BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 14.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
277
Dün
:
4633
Toplam
:
14840880

Adı Soyadı
E-Posta
Konu
Mesajınız

yozgat sürmelisinin gelişi
YOZGAT SÜRMELİSİ
Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, etrafı ormanlarla çevrili içerisinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.
Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.

SÜRMELİ KIZIN ÖYKÜSÜ
Sürmeli Yozgat'ta yaşanmış Türk Halk Edebiyatının en güzel örneklerinden birisidir. Yozgat Sürmelilerinin ortaya çıkışı 19. yy. sonlarında İkinci Cihan Harbinin sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir. Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların. Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.
Sürmeli Beyin en tanınmış türküsü ;
Of ooof !
Yozgat seni delik delik anam delerim
Kalbur olur toprağını anam elerim
Vay vay anam sürmelim

Eğer sürmelini yitirirsen anam
Koyun olur peşin sıra melerim
Vay vay anam sürmelim
Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
Yuvamın içinde sürü otlattım
Ben sürmelimi gurbete attım
Vay vay anam sürmelim

Yozgat’ı en iyi anlatan “Türkü Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir.

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez del eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var

Derlenmiş Yozgat Türkülerinin sayısı bir hayli çok olduğu gibi henüz derlenmemiş türküleri de mevcuttur. Birçok türkünün efsaneleri de bulunmaktadır. Sürmeli, Ziya Türküsü, Musa Bey Türküsü, Celal Oğlan Türküsü, Hastane Önünde İncir Ağacı, Şakir Efendi, Turnalar, Yeşil Ayna, Hacı Bey türküsü ... Hikayesi bulunan belli başlı türkülerimizdir. Notaya alınmış ve TRT repartuarına girmiş türkülerin sayısı çoktur. Yozgat türkülerini derlemiş birçok derleyicinin yanısıra Muzaffer SARISÖZEN ile Nida TÜFEKÇİ'yi özellikle anmak gerekir.

Efsaneleri ve sevgileri ile dolu diyar olan Yozgat’ın efsaneleşmiş türkülerden “Ziya’nın Türküsü” ve “Hastane önünde incir ağacı” nın hikayeleri ve sözleri aşağıdadır.

ZİYA TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ
Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyündendir. Aynı köyden Fikriye adlı kızı sever ve nişanlanır. Fikriye'nin babası Karacalar Köyü imamı Ali Hocadır. Ali Hoca Kızıltepe Köyüne imam olur. Ziya sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider. İki tarafta birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüş ve karın ağrısından şikayet etmektedir. Doktora gider ama fayda bulamaz, bir hafta içinde ölür. Bir başka söylentiye göre, Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü, çok iyi atan binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir. İki köy arasında oynanan ciritte attan düşer orada ölür. Fikriye, nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı ve kederi şiire döker böylece Ziya Türküsü ortaya çıkar. Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat'ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.

ZİYA BEY TÜRKÜSÜ
(Fikriye'nin Söylediği Şekliyle)
Çamlığın başında tüter bir tütün;
Acı gormiyenin yürüğü bütün
Ziya'nın atını pazara tutun
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
Benim yarim yaylalarda oturur
Ak elini soğuk suya batırır
Demedim mi yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
Ham meyveyi koparttılar dalından
Ayırdılar beni nalı yerimden
Demedimmi nazlı yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.


HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.



HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI BURÇAK TARLASI
Hastane önünüde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabib geliyo zehirden acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın Sabahleyin kalktım sütü pişirdim
Sütün köpüğünü yar yar yere taşırdım
Kaynanamdan korktum aklım şaşırdım
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması
Elimi salladım değdi dikene
İlahi kaynana ömrün tükene
İntizar eyledim burçak ekene
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması
Elimin kınasını ezdirmediler
Gözümün sürmesini sürdürmediler
Burçak tarlasında gezdirmediler
Ah ne yamanda zormuş burçak tarlası
Burçak tarlasında yar yar gelin olması


FEYLİ TURNAM
Feyli turnam göle gelsene
Feyli turnam feyli turnam göle insene
Feyli turman feyli turnam kanat çırpsana
Feyli turnam feyli turnam kanat gersene
Feyli turnam şöyle dönsene
Feyli turnam feyli turnam çay yolsana
Feyli turnam feyli turnam gölden kalksana
Feyli turnam feyli turnam gölden gitsen

NALİNLİM
Nalinlim Elma attım karşıya
Yuvarlandı çarşıya
Şu Yozgat’ın kızları
Birer tabak turşuya
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelin
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere
O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim hey tuluma tuluma
Su doldurdum tuluma
Seni kurban ederim
Sulaleme soyuma
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelim
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim karşıda kara çalı
Kararıp durma çalı
Ben sana varırmıyım
Sümüklü sıracalı
Nalinlim dön dön dönelim
Sırtı sırta verelim
Vur elleri ellere
Koy elleri bellere
O yar kurbanlar olsun
Şıkırdayan ellere
Nalinlim tefe vur sesi çıksın
Başından fesi çıksın
Yozgat’tan kız almayanın
Aklında baba çıksın
sevda -- 07.10.2012 17:37
yozgat işlemeciliği
Bakır İşlemeciliği: 25-30 yıl öncesinde Tol çarşı içinde bakırcılar bulunmaktaydı. Ancak bugün için birkaç kişiyi geçmeyen bakırcılık unutulmaya yüz tutmuştur. Bakır işlemeciliğinde de gümüşte olduğu gibi şu anda işlenmiş ve yapılmış olarak gelen hazır kaplar veya eşyaların satışı yapılmaktadır. Daha önceki yıllarda çarşıya plakalar halinde gelen bakır malzeme ustalar tarafından istenilen veya ihtiyaç duyulan mutfak veya vesair eşyalara dönüştürülürdü. (Helke, kazan, tas, tepsi, leğen, sahan, sini v.b.) Bakır levhalar istenilen eşyanın büyüklüğüne göre kesilip önceleri ayakla çalıştırılan ve daha sonraları motorlu olanları çıkan körüklerin kor hale gelen ateşte iyice ısıtılıp tokmaklarla örs üzerinde dövülerek istenilen hale getirilirdi.


Kalaycılık: Bakır mutfak eşyalarının kullanıldığı dönemlerde revaçta bir meslek olan kalaycılık da ugün kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer almaktadır. Nişadır ve kalay malzemesi ile yapılın kalay işi çok basit bir yöntemle yapılmaktadır. Kalaylanacak kap bir kıskaçla tutulup körüğün korladığı ateşte iyice ısıtılır. Isınmış olan kap kenara çekilir ve içine önce nişadır arkasından kalay malzemesi atılıp bir pamukla sıcaktan hemen eriyen kalay bütün kabın içine iyice sürülür. İşlem tamamlandığı zaman beyaz ve parlak bir görünüm alan kap istenildiği zaman kullanılabilir hale gelir.

Bıçakçılık: 40-50 yıl önce kamyon makaslarından bıçak yapılırdı. Şimdi ise hazır getirilen çelik malzemeden bıçak yapılmaktadır. İstenilen ebattaki çelikler körüğün korladığı ateşte iyice dövülerek istenilen şekle sokulur. Ağız inceliği sağlanan çelik keskin hale getirilmek üzere çark’a verilir. İncelip tesfiye işi biten çelik’e su yağ ile birlikte verilir. Çelik çok sertleşirse suyu yeniden alınır. Bıçak ustalığındaki maharet çeliğe su vermekte bulunur. Bıçak için yapılacak olan saplar ya ağaçtan (gürgen,ceviz) veya keçi,manda boynuzundan yapılır. Boynuzda ateşte ısıtılarak örs ve çekiçle bıçak sapı haline getirilip ve daha sonra bu sap cila ile parlatılarak çelikle birleştirilir ve bıçak tamamlanmış olur.

Nalbantçılık: Otomobillerin az, at arabaları ve kağnıların çok olduğu dönemde nalbantçılık önemli meslekler arasında sayılmakta idi. 30-40 yıl önceleri Yozgatlı ustaları yaptığı nallar hayvanlara takılırdı. Ancak diğer sanatlar gibi kaybolmaya başlayan bu meslekte de Yozgat’ta bu gün iki usta bulunmaktadır. Nallar İstanbul ve Zile’den hazır olarak getirilmektedir. Nal için örs,çekiç,kerpeden ve atın tırnağını yontmak için yonocak denilen aletlere ihtiyaç vardır. Atın tırnağı yonacakla nala uygun hale getirilir ve nal çivilerle tırnağa çakılır.

yozgat sevdası -- 07.10.2012 17:19
ATATÜRKÜN YOZGATA GELİŞİ
Atatürk’ün Yozgat’a İkinci Gelişleri(3 Şubat 1934)

Vatanın bağrına düşman dayarsa hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini…

İtalya diktatörü Mussolini’nin elini azametli bir tehditle doğuya doğru uzatıp;”Bizim Deniz” diye haykırdığı , Antalya hülyasını aklından geçirdiğinde Atatürk, Anadolu’nun bağrından cevap vermek üzere 01 Şubat 1934 günü gece yarısı yola çıkarlar.O sene kış o kadar şiddetli geçmekteydi ki, yollardan otomobillerin değil kurtların bile geçmesi müşgüldü.
Daha Ankara’dan ayrıldıkların dan 50 km. sonra tipi başlamış ,Beynam köyünden itibaren yollarına kar altında devam etmek zorunda kalmışlardı.
Yolda döküle döküle , hatta Atatürk’ün arabası bile birkaç kere batağa saplanmak suretiyle hatta bizzat kendisinin de itmeğe mecbur kalması şartıyla ilerliyordu.
İşte 16 saat süren bu yorucu ve zor seyahatte,Yozgatlılar Çiçek dağ hududundaki kekliali belinin karını nefesleriyle temizlemiş, derin bir sevinç içinde Ata’larını bekliyorlar.
Resmi bir merasim yapılmayacağı belirtilmemesine rağmen halk hazırlanıyor,çok dar olan bir zaman içinde ne yapılması mümkünse başarmaya diniyordu.
Saatler geçtikce Şehirdeki halk’ın heyecanı genişliyordu.Nihayet 3 Şubat 1934 günü saat 15’de Yerköy’den hareket ettikleri müjdesi alınıyor.
Milli kıyafet giyinmiş bir atlı grubu Yerköy’de davul ve zurnalarla Atatürk’ü karşılamış,tezahürat içinde Yozgat’a hareket etmişti. Yol boyunca cirit oyunlarıyla Atatürk’e refakat etmekte idiler.Kar atların diz kapaklarını aşıyor ama kimse aldırış etmiyordu. Bu milli heyecana kapılan Ata’nın otomobilinden başını çıkararak kendilerini karşılayan Yozgatlılara şu övünç sözlerini söylemişlerdir;
Ünlü süvarileri,
Harp meydanlarında
Kahramanca dövüşen
Türk
Yiğitlerinin harman olduğu diyar..
Bozok yaylasının çocukları
Varolun…
Çünkü bu övgüyü fazlasıyla hak etmiş Çanakkale de, Yunan harbinde ve PKK ya karşı verilen mücadelede binlerce asker vermiş en çok şehit veren ilimiz Yozgat’tır.
Bugün bile Atatürk Yozgat’a ceza verdi sözü ise tamamen asılsız bir iftiradır Yozgatlılara ve Atamıza saygısızlıktır.
Saat 16:20’de şehre giren eşsiz konuk coşkun bir alkış tufanı,yaşa,varol sesleri içerisinde,Lise’ye,Halkevine,Belediye ve kumandanlık dairesine gidip ordu mensuplarına iltifatta bulunuyorlardı.
Hükümet konağında soba başında yorgunluk kahvesini içen Atatürk,Belediyede yapılan toplantıda şehrin imarı konusundaki çalışmaları inceledi.Udi’nin başkanlığı altında bir “İmar ve kalkınma komisyonu” kurulması hazırlayacakları raporun kendisine gönderilmesi merini verdi.
Lise’de derslere girdi.Öğretmen ve öğrencilere tarih konusunda sorular yöneltti.Cepheden tanıdığı Fizik öğretmeni Vehbi Ulusoy’un dersinden memnun kalarak arzu olup olmadığını sorduklarında Vehbi Bey’in milletvekilliği istemesi üzerine de “sizin muallim ve mürebbiliğinizi değil milletvekilliği,cumhurbaşkanlığına da değiştirilemez.Çünkü siz nur dağıtıyorsunuz.Şayet maddi bir sıkıntınız varsa telafi olunur” özlü sözleriyle öğretmenlere verdikleri önemi vurgular.
Liseden ayrılışlarında bir öğrencinin aniden ortaya çıkıp fotoğraf çekmesi üzerine Atatürk’ün “niçin izinsiz çektin” sorusu karşısında öğrencinin de “Paş** bu fırsat elime ne zaman geçecekti onu seremoniye edeyim dedim” cevapı karşısında memnun oldular.
Vali Baran Beyin kızları Ayhan Baran Atatürk’ün Vali konağına gelişleriyle ilgili anılarında,”İşte o an, Gazi ağır ağır ve büyük bir vakar içinde konağın daracık merdivenlerinden çıkıyorlardı.Mini Mini elim onun dünyalara hükmeden avuçları içinde çırpınmıştı.Küçük yaşıma rağmen, Gazinin altın renkli saçlarının asıl alnında uçuşunu , çelik mavisi keskin bakışlarını, gri renkte kalın kış paltosunu, elindeki aynı renkte kalın kenarlı kasketini ve lacivert,bej gri karışımı jakarlı süveterini,aynı renkte gri golf takımını hiç unutmamak üzere seçebilmiştim.
Gazi Hazretleri gelişleriyle evimizde bir bahar havası estirmiş, kara kışın kapkaranlık bir gecesinde güneşten daha parlak bir ışık kaynağı gibi aydınlatmıştı içimizi.
Artık, saatler rüzgar hızı ile geçiyor, neşe ve sevinç dolduruyor her yeri.Bir ara Gazinin bey babama isim vereceği ve bizimde o odada hazır bulunmamız gerektiği haberi verilmişti.Biz dört kardeş, Gazi’nin odasına girdiğimiz zaman,Gaziyi ayakta konuşma yaparken gördük Beybabam ayakta heyecandan sap sarı,titriyordu.O sırada gazi tarafından bey babama verilen bir mektupla adı Bekir Sami iken “Baran” öz adı olarak değiştirilmiştir.Aradan yine dakikalar geçiyordu.O gece çok neşeli olan gazi anneme ilk defa samimi bir aile sofrasında bulunduğunu söylemiş,annem tarafından yapılan Çerkez tavuğu, O’nun en çok sevdiği yemekler arasında imiş.
Gazi beni kendisine çekip iki elimden sımsıkı tutarak,ince ve tatlı bir sesle bana “Beni sever misin?”diye sordu kahve rengi bakışlarım O’nun keskin,gözler kamaştıran mavi bakışları altında “bütün sevgim sizin” için cevapını verirken başımı öne eğmiştim.Başımı kaldırdığım zaman Gazi’nin yanaklarından sızan göz yaşlarının birer pırlanta gibi parladığını gördüm.Dünyanın en büyük insanı ağlıyor ve ben, bir Türk çocuğu Dünyanın en büyük heyecanı ile sarsılıyordum.Annemle Bey babamın arasında oturan Gazi,titreyen elleri ile ellerimi Afet hanımefendiye uzattı.
O gece Ablamın adı Afife iken,Bilge Müfid’in adı Mete olarak değiştirilmişti.”
Vali konağında karşılayıcılar arasında bulunan öğretmen Süleyman Dereli’nin hafız olduğunu öğrenen Atatürk, Kur’an-ı Kerim’den bir sure okumasını ve tefsir etmesini ister.Hafız tefsir edemeyince de,Atatürk tefsiri hatasız olarak yapar.Okunan şiiri beğendiği, şair Hüzni’yle de görüşmek isterse de, şair şehir dışında olduğundan görüşme imkanı olmaz.
O gece öğretmen Muhsin Gökkay’ın başkanlığında verilen konser de Ata’nın çok hoşuna gitmişti.Bu hava içinde geçen sohbete, her şahsın kendi branşında konuşması Atatürk tarafından istenilince,Ruşen Eşref bey edebiyat tarihinden ve Fuzuli,Nedim ve divan edebiyatından konuşular.Yerine göre seçme şiirler okudular.Namık Kemal’in Vatan kasidesini okurlarken;
“Vatan bağrına düşman dayamış hançerini
Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini”mısralarını Atatürk,Mecliste belirttikleri gibi;
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”şeklinde okuttular ki Musollini’ye iletilmek istenilen mesaj hedefine ulaşmıştı.
Salonda sergilenen fotoğraflar içerisinde Foto Mümtaz Tiyanşan’ın arşivinden derlenen ve o güne kadar gündeme gelmemiş olan Sofya Ateş emirliğinde çekilmiş olan yeniçeri kıyafetli fotoğrafını Atatürk görünce çok mütehassis olur ve hikayesini anlatır.


m.demir -- 07.10.2012 17:10
ATATÜRKÜN YOZGATA İLK GELİŞİ
Atatürk'ün Yozgat'a Gelişi

ATATÜRK’ÜN YOZGATA İLK GELİŞLERİ (15 Ekim 1924)

Atatürk'ün 29 Ağustosta 1924 te Afyon’dan başlattığı Sonbahar Yurt Gezisi, Marmara'dan Karadeniz bölgesine, buradan Doğu Anadolu’ya uzanmıştı. Atatürk, Kayseri, Yozgat, Kırşehir’den sonra Ankara'ya dönüyordu. 15 Ekim 1924 yağmurlu bir gündü. Atatürk o gün Kayseri'den Yozgat’a geçecekti. Yozgat Valisi Aziz Bey, konukları almak üzere Kayseri'ye kadar gelmişti. Yağmur dinse mesele yoktu, hemen hareket edebilirlerdi. Ne var ki; yıllardır böyle bir yağmur görülmemişti. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Yozgat’a otomobillerle gidileceği için yollardan endişe edenler vardı. Aziz Bey: "Yozgat halkı büyük kurtarıcıyı bu gün bu gece aralarında görmezse gözüne uyku girmez. Hareket edelim." dedi. Öğleden sonra hareket ettiler Yol boyunca köylüler kurbanlarla bekliyorlardı. Toplulukları gördükçe arabasından inerek hatırlarını soruyor, dertlerini dinliyorlardı. Boğazlıyan ilçesinde kısa bir moladan ve Hükümet Binası balkonundan halkı selamladıktan sonra, yollarına devam edip, gece geç vakit Yozgat’a girdiler. Karşılama töreni yapılmaması istenildiği halde o gece yediden yetmişe çevre köylerden gelenlerle Yozgat ayaktaydı. Hem de yağmur altında.. Gündüz beklemişler, akşamdan sonra geleceğini öğrenince dağılmamışlardı. Herkesin elinde bir fener vardı. Meydana koca bir ateş yakmışlardı. Birkaç yüz atlı şehrin dışında Atatürk’ü karşılayacak, Hükümet Konağı önüne gelecekti. Öyle oldu. Bir ışık seli Yozgat’a aktı.

Atatürk, eşi Latife Hanım ve arkadaşları geceyi "Miralay Şerifbey Konağı”nda geçirdiler. Ertesi gün 16 Ekim 1924 sabahı Atatürk, doğruca beraberlerinde Yozgat Milletvekilleri olduğu halde, halkın alkışları ve "Çok yaşa Büyük Gazimiz" dilekleriyle yürüyerek Hükümet Konağına geldiler. Memur ve öğretmenleri kabul ederek, her birinden görevleri ve faaliyetleri hakkında bilgi ve izahat aldılar. Öğretmenlerle çeşitli ders programları hakkında görüş alışverişinde bulundular. İzahata göre, İlin 400 km ye varan yolları baştanbaşa tamire muhtaç bir haldedir. Yeniden 100 km yol yapılması gereklidir.

İl dâhilinde sükûn ve asayiş yerindedir. Vakıflara ait emlakin yenilenmesi ve onarımına teşebbüs edilmiştir. Göçmenlerin durumu nispeten iyidir. Koskoca Yozgat Hastanesinde doktor olarak bir operatör var. İlçelerin hiçbirinde doktor yoktu. Atatürk, yanındaki milletvekillerine dönerek: "İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerdeki doktorları bütün milletin hayatı ve sağlığı ile ilgilendirmek çarelerini bulmalıyız. Bu böyle olmaz." dedi.

İlin idaresinde gösterdiği başarıdanve izahattan dolayı, Vali Aziz Beye teşekkür ettiler. Hükümet konağından ayrılışlarında öğrenciler tarafından, milli şiirler okunmuş ve buketler verilmişti.Belediye'ye gelişlerinde, halk veesnaf dernekleri tarafından samimi tezahürat yapılmış ve yüz kadar kurban kesilmiştir. Belediye'de, parti, şehrin ileri gelenleri, esnaf ve tüccar temsilcileriyle bir saatten fazla sohbette bulundular. Dile getirilenler memleket ihtiyacı idi. Herkes memleketin gelişmesi için, trenin Yozgat'tan geçirilmesini, tüccarlar iş Bankası'nın bir şubesinin açılmasını diliyorlardı. Gazi Hazretleri önleyici bir durum, fennen sakıncası yoksa arzularının yerine getirileceğini ve olmadığı takdirde, bir şube hattıyla bağlantı sağlanacağını vaat ettiler.Bu sırada Yozgatlı kadınlar, Latife Hanımla sıkı bir dostluk kurmuşlardı. Aralarında bir toplantı yaparak Latife Hanımı davet ettiler, bilişip görüştüler. Sonra da Latife Hanım'a: "Gazi Paşa bizim babamızdır. Kaç-göç tanımayız. Bizi O'na götür, ziyaret edeceğiz, elini öpeceğiz." Kadınların içtenlikle söyledikleri bu dileklerini Latife Hanım yerine getirdi. Halk gündüz davul ve zurna çalgılarıyla, gece de fener alayı düzenleyerek eğlenmişlerdi. Eğlenceleri izleyen Atatürk, 17 Ekim 1924 sabahı saat 8'de de Yozgat'tan ayrılarak Kırşehir'e hareket etmişlerdir.

sudenaz -- 07.10.2012 17:04
yozgat camii
Cami Temelinin Sağlam Olması:
Büyük Caminin temeli kazıldığında temelden su çıkar. Temele ardıç ağaçları çaprazlama atılarak temel duvarı örülür. Temel duvarının örülmesinden sonra caminin ustabaşı ortalıktan kaybolur, ve cami inşaatı devam etmez. Yedi yıl sonra ustabaşı gelir caminin inşaatına devam ederek camiyi tamamlar. Niçin kaybolduğu sorulunca: Cami temelinin yerleşip yerleşmediğini ölçtük. Böylece camiyi sağlama aldık. Bu cami duvarı kolay kolay çatlamaz, der.

Cumada Hızır Bulunması:
Bir gün Büyük Cami inşaatına harç karan amelelerden birinin yanına ak sakallı ihtiyar bir adam gelir, camiye emeğinin geçmesi için çalışan işçiden küreği alır, bir müddet harç kardıktan sonra küreği tekrar işçiye vermek ister, işçi küreği geri almaz ve ihtiyara derki: Ben senin kim olduğunu biliyorum. Her sabah namazında bu camide olacağına söz verirsen küreği alırım. Yoksa almıyorum. Her sabah namazı için söz veremem ama, her kandil ve cuma namazlarında bu camide olacağıma söz veriyorum, diyen ihtiyarın elinden, işçi küreği alır, ak sakallı fani görünüşlü Hızır oracıkta kaybolur. Halk Hızır Aleyhisselâm'ın her cuma ve kandil namazlarında Büyük Cami'de olduğuna inanmak tadır.

Çamlık Söylencesi:
Yozgat'ın en ünlü dinlenme yeri çamlık'la ilgili söylenceye göre; Çamlık'a ilk fidanı Aslı'nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiştir. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslısını sormuş, bulamayınca Çamlık'ın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş, "Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar" deyip yollara düşmüştür. o gün bu gündür çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar. Sevdalıların buluştuğu Çamlık için böyle bir efsane söylenir halk arasında. (Kaynak Yurt Ansiklopedisi)

Gelin Kayası
Yozgat'taki Nohutlu Tepesinin arkasında bulunan cehrilik yakınlarında deveye binmiş geline benzeyen kayalar bulunmaktadır. bu kayalara "Celin Kayası "denir. Köyün birinden gelin alayı gelmektedir. Eşkıyalar gelin alayını çevirirler. Niyetleri kervandaki gelini alıp esir pazarında satmaktır.Celin alayının erkekleri eşkıyalarla vuruşurlar ve hayatlarını kaybederler. Eşkıyalar gelini ve damadı yakalamak üzeredirler.Yakalanacaklarını anlayan gelin ve damat Allah'a dua ederler."Allah'ım bizi bu eşkıyaların eline düşürme, bizi ya taş et, ya kuş et" Duaları kabul olunur. Güzel gelinle birlikte eşkıyalar, develer ve atlar oracıkta taş olurlar. Damat ise kuş olup gökyüzüne uçuverir. Güzel gelinin ağlarken gözünden döktüğü yaşlar sel olur ve orada kırmızı lalecikler bitmeye başlar. Zamanla bu laleler tüm tepeyi kaplar. Eğrice'de (mayısın ikinci haftasında) cehrilik laleleri kırmızı kırmızı açar ve beyaz güvercinler gökyüzünde süzülürler. Yozgatlı avcılar buradaki güvercinlere kesinlikle ateş etmezler.

Kızlar Kayası (Çekerek Yozgat):
Çekerek'ten Zile'ye giderken çekerek ırmağının yanında Cenevizler Döneminde yapılmış yüksek ve sivri bir kayanın üzerinden ırmak yönüne doğru ve toprak altında yaklaşık iki yüz merdivenle inilen bir kaya vardır.Söylentiye göre; kayanın doğusundaki yüksek tepeye yerleşenler Irmaktan su almak için bu merdivenleri yapmışlardır. Bir Rum Beyinin hasta kızı için bu merdivenleri yaptırdığı da rivayet edilmektedir. Bir başka rivayete göre ise keşişin birinin güzel bir kızı varmış, iki genç, bu kızı isterlermiş. Keşişin işe kızını her iki gence de vermek gibi bir niyeti yokmuş. Gençlerden birine bu yüksek kayadan girilerek merdivenlerle Irmağın karşı tarafına geçilecek bir yol yapmasını; öteki gençten ise ırmağın üzerinden geçecek bir köprü inşaa etmesini ister. Kim önce bitirirse kızı ona verecektir. (Kızlar Kayasından 500 mt. aşağıda bu köprünün ayakları mevcuttur.) iki gençten biri köprüyü, diğeri merdivenli geçit tünelini yapar. Ancak birbirlerinden haberdar değildirler. Keşiş köprüyü yapan gence ötekinin daha önce bitirdiğini kızı ona vereceğini söyler. Bunu duyan genç kafasına külüngü vurarak kendini öldürür. Keşiş daha sonra kayayı oyan gence, kızı köprüyü önce bitirdiği için öteki gence verdiğini söyler. Bunun üzerine bu genç de kendisini yüksek kayalardan aşağı atarak öldürür.

Yozgat' ta kış :
Kışa sormuşlar nerede bulunursun ?
Erzurum'da Orda yok isen
Sivas'a bakın Orada da yoksan ?
Mutlaka Yozgat'ta olurum, demiş, şair
Fenni de bir beytinde: "Haşa lamyezelsin karışılmaz işine Yozgat'ın bir ay yazı var, onu da kat kışına " der.

Sarıkaya Kaplıcalarının Efsanesi (Kral Kızı Hamamı)
Roma Kral Kızı Hamamı diye bilinen Sarıkaya Kaplıcalarının efsanesi halk arasında şöyle anlatılır: Kayseri'de oturan Roma Krallarından birinin kızı amansız bir hastalığa yakalanır. Kral kızını birçok hekimlere götürür, tedavisi için her şeyi yapar, ama güzelliği dillere destan bu kızın derdine çare bulunamaz. Kızın hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte kız artık yürüyemez bir haldedir, .ayakları tutmamaktadır, dizleri küt olmuştur. Bugünkü adıyla kızın hastalığı romatizmadır. O günlerde Sarıkaya sazlık ve bataklıktır, sıcak suyun olduğu yerde küçük bir gölet oluşmuştur, balçık halinde çamurlu bir hamamdır burası... Kral küçük kızını son çare olarak bu sıcak suyun bulunduğu yere gezsin diye gönderir, Artık ömrünün sayılı günlerini yaşayan zavallı kız avunmak için bu çamurlu gölet kenarında dolaşmakta, zaman zaman da arkadaşlarıyla çamurlara girmektedir, işte gezmek ve avunmak için girdiği çamurlar ve sıcak su kıza iyi gelir. Bir müddet burada kalır, gün geç tikçe kızın hastalığı iyi olmaya başlar, küt dizleri açılır yavaş yavaş adım atmaya , yürümeye başlar. Sonunda tamamen iyileşen güzel kızın buradaki sıcak sudan iyi olduğu anlaşılır. Bunun üzerine kızın babası kral, buraya mermerden bir havuz yaptırır, etrafını kesme büyük taşlarla çevirttirir, önceleri kimsenin olmadığı bu havuz çevresinde bir şehir oluşur. Kralın kızının adı bu yen! şehre verilir. Yetmiş bin nüfuslu bu şehrin adı "Öper" veya "Hoperi" dir.şehrin ulaşımı ise Sarıkaya'nın Beştepeler mevkiinden geçen Yozgat ve Kayseri şoselerinden sağlanmaktadır. bu büyük şehir bir deprem sonucu yok olmuştur, sadece hamamların olduğu yer kalmıştır. (Sarıkayalı Latif Taştan' dan Cemil Kılıçarslan tarafından derlenmiştir.)

Kerkenes Dağı Efsanesi:
Melik Acem, Keykubat'ın oğlu Keykavus Acem toplumundandır. o zaman Türk islam Efrasyab yidinde bulunuyordu. Nahiyeyi sebah Yemen ve hatta M.ö. 4000 yıllarında yaşamış olan Süleyman (A.s.) yidinde bulunan şehirlerdir. Keykavus Süleyman Peygamberden çalışkan, yiğit insanlar istedik! "Benim yidimde bulunsunlar onlara şehir yaptıracağım" dedi. Süleyman (A.s.) da istediği insanlardan Keykavus'un emrine verdi. Rüstem Destan Subaşılık görevi yürütüyordu. Keykavus'un Siyaveş isminde bir oğlu oldu. Oğlunu Rüstem Destan'ın emrine verdi, iyi yetişmesi ve askerlik bilgisinin artırılması için onun yanında bulunmasını istedi. Keykavus şehir inşasına uzun ve yorucu çalışmalar sonucunda 7 fersah (Fersah=5 KM.) o şehrin etrafına da 4 kat metin boru yaptılar, şehrin inşasını tamamladıktan sonra, insanlar gelip şehre yerleştiler, o şehrin ismini de Kerkenes koydular, insanlardan bu şehrin güvenliğini sağlamak için belli bir grup nöbetçi koydu. Ama deprem neticesinde Kerkenes viran oldu, insanlar şehrin yerle bir olmasını engelleyemediler. Bunun üzerine Keykavus güvenliği sağlamakta görevli bulunan nöbetçileri ve diğer ilgilileri öldürttü, şehir neticede viran oldu. Keykavus hayatta bulunan birlikleri ile Yemen'e vardı. Padişah ile birlikte savaşarak Keykavus ve taraftarları yenil


hakan -- 07.10.2012 17:01
yozgat sözleri eski
Ürelûün : Evvelki gün.
Gonşu :Komşu
Uruplağa :Tahıl ölçü birimi(Yaklaşık 4 kg)
Helgir :Üstü açık kulplu bir kap
Vesait : Araç
Şusa :Yol
Şemşamer:Ayçiçegi,çekirdek
dene :Tane
Çabur : Giyim,kuşam
Ehlahsız :Ahlaksız
SAbı :Sahibi
Gangal: Dikenli,yenilebilir bir bitki
Tiken: Diken
Gümpür: Patates
Pahla :Fasulye
Bostan :Bahçe
Kelek :Kavunun olamamış hali
Masimezliği:Umursamamak
Örüm :Atam
Ud :Namus
Kakıç :Zora gidecek söz
Kosnük :Uyuz,işe yaramaz
Soodüm :Sövme,küfür etme
Navrahsız :Yüzü çrkin
Sufra :Sofra
Zibil :Toz,çöp
lalek : Leylek
Bahale :Bakarmısın
Haggat :Hakikaten
Gonüm :Gönlüm
Dadı :Tadı
Daşlayacak:Taşlayacak
Ohumuş :Okumuş
Bibi :Babanın kız kardeşi
Ekma :Ekmek
Sohun :Yufka ekmegin dürülmüş hali
Pantul: Pantolon
Uşayı :Erkek çocuk
Gayri :Artık
Kirmen :Ham yünü ip yapan bir alet
Hedik :Bugdayın haşlanmış hali.Bugdayın bulgur olmadan bir önceki hali.
Yudu :Yıkadı
Gever :Tarla içindeki su yolu
Patos : Bugday saplarını saman haline getiren alet
Çinik :Tahıl ölçegi(yaklaşık 8 kğ)
Albağlım: Al bakalım
GÜZEL OSMAN -- 06.10.2012 23:36
yozgatım
HEDİKLER KURUDU MU

Gurbet bu tabutsuz cenaze
gurbetliğn hali kepaze
sende haberler taze
anlat hele
anlat biraz

Damda Hedikler kurudu mu
anamgil yunak yudu mu
hele anlat yurdumu
anlat hele
anlat biraz

geverler su dolumu
geldimi nohut yolumu
Patosa'a verdigim kolumu
anlat hele
anlat biraz

koyunlara kurt girdi mi
anam kuzuyu guverdi mi
boz it saarti mi
anlat hele
anlat biraz

ogretmen geldi mi mektebe
saglik ocagina ebe
aga diyen kaldimi merkebe
anlat hele
anlat biraz

beni gurbete mecbur edeni
gurbette mahcur edeni
Çinigi Mucur edeni
anlat hele
anlat biraz

tepeler cigdemli mi
coban cayları demli mi
asiyemin gozleri nemli mi
anlat hele
anlat biraz


filiz taşkın -- 06.10.2012 23:34
güzel yozgat sözleri
Üreluün koye gettim gonşular
Esgi dat galmamış bizim yozgatta
Ekin kotü, ağaç guru, yeşil yoh
Tavıh, cücük galmamış heç yozgatta

Uruplağa, helgir denesiz bomboş
Vesait geçmiyo susalar bi hoş
Şemşamer, mercimek, ekin, dene yoh
Çalgı çabıt galmamış heç yozgatta

Ehlahsız adamlar laf sâbı olmuş
Gangal tikeniynen yazılar dolmuş
Pahla, gumpür, bostan, kelek tüm solmuş
Goşulacak at galmamış yozgatta

Garacula, lalek, helutüneler
Bahele gurbanım haggat nerdeler
Gonüm bütün esgi dadı irdeler
Daşlıyacak it galmamış yozgatta

Laylun bidon çokelikler guvermiş
Guccük böyüğ ıhtırıpda düvermiş
Bizim koyde bile gıtlık olurmuş
Hatır gonül galmamış heç yozgatta

Ohumuş, yazmışı nerde bu ilin
Alayıcığnızda gelin bi gorün
Burda emin dayın halan ve bibin
Bekler örenleri şindi yozgatta

Derdiniz ne, hersin ne de gelmiyon
Vatanıyın değerini bilmiyon
Gonuyu gonşuyu niye sormuyon
Ellahamki ud galmamış yozgatta

Yozgatlıyım de de lafda galmasın
Cennet Sorgun başı eğik olmasın
Masimezliğ başkaları bilmesin
Örüm, koküm, udum, arım yozgatta

Kakıç kahdım kosnüklerin tümüne
Soodüm iyce navrahsızın yüzüne
Gurban olun Yozgatımın tozuna
Esgilerden iz galmamış yozgatta

Gurbanım diyen heç başka il varmı
Angare, Isdanbıl bizlere yarmi
Başka iller suframıza gel dermi
Paylaşacah aş galmamış yozgatta

Gurbanım gonşular bişekil oldum
Esgi zibil, şimdi sefil tüm doldum
Birçoh memlekette misafir galdım
Yoh gonşular, İş galmamış heç yozgatta

Rıfat -- 06.10.2012 23:27
güzel yozgat
Sevenlerin gönüldeşi
Yurt için yapar savaşı
Yozgat bizim ilimizdir

İnsana sevgi saygı işi meğer
İnsana çok verir değer
Daima barışı sever
Yozgat bizim ilimizdir

Kötülük yoluna sapmaz
Kul içinde ayrım yapmaz
Hoşgörülü çalınır saz
Yozgat bizim ilimizdir

Sıralıdır dağ taşımız
Çok yaman olur kışımız
Korunur uçan kuşumuz
Yozgat bizim ilimizdir

Zalime sille vurur
Mazlum kullarsa korunur
burada adalet görülür
Yozgat bizim ilimizdir

Kullar kin nefret taşımaz
Türkü okur dinlenir saz
Rüşvet gitmez koç tavuk gaz
Yozgat bizim ilimizdir

Değer verilir ilime
İlmek atarlar kilime
Severek gider ölüme
Yozgat bizim ilimizdir

Sevgi saygı baş tacıdır
Âlim çok kimi hacıdır
An adını düşün ve dur
Yozgat bizim ilimizdir

FİLİZ ASLAN -- 06.10.2012 23:24
vatan
Bir acı var Mehmed`im dayanmıyor yüreğim.
Bu can vatana fedâ sizlerle birlikteyim.
Ölüm olsa sonunda vatanım benim herşeyim.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.

Hiçkimse bölemeyecek bu cennet yurdumu.
Arkasında Türk Milletinin yenilmez huyu.
Savaşlarda güçlü galibiyetimiz ve onuru.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.

Yüce Atam bayrağımızın altındayız milletçe.
Ona gelecek zarar, namusumuza, şerefimize.
Sevgi yumağı ördük baştanbaşa Türkiye`mize.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.


arzu özkan -- 05.10.2012 22:18
vatan bölünmez
Vatanımız için şehit olmuş askerim.
Milletçe ağlıyoruz acımız çok derin.
Bitmeli bu terör içimiz olmalı serin.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.

Al bayrağa sardık seni verdik toprağa.
Milletçe ağladık dayanamadık haksızlığa.
Gözyaşımızla yıkadık kefene sarıldığında.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.


Bir acı var Mehmed`im dayanmıyor yüreğim.
Bu can vatana fedâ sizlerle birlikteyim.
Ölüm olsa sonunda vatanım benim herşeyim.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.

Hiçkimse bölemeyecek bu cennet yurdumu.
Arkasında Türk Milletinin yenilmez huyu.
Savaşlarda güçlü galibiyetimiz ve onuru.
Şehitler ölmez vatan bölünmez.

osman taşkın -- 05.10.2012 22:17
atanamayan önlisanslılar
SAYIN YETKİLİLER;

MALUMUNUZ ÜZERE ÖNLİSANS MEZUNLARI ARASINDAN KAMUYA PERSONEL OLARAK 3173 KODUNDAN ATANAN KİŞİLERİN SAYISI SON ATAMALARDA İYİCE DÜŞMÜŞTÜR. MUHTELİF BÖLÜMLERDEN BAZI KİŞİLER 60-70 GİBİ ÇOK DÜŞÜK PUANLARLA ATANIRKEN BİZ MUHASEBECİLER 85-86 GİBİ KÜÇÜMSENMEYECEK PUANLARLA AÇIKTA KALMAKTAYIZ.BÖYLE DEVAM EDERSE AÇIKTA KALACAĞIZ VE EMEKLERİMİZ BOŞA GİDECEK.BU ADALETSİZLİĞİN SON BULMASINI VE GEREĞİNİN YAPILMASINI ARZ EDERİZ.

SAYGILARIMIZLA (3173 ÖNLİSANS MUHASEBECİLER PLATFORMU)
musa er -- 04.10.2012 17:13
NEGÜZEL BİR YAYLA BOZOK YAYLASI(bozlak)
Ne güzel bir yayla bozok yaylası
Bozok türkçesidir türk konuşması
Çapanoğlu agaların agası
Benim yaylam bozok dilim türkçedir

Bozmaya kalkmayın benim dilimi
Karamanlı mehmet kırar elini
Katma dilimize kürtçe dilini
Benim ilim yozgat dilim türkçedir

Ben muhammed'e memo diyemem
Anama ano..babama babo..diyemem
Allah kınar beni suç işliyemem
Korsan degil sami dilim türkçedir

Bakan cemil çiçek ne oturursun
Neden susuyorsun ne düşünürsün
Iyiyi kötüyü sende bilisin
Benimhalkım türktür dilim türkçedir

Sabit der yakmayın yıkmayın bizi
Ne zorlukla kurduk cumhuriyeti
Biz türküz severiz türk dilimizi
Adım türk atam türk dilim türkçedir
Ozan Sabit ÖZDEMİR Yenikışla YOZGAT -- 03.10.2012 20:11
ADI BATSIN KÜRTLÜK NEYMİŞ (türkü)
Oğlun terorist diyorlar
Ben yanarım döne döne
On yaşında götürdüler
Ben ağlarım yana yana

Adı batsın kürtlük neymiş
Devletime isyan etmiş
Nice asker şehit olmuş
Ben ağlarım yana yana

Sattılar bizi ıraka
Terorist başı apoya
Kul ettiler zorla burda
Ben ağlarım yana yana

Getirin oğlumu bana
Sarılayım doya doya
Gitme oğlum sen ıraka
Ben ağlarım yana yana

Sabit derki herkes duysun
Terörün gözü kör olsun
Allah belasını versin
Ben ağlarım yana yana


Ozan Sabit ÖZDEMİR .Yenikışla YOZGAT -- 01.10.2012 21:13
oto park
Sayın. başkan göreve geldinizde belediyeye aiit ikiz binaları yıktınız yerine oto park ve iş merkezi yapacaktın hata tabalayada şöyle yazdınız kış şartları dolayısıyla nisan ayında temel atacagız demiştiniz kaç yıl geçti hala icrat yok daha ne bekliyorsun zamanı gelince bu halkta seni bekletmesini iyi bilir.
Hasan Akdoğan -- 18.09.2012 12:27

SERBEST KÜRSÜ'YE GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI

 
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 45 45