BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
208
Dün
:
4601
Toplam
:
13178812
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
VE… ESKİŞEHİR
Degerli akrabam,
yazilarinizi hep takip ediyorum kanayan yarama parmak bastiniz,Eskisehirde okuma yazma oraninin %99 oldugunu söylüyorsunuz,Yozgat icin bunu söyleyebilirmisiniz???Yozgat´IN KACTA KACI OKUMA YAZMA BILIYOR?Buna bakmak lazim.HER YOL EGITIMDEN GECIYOR...
Ihsaniye Capanoglu Yildirim -- 22.10.2013 11:44
VE… ESKİŞEHİR
Sayin Capanoglu,bizde ancak gecen yil Eskisehir'i gezebilme sansina sahip olduk.Anlattiklariniz sizin gibi dili becerili bir yazarin detaylayabilecegi kadar dogru.Gercek olduguna zaman zaman inanamiyorsunuz.Istenirse en guzeli gerceklesebiliyor.Bizlerde daha iyisi Yozgat'imiza insallah diyelim.
Saygilar.
Sibel Oktay -- 22.10.2013 11:15
KAYBOLAN ÇİVİLER
Sayın A.Kadir Çapanoğlu
Yine güzel bir hikaye. Çocuklukta oluyor böyle yaramazlıklar.Yeterki bir zararı olmasın. Öğretmenlik dönemimizde de ne tatlı yaramaz öğrencilerimiz oldu. Tespitim şudur ki bu yaramaz öğrencilerimin hemen hepide hayatta başarılı oldular. Saygılarımla.
Em. Öğr.Zehra Öztürk -- 05.10.2013 10:45
KAYBOLAN ÇİVİLER
Abdülkadir Bey,
Bir an için, sanki Ömer Seyfettin'in "Kaşağısını" okuyorum sandım. Neyse sonuç güzel bitmiş. Bu yüzden sevindim. Abdülkadir Bey şimdiye kadar okuduğum en güzel yazılarınızdan birisiydi, devamını beklerim. Selamlar ve saygılar.
Abdurrahman Yıldırım -- 03.10.2013 10:11
KAYBOLAN ÇİVİLER
Değerli Hocam. Kaleminiz, üslubunuz ve konularınız o kadar mükemmelki, tüm yazılarınızı okumak için tiryaki ediyor insanı. Size sağlıklı, mutlu ve başarılarla dolu uzun yıllar diliyorum. Ayrıca, o doyumsuz sohbetleriniz için özlemle bekleniyorsunuz. Saygılarımla.
Rıfat ÇAKIR -- 02.10.2013 10:31
KURTLU ARMUTLAR
"Belirli günlerde Yozgat pazarına gidenlerin yolu Kabe yolcusu gibi beklenirmiş." O günleri çok güzel tarif eden bu cümleyi bende not aldım. Zira değerli eğitimci, Yozgat'ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim "Yozgat'a 21 km. uzaklıktaki Gökçekışla köyünden sabah 8.00 de Yozgat pazarına yetişmek için horozlar öterken çıkardık" diye anlatırdı. 1960 lı yıllarda Dayılı köyünden gelen köylüler de yaklaşık 15 km. lik yolu ancak üç saatte gelirlerdi, üstleri başları toz içinde. Çok teşekkürler Sayın Sayha.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 29.09.2013 12:01
KURTLU ARMUTLAR
Sayın Çapanoğlu, yukarda ki hikayeyi okuyunca bir benzer hikaye aklıma geldi. Amcamın oğlu Musa Ağbey(Bahçeşehir Muhtarı)ne zaman bir arada meyve yesek her seferinde anlatır. .Eskiden köyde yaşayanlar ayda yılda bir, merkepler ile Yozgat'a alı- verişe giderlermiş. Belirli günlerde Yozgat pazarına gidenlerin yolu Kabe yolcusu gibi beklenirmiş. Yine öyle bir pazar günlerinin biirinde babam pazardan dönüyormuş. Köy dışında inek otlatan köy delikanlıları yolunu kesip hal hatır sormuşlar.Tabi bu arada hediyelerinide ummuşlar.Babam bakışlarından anlayarak daha fazla bekletmemek için eşeğin sırtında yüklü heybeye elini atıp, tüm gençlere birer tane nar çıkarıp uzatmış. "Sıcakta içiniz yanmıştır.Alın bunları yeyin,ciğerleriniz soğusun. Bu meyve buralarda yetişmez.Bende askerlik yaparken Edirnede çok yemiştim. Tadı damağımda kalmıştı. Yozgat pazarında görünce dayanamayıp size hediye olarak aldım" demiş.Özene bezene ikram edilen.Yıllarca tadı damakta kalan hediyeyi alan gençler öyle sevinmişler ki, diğer taraftanda bir an önce gitse de tadına baksak diye acele ediyorlarmış.(Edep usulü getirilen şey veren kişi karşısında yenmezmiş.)Babam yükünü alıp yola koyulur koyulmaz,ellerindeki elmaya benzeyen meyveye hemen diş geçirip, büyük bir iştahla ısırmışlar. Aynı anda ısırılan narlar, aynı anda karşıdaki kara taşa öyle bir fırlatılmış ki...Bir taraftan ağızlarını ellerinin tersiyle siliyor, diğer taraftan Babamın arkasından "Zehir mi getirdi be emmiiiii?" Diye bas bas bağırıyorlarmış. Gençlerden biri, toprağa karışan tanelere bakarak,"oğlum, bunun içindeymiş meyvesi diye seslenince... Tüm narlar param parça parçalanarak içinden içci taneleri saçıldığını ve torağa karıştığını farketmişler. Kırmızı taneleri gören gençler anlamış ki kabuklu yenmeyecek. "Yemeyi beceremedik en azından tadı nasıl acaba?" Diye, bikaç taneyi yerden alarak üfletip püfleyip ağzına atan Musa Ağbey, nar'ı fırlattığına çok üzülmüş.Meraklı bakışla bekleyen gençlerde üzülmesin diye tanıdık meyveler üzerinden tarif etmeye çalışmış. Üzüm gibi tatlı, dağ armudu gibi kekremsi,alıç gibi çekirdekli,gördüğünüz gibi it üzümü gibi de kırmızı. Deyince; İçlerinden biri, Yozgat'ın meşhur sövmesiyle "desene k...mun Edirnelileri, bizim dağlarda yetişen meyveleri toplayıp acı kabuğa koymuşlar.Adınıda "nar" diye pazara sürmüşler.
SAYHA -- 28.09.2013 22:11
KURTLU ARMUTLAR
Abdülkadir Bey

Yıllar yıllar önce Aydın'a görümcemi ziyarete gitmiştim. İlk defa gördüğüm bu şehir yaz ayında dayanılmaz derecede sıcaktı. Bu kadar sıcak bir yerde bulunduğumu hatırlamıyorum. Şehrin kenarında geniş incir bahçeleri vardı. Aydının yerlisi olan bir hanıma "İnciri çok severim ama şehrin sıcağı dayanılmaz" dedim. Bu hanım sanki sıcağa nazar etmişim gibi heyecanla "Yoo, öyle demeyin! Bu sıcak olmasa yemişlerimiz nasıl olacak?" dedi. Demek ki incir önemli gelirleri, sıcak da baş tacıydı.

Selam ve saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 24.09.2013 22:25
BÜYÜK SEL
Sayın A. Kadir Çapanoğlu
Yazınızı okurken gözyaşlarıma hâkim olamadım. Geçmişte Yozgat’ta yaşanan bu acı olay hakkında hiçbir bilgim yoktu. Yazınız bir belge niteliğinde olmuş sizi kutlarım. İnşallah bundan sonra ilgililer duyarlı olur dere yataklarına inşaat yaptırmazlar. Yazılarınızı zevkle takip ediyorum. Elinize yüreğinize sağlık.
Em. Öğr.Zehra öztürk -- 22.09.2013 21:46
BÜYÜK SEL
Çok duygulu ve acıklı bir öykü Abdülkadir bey..Bir solukta okudum..Ellerinize sağlık..Syg.
serap -- 22.09.2013 00:02
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00