BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4601
Toplam
:
13178856
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
İşte Lider, İşte vizyon. Son noktayı koymuşsun yine Sayın Çapanoğlu. Kalemine sağlık. Sen yazmaya biz okumaya devam....
Bülent Cerit -- 19.05.2012 15:27
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
Abdülkadir Bey
Şarkıyı dinlediğimde onun acısını yüreğimde hep hissederim. En acı ölüm sırasız olandır. Ölen, evlat ise bu acı katmerlenir.
Şarkılarımız söz, saz ve sesin harmanından doğar ve hepsi ayni derecede önemlidir. Elbette söz yazarının da şarkıyla beraber anılması gerekir.
Bu ağıda benzer bir ağıt da şair Akif Paşa tarafından yazılmıştır. Akif Paşa, Çapanoğlu Süleyman Bey'in Divan katipliğini yapmış ve onun yanında tecrübe kazanmıştır. Beyin ölümünden sora İstanbul'a gitmiş ve Osmanlının ilk Hariciye Nazırı olmuştur. Mutat olduğu üzere azle ve sürgünlere de uğramıştır. Küçük yaşta ölen sevgili torununa yazdığı duygu dolu ağıdın girişini yazıyorum. Böylece isteyen bütününe ulaşabilir. Saygılarımla

Tıfl-ı nazeninim unutmam seni
Aylar günler değil geçerse yıllar
Telh-kam eyledi firakın beni
Çıkar mı hatırdan o tatlı diller
Mehlika Filiz Ulusoy -- 15.05.2012 19:47
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
Değerli Kuzenim,
Değerli Bestekar Mehmet Erbulan’ı tanıttığın için kalemine sağlık. 19 Haziranda Kuşadası Kervansaray'da Avni Anıl Hocayı Anma konseri düzenledik. Umarım önümüzdeki yıl Mehmet Erbulan’ı anma konseri düzenlemek için çalışacağım.
Selamlar
Celalettin Çapanoğlu -- 14.05.2012 21:33
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
inanılası gibi değil amma esas vurgu evladın yaşamasında . hayatın dayatmaları içinde yaşanılan her durum yazmaya iter . yazan elbet güzel yazmış ancak referans noktası yazanın evladının sağlığında merak ettim yazan evladının kurtuluşunu gördümü acep . değerli ağabeyim abdülkadir bey olayı böylesine ince tarafından yakalamış olmakla bizlere sorgulama ve hatırlama şansı sunmuş eline sağlık.
hasan yıldırım -- 13.05.2012 01:29
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
Abdülkadir Bey
Ben Kuranı-ı Kerim'in Türkçe'sini okudum (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Gaye Matbaacılık, Ankara-1981). Anlatılan her şey açık. Zaten anlaşılmasın diye gönderildiği düşünülemez. "Okuyup anlayasınız diye sizin konuştuğunuz dilden gönderdim" diyor. Arapça günümüzde de yaşayan zengin bir dil, Arapça'dan çeviri elbette yapılır. İnsanoğlu, ölü dilleri (Sümer ve eski Mısır gibi)bile çözmeyi başarmıştır. Ancak, Kuran'da surelerin hangi olaylar üzerine geldiğini, konuyla ilgili tarih bilgisine sahip olmadan anlamak biraz zordur. Bir de sureler, olayların geliştiği tarih sırasına göre dizilmemiştir.

İncil'i bütünüyle ve Eski Ahit(Tevrat ve Zebur)'i ise yarısına kadar okuyabildim. Bir fırsat yaratıp tamamını da okuyacağım kısmet olursa(Kitab-ı Mukaddes-Eski ve Yeni Ahit, Acar Matbaacılık, İstanbul-2000).
Anlamadan öğrenmek mümkün değildir. Lütfen, Kuran'ı güzel Türkçemizden okuyup anlama gayret ve cesaretini gösterelim. Zaten "Oku" demiş...
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 07.05.2012 09:41
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
sayın Capanoglu,bu degerli konuyu kaleme aldiginiz icin,sizieri cani gönülden kutlarim. Saygilarimla
Latif Gürler -- 05.05.2012 22:55
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
sayın çapanoğlu bende gurbetten yazılarınızı ilgi ile takip etmeye çalışıyorum.hem memleketimiz eski yozgattan hemde anlattığınız değişik konulardan bilgi sahibi oluyoruz.yanlış bildiğimiz şeylerinde doğrusunu sayenizde öğreniyoruz.allah razı olsun.selamlarımı ve saygılarımı sunarım.
Ömer -- 04.05.2012 19:50
Eski Yozgat’tan İnsan Manzaraları
Degerli yazar,

Diger tarihi hikayelerle dolu kitaplarinizi aramaktayiz.Oyle etkileyici bir dille anlatiyorsunuz ki kucuk Necla'yi adeta gozumuzde canlandirdiniz.Bu degerli tasvirleri diger hikayelerinizde de gormek isteriz.Kitaplarinizi nerede bulabiliriz?
Sibel Oktay -- 30.04.2012 17:40
Eski Yozgat’tan İnsan Manzaraları
Abdülkadir Bey
Anneannemin çocukluğunda (1905'li yıllar olabilir)Yozgat'ta görkemli düğünler Osmanlı Hükümeti tarafından yasaklanmış. Bu belki diğer bazı şehirleri de kapsıyordu.
Anneannem ablasının (baba bir anne ayrı kardeşi) çokça olan çeyizlerini, biz çocuklar gece gece gizlice damat evine taşıdık demişti. Hatta kızlarını evlendirmek için yasağın kalkmasını bekleyenler olmuş.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 30.04.2012 07:54
SAMİZDAT’DAN AMİSTAD’A
Abdülkadir Bey

Umarım ülkemde kitapların Samizdat'sız yayımlandığı günleri de görürüm.Gençken ev hanımı komşumuzdan alarak okuduğum ve sonra iade ettiğim Mikhail Sholokhov'un Durgun Don adlı dört ciltlik kitabı beni çok etkilemişti. O sırada 1970 darbesini yaşadık. Bu hanım, bu kitabı sobada yakacağını, istersem bana verebileceğini ancak, kitap bende bulunursa kendisinden aldığımı kimseye söylemememi istedi. Ben de kitabı güzelce sararak, kömürlükteki kömürleri iyice deştim ve paketi oraya gömdüm. Oysa hala o kitapta ne sakınca var anlamış değilim.
Yazmanın ve okumanın hala Samizdat'lı olduğu ülkem, yazma ve okuma yasaklı olursa nasıl aydınlanır. Namık Kemal'i de Magosa zindanlarında üç yıl çürütmüşlerdi. Adı geçtiği anda, onu aydınlık ve güzel yüzü ile hemen hatırlamamızı engelleyebildiler mi?

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 25.04.2012 10:51
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00