BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
164
Dün
:
4633
Toplam
:
14131254
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SİNEMALI CİVAN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bundan önceki yazımda hiç unutamadığım bir 10 Kasım anımı anlatırken bir otobüs kazasından bahsetmiş, bu kaza ile ilgili bilgileri bir sonraki yazımda anlatacağımı yazmıştım.

Bu büyük kaza bundan 52 yıl önce vuku bulmuştu. Biz o yıllarda İstanbul’un Laleli semtinde oturuyorduk. Anadolu’ya ve Avrupa’ya kalkan bütün otobüslerin yazıhaneleri Lalelideydi. Buradan yolcularını alan otobüsler Harem’e de uğradıktan sonra eski Ankara asfaltından yoluna devam ederdi.

O yılların popüler firmalardan birisi olan “Sinemalı Civan” otobüs firmasının birbirinin aynısı OHRİD marka iki otobüsü vardı. Bunlardan Özdemir Süer yönetimindeki 22 AD 722 plakalı yolcu otobüsü, 11 Ağustos 1965 gecesi o zamanlar tek şerit olan ve hiç bir ışıklandırmanın olmadığı D 100 karayolunda Ankara’dan İstanbul’a doğru yol alıyor. Saat 03.15 sularında Hendek- Kargalıhanbaba arasında seyrederken şaftı kırıldığı için kontrolden çıkıyor, yol kenarında flaşörlerini yakmış olarak duran ve kasasındaki tanklarda Nitrik asit (kezzap) bulunan kamyona çarpıyor.

Çarpmanın etkisiyle kamyon, sağ tarafa yatıyor ve kasasındaki asit yere akıyor. Aynı anda otobüsün arka tarafı tutuşuyor. Gece uyurken sarsıntıdan uyanan yolcular, otobüsün yandığını görerek panik halinde ön kapıdan ve pencerelerden kendilerini dışarı atarak kurtulmak istiyorlar. Bu arada bazı yolcuların elbiseleri tutuşuyor. Üzerleri tutuşan yolcular, kendilerini söndürmek için yol kenarındaki kanalda biriken su birikintisine atlıyorlar. Fakat ne acıdır ki, ay ışında su birikintisi olarak gördükleri küçük gölet, tankerden sızıp oraya dolan kezzaptı. Kaza sonrası gelen jandarma ekipleri, kezzap dolu göletten küçük parçalar halinde çıkardıkları 18 kişinin parçalarını kazanın olduğu yere toplu halde gömdüler. O yer şu an Trafik Şehitliği olarak anıt mezar haline getirilmiştir. Kaza, o tarihteki gazetelerde, şöyle yer almıştı;

"Kamyondan üzerlerine akan asitten paramparça olarak öldüler. Yananların feryadı, asit kokusu ve duman etrafı bir mahşer yerine getirdi. Olay yerine gidenler ilk anda etleri tamamen yanan ve tanınmaz hale gelen 18 kişinin cesediyle karşılaştı. Hendek 476 Ulaştırma Taburu mensupları yetişerek derhal yaralıları kurtarmaya çalıştı. Kurtarılan 20 kişi hastanelere nakledildi. Bunlardan 7'side hastanede öldü, ölü sayısı böylece 25'e çıktı. Kazada aralarında hâkim, jandarma üsteğmen ve 4 yaşındaki küçük kızının da bulunduğu 18 kişinin cesetleri asitten tamamen yandı. Kaza sırasında kendilerini yanan otobüsten sağ kurtarmak için dışarıya atan ve bilmeyerek asit dolu ölüm çukuruna yuvarlanan facia kurbanlarından 18'inin cesedinden tanınmayacak parçalar kalmıştı. 20 kadar köylü ceset parçalarını toplayıp gömdü."

Üzerinde 'Trafik Şehitliği' yazan Anıt mezar karayolundan 30 metre uzaklıkta daha sonra inşa edilen köy camisinin bahçesindedir.

Bu kazada 25 kişi çok feci bir şekilde hayatını kaybetmiş, 17 kişide yaralı olarak kurtulmuştu. Öbür otobüste aynı gün kaza yapmıştı. Bilmem tecelli mi yoksa ki kader.

Olayın ardından kendisi de otobüs işletmesi sahibi olan 1948 olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Gazanfer Bilge, şoförler ve otomobilciler cemiyeti adına yaptığı açıklamada kazadan kamyon şoförünün sorumlu olduğunu söylemişti. ( Yüzbinler ödeyerek araç alanlar üçotuz paraya satılan üçgen reflektörleri neden almazlar anlayamıyorum.)

Firmanın kurucusu Cengiz Civan 2016 yılında vefat etti. Otobüslerde sinema uygulamasını ve bunun gibi bazı yenilikleri başlatan kişiydi. Cenazesi 10 Haziran Cuma günü Ataköy 5. Kısım Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından toprağa verildi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

13.11.2017

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Muhterem Suzan Hanımefendi,
Yazarını motive eden, edebi ve güzel yorumlarınızı özlemiştik. Bu kadar uzun ara verince insanın aklına hep kötü şeyler geliyor. Acaba bir rahatsızlık filan mı var diyerek. Sanırım sağlığınız yerindedir. Güzel yorumunuz için size ve yorum göndermek lütfunda bulunan diğer dostlarıma en kalbi teşekkürlerimi ve sağlık dileklerimi iletiyorum. Sağ olun, var olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2017 00:18
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Sayı Çapanoğlu; Öz kültürümüzü yansıtan yazılarınızın yanında genel kültürümüzü geliştirecek eserlerinizden sayenizde nasiplenmeye çalışıyoruz. "Yozgat gazetesi"nin sizin gibi bir değeri biz okuyucularla buluşturmasından dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır. Her daim var olunuz.

Hani demişler ya sen ne kadar gelecek için hazırlık yaparsan yap, senden önce seni hazırlayan bir güç vardır.İnsanoğlu sadece tedbir almakla mükelleftir. Gerisi Allah ne derse o olur.

Rusya ve Amerika gibi hınzırların eline kalmış olsaydı bu dünya çoktan yok olmuştu. Dünyayı yaşanmaz eden büyük güçler, bastıkları dalı kestiklerinin de farkında değiller. Nükleer enerjiler, termik santraller, atom bombaları, fabrika bacaları... Yeterince dünyayı kirletti ve eksenini kaydırdılar. İklimler değişti. Hava sıcaklıkları arttı. Yirmi yıl sonra güney bölgelerde yaşanmayacak sıcaklıkların oluşacağını, kuzey bölgelere göçlerin başlayacağını bilim adamları anlatıyor. Okyanus ülkeleri tusunamiden korunmak için varını yoğunu harcayarak kıyılara setler örüyor. Oysa doğanın gücü karşısında hiç bir engel duramaz. Onlar istedikleri kadar bomba üretsinler. İstedikleri kadar bir birlerine karşı tedbir alsınlar, denetlesinler. Aldıkları tedbire karşı kolunu kıpırdatamaz hale getiren, kızgın tavanın içine girmiş gibi hissettiren O güç sayesinde planları bozulacaktır. Aslında Stanislav Petrov un yaşadığı olay; onu durduracak her daim denetleyen, yarattıklarının rızkını veren büyük güçle karşı karşıya kaldığı andır. Aklı karışmış, kolu kalkmamış, tepkisiz kalmış. Sovyetler birliğinde verilen görevi ihmal eden görevliye o zamanlar çok ağır cezalar vererek diri diri fırına gönderirlermiş. Kimse görevi suistimal ederek, sonunda alacağı cezayı gözardı edemez. Yine onunda Allah yardımcısı olmuş da bir şekilde sıyrılmış.

Mehmet Akif Ersoy un dediği gibi;

Garb'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
''Medeniyet!'' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Onların medeniyeti,çelik zırhları ancak kendi kendilerini boğar. Allah haklının her daim yanındadır. yarattıklarının da koruyucusudur.

Selamlar saygılar eşiniz hanfendiye Hürmetler
SUZAN -- 07.10.2017 21:09
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sayın Çapanoğlu, arka arkaya yayınladığınız belgesel tadındaki iki yazınızı da içim burkularak okudum. Bu ülkede aklı başında ilim irfan sahibi insanlar gerek 12 Eylül 1980 darbesi günlerinde gerekse ondan sonraki yıllarda çok üzüntülü günler yaşadılar. Çok değerli bilim adamlarımız, gazetecilerimiz, öğrencilerimiz yıllarca hapislerde kaldılar, işkence gördüler. O dönemler yüz karasıdır.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.09.2017 12:46
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sevgili kardeşimiz, 32 yıl sonra birbirimizi bulup, ölüm yıldönümü olan bugün Enver’i beraber andığımız için sana binlerce teşekkürler. Ayrıca akıcı ve lezzetli üslubun için çok teşekkürler. Zaten bütün yazılarında bu duyguyu yaşıyorum. Sağlıklar diliyorum. Yüreğine sağlık.
GÜNER TÜRKOĞLU -- 19.09.2017 13:40
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Mekanı CENNET olsun.
Rauf Aktolga -- 19.09.2017 13:18
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
YorumunuzSevgili dostumuz ,32 yilsonra birbirimizi bulup bugun Enveri beraber andigimiz icin sana binlerce tesekkurler.Ayrica akici ve lezzetli uslubun icin cok tesekkurler.Zaten butun yazilarinda bu duyguyu yasiyorum.Sagliklar diliyorum.Yuregine saglik.
Guner Turkoglu -- 19.09.2017 13:10
Büyük sel
Sayın Çapanoğlu, köşenizin eski bir takipçisiyim. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum. Birçok defa bende yorum göndermek istedim ama yoğunluğumdan dolayı bir türlü fırsatım olmadı. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum demiştim gerçekten de hem merakla bekliyorum hem de ilgi ile okuyorum. Şimdi artık geçmişte kalan Yozgat ile ilgili hakikaten çok önemli önemli olduğu kadar da okuyucuyu heyecanlandıracak konuları yeniden gün ışığına çıkarıyorsunuz. Bazen keşke bizde o günlerde yaşasaydık dediğim yazılarınız var. Bazen de iyi ki o günlerde yaşamamışız diyorum. Büyük sel yazınızı da içim burkularak okudum. Kendimi vefat edenlerin yakınlarının yerine koydum. Ne büyük bir acı ya rabbim. Sayın Ahmet Yaşar Ocak hocamız Sırasöğüt öz’ünün üstünün kapatılmasını doğru bulmuyor. Kapatılması doğru olmuşmudur bilemiyorum. Belki büyükçe bir alan kazanılmıştır ama allah korusun böyle bir sel baskınında kapatılan yerin altındaki kanal yeterli olabilecekmidir? Şimdi bende aynı endişeyi taşıyorum. İnşallah bir daha böyle bir acı yaşanmaz.
Yozgat ile ilgili yazılarınızı bekliyoruz efendim. Size sağlıklar diliyorum.
SUDE ÖZTÜRK -- 15.09.2017 11:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00