BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.07.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4563
Toplam
:
12824772
GURBET YAZILARI A.Kadir ÇAPANOĞLU
HARF DEVRİMİ VE ARAP HARFLERİNİN TÜRKÇEYE UYUMSUZLUĞU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bu yazımı harf devriminin yıldönümü olan 1 Kasım günü yayınlayacaktım ama değerli dostum Dr. Ömer Serdar Erbek’in gönderdiği mektubu sıcağı sıcağına yayınlamak istemiştim. Bu yazımı da bu yıla ertelemiştim. Ancak günün önemine binaen şimdi yayınlamayı uygun buldum.

27.02.2013 tarihinde 84 yaşında iken vefat eden Hukuk doktoru kuzenim Gülseren Sebük Mandato’ya, projesini kendi çizdiği Nişantaşı’ndaki büyük evinde bir fotoğrafın arkasındaki Eski Türkçe yazıyı okutmuştum. Başkalarının bazı kelimeleri benzeterek okuduğu Eski Türkçeyi hiç duraksamadan okuması dikkatimi çekmiş ve sormuştum “Bu kadar hızlı nasıl okudunuz” diye. O da bana Kuranı kendi dilinden incelemek için eşi Gennaro Mandato ile İtalya da Arapça kursuna gittiklerini ve Kureyş dilini öğrenmeye çalıştıklarını söylemişti. Ben de kendisine yukarda bahsettiğim benzeterek okuma olayını sormuştum. Şöyle anlatmıştı;

Her dilin ayrı özellikleri vardır. Alfabesinin de ona uygun olması gerekir. Çin alfabesi Çince lisanına uygundur. Japon alfabesi Japon lisanına uygundur. Yunan alfabesi Yunan halkının lisanına uygundur. Arap alfabesi de, Arapçanın yapısına uygun seslerden doğmuş, bu sesleri yansıtacak, Arapların anlaşmasını sağlayacak ölçüde biçimlenmiştir. Türkler, konuştukları lisan olan Türkçeye uygun alfabeler kullanırken, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Hâlbuki Arap alfabesi Arapçaya uygundur, Türkçe’ ye uygun değildir.

İslam tarihi ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzmanlaşmış İngiliz asıllı ABD'li tarihçi Prof.Dr. Bernard LEWİS, Arap harflerinin Türkçe’ ye uygun olmadığı şöyle açıklar; “Arap alfabesi Arapçaya mükemmel uymakla beraber Türkçe’ de Arap yazısının ifade edemediği birçok şekil ve ses yapısı vardır.”

Arap harfleri kelimenin başında, ortasında ve sonunda farklı yazılır. Bu nedenle Arap alfabesindeki 33 harf 99 harf gibi kullanılır. Arap alfabesinin sadece ünsüzler (sessiz harfler) üzerine kurulan bir yapı düzeni vardır. Türkçe’ deki dokuz ünlü “a-u-e-e-ö-ü-ı-i” ses varken, Arapça’ da sadece üç sesli harf “a-i-u” vardır. Bu durum bir konuyu Türkçe ifade etmekte güçlük yaratmaktadır.

Türkçe’ de bulunan dört yuvarlak sesli “o-ö-u-ü” için Arapça’ da sadece “u” seslisi vardır. Arapçadan alınmış olan eski alfabede, aynı ses için gereksiz yere birkaç harf mevcuttur. Örneğin; “s” sesi için “se”(üç noktalı), “sin”(dişli) ve “sad” adlarında üç harf vardır. “Sabit”, “sana”, “sanki” sözcüklerinin ilk harfleri birbirine benzemez. “Se”nin kullanılacağı Türkçe sözcük yoktur.

Arapçada “Z” sesi için dört ayrı harf grubu vardır: “zel” (noktalı dal), “ze” ( z), “Zı” (noktalı tı), “dat” (noktalı sat)…Yukarda bahsettiğim benzeterek okunmaya örnek olarak “zarar”,”zulüm”, “ziraat”, “zeki” sözcüklerini örnek olarak verebiliriz. İlk harfleri aynı sesi taşıdıkları halde, ayrı ayrı harflerle yazılır. Böyle yazılmazsa sözcüğün anlamı değer taşımaz.

Dolayısıyla Arapça ve Farsçadan Türkçe’ ye giren sözcüklerde sesli harflerin kullanılmaması okumayı zorlaştırmaktadır. Örneğin, “kef” ve “lam” harfleriyle yazılan bir sözcüğün “kel” mi, “kil” mi, “gel” mi,“gül” mü okunacağını anlamak çok zordur. Bir sözcüğü doğru okumak için cümlenin gidişine yani anlamına bakmak gerekir, bu yüzden Arapça sözlükleri iyi bilmeyenler böyle benzeterek kelimenin doğrusunu bulmaya çalışırlar.

Arapça’ da sessiz harflerin okunuşu da kuralsızdır. Mesela “dal” (de) olarak okunurken. “t” harfi de zaman zaman “de” okunur. ”T” harfinin de bazen “te” bazen “tı” diye iki harf vardır. “Gay” ”g” harfi de “Kaf” “k” sessizleri sözcüğe göre “g”, “k” olarak da okunur.

“H”sessizi için de üç ayrı harf vardır: “ha” (noktasız), “hı” (hazır).
Arapça güzel yazı çeşitleri olan Rık’a, Nesih, Talik, Sülüs, Matbu gibi birçok Arap yazısının bütün çeşitlerini okumak uzmanlık gerektiren bir iştir. Bu nedenle Arap harfleriyle okuma yazma bilen birinin önüne gelen tüm metinleri okuması imkânsızdır.

Arap alfabesiyle Türkçe mesaj yazmak harf eksikliğinden dolayı hızlı yazılsa da (Cennetmekân babam notlarını Eski Türkçe tutardı) daha sonra anlamlarda sorunlar yaşanıyordu. Osmanlıcada çoğu sözcük gelişinden okunuyor, anlam bütünlüğü kurularak sonuca gidiliyordu. (Kütüphanemde muhafaza ettiğim Çapanoğlu Celal Bey’in Arap harfleri ile yazdığı günlüğün çözümünde de bazı kelimeler tam okunamamış defterin ilerleyen sayfalarındaki cümlelerin anlamlarından çözümlenerek tekrar tekrar geriye dönülmüştür.) Bu yüzden Örneğin “mükemmel” sözcüğünü yazmak için bugünkü harflerle “mkml” yazılıyordu. Bu yüzden bir sözcük pek çok şekilde anlamlandırılıyordu. Bu gün gençlerimiz cep telefonunda mesaj yazarken birçok kelimeyi böyle kısaltarak yazıp aslında güzel Türkçemizi katlediyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda Enver Paşa, bu durumu önlemek için yeni bir alfabe kullanmayı denemiş ama başarılı olamamıştı.

Osmanlı’nın kullandığı Arap alfabesinin bırakılıp, yeni Türk harflerine geçilmesi, Türkçe’nin özleşmesi ve gelişmesi yolunda kuşkusuz en büyük dönemeçlerden biridir.

Harf devrimi, Türk kültür yaşantısını ve yapısını, Arap ve Fars kültür baskısından kurtarıp ulusal kimliğe büründürmüştür.

“Akademik çalışmalar dışında” Osmanlıcayı ve Arap alfabesini öğrenmeye gerek yoktur!..


Yazımızı konumuza uygun bir fıkra ile bitirelim. Tam öğle namazı vakti yolu bir köye düşsen seyyah hem biraz dinlenmek hem de namazını eda etmek için köy camine gelir. Şadırvan kalabalık olduğundan biraz beklemek zorunda kalır. Bu arada abdest alan köylülerin bir hareketi dikkatini çeker. Köylülerin hepsi abdest aldıktan sonra kıçlarını sallayıp camiye girmektedirler. Çok merak eder. Namaz bitince gözüne kestirdiği birisine çekinerek sorar. Köylü, ben bilmem imama sor diye cevap verince daha da meraklanır ve imam yalnız kalınca usulca sorar. İmam efendi kitapta yazıyor diye cevap verir. Adam daha da meraklanır ve hangi kitapta hocam diye sorar. İmam dolaptan çıkardığı namaz hocası isimli “Eski Türkçe baskılı” kitabı açıp sayfadan okur. Yazıda matbaa hatası vardır. İki noktalı “Y” harfinin bir noktası baskıda çıkmamıştır. Yani “Y” harfi “B” harfi olarak okunmaktadır. Cümlede anlatılmak istenen abdest aldıktan sonra “yüzüğünüzü oynatın” cümlesi “büzüğünüzü oynatın” olarak okunmaktadır.

13.04.2017


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SABRIN SONU VE LİZBON DEPREMİ
Hiç bir şey yapmadan "beklediğimiz" İstanbul Depremi "sağ kalanlarımıza" bu kez neyin ne olduğunu öğretecektir. Sağ kalanlarımız depreme dayanıklı inşaat nasıl yapılır öğrenecektir. Politikacıların "yalanları" işe yaramayacaktır.
Anasını, babasını, çocuğunu kaybedenler kendilerine gereken cevabı vereceklerdir. Türkiye de mevcut itfaiye merdivenleri belli bir kattan sonrasına yetişememektedir. Buna rağmen Belediyeler yüksek katlı inşaatlara "izin" vermeye devam etmektedirler! Türkçesi "yanın" veya "ölün" demekteler buna rağmen "oy" almaya devam etmektedirler. Depremde "asansöre" binemezsiniz "sallantıda" arada sıkışır kalır. Merdivenleri de kullanamazsınız. Ülkemizdeki binaların en zayıf, güvenilmez yerlerinden biridir. ALLAH'la Aldatanlar için herşey mübahtır. İnsan hayatı onlar için ARAÇ'tır. Türkçesi, BİZLERİN onlardan "akıllı" olup, yaptıkları bu "ölüm" binalarından kat satın almamaktır. Ne yazık ki, "gözden" akıllıyız. Kafa "boş" yani...
Rauf Aktolga -- 23.07.2017 13:35
TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ PARKI YOZGAT ÇAMLIĞI
Abdülkadir Bey,
Bende sizin gibi o güzel Yozgat çamlığına bir zarar verilmesinden korkuyorum. Umarım insanlar bu doğa harikasına zarar vermezler.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 13.07.2017 11:41
Şehr-i Yozgat cezalı mıydı ?
BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI DURSUN KAPTAN, YA DA KILIÇ REİS
Sayın Mahiye Morgül,
Yazıma konu olan Dursun Kaptanın ölüm tarihi 1950 yılıdır. Dört evladı varmış ve maalesef hepsi de vefat etmişler. Bana bu bilgileri veren Yavuz Bey, Kaptanın torunlarından Alzheimer hastası Bahar hanımefendinin eşi oluyor. Benim mail adresim capanoglukadir@yahoo.com.tr. Adresinden ya da Yozgat Gazetesinin 0354 212 46 46 numarasından benim telefonumu alarak bana ulaşırsanız size bir telefon numarası verebilirim. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.06.2017 15:50
BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI DURSUN KAPTAN, YA DA KILIÇ REİS
Dursun Kaptan hakkında yazınızı ilgiyle okudum, çünkü Rize'de onun mahallesinde büyüdüm. Bir torunu olduğunu bilmiyordum, kendisine ulaşmak isterim, mümkünse telefonla hatta e-posta yazışmak isterim.
Mahallemiz İslampaşa, pek çok kahramanımız var. İpsiz Recep Emice'yi duymuşsunuzdur. Ancak daha önemlisi İpsiz Recep'in Sahil Müfrezesinde savaşan kahramanlardan bir tanesi Zekeriya Tiryaki dedemizin mezarının yanında kuzeni kaptan DURSUN TİRYAKİ yatıyor, o da Batom'dan silah taşıyan teknesiyle ve türküsüyle ünlüdür.
"Dursun Kaptan Batomdan avara etti kakti"
Eğer aynı kişiden söz ediyorsak mutlaka bizi buluşturun.
Selamlar saygılar

Mahiye Morgül
Eğitimci Yazar
Mahiye Morgül -- 28.06.2017 22:27
KURU GIDANIN PİŞİRİLMESİ HAKKINDA
"Kuru Gıda Pişirme Yönergesi" yayınlanmıştır bu yazının ardından aziz dostum.Muhtemeldir.Yine de askerin kendi pişirdiği karavanaya kaşık sallaması ehveni şerdir. Bak, özel yemek şirketlerine ihale ediliyor yemek işi. Olanlar oluyor."Asker soğan soymaz." dense de yeri gelince soğan da soymalı, ekmek de yapmalı...
Güzel anlatımınızla bizi gülümsettiniz. Biz güleriz ağlanacak halimize zaten...Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 19.06.2017 13:21
BİR ÇINAR DAHA GİTTİ

Merhaba Abdülkadir Bey,
Umarım iyisinizdir. Mekânı cennet olsun, Yılmaz Göksoy hocamızın vefatını sizin yazınızdan öğrendim. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Merhum hocama Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Kendisi baba tarafından bize uzaktan akraba olduğunu söylerdi. Daha yaklaşık bir ay önce telefonda sohbet etmiştik. Bana hep "Yaşar Can" diye hitap ederdi.Sizin kadar sık olmasa da bende zaman zaman telefonla arar hatırını sorardım. Onu daha benim Gazi Paşa'da ilkokul öğrencisi olduğum yıllarda, genç bir öğretmenken tanımıştım. İmam-Hatip Okulu'nun orta kısmında 3. sınıftayken de Türkçe dersimize gelirdi. Sonraki yıllarda Yozgat'ın tarihi, kültürü ve folkloru dolayısıyla Yozgat'a yaz tatilinde her gidişimde her ikindiden sonra onunla uzun uzun sohbetler eder, o tatlı ve espritüel konuşmalarını zevkle dinlerdim. Onun vefatı vefasız ve kadir kıymet bilmez Yozgat için ayaklı bir Halk kültür kütüphanesinin yıkılışı demektir. Cenazesine katılmayı çok isterdim. İçimde ukde kaldı. Kısmet değilmiş. Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Nur içinde yatsın. Çok ama çok üzgünüm.
Selam ve saygılarımla
A.Y.Ocak -- 09.06.2017 21:13
BİR ÇINAR DAHA GİTTİ
"Evvel giden ahbaba selam olsun."diyerek başlayayım. Yılmaz Göksoy Hoca'ya rahmet diliyorum. Yozgat kültür tarihi için ne büyük kayıp...Ne yazık ki ben kendisini şahsen tanımadım. Ama sizin yazılarınızdan Yılmaz Hoca'yı nüktedan, Yozgat kültürüne vakıf bir ayaklı kütüphane olarak tanıdım.Sizin gibi değerli bir araştırmacıyla dost olması da zaten Yılmaz Hoca'nın nasıl bir insan olduğunu gösteriyor. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.Sizin gibi değerbilir insanla dost olmak benim için de bir onurdur.Yılmaz Hoca'mızın eserlerini edinip incelemeyi çok isterim. Nasıl bulacağım, bilmiyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz Abdulkadir Bey.
"Bir Çınar Daha Gitti" diyorsunuz ya hayır, itirazım var. O çınar gitmedi. Dimdik ayakta. Eserleriyle, size anlattıklarıyla. Kayıt altına aldığınız konuşmalarıyla aramızda Yılmaz Hoca.
Sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 09.06.2017 18:47
BENİM BABAM
BENİM BABAM

Her yazınız gibi bu da çok güzel olmuş.Elinize sağlık.Bütün yorumlarımda söz ettiğim gibi, fırsat buldukça onları babama okuyup sizin vermiş olduğunuz bilgilere ilave bilgiler öğrenmeye çalışıyorum.Rahmetli dedem Avukat Kamil ERBEK saat kulesinden Sivas caddesine doğru inince soldaki en son binayı (eski otobüs yazıhanelerinin olduğu şimdi orta katı kafe olmuş olan )yaptırmadan önce orada eski ahşap bir ev var iken sahibi olmuş.Ahşap evin restorasyon çalışmaları sırasında parası yetmemiş ve rahmetli Muhlis bey dedeme o zamanın parası ile 10 bin lira borç vermiş.Dedem yaklaşık 2 yıl sonra ancak ödemiş parayı.(Faiz yok senet yok.)Babam rahmetli Muhlis bey çok şık giyinirdi çok efendi bir insandı diye anlattı.
Sizin babanızın başına gelen talihsiz olay sonrası Yozgat'a veda etmek zorunda kalmış olması beni oldukça hüzünlendirdi.Allah rahmet eylesin. Yeni yazılarınızda buluşmak dileği ile saygılarımı sunarım.
Ö.Serdar ERBEK
Adınız ve Soyadınız -- 05.06.2017 10:10
BENİM BABAM
Babanızla ilgili duygu dolu yazınızı büyük bir beğeniyle okudum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Onun bayrağını kaldığı yerden sürdürüyorsunuz. Kaleminiz sürekli olsun.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 29.05.2017 10:31
BENİM BABAM
Çok duyarlı ve güzel bir yazı olmuş.Babanız ne kadar gururlansa yeridir.
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 27.05.2017 20:17
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00