla, gece de fener alayı düzenleyerek eğlenmişlerdi. Eğlenceleri izleyen Atatürk, 17 Ekim 1924 sabahı saat 8'de de Yozgat'tan ayrılarak Kırşehir'e hareket etmişlerdir.

sudenaz -- 07.10.2012 17:04
yozgat camii
Cami Temelinin Sağlam Olması:
Büyük Caminin temeli kazıldığında temelden su çıkar. Temele ardıç ağaçları çaprazlama atılarak temel duvarı örülür. Temel duvarının örülmesinden sonra caminin ustabaşı ortalıktan kaybolur, ve cami inşaatı devam etmez. Yedi yıl sonra ustabaşı gelir caminin inşaatına devam ederek camiyi tamamlar. Niçin kaybolduğu sorulunca: Cami temelinin yerleşip yerleşmediğini ölçtük. Böylece camiyi sağlama aldık. Bu cami duvarı kolay kolay çatlamaz, der.

Cumada Hızır Bulunması:
Bir gün Büyük Cami inşaatına harç karan amelelerden birinin yanına ak sakallı ihtiyar bir adam gelir, camiye emeğinin geçmesi için çalışan işçiden küreği alır, bir müddet harç kardıktan sonra küreği tekrar işçiye vermek ister, işçi küreği geri almaz ve ihtiyara derki: Ben senin kim olduğunu biliyorum. Her sabah namazında bu camide olacağına söz verirsen küreği alırım. Yoksa almıyorum. Her sabah namazı için söz veremem ama, her kandil ve cuma namazlarında bu camide olacağıma söz veriyorum, diyen ihtiyarın elinden, işçi küreği alır, ak sakallı fani görünüşlü Hızır oracıkta kaybolur. Halk Hızır Aleyhisselâm'ın her cuma ve kandil namazlarında Büyük Cami'de olduğuna inanmak tadır.

Çamlık Söylencesi:
Yozgat'ın en ünlü dinlenme yeri çamlık'la ilgili söylenceye göre; Çamlık'a ilk fidanı Aslı'nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslısını sormuş, bulamayınca Çamlık'ın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş, "Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar" deyip yollara düşmüştür. o gün bu gündür çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar. Sevdalıların buluştuğu Çamlık için böyle bir efsane söylenir halk arasında. (Kaynak Yurt Ansiklopedisi)

Gelin Kayası
Yozgat'taki Nohutlu Tepesinin arkasında bulunan cehrilik yakınlarında deveye binmiş geline benzeyen kayalar bulunmaktadır. bu kayalara "Celin Kayası "denir. Köyün birinden gelin alayı gelmektedir. Eşkıyalar gelin alayını çevirirler. Niyetleri kervandaki gelini alıp esir pazarında satmaktır.Celin alayının erkekleri eşkıyalarla vuruşurlar ve hayatlarını kaybederler. Eşkıyalar gelini ve damadı yakalamak üzeredirler.Yakalanacaklarını anlayan gelin ve damat Allah'a dua ederler."Allah'ım bizi bu eşkıyaların eline düşürme, bizi ya taş et, ya kuş et" Duaları kabul olunur. Güzel gelinle birlikte eşkıyalar, develer ve atlar oracıkta taş olurlar. Damat ise kuş olup gökyüzüne uçuverir. Güzel gelinin ağlarken gözünden döktüğü yaşlar sel olur ve orada kırmızı lalecikler bitmeye başlar. Zamanla bu laleler tüm tepeyi kaplar. Eğrice'de (mayısın ikinci haftasında) cehrilik laleleri kırmızı kırmızı açar ve beyaz güvercinler gökyüzünde süzülürler. Yozgatlı avcılar buradaki güvercinlere kesinlikle ateş etmezler.

Kızlar Kayası (Çekerek Yozgat):
Çekerek'ten Zile'ye giderken çekerek ırmağının yanında Cenevizler Döneminde yapılmış yüksek ve sivri bir kayanın üzerinden ırmak yönüne doğru ve toprak altında yaklaşık iki yüz merdivenle inilen bir kaya vardır.Söylentiye göre; kayanın doğusundaki yüksek tepeye yerleşenler Irmaktan su almak için bu merdivenleri yapmışlardır. Bir Rum Beyinin hasta kızı için bu merdivenleri yaptırdığı da rivayet edilmektedir. Bir başka rivayete göre ise keşişin birinin güzel bir kızı varmış, iki genç, bu kızı isterlermiş. Keşişin işe kızını her iki gence de vermek gibi bir niyeti yokmuş. Gençlerden birine bu yüksek kayadan girilerek merdivenlerle Irmağın karşı tarafına geçilecek bir yol yapmasını; öteki gençten ise ırmağın üzerinden geçecek bir köprü inşaa etmesini ister. Kim önce bitirirse kızı ona verecektir. (Kızlar Kayasından 500 mt. aşağıda bu köprünün ayakları mevcuttur.) iki gençten biri köprüyü, diğeri merdivenli geçit tünelini yapar. Ancak birbirlerinden haberdar değildirler. Keşiş köprüyü yapan gence ötekinin daha önce bitirdiğini kızı ona vereceğini söyler. Bunu duyan genç kafasına külüngü vurarak kendini öldürür. Keşiş daha sonra kayayı oyan gence, kızı köprüyü önce bitirdiği için öteki gence verdiğini söyler. Bunun üzerine bu genç de kendisini yüksek kayalardan aşağı atarak öldürür.

Yozgat' ta kış :
Kışa sormuşlar nerede bulunursun ?
Erzurum'da Orda yok isen
Sivas'a bakın Orada da yoksan ?
Mutlaka Yozgat'ta olurum, demiş, şair
Fenni de bir beytinde: "Haşa lamyezelsin karışılmaz işine Yozgat'ın bir ay yazı var, onu da kat kışına " der.

Sarıkaya Kaplıcalarının Efsanesi (Kral Kızı Hamamı)
Roma Kral Kızı Hamamı diye bilinen Sarıkaya Kaplıcalarının efsanesi halk arasında şöyle anlatılır: Kayseri'de oturan Roma Krallarından birinin kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Kral kızını birçok hekimlere götürür, tedavisi için her şeyi yapar, ama güzelliği dillere destan bu kızın derdine çare bulunamaz. Kızın hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte kız artık yürüyemez bir haldedir, .ayakları tutmamaktadır, dizleri küt olmuştur. Bugünkü adıyla kızın hastalığı romatizmadır. O günlerde Sarıkaya sazlık ve bataklıktır, sıcak suyun olduğu yerde küçük bir gölet oluşmuştur, balçık halinde çamurlu bir hamamdır burası... Kral küçük kızını son çare olarak bu sıcak suyun bulunduğu yere gezsin diye gönderir, Artık ömrünün sayılı günlerini yaşayan zavallı kız avunmak için bu çamurlu gölet kenarında dolaşmakta, zaman zaman da arkadaşlarıyla çamurlara girmektedir, işte gezmek ve avunmak için girdiği çamurlar ve sıcak su kıza iyi gelir. Bir müddet burada kalır, gün geç tikçe kızın hastalığı iyi olmaya başlar, küt dizleri açılır yavaş yavaş adım atmaya , yürümeye başlar. Sonunda tamamen iyileşen güzel kızın buradaki sıcak sudan iyi olduğu anlaşılır. Bunun üzerine kızın babası kral, buraya mermerden bir havuz yaptırır, etrafını kesme büyük taşlarla çevirttirir, önceleri kimsenin olmadığı bu havuz çevresinde bir şehir oluşur. Kralın kızının adı bu yen! şehre verilir. Yetmiş bin nüfuslu bu şehrin adı "Öper" veya "Hoperi" dir.şehrin ulaşımı ise Sarıkaya'nın Beştepeler mevkiinden geçen Yozgat ve Kayseri şoselerinden sağlanmaktadır. bu büyük şehir bir deprem sonucu yok olmuştur, sadece hamamların olduğu yer kalmıştır. (Sarıkayalı Latif Taştan' dan Cemil Kılıçarslan tarafından derlenmiştir.)

Kerkenes Dağı Efsanesi:
Melik Acem, Keykubat'ın oğlu Keykavus Acem toplumundandır. o zaman Türk islam Efrasyab yidinde bulunuyordu. Nahiyeyi sebah Yemen ve hatta M.ö. 4000 yıllarında yaşamış olan Süleyman (A.s.) yidinde bulunan şehirlerdir. Keykavus Süleyman Peygamberden çalışkan, yiğit insanlar istedik! "Benim yidimde bulunsunlar onlara şehir yaptıracağım" dedi. Süleyman (A.s.) da istediği insanlardan Keykavus'un emrine verdi. Rüstem Destan Subaşılık görevi yürütüyordu. Keykavus'un Siyaveş isminde bir oğlu oldu. Oğlunu Rüstem Destan'ın emrine verdi, iyi yetişmesi ve askerlik bilgisinin artırılması için onun yanında bulunmasını istedi. Keykavus şehir inşasına uzun ve yorucu çalışmalar sonucunda 7 fersah (Fersah=5 KM.) o şehrin etrafına da 4 kat metin boru yaptılar, şehrin inşasını tamamladıktan sonra, insanlar gelip şehre yerleştiler, o şehrin ismini de Kerkenes koydular, insanlardan bu şehrin güvenliğini sağlamak için belli bir grup nöbetçi koydu. Ama deprem neticesinde Kerkenes viran oldu, insanlar şehrin yerle bir olmasını engelleyemediler. Bunun üzerine Keykavus güvenliği sağlamakta görevli bulunan nöbetçileri ve diğer ilgilileri öldürttü, şehir neticede viran oldu. Keykavus hayatta bulunan birlikleri ile Yemen'e vardı. Padişah ile birlikte savaşarak Keykavus ve taraftarları yenil


hakan -- 07.10.2012 17:01
yozgat sözleri eski
Ürelûün : Evvelki gün.
Gonşu :Komşu
Uruplağa :Tahıl ölçü birimi(Yaklaşık 4 kg)
Helgir :Üstü açık kulplu bir kap
Vesait : Araç
Şusa :Yol
Şemşamer:Ayçiçegi,çekirdek
dene :Tane
Çabur : Giyim,kuşam
Ehlahsız :Ahlaksız
SAbı :Sahibi
Gangal: Dikenli,yenilebilir bir bitki
Tiken: Diken
Gümpür: Patates
Pahla :Fasulye
Bostan :Bahçe
Kelek :Kavunun olamamış hali
Masimezliği:Umursamamak
Örüm :Atam
Ud :Namus
Kakıç :Zora gidecek söz
Kosnük :Uyuz,işe yaramaz
Soodüm :Sövme,küfür etme
Navrahsız :Yüzü çrkin
Sufra :Sofra
Zibil :Toz,çöp
lalek : Leylek
Bahale :Bakarmısın
Haggat :Hakikaten
Gonüm :Gönlüm
Dadı :Tadı
Daşlayacak:Taşlayacak
Ohumuş :Okumuş
Bibi :Babanın kız kardeşi
Ekma :Ekmek
Sohun :Yufka ekmegin dürülmüş hali
Pantul: Pantolon
Uşayı :Erkek çocuk
Gayri :Artık
Kirmen :Ham yünü ip yapan bir alet
Hedik :Bugdayın haşlanmış hali.Bugdayın bulgur olmadan bir önceki hali.
Yudu :Yıkadı
Gever :Tarla içindeki su yolu
Patos : Bugday saplarını saman haline getiren alet
Çinik :Tahıl ölçegi(yaklaşık 8 kğ)
Albağlım: Al bakalım
GÜZEL OSMAN -- 06.10.2012 23:36

SERBEST KÜRSÜ'YE GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI

 
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 45 45