BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
211
Dün
:
4601
Toplam
:
13178829
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KUNDURA TAMİRCİSİ
Sayın Çapanoğlu;öncelikle şunu belirtmek isterim ki Yozgat'ın geri kalmış, göç veren bir şehir olmasının tek nedeni, Yozgatlıların bir birine hiç bir alanda destek vermeyişi, sahip çıkmayışı, geçmişinizi araştırıp, kendini tanıyıp tanıştırmış olması diye düşünüyorum.

1980 li yıllarda Ankara Bakanlıkta çalıştığım ilk günlerde daire arkadaşlarımızla tanışma esnasında Yozgat'lı olduğumu söyleyince içlerinden biri çok mutlu olmuş, "sizi çok iyi tanıyorum" deyince şaşırmıştım. Nereden tanıyorsunuz? Bizim memleketimiz çok isim yapmış bir şehir değildir dediğimde gülümseyerek; "Abbas SAYAR dan tanıyorum" demişti.Kendisiyle tanışıp tanışmadığımı sorunca. "Adını duydum babamdan ama kendisiyle karşılaşmadım. Siz tanışmış olmalısınız" deyince. "Ah keşke tanışa bilseydim o şahane eserlerin sahibiyle" demişti.Ne kötü ki ben Abbas Sayar'ın ne tür eserler otaya koyduğundan bi haber olduğum için kendimden utanarak konuyu değiştirmeye çalışmıştım.Kendisini sadece otel işletmeni olarak tanıyordum. Sonrada araştırıp değerli bir yazar olduğunu öğrenince bizi yetiştiren edebiyat öğretmenlerimize ve kendime kahretmiştim. Yaz tatillerinde kendi siyasi görüşlerine uyan yazarların kitaplarını önerip okumamızı isterlerdi. Neden önce kendi yazarımızı okumamızı, tanımamızı istemediler? Üç yıllık lise öğretiminde dahi bir kez adını duymamıştım. Hoş o yıllar eğitim öğretim bitmiş, sağ ve sol derdiyle mezun olmuştuk. Söz konusu arkadaşımın tanıması "Odtü" mezunu oluşundandı belkide.

O günden bu güne hep kendi şahsımızı başkalarının tanıtmasına fırsat vermeden şahsiyetimizi araştırmaya başladım. Sizin, geçmiş kültürümüz konusunda yazdığınız yazılarınız bundan dolayı ilgi alanım içindedir.

Okumayı çok severim. Okuduğum kitapların ön veya arka boş sayfalarına kitap bittikten sonra yorum yazmadan kapatmam. Niyetim, benden sonra birileri okursa farklı pencereler açmak, bakış açısını genişletmek. Artık eline kalem alan, her türlü kirli düşünceyi allayıp pullayıp yazıya döküyor.Temel bilgisi olmayan allı pullu yanlışları kitaptan okudum düşüncesiyle tabu heline getire biliyor.

Sizin köşe yazarı olmanız YOZGAT GAZETESİ için büyük bir lûtüf. Çünkü bilgi birikiminiz, kültürünüz, kaleminizin ahengi insanı okumaktan usandırmıyor. Bunun yanında okuyucularınıza nezaket gösterip teşekkür ve teveccühlerde bulunup, alçak gönüllü, nezaketli, letafet sahibi bir yazar olduğunuzu hissettiriyorsunuz.Hiç bir yazar okuyucularıyla alakadar olmaz. Bu sizin ne kadar değerli ve değer veren bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösteriyor.

Sizi okuyan herkes de yazma hevesi uyanıyor olmalı. Çünkü bir yazı düşündürüyor ve yazdırıyorsa etkili olmuş demektir. Düşünce düşünceyi doğurur. Bunu kimi kendine saklar, kimileri de paylaşır. Ben deniz paylaşmayı tercih ediyorum ki yazar, kalemini daha çok konuştursun diye.Elbette verilen emeğin sadece sayfalarda kalmadığını bilmek emek verenin hakkıdır. Bu konuda etkili oluyorsam ne mutlu.

İnce ve nazik teklifiniz ile beni çok onurlandırdınız.Yorumlarımı okuyan tüm okurlarınızdan özür dilemek istiyorum. Sizin köşenize misafir olan okuyucularınıza, sizin yazılarınıza layık yorumlar yazdığımı düşünmüyorum. Ben aceleci biriyim. Okur okumaz aklıma eseni yazıp kapatıyorum.

Bir gazetede yazı yazmak için çok zaman harcamak, emek vermek gerekir. Yazının vebali büyüktür.Kaldı ki sizin gibi değerli kalemlerin safhında yer almak haddim değildir. Çok kızdığım meselelerden biri de bu zaten. Eline kalem alan yazar oldu. Ne yazdığından kendi bile bir şey anlamıyor. Okur azaldı, yazan çoğaldı. Okumak tercih işidir ama yazmak tercihle kalmaz vebali büyüktür.Bu bakımdan teklifinizi kabul edecek gücü, birikimi kendimde göremediğim için çok özür dileyerek; Sizlerin yazması bizler için hazine bahşetmektir. Bizler bu hazinelerden payımıza düşeni okuyarak alırız. Misafirin teklifiyle misafirliğe gideni ev sahibi saymaz diye düşünüyorum.

Eşinize ve şahsınıza selamlar, hürmetler.Binlerce teşekkürler...
Saygılarımla Allah'a emanet olunuz.


SUZAN -- 04.09.2015 23:56
KUNDURA TAMİRCİSİ
Sayın Abdurrahman Yıldırım Beyefendi,
Değerli ve nazik mesajınız için en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Yazılarımı lütfedip okumanız beni ziyadesiyle mutlu etti. İzlerken çok güldüğümüz Vizontele filminde hemşerimiz Altan Erkekli Belediye başkanı olarak televizyonu tanıtırken “Zeki Müren’i göreceksiniz” dediğinde Cem Yılmaz da “Zeki Müren de bizi görecek mi?” Diye soruyordu. Bazen keşke öyle bir imkân olsa diyesi geliyor insanın. Sevgi ve selamlarımla sağlık ve esenlikler diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.08.2015 14:12
KUNDURA TAMİRCİSİ
Abdülkadir Bey,
Yozgat Gazetesinde öncelikle Sizin köşenize göz attığımı, kısacası şimdiye kadar yazdığınız tüm yazıların takipçisi olduğumu belirtmek isterim. Elbette yazılarınızın ne denli hüsnükabul gördüğünü bilmek istemeniz son derece doğal bir şey... Ancak şurası da unutulmamalı ki, mutlaka Sizi takip eden niceleri vardır ve pek kendilerini belirtmek istemezler. Ben de naçizane bu tür okuyucularınızdan birisi olarak ve bu fazlaca seslerini çıkartmaktan çekinen veya sessiz kalmayı yeğleyenler adına Sizi izlemeye devam ettiğimi belirtmek isterim. Selam ve saygılarımla.
Abdurrahman Yıldırım -- 29.08.2015 11:50
KUNDURA TAMİRCİSİ
Değerli okurlar, dün 4683 meraklı okuyucu Yozgat gazetesinin internet sayfasına göz atmış. Bunlardan kaçı Köşeme koyduğum âcizane yazımı okumak külfetine katlandı acaba? Her yazar gibi ben de çok kişinin okumasını arzu ederim. Elimden geldiğince birikimlerimi ve araştırmalarımı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum, umarım becerebiliyorumdur. Yazım editör tarafından köşeme konduktan sonra merak ediyorum, okur yazımı nasıl buldu acaba? Yapıcı yorumlar hem yüreklendiriyor, hem de büyük mutluluk veriyor. Yorum yazmak zahmetinde bulunan tüm okurlarıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Değerli okurlarımdan Sayın Suzan Hanımefendi’nin göndermek lütfunda bulunduğu olağanüstü güzellikteki zarif yorumları ise hem beni onurlandırıyor hem de meraklı bazı okuyucularım Suzan Hanımefendinin yorumlarını bir köşe yazısı kıvamında okuduklarını yazıyor veya sohbetlerimizde bana bildiriyorlar. Örneğin Sayın Kadir Ahmet Danıska; “okurlarınızdan yorum yazan Suzan hanım efendiyi de merakla takip eder ve yazılarındaki akıcılık, Türkçe yi kullanışı ve üsluba teşekkür edip lütfen devamını isteyeceğim.” Sayın Veli Köksal; “yorumlarıyla yazılarınıza destek veren SUZAN Hanıma hürmetlerimi sunmayı bir borç biliyorum. Daha önceki yazılarınızdaki "MİLLİ DUYGULARI “dile getiren yorumu, "KURAN" hakkındaki düşünceleri gerçekten insanı durup düşündürecek nitelikte.” Diye yazmışlardı. Suzan Hanımefendinin aşağıdaki son yorumu da bundan öncekiler gibi şüphesiz aynı tat ve aynı letafette. 25 ve 26 Ağustos günleri Yozgat’ta Yozgat Gazetesindeydim. Gazetemiz sahibi Sayın Osman Hakan Kiracı ile görüşmelerimiz sırasında Suzan Hanımefendiyi de andık. Birikimlerini gazetede kendisine ait bir köşede Yozgat gazetesi okuyucuları ile paylaşsa ne güzel olurdu diye arzu ettik. Bu düşüncemizi şimdi buradan hem kendisine hem de yorumlarını merakla bekleyen okuyuculara duyuruyorum. Gazetemiz aracılığı ile en kalbi teşekkürlerimi, saygı ve selamlarımı iletiyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 27.08.2015 21:37
KUNDURA TAMİRCİSİ
Ne dokunmatik telefonlarımız
Nede havuzlu villalarımız.
Olmasın;
Son model arabalarımız.
Sadece Parlasın;
Gökyüzünde yıldızlarımız.
Sonsuza dek,
Ezan sesiyle çınlasın semalarımız.
Rengarenk;
Çiçekler açsın ovalarımız
Gözyaşı tuzludur;
Sulanmasın bu suyla topraklarımız.
Baş verir,dal vermeyiz,
Yeter artık ağlamasın analarımız.
Ey ahmak!
Vefa baltasıyla kesmedikçe
Kurumaz bizim çınarımız.

Sayın Çapanoğlu, uzunca bir süreden sonra yazılarınızı okudum. Yine duygulandım. Hep geçmiş insanların iyi taraflarını gösteriyor, örnek teşkil ediyorsunuz. Bir insana sayfalarca kitap yazmaktansa yaşam tarzında yansıtmak çok daha etkili olduğunu açıkça belirtmişsiniz.Büyükler her zaman küçüklerin karşısında çok daha temkinli olmalı.hatalı davranmamalılar.Herkes çocuğuna iyi öğretmen arar. Fakat, asıl öğretmen ana- baba ve sosyal çevre olduğunu düşünüyorum.

Allah, herkesi sizler gibi iyi insanlarla tanıştırsın ki vefalı insanlarımız çoğalsın.Sizler vefa örneği gösterip o, ak sakallı yaşlıyı andığınız, örnek olarak aktardığınız için vefa borcunuzu ödüyor vefa örneği teşkil ediyorsunuz. Ne mutlu size ve sizin gibi vefalı insanlara.

Haddim olmadan, yazılarınızdan etkilenip yukarıdaki satırları yazı verdim. Cüretimi bağışlayınız. Dualarınızı Mehmetcikleriniz ve evlatlarımızdan esirgemeyiniz.

Selam ve hürmetler...

SUZAN -- 25.08.2015 23:04
KUNDURA TAMİRCİSİ
Bu yazı çok güzel olmuş Ağabey, o yılların yaşanmışlıklarını ve biriktirdiklerini aktarmaya devam etmeni isterim, aklına, belleğine ve ellerine sağlık
Yılmaz Biryıldırır -- 23.08.2015 12:28
Çapanoğlu deyimleri
Sayın üstadım Abdül Kadir bey O dönemin bütün öğretmenleri şimdiki öğretmenler gibi çok değerli eli öpülesi insanlardı. WC. de taharetlenmelerin dahi ılık suyla yapıldığını kastederek yazılmıştır. WC de aptest alınmayacağı birazcık İslami bilgileri olan herkes tarafından bilinmektedir. Anlatmak istenilen Çapanoğulları sülalesinin insana vermiş olduğu değeri, saygıyı, Görgü, edep ve terbiye kurallarının ne kader yüksek olduğu anlamında kullanılmıştır. Sürçü lisan etmişsek af fola. Osmanlıya o saltanatının sürdürülmesi için; Devlete, millete hizmet etmiş bir beylik daha var mı bizler geçmiş ejdatlarımızla, toprağımızla, insanımızla gurur duyarız. Selam ve saygılar 22.07.2015
Ali ŞAHİNGÖZ -- 22.07.2015 15:54
Çapanoğlu deyimleri
Sayın Ali Şahingöz. Yorumunuzda bahsettiğiniz öğretmen Rıfkı Akın böyle bir şey anlatmış ise önce onun öğretmenliğinden şüphe ederim. Sonra 1- Yozgat’a gelen yabancı seyyahlardan Süleyman Bey’in misafiri olan ünlü İngiliz Seyyah J.D.M.Kinneir “Anadolu’nun tek hâkimi ve en kuvvetlisi saf Türkmen olan Çapanoğullarıdır der. Bu ailenin üç göbektir Anadolu’nun tek hâkimi olduklarını, kanunlara saygılı, halkın sevdiği ve düşmanlarının saydığı bir sülale olduklarını, 50.000 kişilik bir orduyu altı hafta kadar besleyebilecek bir zenginliğe sahip olduklarını yazar. Yozgat’a Dayılı (Annebabam, Ceritzade Şükrü Efendinin köyü) ve Topaç köyünden Çapanoğullarının yaptırdıkları çok güzel bir yoldan girdiğini, Çapanoğlu Süleyman Bey’in sarayında dört gün kaldığını, büyük yakınlık gördüğünü, saray erkânının göz kamaştırdığını, hareminde çok güzel Çerkez hanımların bulunduklarını, sarayının, kırmızı kadifelerle süslü olduğunu, her öğünde mutfağında 300 kişilik yemek çıkan uzun koridorları ve çok odası olan bir saraydı” diye anlatır.

İngiliz Seyyah, saçakları altından, fes rengi kadife sedirli muhteşem bir odadaki makamında kabul ettiğini belirterek kar gibi beyaz sakallı, güzel bakışlı olan Süleyman bey’in kendisini yanına oturtarak nereden gelip nereye gittiğini, amacının ne olduğunu ve Napolyon Bonaparte ile ilgili sorular sorduğunu, kendisinin bir Bonaparte hayranı olduğunu yazar. Sarayda kaldığı sürece tüm ihtiyaçlarının karşılandığını, öğle ve akşam yemeklerini saray erkânı ile birlikte yediklerini, akşam yemeklerinin saat sekizde yendiğini, hizmetkârların ve saray erkânının çok terbiyeli ve nazik olduklarını, sarayda sessizliğin hâkim olduğunu belirtir. Kinner, sokaklarda dolaştığı bir sabah, modern bir silahla ava giden Çapanoğullarından çok genç birine rastladığını (Derviş Bey), Bu genç adamın çok yakışıklı, yaklaşık 16 yaşında muhteşem bir görünüşe sahip olduğunu, atının koşumunun altın ve fes rengi kadifeden olduğunu, bir bey mızrağı ve sağ yumruğu üzerinde bir şahin taşıdığını, yanında birçok kişinin olduğunu belirtir. Süleyman Bey’in akşamüzeri gösterişli arabasıyla gezintiye çıktığını, bu arabanın, oğlu Halep Paşası Mehmet Celalettin Paşa’ya ait olduğunu ve altı at tarafından çekildiğini yazar. Bu araba Osmanlı - Rus savaşında Ruslara esir düşen Mehmet Celalettin paşa’ya Rus Çar’ı I. Aleksandr tarafından hediye edilmiştir. Kinner, Yozgat’ın bu dönemde memleketin en güzel ve modern şehri olduğunu, evlerinin İstanbul evleri gibi süslü ve boyalı olduğunu, şehirde 16.800 Türkün yaşadığını, geri kalanların ise Ermeni, Rum ve Yahudi olduğunu belirtir.

1832 tarihinde Yozgat’a gelen C.Texier de şöyle anlatıyor. “Çapanoğullarının ceddi olan Ahmet Paşa, 18. Asrın ikinci yarısında burada Yozgat şehrini tesis etmiştir. Meşhur Çapanoğlu Süleyman Bey Küçük Asya’nın son derebeylerinden biri oldu. Hükmü Kayseri’ye ve şimalde (kuzeyde) Amasya’ya kadar sürdü. Din ve mezhep ayırımı yapmadığından şehrin nüfusu hemen 15.000 çıkmıştır. Sultan Mahmut’un derebeyliklere son verme kararından Çapanoğulları çok zarar görmüş. Varidatı 12 milyon Frank civarında imiş. Bu ailenin sükutiyle memlekette intizamsızlık tekrar başlamıştır. Çapanoğullarının yaptırdığı binalar, cami ve hamamlar iyi muhafaza edilmiştir. Son asır ortasında Süleyman Bey tarafından inşa ettirilen cami, İstanbul camiler tarzında yani “Türk – İtalyan” üslubu tarzında yapılmıştır. Yozgat’ın manzarası, damları kiremitle örtülmüş aynı Avrupa beldesi gibidir. Bahçelerden meyveler ve bilhassa pek âlâ kayısılar mebzulen yetişir. Nüfusu tahminen 15.000 kadardır. Üçte birinden biraz fazlası Hıristiyan’dır. Ermeniler Rumlardan daha çokçadır hep ahali pekiyi yaşarlar. Hıristiyan binaları ile Türklerin ki arasında fark yoktur. Gaye ve amaçlara ikisinde de birdir.
2- Helada abdest alınmaz. Böyle uydurmalar ile hem kendilerine hem Çapanoğullarına hem de Yozgat’a zarar verdiler. Yozgat gazetesinde yayınladığım Çapanoğlulları hadisesi 1 ve 2 yazılarım ile yine Çapanoğulları ve Yozgat hakkında yayınladığım diğer makalelerimi dikkatle okumanızı rica ederim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 21.07.2015 13:52
Çapanoğlu deyimleri
Saygıdeğer hemşerim bende Yozgat gazetesini internet üzerinden takipeden ve köşe yazarlarının yazılarını özümseyerek okuyan bir müdavimiyim. "Çapanoğulunun aptes suyu"deyimini bize 1953-1957senelindeki ilkokul yıllarında Gazipaşa İlkokulu(şimdiki seminer eğitimi yapılan bir dönem öğretmen okulu olarak kullanılan yer)da Rahmetle Andığım Rıfkı AKIN öğretmenimin anlatıklarına göre Çapanoğullarının hanesine ve Hanlarına yakın veya uzak çevreden misafir olarak gelip; (yazlı ve kışlı) her mevsim yatılı kalanlar o günlerde soba üzerinde devamlı bir ibrik bulunurmuş ve misafirler bu ibrikle ayak yoluna (WC)gider ve aptestlerini de bu ibrikte bulunan suyla alırlarmış; yani ibrikte devamlı ılık su bulunduğu için Çapanoğlunun aptest suyu deyimi nin buradan gelmekte olduğunu ve birde içilen çayın içme tavından biraz ılık olmasından dolayı bu deyim halk arasında kullanılmaktadır ve bizlerde böyle biliyoruz. affınıza sığınarak selam saygılar sunarım 20.07.2015
Ali ŞAHİNGÖZ -- 20.07.2015 22:43
Çapanoğlu deyimleri
Abdülkadir Bey,
Rahatsızlığım nedeniyle bir süre sizi izleyemedim. Son yazınızı okudum. Elinize sağlık.Ben bu arada güzel Yozgat adını Bozok'a çevirme anketine katıldım ki genellikle anketlere katılmam. Yozgat adının değiştirilmesi yine nereden çıktı? Bozok halkı 15. yüzyılda gelip Yozgat ve yöresindeki alanlara yerleştiler. Bu nedenle bu bölgeye Bozok denmiştir. Yozgat şehri, geniş Bozok alanının içinde kalan bir alandır. Çapanoğulları, 18. yüzyılın başında Yozgat'a yerleştiler ve burayı şehirleştirdiler. Teke aşiretinden olan Çapanoğulları, Bozok kavminden değildir. Yozgat'ı ve adını Yozgatlılara bıraksınlar.
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 18.07.2015 11:46
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00