BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
254
Dün
:
4633
Toplam
:
13779274
Işık Nesrin MASARİFOĞLU
Öncelikle Eğitelim, Sonra Öğrenmeyi Öğretelim
nesrinmasarif@hotmail.com
Güney Afrika’nın kaderini değiştiren Nobel Barış Ödülü Sahibi Siyahi Lider Nelson Mandela.“ Eğitim dünyayı değiştirmek için güçlü bir silahtır “ demiş

Dünyayı değiştirmek yaşanabilir bir dünya kurabilmek için beşikten mezara kadar devam eden eğitimailede başlar okulda devam eder. Eğitim sayesinde toplumun değer ifade eden kuralları nesilden nesillere aktarılır. Sevgi, saygı, hoşgörü, tüm yaratılanlara sahip çıkma onları koruma kollama, merhamet duyma, paylaşma, fedakârlık kısaca insanı insan yapan tüm değerler eğitim sayesinde topluma yerleşir.
Bizi biz yapan değerler, karakterimiz, kutsallarımıza olan saygımız, milli ve manevi değerlerimize gerektiği kadar sahip çıkmamız eğitim sayesinde gerçekleşir. Sosyal ve ekonomik anlamda kalkınmak için seçilen hedeflere yine kaliteli eğitim sayesinde ulaşılır. Dünyayı değiştirecek, eksikliğinde bir ülkeyi yok edecek kadar etkili bir güç olan eğitim ilim ve irfan yuvası olarak adlandırdığımız okullarımızda da verilmek zorundadır.

Tam da okulların açıldığı şu günlerde eğitimin aynı zamanda öğretimi de içine aldığını düşünerek okul, aile, öğretmen ve öğrenci arasındaki koordinasyon ne kadar yeterli ise topluma kazandırılan sağlıklı birey sayısının o oranda artacağı düşüncesiyle tüm kurumlara çok büyük görevler düşmektedir.
Bu konuda aileler hayatın koşuşturmasından arta kalan zamanlarında evlatlarına nitelikli zaman ayırmak durumundalar. Teknolojinin çocuk ve gençlerin hayatına bu denli girdiği bir ortamda çok ama çok dikkatli davranmak kontrolü elden bırakmamak gerekir. Bilginin kaynağına bu denli kolay ulaşıldığı bir ortamda çocuklarımızda merak duygusunu uyandırmanın onların öğrenmelerini kolaylaştıracağını ve öğrendiklerini unutmayacaklarını akıldan çıkarmamalıyız. Çocukların sorularını sabırla karşılamak onların soru sormasını engellememek gerekir.
Düşünen çocuk merak eder merak eden çocuk soru sorar işte bu soruların cevaplarını nasıl bulacağı konusunda rehber olmak öğrenmenin yolunu açacaktır.Anne baba olarak şunu unutmamamız gerekir her çocuk farklıdır. Karakterleri, yetenekleri, başarılı oldukları alanları farklı farklıdır. Kardeşler bile birbirinden çok ayrı yaradılışta olabildiğine göre asla çocuğumuzu başkaları ile kıyaslamamak ondan çok yüksek başarı beklememek gerekir.
Entelektüellik ve sosyallik, takım çalışmasına uygunluk, plan ve program dâhilinde çalışma disiplinine sahip olmanın akademik başarıdan daha önemli olduğunu unutmamak gerekir.Çocuklarımızın boş zamanlarında zevk alabilecekleri bir hobi geliştirmelerine yardımcı olmalıyız. Okumaya araştırmaya ödevlerini yapmaya spora eğlenmeye dengeli bir şekilde vakit ayırması konusunda onlara rehber olmalıyız. Kararları karşılıklı konuşarak tartışarak almalıyız. Çocuğumuzun itirazlarını, karşı koyuşlarını dikkatle dinlemeli sorunlara konuşarak birlikte çare bulmalıyız. Unutmayalım ki hangi yaşta olurlarsa olsunlar onların her biri sosyal bir birey.
Çocuklarımızın kendilerine olan güvenlerini asla yok etmemek gerekir. Başkalarının yanında rencide etmek başarılarını konuşmak yerine başaramadıklarını yüzüne vurmak son derece yanlıştır. Her çocuk özeldir. Ve her çocuk sevgi ile insani yönleri beslenerek büyütülürse topluma sağlıklı bireyler yetişir. Çocuğumuzda sağlıksız bir davranış gözlemlediğimizde hemen yargılamayın önce bunun ardındaki gerçek sebebi bulmaya çalışın. İşte o zaman çocuğunuzu anlayabilirsiniz.
Okuyan, araştıran, sorgulayan, bilgiyi elde etmenin yolunu bilen, insanlığın refahı için çabalayan, sevgi ve saygıya değer veren, dürüst ve kaliteli tertemiz bir nesil ülke geleceğimizin en büyük garantisidir. İşte bu nedenle öğrenenler, öğretenler, anne babalar yeni eğitim ve öğretim yılınız hayırlara ve başarılara vesile olsun diyorum.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Gün kardeşlik günü...
Adamın birinin bir şaşı çırağı vardır. Biri iki gördüğünü kabul etmez. Usta ne kadar dil dökse nafile. Bir gün, usta çırağından evdeki su testisini getirmesini ister. Çırak eve gider ama eli boş döner: "Evde iki testi var usta; hangisini istedin?" "Evladım," der usta, ders verme zamanının geldiğini düşünerek, "sen birini kır, diğerini getir." Denileni yapar çırak ve tabii ki yine eli boş gelir: "Diğer testiyi bulamadım ustacığım!"
Testinin birini kırılabilir gören için, diğer testi de kıyılabilirdir. Sorun testinin iki olması değil; bir testiyi iki görmektir. Şaşının gözünde her testi kıyılabilirdir.

Bu duruma şaşı bakmak, gönül hastalığının körlüğüdür. Bizler bir can, bir yürek, bir vatanın evlatlarıyız. Aynı bayrağın sahipleriyiz. Kim kimi kırar, kim kime kıyarsa kendine kıymış olur. Gözlerimizi burnumuzun ucundan ayırıp taaaaa uzaklarda, Van'daki kardeşlerimize düzgün şekilde bakmalıyız. ONLARIN YARALARINI NE KADAR SARA BİLİRSEK, ANCAK O KADAR KENDİ YARAMIZI SARMIŞ OLURUZ.
SAYHA -- 14.11.2011 22:20
Gün kardeşlik günü
Sevgili Nesrin Hanım;Bir hikaye vardır bunu hemen herkes bilir.

Kıralın biri;Halkının, kendisinden ne kadar korkup korkmadığını anlamak için, çırılçıplak olup halkını başına toplar. "Şu üzerimdeki kürkü, kürkün içindeki yaldızlı elbiselerimi görüyormusunuz der. Halk hep birlikte seslenir "evet" diye. Sonra ekler. -Peki bu elbiseyi diken terzinin dikiş kusurlarını söylermisiniz?

Halk can korkusundaya gerçeği söyleyemez fakat, terziyi harcamak için başlarlar görünmedik elbiseye kusur bulmaya. Aralarından çıkarsız, riyasız, daha korku nedir bilmeyen; sabi bir çocuk atılır ortaya "Kıral çıplak, kıral çıplak" diye, ortalığı velveleye verir.

Demem odur ki, biz bu vatan üzerinde inançları dahi farklı olan insanları farklı bilmedik, ayrı tutmadık. Her kim olursa olsun yatılmışı Yaradan dan ötürü bağrımıza bastık.Yüz yıllarca kardeş kardeş yaşadık. Fakat, çıkar peşinde koşan,Türk Milletinin huzurundan huzursuzluk duyan, kuyuruk acısı çeken birileri olmalı ki PKK musibetini musallat ederek bu milletin canını yakmaya çalışıyor.

Madem bu ülkede vatana millete hayrı dokunan şahıslar ya helikopter kazasında ölüyor, veya zaman içinde zehirleniyor... Adınada ecel deniyor. Ama bi şekilde diğer aleme gönderiliyor. Her ne hikmetse "apo" denilen illet halâ besleniyor.

Bu PKK yılanın başı kopmadığından, dışarda kalan kuyruk çok canlar yakıyor...

Elbetteki vatanımızın insanı bir tarafa, dünyanın bir ucunda bir çocuk ağlasa yüreğimiz yanar. Biz bu kadar duyarlı bir milletiz.Biz Muhammed Mustafa(S.A.V.)nın ümmetiyiz. Komşumuz açken tok yatamayız.Van'lı kardeşlerimiz evsiz kalığı için bedeni üşüyorsa, bizlerinde evlerimizde yürği üşüyor. Bu duyarlılığımız ne korkumuzdan, nede üç beş baldırı çıplakdan çekindiğimizden değildir. Bu, sadece inandığımız Allah'ın bize bahşettiği merhamet ve inanç birliğindendir. Aynı imanı taşıyanın yarasına aynı imana sahip insan merhem olur.Madi olamasada manevi olarak dualarıyla yanında bulunur."Her musibet, bir hayrın müjdecisidir" umarım ki yaşanan bu olaylar, PKK iletinin APo zülmetinin peşinden gidenlere bişeyler anlatmıştır.

İmralıdaki her ne kadar beslenirse beslensin, baldırı çıplaktır. Üşüyen o ve onun gibiler olacaktır.

SUZAN

SUZAN -- 01.11.2011 20:01
Ramazan Beylikdüzü’nde yaşanır


İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler...
Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün
kompartımanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını

yıkamaktadır. Yaveri; 'Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, niye
böylesiniz?' der. 'Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı
unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı. Setremi yastık
yaptım üşüdüm. Uyumadım kalktım' der. Yaveri; 'Aman paşam! Birimize haber
verseydiniz. Hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik' der ve bir ülke
kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir; 'Geç fark ettim. Hepiniz
en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim
uyumam degil, milletimin rahat uyumasi ..'


ATAMIZ SAYESİNDE ÖYLE RAHAT UYUYORUZ Kİ;

HALA UYANAMADIK !!! Uyanamadığımız içinde başkalarının yaptıklarını överizde, başkalarına özeniriz; lakin kendimiz kendi memleketimiz, ilimiz için bişeyler yapmak için ayıkamayız.
SAYHA -- 30.10.2011 22:16
Seçimin ardından yazılması gerekenler...
Evet değerli Nesrin Hanımcığım,buyurduğunuz gibi seçimler bir sükunet içinde geçti ve yine sükunetle sindirildi.Fert başına düşen milli gelir 9000 dolar olmuş diye sevinen NecipTürk milleti bunun ne kadarı benim cebime girdi diye sormayı akıl edemiyor. Ne kadar öğünse yeridir.Saygılarımla
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.07.2011 21:21
Yozgat’ı nasıl bilirsiniz ?
Nesrin hanım, Yozgat'tan 12 yıl önce çıktım. 12 yıl sonra memleket hasretiyle döndüğümde; halini, bırakıp gittiğmden daha perişan buldum. Mehmet Erdemir zamanında yapılan yollar doğal gaz nedeniyle bozulmuş, binaları harabe görünü bürümüş, ilk ve tek fabrika yerle bir edilmiş, tek büyük şirket iflas nedeniyle terkediliş.

Yozgatlı bir olarak içim acıdı, yüreğim dağlandı. hiç bir şey yapılmıyor bunu anladık ama, yapılanada sahip çıkılmamış. Yozgat halkı duyarlı olmuş olsaydı o fabrikayı, zarar etmiş olsa bile tarihi bir bina, ilk yapılmış tek ekmek teknesi olarak şehir ortasında kalmış o mekanı anıların adına anıtlaştırır, dinlenme mekanı haline getirir yine yerle bir ettirmezdi.

Diğer yandan; geçenlerde bir televizyon kanalında Yozgat yemekleri tanıtılıyor. Aşcı o kadar emek verip testi kebabı pişirdi, halktan birine tanıtma amaçlı sibiker yemek hakkında soru yöneltiyor; bu garibim şahıs, sadece kameraya poz veriyor..

...poz vere vere bu halde kaldık Yozgatlı olarak( Evlerin içi sırmalı saray, dışı hanay babam hanay)

Testi kebabına Nevşehir, Arabaşına Tokat, haside'sine " bastık" adı takarak Mardin sahipleniyor.

Türk insanı lokumunu Yunana, baklavasını bulgara bağışladı. Yozgat'ında tek testi kebabını Nevşehir aldı.

Bırakın ekonomiyi, yatırımı; bizler kültürümüze dahi sahip çıkmıyoruz. Hiç bir şeye itiraz edemez yarı uyur bir yozgat halkı vardı şimdi tam uyur hale gelmiş.

Acaba doğalgazı yakmak yerine soluyorlarmı diye düşündüğümde olmuyor değil.
Suzan -- 03.04.2011 00:20
ORADA BİR ÇANAKKALE VAR GEÇİLMEZ
yazınız çok güzel ve etkileyici akıcı bir uslubunuz var elinize yüreğinize sağlık hocam
ayten dilmen -- 19.03.2011 20:58
Yozgat’ı nasıl bilirsiniz ?
Sayın hocam Ben 1990 Yozgat İ.H.L.mezunuyum.Sizinde öğrencinizim.Sağlık Bakanlığı Merkez teşkilatında memur olarak çalışıyorum.Aradan yirmi yıl geçmesine rağmen hala sizin bilgi ve görüşlerinizin bizlere ışık tutuyor olması inanın beni çok sevindirdi.Pisagor ve Öklit bağıntısı yüzünden beni eylüle bırakmıştınız.İnanın hocam çok iyi yapmışsınız.Şimdi ise İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Mezunu olabildiysem kesinlikle bu sizin başarmak için daha çok çalışmamız gerektiğini öğretmenizdendir.Sayın hocam yayınlarınızı bundan sora takip edeceğim.Allah sizi başımızdan eksik etmesin.3/A Sınıfı 1367 Mehmet ŞAHİN
MEHMET ŞAHİN -- 10.03.2011 17:19
Yozgat’ı nasıl bilirsiniz ?
Yorumunuz SAYGIDEĞER HOCAM BENYOZGAT İMAM HATİP LİSESİ 1984 YILIL 7/B SINIFINDAN MEZUN OLAN ÖĞRENCİLERİNİZDEN MUSTAFA DİNÇER;ŞU AN BURSA YOZGATLILAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU OLARAK BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ AMA İNANIN YOZGATTAKİ HEMŞEHRİLERİMİZ DEĞİL GURBETTEKİLERDE Bİ SORUMSUZLUKALMIŞ BAŞINI GİDİYOR.4 YILDIR DERNEK YÖNETİCİLİĞİ YAPTIĞIMIZDAN ARTIK İNSANLARI DAHA KOLAY TEŞHİS EDEBİLİYORUZ.ŞUNU İÇTEN GELEN VE SAMİMİ DUYGULARIMLA İFADE EDİYORUM.YOZGATLI OLMAYI ALLAH HERKESE NASİP ETMEZ AMA BUNUN KIYMETİNİN BİLENE.ÜLKENİN KİLİT NOKTALARINDA YOZGATLILAR (GÜVENİLİR OLDUĞUNDAN MIDIR NEDİR)GÖREV YAPIYOR.AMA MALESEF DEDİĞİNİZ GİBİ BİZİ VATAN MİLLET SAKARYA İLE AVUTUP BU GUNLERE GETİRDİLER.GEÇENLERDE ŞU ANKİ VALİBEY EGERÇEKTEN TEŞEKKÜR EDERİM.YOZGATTAN GİDEN ALAYIN GERİ GETİRİLMESİ İÇİN MÜRACATIMIZ OLDU DİYOR ÇOK GÜZEL Bİ GELİŞME ŞU ANA KADARBUNU SİYASİLER OLSUN GELİP GEÇEN DEVLET TEMSİLCİLERİ VE YEREL YÖNETİMLER OLSUN NİYE GÜNDEMİNE ALMADI BİLMİYORUM.ÜNİVERSİTE ,ALAY DERKEN NERDEN BAKARSAN Bİ HAREKETLİLİK OLUR.SAYGILAR SUNAR YİNEDE YOZGATLILARA VE YOZGATA SEL OLSUN.
MUSTAFA DİNÇER -- 21.02.2011 16:16
Yozgat’ı nasıl bilirsiniz ?
Saygı değer hocam, öncelikle çok teşekkür ederim, Yozgatı ve Yozgatın halini dile getirdiğiniz için. Gerçektende Yozgatın hali içler acısı, ben bile bu yüzden doğduğum memleketimi terkettim, çocuklarım okusun, okumazsa işe yerleştiririm amacıyla gittim. Yozgatımız bir cennet gerçekten şöyle bir düşünürsek, ama maalesef anlattığınız özellikte bir siyasiler gelipte vekiller çıkıpta yozgat için birşey yapmadılar halaa da yapmıyorlar, gerçekten çok üzücü. İnşallah sizin bu yazdıklarınızdan sonra ve seçimlerde iş yapacak yürekli, yumruğu ses getirecek insanlar gelirde yozgatımızın gerçek yerini değerini göstertir.
Lokman GÜNEŞER -- 16.02.2011 08:21
Yozgat’ı nasıl bilirsiniz ?
Teşekkür ederim Ramazan..Ben de öğrencilerimin benim yazdıklarımı beğenerek okumasından çok mutluluk duyuyorum..
Nesrin Masarifoğlu -- 09.02.2011 17:01
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
6
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00