BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
217
Dün
:
4601
Toplam
:
13178864
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Kadınlarımız
kadınlarımız ve kurtuluş savasimız üzerine çok seyler ve özel seyley yazılacak iki konuyu çok güzel bir araya getirmişsiniz,elinize sağlık

nazım' ın dediği gibi;
anamız,avradımız,yârimiz,
uğruna hapislerde yattığımız
ve sofradaki yeri,
öküzümüzden sonra gelen '
kadınlarımız
sizler,
cefakâr..vefakâr..
ve çileli..
ve sevilesi..
ve tapılası..
kadınlarımızsınız...
kadir ahmet danıska -- 10.12.2011 21:29
Kadınlarımız
Değerli Kuzenim,
Yazılarını hep okuyorum, kalemine sağlık.
Ruh içinde yatsın Atamız, onun sayesinde kadınlarımız bütün haklara sahip oldular.
Tek ümidim iktidarlar kadınlarımızın bu haklarını geri almasınlar.
Selamlar
Celalettin Çapanoğlu

Celalettin Çapanoğlu -- 09.12.2011 10:50
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
çapanoğlu dosyasını açarak bize ışık tuttuğunuz için teşekkürlerimizi sunuyorum.
hicran -- 04.12.2011 19:26
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
yazılarınız ve bilgi dağcığınız ile bizleri takipciniz yaptınız, ellerinize sağlık
bir sonraki yazılarınızı merak ve heyecanla bekliyoruz
ahmet danıska -- 29.11.2011 23:05
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
A.kadir beyfendi.
Çerkez Etemin Çapanoğlu ve akrabaları için yaptıklarını pek güzel dile getirmişsiniz.Maddi değerlerinden çok manevi değerleri olan o güzelim konakların ve Süleyman beyin sarayının yok edilmesini doğru bulmuyorum.Bu konaklar ve saray muhafaza edilebilselerdi eğer,Yozgat için bir artı değer olurdu,tıpkı Nizamoğlu ve Hayri İnal konakları gibi.Maalesef maziyi anacak ne varsa sahip çıkamadık el birliği ile yaktık,yıktık,yok ettik yerine ucube apartmanlar diktik.Yazılarınız çok etkileyici sürekli olmasını diler saygılar sunarım
AYHAN -- 29.11.2011 21:41
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Sayın A.Kadir Bey,Yozgat ile ilgili yazılarınızı merakla beliyoruz.Ne iyi ettiniz de yazmaya başladınız.Yazılı kaynaklarda bulamyacağımız bilgiler veriyorsunuz.Kaleminize kuvvet.Hürmetler.
şükran -- 29.11.2011 21:30
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Çerkez Ethem'in ailemizi mahvetmek için yaptıklarını çok güzel dile getirdin. Bu yazın için teşekkür ederim.

Çerkez Ethem o güzelim konakları, derebeylik sarayını nasıl kıyıpta yaktı halen anlıyamıyorum. Derebeylik sarayından ve evlerden çaldığı ziynet ve kıymetli eşyalar atın küfelerine siğmamış ta atın boynuna asmış. Çaldığı bu ziynetleri Ankara’da at pazarında çok ucuza sattığını herkes bilir.

Bu yazını word dokünamı olarak gönderirsen her Çapanoğlu akrabamın internetteki Çapanoğlular aile sahifemizde okuması için orada yayınlamak isterim.

Selamlar

Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 29.11.2011 08:32
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Abdulkadir bey,okuduğum kadarıyla sizin yozgat tarihine ve çapanoğullarına dair bilgi hazineniz oldukca zengin..tarihimizle ilgili bütün bildiklerinizi bu köşeden takip etmek istiyoruz..yeterki siz yazın..hürmetler..
Arda -- 29.11.2011 00:31
Bedelli Askerlik
kıbrıs harekatı başladığında yazınızda bahsettiğiniz gibi bütün erler kıbrısta gitmek istemişti.şimdi düşünüyorum da hadi suriyeye savaşa gidelim desek acaba gönüllü olarak kaç kişi çıkar? askerliğe de ayırımcılık geldi.çok tehlikeli bi durum doğdu.yazık türkiyeye..saygılar..
Nihat -- 27.11.2011 15:24
Bedelli Askerlik
Kıbrıs barış harekatının yapıldığı tarihlerde ben de vatani görevimi yapıyordum.yazınızı okuyunca hatıralarım canlandı.o günleri tekrar yaşadım ..vatan aşkının tutuştuğu o günlerin heyecanını yaşamak için asker olmak gerekiyordu.şimdi ne yazıkki paralı çocuklar o kutsal heyecanlardan mahrum olacaklar.
Halim -- 25.11.2011 10:12
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00