BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
201
Dün
:
4890
Toplam
:
12844670
GURBET YAZILARI A.Kadir ÇAPANOĞLU
BEKİRAĞA BÖLÜĞÜNDEN İKİ MÜHİM FİRAR OLDU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İngilizlerin idamını istedikleri eski 6. Ordu Kumandanı Halil Paşa Anadolu’ya kaçtı.
9 Ağustos 1919 tarihli İstiklal gazetesinden birlikte okuyalım.

Cihan harbinde Altıncı Ordu Kumandanlığında bulunan Halil Paşa ile İttihat Terakki Merkezi Umumisi Küçük Talât Bey’in önceki gece hapishaneden kaçmaya muvaffak oldukları öğrenilmiştir. Önceden yapılan gizli bir uzlaşmaya uygun olarak, Perşembe gecesi nöbetçi subayı bulunan Şadi Bey, Halil Paşa ile Küçük Talât’ı ve gardiyanı yanına alır, kimsede şüphe uyandırmaksızın gece saat iki de hep birlikte Harbiye Başkanlığının bahçesinin Süleymaniye kapısından çıkarır ve birlikte orada bekleyen bir arabaya binerek kaybolurlar.

Halil Paşa ile Küçük Talât’ın nöbetçi subayı Şadi Bey’le birlikte firarı ancak dün geç vakit haber alınabilmiş ve derhal harekete geçilmiştir. Hatta polis müdüriyeti durumdan yalnız dün akşama doğru haberdar olduğundan etrafa geç bilgi verebilmiştir. Halil Paşa ile Küçük Talât’ın firarını duyan Damat Ferit çileden çıkmış ve bu firarı kolaylaştırmakla suçladığı Harbiye Bakanı Nazım Paşa ile sert bir tartışması olmuştur. Harbiye Bakanı Nazım Paşa’nın her an vazifesinden alınmasına intizar olunmaktadır.

Öğrendiğimize göre, mütarekeyi müteakip İngiliz kuvvetlerinin şehrimize yerleşmeleri üzerine bizzat
İngiliz askeri polisi tarafından Bostancı’da Horoz Ali Paşa Köşkünde sarılarak yakalanan Halil Paşa, Ermeni tehcirinden sorumlu tutularak idam edilmek üzere idi. Askeri mahkemenin bu yolda İngilizlerin baskısı altında bir karara varmak üzere olduğu söylenmektedir.

Verilen bilgiye göre, Bekirağa bölüğünden firarını müteakip Halil Paşa ile arkadaşları Kumkapı’ya inmişler orada kendilerini bekleyen mücahitlerden teğmen Naci tarafından alınarak Üsküdar’da bir eve götürülmüşlerdir. Burada kalınmayarak araba ile Kısıklı cihetine geçilmiş ve orada bekleyen Kuvayı Milliye mücahitlerinden Yahya Kaptan ve efradı Halil Paşa ile Küçük Talât’ı alarak Anadolu cihetine götürmüştür.

Halil Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa ile temas kurmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Kimdir Halil Paşa?
Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biri olan Halil Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın bir yaş küçük amcasıdır. Halil Paşa, kumandasındaki 6. Ordu ile 1916 Nisan’ında Kutülâmare’de İngilizlere karşı büyük bir zafer kazanmıştı. Irak’taki başarılarının ardından Kafkasya’ya, Kafkas İslâm Ordusu’na gitmiş ve yarbaylıktan paşalığa yükseltilen diğer yeğeni Nuri ile beraber 15 Eylül 1918’de Bakü’yü almış, savaştan sonra İstanbul’a dönüşünde İngilizler tarafından tutuklanmış ve Malta’ya gönderilmek üzere Bekirağa Bölüğü’ne kapatılmıştı. Buradan kaçtıktan sonra Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile buluştu ve Rusya’da o günlerde resmî temsilcisi bulunmayan Ankara’nın “gayrı resmî temsilcisi” olarak Moskova’ya gitti.

Moskova’ya 1920 Haziran’ında vardı, komünist liderlerle görüştü, kendi ifadesine göre Anadolu’ya o günlerde yapılan silâh ve cephane sevkiyatını düzenledi. Yine kendi ifadesi ile sekiz tonluk altın külçeleri Karaköse’de Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir’in kurmay başkanı ve Enver’in de eniştesi olan Kâzım Bey’e teslim etti, bir ara Türkistan’a gitti, sonra tekrar Moskova’ya döndü.

Enver Paşa, amcası Halil Paşa’yı (alttaki fotoğraf) İttihat ve Terakki’nin Anadolu’ya yeniden hâkim olmasını sağlaması için “Anadolu Müfettişi” ve “öncü” olarak Trabzon’a göndermişti.

Ülkeye çok zararı olan İttihatçıların faaliyetlerini yakından takip eden Ankara’nın bu gelişmelere izin vermesi mümkün değildi. Hükümet, 1921’in 12 Mart’ında Enver ve Halil Paşalar ile yakınlarının Anadolu’nun herhangi bir yerine gelmeleri halinde derhal sınır dışı edilmelerini emreden bir kararname yayınladı. Kararnamenin altında hükümet üyeleri ile Meclis Reisi Mustafa Kemal’in imzaları vardı!
Halil Paşa önce Rusya’ya sonra Almanya’ya gitti. Almanya’da da fazla kalmadı; Macaristan’a, oradan da Avusturya’ya geçti. İstanbul’da bulunan Refet Paşa’ya bir mektup gönderdi ve memlekete dönmesinde mahzur olup olmadığını sordu. Ankara Hükümeti, 1 Ağustos 1922’de Halil Paşa ile İttihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden Dr. Nâzım ve Küçük Talât Beyler hakkında daha önce vermiş olduğu memlekete giriş yasağını iptal eden bir başka kararname çıkartmıştı. Refet Paşa, Viyana’da bulunan Halil Paşa’ya bu kararnameye dayanarak Türkiye’ye gelebileceğini bildirince Halil Paşa senelerdir uzak kaldığı İstanbul’a, evine döndü...

Daha sonra “Kut” soyadını alan Halil Paşa, 1957’de İstanbul’da, gırtlak kanserinden vefat etti.

08.08.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
DÖRT
Aklımı mı okudun? Şı anda tam bahis ettiğin durumdayım. Sol ayak tabanında aniden bir problem çıkıverdi. Üzerine basınca acı veriyor. Bir süre merhem kimi sabah kimi akşam sürülüyor, kimi ayağın üst kısmına kimi ayak tabanına, bir sürü sabah ayrı akşam ayrı alınacak hap, bacağa sargı ile uygulanacak özel hazırlanmış bir sıvı. Işıl hanım olmasa yanmışım gari. Allah ayırmasın kimseyi.
Rauf Aktolga -- 15.08.2017 20:15
HAYAT KADINI
okumak beynin vitaminini alması demek iyi ki sizi tanıdım yazılarınızın lezzetine vardım,saygılarımla
mahmut erdem -- 02.08.2017 22:57
AT ARABASINDAN, ADALI HALİL PEHLİVAN’A
Sevgili kardeşim Abdulkadir Çapanoğlu, eski günleri ne güzel hatırlıyor ve ne güzel hatırlatıyorsun. Çanakkale Lisesindeki günlerimizde sen, rahmetli Erdoğan Sezgin, Belediye Zabıta memuru Erol Pehlivan ağabeyimiz ve kardeşi Erdoğan Pehlivan kardeşler… güreş sporu yaparak bedenimizi geliştiriyorduk. "At arabasından Adalı Halil Pehlivan’a" yazın bana Aliço’nun Adalı Halil ile güreşe hazırlanmak için kestiği sarI öküz olayını anımsattı. İlerde bu konuyu da daha açık bir şekilde ele alacağını umuyorum. Geçmişi güzel bir örnekle hatırlattığın için tekrar teşekkür ederken başta Koca Yusuf, Kel Aliço, Adalı Halil, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Yaşar Doğu, Celal Atik, Ahmet Ayık, Mustafa Dağıstanlı olmak üzere sayamadığım nice pehlivanlarımızı rahmetle ve saygı ile anıyorum. Yeni yazılarını merakla bekliyorum. Sevgiler.
YUSUF ENGİN -- 26.07.2017 12:14
SABRIN SONU VE LİZBON DEPREMİ
Hiç bir şey yapmadan "beklediğimiz" İstanbul Depremi "sağ kalanlarımıza" bu kez neyin ne olduğunu öğretecektir. Sağ kalanlarımız depreme dayanıklı inşaat nasıl yapılır öğrenecektir. Politikacıların "yalanları" işe yaramayacaktır.
Anasını, babasını, çocuğunu kaybedenler kendilerine gereken cevabı vereceklerdir. Türkiye de mevcut itfaiye merdivenleri belli bir kattan sonrasına yetişememektedir. Buna rağmen Belediyeler yüksek katlı inşaatlara "izin" vermeye devam etmektedirler! Türkçesi "yanın" veya "ölün" demekteler buna rağmen "oy" almaya devam etmektedirler. Depremde "asansöre" binemezsiniz "sallantıda" arada sıkışır kalır. Merdivenleri de kullanamazsınız. Ülkemizdeki binaların en zayıf, güvenilmez yerlerinden biridir. ALLAH'la Aldatanlar için herşey mübahtır. İnsan hayatı onlar için ARAÇ'tır. Türkçesi, BİZLERİN onlardan "akıllı" olup, yaptıkları bu "ölüm" binalarından kat satın almamaktır. Ne yazık ki, "gözden" akıllıyız. Kafa "boş" yani...
Rauf Aktolga -- 23.07.2017 13:35
TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ PARKI YOZGAT ÇAMLIĞI
Abdülkadir Bey,
Bende sizin gibi o güzel Yozgat çamlığına bir zarar verilmesinden korkuyorum. Umarım insanlar bu doğa harikasına zarar vermezler.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 13.07.2017 11:41
Şehr-i Yozgat cezalı mıydı ?
BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI DURSUN KAPTAN, YA DA KILIÇ REİS
Sayın Mahiye Morgül,
Yazıma konu olan Dursun Kaptanın ölüm tarihi 1950 yılıdır. Dört evladı varmış ve maalesef hepsi de vefat etmişler. Bana bu bilgileri veren Yavuz Bey, Kaptanın torunlarından Alzheimer hastası Bahar hanımefendinin eşi oluyor. Benim mail adresim capanoglukadir@yahoo.com.tr. Adresinden ya da Yozgat Gazetesinin 0354 212 46 46 numarasından benim telefonumu alarak bana ulaşırsanız size bir telefon numarası verebilirim. Saygı ve selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.06.2017 15:50
BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI DURSUN KAPTAN, YA DA KILIÇ REİS
Dursun Kaptan hakkında yazınızı ilgiyle okudum, çünkü Rize'de onun mahallesinde büyüdüm. Bir torunu olduğunu bilmiyordum, kendisine ulaşmak isterim, mümkünse telefonla hatta e-posta yazışmak isterim.
Mahallemiz İslampaşa, pek çok kahramanımız var. İpsiz Recep Emice'yi duymuşsunuzdur. Ancak daha önemlisi İpsiz Recep'in Sahil Müfrezesinde savaşan kahramanlardan bir tanesi Zekeriya Tiryaki dedemizin mezarının yanında kuzeni kaptan DURSUN TİRYAKİ yatıyor, o da Batom'dan silah taşıyan teknesiyle ve türküsüyle ünlüdür.
"Dursun Kaptan Batomdan avara etti kakti"
Eğer aynı kişiden söz ediyorsak mutlaka bizi buluşturun.
Selamlar saygılar

Mahiye Morgül
Eğitimci Yazar
Mahiye Morgül -- 28.06.2017 22:27
KURU GIDANIN PİŞİRİLMESİ HAKKINDA
"Kuru Gıda Pişirme Yönergesi" yayınlanmıştır bu yazının ardından aziz dostum.Muhtemeldir.Yine de askerin kendi pişirdiği karavanaya kaşık sallaması ehveni şerdir. Bak, özel yemek şirketlerine ihale ediliyor yemek işi. Olanlar oluyor."Asker soğan soymaz." dense de yeri gelince soğan da soymalı, ekmek de yapmalı...
Güzel anlatımınızla bizi gülümsettiniz. Biz güleriz ağlanacak halimize zaten...Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 19.06.2017 13:21
BİR ÇINAR DAHA GİTTİ

Merhaba Abdülkadir Bey,
Umarım iyisinizdir. Mekânı cennet olsun, Yılmaz Göksoy hocamızın vefatını sizin yazınızdan öğrendim. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Merhum hocama Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Kendisi baba tarafından bize uzaktan akraba olduğunu söylerdi. Daha yaklaşık bir ay önce telefonda sohbet etmiştik. Bana hep "Yaşar Can" diye hitap ederdi.Sizin kadar sık olmasa da bende zaman zaman telefonla arar hatırını sorardım. Onu daha benim Gazi Paşa'da ilkokul öğrencisi olduğum yıllarda, genç bir öğretmenken tanımıştım. İmam-Hatip Okulu'nun orta kısmında 3. sınıftayken de Türkçe dersimize gelirdi. Sonraki yıllarda Yozgat'ın tarihi, kültürü ve folkloru dolayısıyla Yozgat'a yaz tatilinde her gidişimde her ikindiden sonra onunla uzun uzun sohbetler eder, o tatlı ve espritüel konuşmalarını zevkle dinlerdim. Onun vefatı vefasız ve kadir kıymet bilmez Yozgat için ayaklı bir Halk kültür kütüphanesinin yıkılışı demektir. Cenazesine katılmayı çok isterdim. İçimde ukde kaldı. Kısmet değilmiş. Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Nur içinde yatsın. Çok ama çok üzgünüm.
Selam ve saygılarımla
A.Y.Ocak -- 09.06.2017 21:13
BİR ÇINAR DAHA GİTTİ
"Evvel giden ahbaba selam olsun."diyerek başlayayım. Yılmaz Göksoy Hoca'ya rahmet diliyorum. Yozgat kültür tarihi için ne büyük kayıp...Ne yazık ki ben kendisini şahsen tanımadım. Ama sizin yazılarınızdan Yılmaz Hoca'yı nüktedan, Yozgat kültürüne vakıf bir ayaklı kütüphane olarak tanıdım.Sizin gibi değerli bir araştırmacıyla dost olması da zaten Yılmaz Hoca'nın nasıl bir insan olduğunu gösteriyor. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.Sizin gibi değerbilir insanla dost olmak benim için de bir onurdur.Yılmaz Hoca'mızın eserlerini edinip incelemeyi çok isterim. Nasıl bulacağım, bilmiyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz Abdulkadir Bey.
"Bir Çınar Daha Gitti" diyorsunuz ya hayır, itirazım var. O çınar gitmedi. Dimdik ayakta. Eserleriyle, size anlattıklarıyla. Kayıt altına aldığınız konuşmalarıyla aramızda Yılmaz Hoca.
Sizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 09.06.2017 18:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00