BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.10.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
175
Dün
:
4890
Toplam
:
13017080
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BEKİRAĞA BÖLÜĞÜNDEN İKİ MÜHİM FİRAR OLDU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İngilizlerin idamını istedikleri eski 6. Ordu Kumandanı Halil Paşa Anadolu’ya kaçtı.
9 Ağustos 1919 tarihli İstiklal gazetesinden birlikte okuyalım.

Cihan harbinde Altıncı Ordu Kumandanlığında bulunan Halil Paşa ile İttihat Terakki Merkezi Umumisi Küçük Talât Bey’in önceki gece hapishaneden kaçmaya muvaffak oldukları öğrenilmiştir. Önceden yapılan gizli bir uzlaşmaya uygun olarak, Perşembe gecesi nöbetçi subayı bulunan Şadi Bey, Halil Paşa ile Küçük Talât’ı ve gardiyanı yanına alır, kimsede şüphe uyandırmaksızın gece saat iki de hep birlikte Harbiye Başkanlığının bahçesinin Süleymaniye kapısından çıkarır ve birlikte orada bekleyen bir arabaya binerek kaybolurlar.

Halil Paşa ile Küçük Talât’ın nöbetçi subayı Şadi Bey’le birlikte firarı ancak dün geç vakit haber alınabilmiş ve derhal harekete geçilmiştir. Hatta polis müdüriyeti durumdan yalnız dün akşama doğru haberdar olduğundan etrafa geç bilgi verebilmiştir. Halil Paşa ile Küçük Talât’ın firarını duyan Damat Ferit çileden çıkmış ve bu firarı kolaylaştırmakla suçladığı Harbiye Bakanı Nazım Paşa ile sert bir tartışması olmuştur. Harbiye Bakanı Nazım Paşa’nın her an vazifesinden alınmasına intizar olunmaktadır.

Öğrendiğimize göre, mütarekeyi müteakip İngiliz kuvvetlerinin şehrimize yerleşmeleri üzerine bizzat
İngiliz askeri polisi tarafından Bostancı’da Horoz Ali Paşa Köşkünde sarılarak yakalanan Halil Paşa, Ermeni tehcirinden sorumlu tutularak idam edilmek üzere idi. Askeri mahkemenin bu yolda İngilizlerin baskısı altında bir karara varmak üzere olduğu söylenmektedir.

Verilen bilgiye göre, Bekirağa bölüğünden firarını müteakip Halil Paşa ile arkadaşları Kumkapı’ya inmişler orada kendilerini bekleyen mücahitlerden teğmen Naci tarafından alınarak Üsküdar’da bir eve götürülmüşlerdir. Burada kalınmayarak araba ile Kısıklı cihetine geçilmiş ve orada bekleyen Kuvayı Milliye mücahitlerinden Yahya Kaptan ve efradı Halil Paşa ile Küçük Talât’ı alarak Anadolu cihetine götürmüştür.

Halil Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa ile temas kurmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Kimdir Halil Paşa?
Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biri olan Halil Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın bir yaş küçük amcasıdır. Halil Paşa, kumandasındaki 6. Ordu ile 1916 Nisan’ında Kutülâmare’de İngilizlere karşı büyük bir zafer kazanmıştı. Irak’taki başarılarının ardından Kafkasya’ya, Kafkas İslâm Ordusu’na gitmiş ve yarbaylıktan paşalığa yükseltilen diğer yeğeni Nuri ile beraber 15 Eylül 1918’de Bakü’yü almış, savaştan sonra İstanbul’a dönüşünde İngilizler tarafından tutuklanmış ve Malta’ya gönderilmek üzere Bekirağa Bölüğü’ne kapatılmıştı. Buradan kaçtıktan sonra Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile buluştu ve Rusya’da o günlerde resmî temsilcisi bulunmayan Ankara’nın “gayrı resmî temsilcisi” olarak Moskova’ya gitti.

Moskova’ya 1920 Haziran’ında vardı, komünist liderlerle görüştü, kendi ifadesine göre Anadolu’ya o günlerde yapılan silâh ve cephane sevkiyatını düzenledi. Yine kendi ifadesi ile sekiz tonluk altın külçeleri Karaköse’de Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir’in kurmay başkanı ve Enver’in de eniştesi olan Kâzım Bey’e teslim etti, bir ara Türkistan’a gitti, sonra tekrar Moskova’ya döndü.

Enver Paşa, amcası Halil Paşa’yı (alttaki fotoğraf) İttihat ve Terakki’nin Anadolu’ya yeniden hâkim olmasını sağlaması için “Anadolu Müfettişi” ve “öncü” olarak Trabzon’a göndermişti.

Ülkeye çok zararı olan İttihatçıların faaliyetlerini yakından takip eden Ankara’nın bu gelişmelere izin vermesi mümkün değildi. Hükümet, 1921’in 12 Mart’ında Enver ve Halil Paşalar ile yakınlarının Anadolu’nun herhangi bir yerine gelmeleri halinde derhal sınır dışı edilmelerini emreden bir kararname yayınladı. Kararnamenin altında hükümet üyeleri ile Meclis Reisi Mustafa Kemal’in imzaları vardı!
Halil Paşa önce Rusya’ya sonra Almanya’ya gitti. Almanya’da da fazla kalmadı; Macaristan’a, oradan da Avusturya’ya geçti. İstanbul’da bulunan Refet Paşa’ya bir mektup gönderdi ve memlekete dönmesinde mahzur olup olmadığını sordu. Ankara Hükümeti, 1 Ağustos 1922’de Halil Paşa ile İttihat ve Terakki’nin önde gelenlerinden Dr. Nâzım ve Küçük Talât Beyler hakkında daha önce vermiş olduğu memlekete giriş yasağını iptal eden bir başka kararname çıkartmıştı. Refet Paşa, Viyana’da bulunan Halil Paşa’ya bu kararnameye dayanarak Türkiye’ye gelebileceğini bildirince Halil Paşa senelerdir uzak kaldığı İstanbul’a, evine döndü...

Daha sonra “Kut” soyadını alan Halil Paşa, 1957’de İstanbul’da, gırtlak kanserinden vefat etti.

08.08.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Muhterem Suzan Hanımefendi,
Yazarını motive eden, edebi ve güzel yorumlarınızı özlemiştik. Bu kadar uzun ara verince insanın aklına hep kötü şeyler geliyor. Acaba bir rahatsızlık filan mı var diyerek. Sanırım sağlığınız yerindedir. Güzel yorumunuz için size ve yorum göndermek lütfunda bulunan diğer dostlarıma en kalbi teşekkürlerimi ve sağlık dileklerimi iletiyorum. Sağ olun, var olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2017 00:18
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Sayı Çapanoğlu; Öz kültürümüzü yansıtan yazılarınızın yanında genel kültürümüzü geliştirecek eserlerinizden sayenizde nasiplenmeye çalışıyoruz. "Yozgat gazetesi"nin sizin gibi bir değeri biz okuyucularla buluşturmasından dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır. Her daim var olunuz.

Hani demişler ya sen ne kadar gelecek için hazırlık yaparsan yap, senden önce seni hazırlayan bir güç vardır.İnsanoğlu sadece tedbir almakla mükelleftir. Gerisi Allah ne derse o olur.

Rusya ve Amerika gibi hınzırların eline kalmış olsaydı bu dünya çoktan yok olmuştu. Dünyayı yaşanmaz eden büyük güçler, bastıkları dalı kestiklerinin de farkında değiller. Nükleer enerjiler, termik santraller, atom bombaları, fabrika bacaları... Yeterince dünyayı kirletti ve eksenini kaydırdılar. İklimler değişti. Hava sıcaklıkları arttı. Yirmi yıl sonra güney bölgelerde yaşanmayacak sıcaklıkların oluşacağını, kuzey bölgelere göçlerin başlayacağını bilim adamları anlatıyor. Okyanus ülkeleri tusunamiden korunmak için varını yoğunu harcayarak kıyılara setler örüyor. Oysa doğanın gücü karşısında hiç bir engel duramaz. Onlar istedikleri kadar bomba üretsinler. İstedikleri kadar bir birlerine karşı tedbir alsınlar, denetlesinler. Aldıkları tedbire karşı kolunu kıpırdatamaz hale getiren, kızgın tavanın içine girmiş gibi hissettiren O güç sayesinde planları bozulacaktır. Aslında Stanislav Petrov un yaşadığı olay; onu durduracak her daim denetleyen, yarattıklarının rızkını veren büyük güçle karşı karşıya kaldığı andır. Aklı karışmış, kolu kalkmamış, tepkisiz kalmış. Sovyetler birliğinde verilen görevi ihmal eden görevliye o zamanlar çok ağır cezalar vererek diri diri fırına gönderirlermiş. Kimse görevi suistimal ederek, sonunda alacağı cezayı gözardı edemez. Yine onunda Allah yardımcısı olmuş da bir şekilde sıyrılmış.

Mehmet Akif Ersoy un dediği gibi;

Garb'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
''Medeniyet!'' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Onların medeniyeti,çelik zırhları ancak kendi kendilerini boğar. Allah haklının her daim yanındadır. yarattıklarının da koruyucusudur.

Selamlar saygılar eşiniz hanfendiye Hürmetler
SUZAN -- 07.10.2017 21:09
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sayın Çapanoğlu, arka arkaya yayınladığınız belgesel tadındaki iki yazınızı da içim burkularak okudum. Bu ülkede aklı başında ilim irfan sahibi insanlar gerek 12 Eylül 1980 darbesi günlerinde gerekse ondan sonraki yıllarda çok üzüntülü günler yaşadılar. Çok değerli bilim adamlarımız, gazetecilerimiz, öğrencilerimiz yıllarca hapislerde kaldılar, işkence gördüler. O dönemler yüz karasıdır.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.09.2017 12:46
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sevgili kardeşimiz, 32 yıl sonra birbirimizi bulup, ölüm yıldönümü olan bugün Enver’i beraber andığımız için sana binlerce teşekkürler. Ayrıca akıcı ve lezzetli üslubun için çok teşekkürler. Zaten bütün yazılarında bu duyguyu yaşıyorum. Sağlıklar diliyorum. Yüreğine sağlık.
GÜNER TÜRKOĞLU -- 19.09.2017 13:40
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Mekanı CENNET olsun.
Rauf Aktolga -- 19.09.2017 13:18
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
YorumunuzSevgili dostumuz ,32 yilsonra birbirimizi bulup bugun Enveri beraber andigimiz icin sana binlerce tesekkurler.Ayrica akici ve lezzetli uslubun icin cok tesekkurler.Zaten butun yazilarinda bu duyguyu yasiyorum.Sagliklar diliyorum.Yuregine saglik.
Guner Turkoglu -- 19.09.2017 13:10
Büyük sel
Sayın Çapanoğlu, köşenizin eski bir takipçisiyim. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum. Birçok defa bende yorum göndermek istedim ama yoğunluğumdan dolayı bir türlü fırsatım olmadı. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum demiştim gerçekten de hem merakla bekliyorum hem de ilgi ile okuyorum. Şimdi artık geçmişte kalan Yozgat ile ilgili hakikaten çok önemli önemli olduğu kadar da okuyucuyu heyecanlandıracak konuları yeniden gün ışığına çıkarıyorsunuz. Bazen keşke bizde o günlerde yaşasaydık dediğim yazılarınız var. Bazen de iyi ki o günlerde yaşamamışız diyorum. Büyük sel yazınızı da içim burkularak okudum. Kendimi vefat edenlerin yakınlarının yerine koydum. Ne büyük bir acı ya rabbim. Sayın Ahmet Yaşar Ocak hocamız Sırasöğüt öz’ünün üstünün kapatılmasını doğru bulmuyor. Kapatılması doğru olmuşmudur bilemiyorum. Belki büyükçe bir alan kazanılmıştır ama allah korusun böyle bir sel baskınında kapatılan yerin altındaki kanal yeterli olabilecekmidir? Şimdi bende aynı endişeyi taşıyorum. İnşallah bir daha böyle bir acı yaşanmaz.
Yozgat ile ilgili yazılarınızı bekliyoruz efendim. Size sağlıklar diliyorum.
SUDE ÖZTÜRK -- 15.09.2017 11:27
Büyük sel
SUZAN HANIMA MESAJIMDIR: Ben de ayşe erdener gibi bu sitenin takipçisiyim.Ayşe hanıma yürekten katılıyorum.Bu gzetede sizin de o güzel yazılarınızı okumak istiyoruz.Takma isimle de olur.Yeterki geçmişte kalan yozgatı sizin de kaleminizden hayal edelim.selamlar..
Anmet Dursuner -- 09.09.2017 11:00
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00