BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.09.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
186
Dün
:
4890
Toplam
:
12983687
Teğet Habil COŞKUNSU
Ben deyim yalan sen belle essah
yozgatgazetesi@yahoo.com
Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” adlı tablosunu her gördüğümde aklıma gelir ve hafiften kendi kendime gülümserim. Her gördüğümde derken iş icabı arada bir uğradığım bir birimin lobisinde asılı durur ve gözüm mutlaka oraya ilişir.
Peki, aklıma düşen şey nedir de gülümserim? Geçmiş yıllarda köyünü zikretmek istemediğim birini “Salı pazarında Unpazarı’na bir kaplumbağa alıcısının geldiğini” söylerler. Bu uyanık şahıs çaktırmadan bir hafta boyunca dağ-taş, bağ koymaz kaplumbağa toplar. Çuvallara doldurarak alır getirir. Unpazarı’na torbaları bırakır ve ağızlarını açar. Başına biriken çok olur ama alıcısı çıkmaz bir türlü. Üstelik cevap veremediği sorulara maruz kalarak canı sıkılır iyice. Öğle geçmek üzeredir hala bir fiyat veren yok. Ta ki sinsi gülüşleri fark edince kandırıldığını anlayana kadar bekler. Salıverir ortalığa kaplumbağaları. Ayakaltında bir müddet dolaşan hayvancıklar ağır adımlarla şaşkın bakan gözler nezaretinde saat kulesine doğru tarihe tanıklık edecek fotoğraf karelerini belleklerde bırakarak yürürler.
Şahsım bu olayı görmedi ama hafızamda resmedecek kadar kabiliyetli buluyorum kendimi desem abartmış olmam her halde.
Yozgat insanının bazen ne yapacağı gerçekten belli olmuyor. Bazen çok katı yapılı gibi görünenlerin dahi zamanla yaşamında yaptığı değişikliklere şahit oluyoruz da şaşırıyoruz. Olmayacak yerde karşımıza çıkan bir delilik uzun zaman sohbetlerimizi defalarca meşgul ediyor ve her seferinde aynı hazla gülebiliyoruz.
Abdurrahman Hoca’nın minare yıkma işinden tutun da Köçekkömü köyünden İbiş’in Lise Caddesi’nde kağnı gezdirerek trafiği felç etmesine kadar…
Bunlara benzer bir Yozgat klasiği diyebileceğimiz bir hikâye daha var. Adına ne derseniz artık? Kaynak kişi olayı yaşayanlardan biri… Yozgat Devlet Hastanesinden emekli Paşa Doğangönül. Namı diğer Topal Paşa…
Topal Paşa bir Pazar günü Mustafa’nın (Aynalı kahve) kahvede bir arkadaşıyla parmak çörek ve yanında peynir kahvaltı yaparken hastanede sayman şefi olan Şükrü çıkıp gelir. “Kalk lan Topal gidiyoruz!” demesiyle arkadaşı bu işe şaşırır ve Şükrü’nün üzerine yürür. Şükrü’nün kafası yerinde değildir tabancayı çeker ve durdurur. Topal araya girerek kendisinin amiri olduğunu söyler ve olayı yatıştırır.
Topal mecbur kalır amirinin dediğini yapmaya. Arkadaşından müsaade alır ve ayrılırlar. Maksadı Şükrü’yü teskin edip onu evine götürmektir. Oradan ayrılınca Şükrü derki; “Saat kulesini yolun ortasına dikmişler. Seninle onu düzelteceğiz.” Topal şaşırır ama sonucun nereye varacağını kestiremeyerek peşinden gitmek zorunda kalır. Varırlar Tol Çarşı’ya iki amele bulurlar. Şükrü amelelerin bir günlük çalışma ücretini hemen orada peşin verir. Bu işçiler ne yapacaklarını bilmiyorlar tabi ki. Sobacılar çarşısından kazma kürek satın alır ve saplarını orada taktırırlar. Gelirler saat kulesinin yanına.
Saat kulesinin yerinin değişeceğini anlayan işçiler itiraz eder, kazımak istemezler.
Şükrü tabancayı çıkarır ve çalışmaları konusunda tehdit eder. Oradan yakıştırdıkları iple yolun tek tarafını yani Lise Caddesi tarafından gelen şeridi trafiğe kapatırlar. Tabi insanlar ne olduğunu anlamıyorlar. Belediyenin işçileri falan zannediyorlar.
O günün şartlarında orada bulunan taşları falan sökerler. Şükrü mimarlık görevini üstlenir. Ayağıyla çizer bazı yerleri işaretler.
Saat kulesinin konması gereken yerini belirler. Kuleyi oraya nasıl taşıyacağı konusunda bir fikir yok ortada. Sadece yolu kazımalar var. Gelip geçen anlamsız bakıyor, henüz niçin eşildiğini bilmiyorlar. Çocuklar vakit geçirmek için başlarında meraklıca dikeliyor ve birbirleriyle şakalaşıyorlar.

Olayın geçtiği tarihi yazmadım, 1980’li yıllar. Rahmetle analım, Hakkı Borataş… Yozgat’a gelmiş geçmiş en namlı valilerden biri. Dürüst ve bir o kadar sert. Namını yedi düvel biliyor desek yeridir. Canı sıkılınca vakit gece de olsa tekmili kıyafet dolaşıp esnafı, halkı, kahvehaneleri dolaşıp gözlemleyen adam. Onu anlatmak için bu satırların uzaması lazım elbette. Başka bir yazıda anlatılabilir. Makam arabasıyla saat kulesinin yanından geçerken kapatılan bölgeye takılır. Dönüp gidecek hali yok, koskoca vali. Ama merakını yenemez. Bu arada bizimkiler hiç istifini bozmuyor. Şükrü patron edasıyla kulenin kaidesinin köşesine oturmuş işçilerin çalışmasını göz ucuyla dersek haksızlık etmiş oluruz olanca gayretini zorlayarak izliyor. Arada bir cebindeki şişenin içinden uzanan hortuma ağzını dayayıp çekiyor ve ağzını siliyor. Sonra köpükleri saçılarak emirler yağdırıyor. Saat kulesinin içinde bir saatçi vardı. O da arada bir anlam veremeyerek dışarıda olanları gözlüğünün üzerinden bakarak seyrediyor delikten.

Vali Borataş’ın camdan; “Kolay gelsin evladım! Hayırdır ne yapıyorsunuz?” demesiyle Şükrü yerle yeksan fırlıyor yerinden bir eliyle düşmemesi için sol iç cebindeki şişeyi tutuyor diğer eliyle ceketini düğmelemeye çalışıyor. Tabi ceket düğmelenince şişenin ucu ceketin sol yakasını doğal olarak kabartıyor. “Yakayı ele vermek” bu olsa gerek… Buna da gerek yok ya zaten birazdan akçeler saçılacak nasıl olsa ortaya.
“Sağolun efendim!” diyerek cama kapanıyor Şükrü. Valiyi tanıyor. Başkalarına tabanca çekmesine rağmen amirine itaat da kusur etmiyor. Gerçi Borataş gibi bir valiye tabanca çekse kaç yazar da o zemin yok en azından.
Tekrar ediyor Borataş:
“Burayı niye kazıyorsunuz evladım?”
Şükrü iyi bir iş yapmış olmanın edasıyla şımarıyor ve gerisin geri el kol işaretleriyle:
“Efendim saat kulesini yolun ortasına dikmişler. Oradan kaldırıp şuraya dikeceğiz. Ya da Löklülerin binanın yerine götüreceğiz.” derken Vali’ye tercih hakkı da bırakmadan işini iyi yapan adam portresi de çizmiş oluyor.
Vali hepsini şöyle bir süzüyor ve hiç bozuntuya vermeden:
“Afferim oğlum! İyi düşünmüşsünüz. Devam edin.” diyor ve oradan uzaklaşıyor.
Tabii valinin icazeti de olunca Şükrü’nün önünde kim durabilir artık? İşçileri fırçalıyor, bağırıp çağırıyor. Bu arada gelip geçen de Şükrü’nün forsunu görüyor yani.
Kısa sürüyor bu macera. Beş dakika sonra iki polis çıkıp geliyor. Şükrü’nün ve Topal Paşa’nın kimliklerini alarak bilgi topluyorlar. İşçilere tekrar orasını kapattırıp gidiyorlar.
Ertesi gün mesai başlar başlamaz hastanenin Başhekimi ve bu iki maceraperest valinin huzuruna çağrılır.
Borataş, personeline sahip çıkamadığı için Başhekimi bir güzel fırçalar. Bir daha yapmamaları kaydıyla Şükrü ve Topal Paşa’yı da bağışlar. Ancak bunun burası Borataş, durur mu? Her hafta devlet hastanesini kontrole gitmeye başlar. Bu vesileyle hastanenin yolları da bir güzel asfaltlanmış olur. Şükrü ve Topal Paşa sayesinde tabi ki…



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Kendimize gelmek ve kendimize bir bakmak...
Değerli Habib Bey’ciğim, okuyunca çok kolayımıza gelen, sanki ben de bunun gibi yazabilirim deyip de yazamadığımız Yunus Emre deyişleri gibi yine basitçe sıralamışsın. Bende yazdıklarının yanına bunlar kimler olabilir diye parantez içinde sıraladım. Parti başkanlarından tut da, yandaş ve hırsız mütahitten pırlanta satıcısına, yandaş veya beceriksiz ve korkak bürokrattan sahtekâr sosyalistlere kadar doldu taştı ama din bezirgânları hepsinde baskın çıktı. Neden şaşırmadım ben de buna şaştım.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.07.2015 15:22
Yozgat’a neden gelsin?
yazdiigniz konu yuzde yuz hakli oldum olasi yozgat merkezin esnafini ilcelerimiz hic sevmedi sevemedi acaba eli bal yuzu sirke satanlardan dolami neh ben gercekten hic yozgata para vermedim dediginiz konular haricindede gelmedim yozgata gelsem bile sadece tandir kebabi ve desti kebabi yer bir paket sigara alirim hatta arabama benzin bile almam sorgundan alirim ya da yol uzerindeki petrollerden alirim acaba yozgat merkez esnafi hic dusundumu sapkasini onune koyupta eski uzum pazarindaki bos dukkanlar hal icindeki bos dukkanlar daha lise caddesindeki bos dukkanlar yuzuncu yil is hani zaten bos neden neden hepsinin suçu esnaf olmadigindan ya da esnaf kilikli kisilerin gelen musteriye musteri gibi davranmadigiindan olsa gerek basinizi agrittim ozur dilerim yanlissam duzeltiniz lutfen
halit yagiz -- 18.06.2015 05:44
Yozgat’a neden gelsin?
Gurbetteki Yozgatlı Yozgat’a neden gelsin sorusunu da ben sorayım.
Dedelerinin kurduğu, bu şehirde akrabaların var. Ziyaret ederken duygulandığın mutlu olduğun baş taşlarını öptüğün kabirlerin var. Dodge marka üzeri açılabilen arazi aracıyla çıkmanın lüks olduğu mis kokulu Çamlığa bir kere daha çıkma isteği var. Saat kulesinin ta Şekerpınardan duyulan gong vuruşlarını acaba yanlış saymış olabilir miyim endişesi ile ikinci kere sayma arzusu var. Bu özlemle çıkarız yola. Sonra Çapanoğlu Yozgat’ta görevli asık yüzlü trafik polisi Yozgat’ın girişinde durdurur ehliyetimi alır aracımın İstanbul plakası ve ehliyette ki Çapanoğlu soyadı ona hiçbir şey ifade etmediğinden ne bir günaydın ne bir Yozgat’a hoş geldiniz demeden GBT kontrolü yapmak için 15 dakika bekletir. İlk vurgunu yedikten sonra ata yadigârı Yozgat’a selametle gireriz. Anılarımızdaki Yozgat yerine şehrin ortasına dikilen çirkinlik abidesi heyula binalarla ikinci vurgunu yeriz. Artık ne eski Yozgat ne eski Yozgatlı kalmıştır. Birkaç gün süren ziyaretlerden sonra kırgın, küskün ağlamaklı bir halde çıkarız Yozgat’tan. Yolda bir parça kendimize gelmişsek Ankara’dan eski Beypazarı’na çeviririz yolumuzu çocukluğumuzun Yozgat’ını yaşamak için.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.02.2015 13:36
Aşk olsun !
Değerli Kardeşim Habib Bey'ciğim. Muhterem Validenizin kurban bayramında hakkın rahmetine kavuştuğunu üzüntü ile öğrendik. Merhumeye allahtan rahmet sizlere de sabır ve sağlıklar diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 22.10.2013 12:00
Bu nasıl Atatürkçülük
sayın yazar selamlar ,evet dediklerinizinn bir eksiği olmuş.mesela büyük lider ADAMGİBİ İÇERDİ,VEDEhiç bir devletin uydusu olmakiçin uğraşmadı kendi köylu, işcisinin çalışma alanı olan fabrikalarını kapatıp yada satmadı öyle yiğit yazarlarımız da vardıki kendi yazdıklarının arkasında hep durdular bu ülke hiç bukadar emperyallerin oyuncağı olmamıştı köylüsü kendi tohumuyla ekebilir içisi kendi öz fabrikadında alınteri ile yuvasına birdilim ekmek göturur ALLAH Bereket versin bugünde karnımız tok üstümüz pek diyebilirdi şimdiki halimizgibi hakkını artayamaz sesini çıkaramaz biçare bir hayatımız yoktu ALLAHA Şükürlerolsun. o günleride gördü bu ülke bu günleride görüp yaşıyoruz yapanın yanına kalıyor butün haksızlıklar. tekrer selamlar.sürçi lisan etmişisek afola.
mahmut erdem -- 26.12.2012 10:39
Tosunlar kimin
Yorumunuz
DUYMADIĞIM FIKRALAR. GÜZEL.
KISSADAN HİSSEEEEEEE.
ANLAYANA.

Adınız ve Soyadınız -- 02.05.2012 12:02
Vallah bizimdir
Öyle anlamlı bi şekilde anlatılmış ki halimiz. Velakin kime anlatalım ahvaliz. Kaleminiz var olsun. Adamlar ülkeye el koydu. Biz yaranmak için bilmiyoruzki ne yapalım? hatta hükümet oy almak için bunlara yalakalık yapıyor biz millette yalakaya oy atıyoruz. Şşehir eşkiyası olup çıktılar. Devlet dağdaki çakalın peşine milyarlar harcıyor. Adamlar elektiriği bedava kullanıyor, kuyusuna ısıtıcı salmış,sıcak su kullanıyor. Bir elleri balda bir elleri yağda... biz batıda yaşayanlarda zamlı elektiriği ödeyememekten dolap çalıştıramıyoruz...

suzan -- 07.11.2011 20:15
Geldi geçti seçim
Değerli Habil Beyciğim.Önce yazınızdaki fırıncı ve çaycı mezar taşlarını bir gün lazım olur diyerek kopyalarak dosyama koydum.Günümüzde de yüzlercesi bulunan sahtekar öğünmecileri anlatan güzel bir halk güüldürmecesi.Yozgatın içinde bulunduğu kış uykusundan uyandırılmasına gelince.Ben 1965 yılında merkezi İstanbul Taksimde buluna bir firmada çalıştım.O yıllarda hem hukuk fakültesinde okuyor hemde çalışıyordum.Bu firma elinde sermayesi olan ve üst tarafını banka kredisi ile tamamlamak isteyen ama hangi konuda yatırım yapacağını bilemeyen iş adamlarına yardımcı oluyordu.Bu firma önce bölgelere göre nerede hangi iş kolunda fabrika kurulmasının rantabl olcağını araştırıyor sonra o yöre için Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının o yöre için o konuya kredi verip vermeyeceğini tesbit ediyordu.Mesela un fabrikası açmak isteyen sermayedara orada un fabrikasına kredi verilmediğini ama tuğla fabrikası kurmak isterse bankanın bu konuda kredi verebileceğini bildiriyorlardı.Sermayedar razı olduğu takdirde bu konuda fizibilite çalışmalarını yapıpıp eğer istenirse o fabrikayı anahtar teslimi yapıp teslim ediyorlardı.Bu yıllarda bu şekilde yapılan bir kısım fabrikalar hâlâ hatırımdadır.Çünkü o işlerde cüzi de olsa benimde emeğim var.İşte Yozgat zenginleri de ya şahsen yada ortklıklar kurarak bu tür firmalara böyle araştırmalar yaptırarak gerek coğrafi konumu gerekse yeraltı zenginlikleri veya deniz ve demir yollarına yakınlığını araştırarak Yozgatta ne biçim bir yatırım yapmanın rantabl olacağını tesbit ettirebilirler.Yeterki Sürur beyin buyurduğu gibi incir çekirdeğini doldurmayan dedikodulardan kendilerini kurtarsınlar.İstanbuldan Selam ve Saygılar.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 22.07.2011 12:18
Ya Fatmagül
Peki her firsatta yozgatliyi elestiren kucuk dusuren cemil beye neden lafin yok.
Ben sizi iyi bilirim der gibiymis. İyi biliyorsa onu basbakan yardimcisi yapanlarida biliyordur. Bi kere daha soylemisti arabasi icmeyle Yozgatli olunmaz diye Yozgatliyi kucuk dusurerekmi Yozgatli olunuyor.
Kemal -- 28.05.2011 02:39
Vallah bizimdir
Ağzına diline yorumuna sağlık....
yozgatlı -- 04.02.2011 12:50
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00