BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
230
Dün
:
4633
Toplam
:
14475564
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE'DE AT, EŞEK VE KATIR SAYISI AZALIYOR, ULUDAĞ’DA AYILAR DOLAŞIYORMUŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
TSK’da yüzlerce askerin zehirlenmesine neden olan et skandalı ve at eti iddiaları üzerine basında çıkan haberlere göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için alınan kavurma konservelerinin 4 bin 50 kilogramında at eti tespit edilmiş. Adana'da da kesilip etleri alınmış at ve eşeklere ait çok sayıda kemik ve bulunmuş. Merkez Yüreğir ilçesindeki bataklık bir alanda yılbaşında piyasaya sürülmek üzere kesildiği iddia edilen at ve eşeklerin kemik ve kafalarını görenler polise ihbarda bulunmuş. Yakınında ev bulunmayan bataklık alanda çok sayıda kesilip eti alınmış tek tırnaklı hayvanlara ait kemikler ele geçmiş. Polis ve zabıta ekipleri, bölgede incelemelerini sürdürüyormuş.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son 10 yılda at sayısı yüzde 36.4 azalarak 120 bine, eşek sayısı yüzde 48.6 azalarak 296 bin 114 adetten 152 bine, katır sayısı yüzde 43.9 azalarak 68 bin adetten 38 bine inmiş. Ucuz et tartışması sürerken at ve eşek sayısındaki şüpheli düşüş akıllarda soru işareti yaratmış

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay geldi. Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Hocası Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli profesörlerinden birisiydi. Benim gibi bankada çalışarak okuyan, ama çok çalışkan bir arkadaşımız, ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirse ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varır sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.

İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş. Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1,5 yıllık dönemde, yüzde 6,3’e karşılık gelen 8 bin 923 azalma gerçekleşmiş.

EŞEK VE KATIR: Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş.

DEVEDE ARTIŞ VAR: Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısı ise 2012 yılının sonunda 1,315 düzeyindeyken, 2013 sonunda 1,374'e ve bu yılın Mayıs ayında da 1,395'e yükselmiş. Deve sayısında yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş.

DOMUZ SAYISIDA ARTMIŞ: TÜİK verilerine göre, Türkiye'de domuz sayısı, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmişse de bu yılın ilk beş aylık döneminde 267 baş azalarak 2 bin 878'e düşmüş. Büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 azalırken, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 7,7 artmış. Yılsonu itibariyle sığır sayısı 14 milyon 123 bin baş, koyun sayısı 31 milyon 115 bin baş, keçi sayısı ise 10 milyon 347 bin baş olarak gerçekleşmiş.

Toplam süt üretimi de bir önceki yıla göre yüzde 15,6 artarak, 17 milyon ton olmuş. Bunun yüzde 91,82'sini inek sütü, yüzde 5,79'unu koyun sütü, yüzde 2,12'sini keçi sütü ve yüzde 0,27'sini ise manda sütü oluşturuyormuş

YERLİ IRKLAR AZALIYOR, KÜLTÜR IRKLARI ARTIYOR: Bu arada, genellikle yerli hayvan ırklarının sayısının azaldığı, kültür ırkı hayvanların sayısının arttığı belirlendi. Hayvan varlığı içinde kültür ırkı sığırların sayısı yüzde 4,8 arttı, yerli ırkların sayısı ise yüzde 9 azaldı. TÜİK verilerine göre, kültür ırkı sığırların sayısı, 3 milyon 554 bin 585'ten 3 milyon 723 bin 583'e çıktı.

Kültür ırkı hayvan varlığının artırılması, et ve süt veriminin artırılması açısından önem taşıyor. Islah çalışmaları ile yerli ırkların et ve süt veriminin artırılması için çalışma yapılıyor ve melez ırklar geliştiriliyor.

SIĞIR-KOYUN ETİ ÜRETİMİ AZALDI: TÜİK verilerine göre, geçen yıl, sığır, koyun, keçi, manda eti üretimi azalırken, deve ve domuz eti üretimi çok az da olsa artmış. Toplam et üretimi 482 bin 458 tondan, yüzde 14,5 azalarak 412 bin 621'e gerilerken, sığır eti üretimi 370,6 bin tondan 325,3 bin tona, koyun eti üretime 96,7 bin tondan 74,6 bin tona, keçi eti üretim ise 13,7 bin tondan 11,6 bin tona düşmüş. Manda eti üretimi de 1,3 bin tondan bin tona inmiş.

Kayıtlara göre, deve eti üretimi, geçen yıl yüzde 27,4 artarak 14 tondan 18 tona yükselirken, 2008'de hiç olmayan domuz eti üretimi geçen yıl 3 ton olarak kayıtlara geçti.

TÜİK'in rakamları, mezbahalarda kayıtlı hayvan kesimlerini içeriyor. Türkiye'de yıllık et üretiminin 1 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Etin 400-500 bin tonu kayıtlı kesimlerden elde edilirken, kalan bölümü, Kurban bayramlarındaki kesimlerde dâhil olmak üzere kayıt dışı kesimler oluşturuyor.

Bu arada Uludağ da bir kaç senedir çok miktarda ayı olduğunu öğreniyoruz. Bunun başlıca nedeni ise Bursa’nın Karacabey- Boğazköy yakınlarında bulunan ayı barınağındaki ayıların 150-200 tanesinin doğal yaşama geri dönmeleri için Uludağ’a salınmalarıymış. Bunları gören çok insan var. İnsanlara bir zararları yokmuş çünkü insana alışıkmışlar. Hepsinin kulaklarında küpeleri varmış.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
VE RODOS (2)
Abdülkadir Bey'ciğim öyle güzel anlatıyorsunuz ki, oraları sizinle birlikte gezmiş, görmüş gibi oluyor insan. Kaleminize sağlık.
Şakir ŞEN -- 14.10.2015 14:40
Çapanoğlu Mehmet Muhsin Bey ve Hindistan'dan gelen mektup
Yazımızın konusu Çapanoğlu Muhsin Bey’in Amerika’da yaşayan oğlu bilim insanı, çok değerli akrabam Cüneyt Çapanoğlu’nu maalesef 5 Eylül 2015 günü kaybettik. Yazılarım hakkında gönderdiği son mektubunu sizlerle paylaşmak istedim. Mekânı cennet, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Degerli Kardesim A. Kadir Bey:
Vallahi ne diyecegimi bilemiyorum. Sapkam olsa cikarir onunuzde egilirdim ve size "Sensei" derdim (Japoncada en buyuk saygi kelimesi..manasi buyuk bilim veren, ust derecede ogretmen, profesor).
1. Yazi cok guzel yazilmis. Okuyan sizin ne kadar bilimli oldugunuza hayran kaliyor ve ilk okudugunda her seyi anliyor, mantikli bir AKIM var.
2. Olaylari olup bildigi sekilde mumkun oldugu kadar objektif olarak yaziyor gorunuyorsunuz.
3. Satir aralarindaki mesajlar da gozden kacmiyor.
4. Guzel bir sekilde bizim aileyi de yaziya sokuyorsunuz.
Temennim, boyle kose yazilari ile devam etmeniz ve gazete okuyucusunu yavas yavas kendinize cekmeniz.
Nasil? Bilgili bir A. Kadir. Adil bir A. Kadir ve Hosgoru sahibi bir A. Kadir OLARAK.
Okuyan sizi artik boyle bir A. Kadir olarak tanidiginda soyadiniz hemen onu bir yerine batmiyacak. Boyle devam ederseniz bizim aile konusunda yazacaginiz kose yazilari da yuzde 75-80 tarafindan "hakikati soyluyor" diye kabul edileceginden eminim. Tekrar: Elinize, kaleminize ve bilgisayariniza saglik dilerim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.09.2015 21:25
KUNDURA TAMİRCİSİ
Değerli Suzan Hanımefendi,
Lütfedip gazetemiz aracıyla ilettiğiniz güzel mektubunuz için yine teşekkürlerimi arz ediyorum.

Rahmetli Abbas Sayar ağabeyimle hem İstanbul da hem de Yozgat’ta iki uzun sohbetimiz olmuştu. 1973 yılında askerlik işlemlerim için İstanbul’dan gece otobüsü ile sabah erken saatte indiğim Yozgat’ta çok yaşlı olan babaannem Esma Hanımı rahatsız etmemek için Sayar Oteline uğramış, hem gece için rezervasyon yaptırmış hem de Abbas ağabeye benim geldiğimi haber vermelerini istemiştim. İşlerimi bitirip babaannemi de ziyaret ettikten sonra akşam otele geldiğimde odasında hazırladığı sofrada içkisini yudumluyordu. Bütün gece yolda olduğumdan haliyle uykusuzdum ama Abbas ağabey beni sabah erken saate kadar oturtmuştu. Uzun sohbetin büyük bir kısmı genelde bir dertleşme olmuştu. İstanbul’a neden geldiğini sonra bir gece aniden karar vererek Yozgat’a nasıl döndüğünü anlatmıştı. Bu dertleşme bende sır olacak kalacak. Daha Lise yıllarında Oğlu Prof. Güner Sayar, İstanbul Lalelideki evimize çok sık gelmekle birlikte iyi bir arkadaşlığımız olamamıştı. Çünkü ayrı dünyaların gençleriydik. Bu sohbetlerimizde Çare isimli “Baktım toprağa düşecek gibi değil su/Tohumu buluta ektim” iki mısralık bir şiiri yüzünden “ bu şiirinle ne demek istedin” şüphesi ile nasıl sorgulamadan geçirildiğini ve rahmetli Yaşar Kemalle karşılaştıklarında kendisine sarıldıktan sonra yılkı atı romanını kastederek “ Ulan Abbas seksen sayfalık bir roman yazdın ağzmıza……..tın” dediğini anlatmıştı. Ertesi günü biraz geç uyandım önce akrabam PTT müdürü Hüseyin Avni Manacıoğlu ailesini ziyaret edip biraz da şehirde dolaştıktan sonra otelden ayrılırken resepsiyondaki görevli Abbas ağabeyin misafiri olduğumu söyleyerek ücret almamıştı. Hepsi mazide kaldı.

Mektubunuzda “Okumayı çok severim. Okuduğum kitapların ön veya arka boş sayfalarına kitap bittikten sonra yorum yazmadan kapatmam. Niyetim, benden sonra birileri okursa farklı pencereler açmak, bakış açısını genişletmek” diye yazıyorsunuz.

Atatürk’te okuduğu dört bin kitabın sayfa kenarlarına notlar ve açıklamalar yapmış. Bu hareket, kitabı okuyan kişinin nasıl bir dikkatle ve bilgilenerek okuduğuna en güzel kanıtı değil midir?

Benim için çok değerli yorumlarınızla hem beni onurlandırıyor hem de yüreklendiriyorsunuz. Ne kadar teşekkür etsem bu şükran borcumu ödeyemem. Eşim ve ben, size huzur ve mutluluklar dileyerek sevgi selamlarımızı gönderiyoruz. Hep sağlıkla kalınız inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.09.2015 11:33
KUNDURA TAMİRCİSİ
Sayın Çapanoğlu;öncelikle şunu belirtmek isterim ki Yozgat'ın geri kalmış, göç veren bir şehir olmasının tek nedeni, Yozgatlıların bir birine hiç bir alanda destek vermeyişi, sahip çıkmayışı, geçmişinizi araştırıp, kendini tanıyıp tanıştırmış olması diye düşünüyorum.

1980 li yıllarda Ankara Bakanlıkta çalıştığım ilk günlerde daire arkadaşlarımızla tanışma esnasında Yozgat'lı olduğumu söyleyince içlerinden biri çok mutlu olmuş, "sizi çok iyi tanıyorum" deyince şaşırmıştım. Nereden tanıyorsunuz? Bizim memleketimiz çok isim yapmış bir şehir değildir dediğimde gülümseyerek; "Abbas SAYAR dan tanıyorum" demişti.Kendisiyle tanışıp tanışmadığımı sorunca. "Adını duydum babamdan ama kendisiyle karşılaşmadım. Siz tanışmış olmalısınız" deyince. "Ah keşke tanışa bilseydim o şahane eserlerin sahibiyle" demişti.Ne kötü ki ben Abbas Sayar'ın ne tür eserler otaya koyduğundan bi haber olduğum için kendimden utanarak konuyu değiştirmeye çalışmıştım.Kendisini sadece otel işletmeni olarak tanıyordum. Sonrada araştırıp değerli bir yazar olduğunu öğrenince bizi yetiştiren edebiyat öğretmenlerimize ve kendime kahretmiştim. Yaz tatillerinde kendi siyasi görüşlerine uyan yazarların kitaplarını önerip okumamızı isterlerdi. Neden önce kendi yazarımızı okumamızı, tanımamızı istemediler? Üç yıllık lise öğretiminde dahi bir kez adını duymamıştım. Hoş o yıllar eğitim öğretim bitmiş, sağ ve sol derdiyle mezun olmuştuk. Söz konusu arkadaşımın tanıması "Odtü" mezunu oluşundandı belkide.

O günden bu güne hep kendi şahsımızı başkalarının tanıtmasına fırsat vermeden şahsiyetimizi araştırmaya başladım. Sizin, geçmiş kültürümüz konusunda yazdığınız yazılarınız bundan dolayı ilgi alanım içindedir.

Okumayı çok severim. Okuduğum kitapların ön veya arka boş sayfalarına kitap bittikten sonra yorum yazmadan kapatmam. Niyetim, benden sonra birileri okursa farklı pencereler açmak, bakış açısını genişletmek. Artık eline kalem alan, her türlü kirli düşünceyi allayıp pullayıp yazıya döküyor.Temel bilgisi olmayan allı pullu yanlışları kitaptan okudum düşüncesiyle tabu heline getire biliyor.

Sizin köşe yazarı olmanız YOZGAT GAZETESİ için büyük bir lûtüf. Çünkü bilgi birikiminiz, kültürünüz, kaleminizin ahengi insanı okumaktan usandırmıyor. Bunun yanında okuyucularınıza nezaket gösterip teşekkür ve teveccühlerde bulunup, alçak gönüllü, nezaketli, letafet sahibi bir yazar olduğunuzu hissettiriyorsunuz.Hiç bir yazar okuyucularıyla alakadar olmaz. Bu sizin ne kadar değerli ve değer veren bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösteriyor.

Sizi okuyan herkes de yazma hevesi uyanıyor olmalı. Çünkü bir yazı düşündürüyor ve yazdırıyorsa etkili olmuş demektir. Düşünce düşünceyi doğurur. Bunu kimi kendine saklar, kimileri de paylaşır. Ben deniz paylaşmayı tercih ediyorum ki yazar, kalemini daha çok konuştursun diye.Elbette verilen emeğin sadece sayfalarda kalmadığını bilmek emek verenin hakkıdır. Bu konuda etkili oluyorsam ne mutlu.

İnce ve nazik teklifiniz ile beni çok onurlandırdınız.Yorumlarımı okuyan tüm okurlarınızdan özür dilemek istiyorum. Sizin köşenize misafir olan okuyucularınıza, sizin yazılarınıza layık yorumlar yazdığımı düşünmüyorum. Ben aceleci biriyim. Okur okumaz aklıma eseni yazıp kapatıyorum.

Bir gazetede yazı yazmak için çok zaman harcamak, emek vermek gerekir. Yazının vebali büyüktür.Kaldı ki sizin gibi değerli kalemlerin safhında yer almak haddim değildir. Çok kızdığım meselelerden biri de bu zaten. Eline kalem alan yazar oldu. Ne yazdığından kendi bile bir şey anlamıyor. Okur azaldı, yazan çoğaldı. Okumak tercih işidir ama yazmak tercihle kalmaz vebali büyüktür.Bu bakımdan teklifinizi kabul edecek gücü, birikimi kendimde göremediğim için çok özür dileyerek; Sizlerin yazması bizler için hazine bahşetmektir. Bizler bu hazinelerden payımıza düşeni okuyarak alırız. Misafirin teklifiyle misafirliğe gideni ev sahibi saymaz diye düşünüyorum.

Eşinize ve şahsınıza selamlar, hürmetler.Binlerce teşekkürler...
Saygılarımla Allah'a emanet olunuz.


SUZAN -- 04.09.2015 23:56
KUNDURA TAMİRCİSİ
Sayın Abdurrahman Yıldırım Beyefendi,
Değerli ve nazik mesajınız için en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Yazılarımı lütfedip okumanız beni ziyadesiyle mutlu etti. İzlerken çok güldüğümüz Vizontele filminde hemşerimiz Altan Erkekli Belediye başkanı olarak televizyonu tanıtırken “Zeki Müren’i göreceksiniz” dediğinde Cem Yılmaz da “Zeki Müren de bizi görecek mi?” Diye soruyordu. Bazen keşke öyle bir imkân olsa diyesi geliyor insanın. Sevgi ve selamlarımla sağlık ve esenlikler diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.08.2015 14:12
KUNDURA TAMİRCİSİ
Abdülkadir Bey,
Yozgat Gazetesinde öncelikle Sizin köşenize göz attığımı, kısacası şimdiye kadar yazdığınız tüm yazıların takipçisi olduğumu belirtmek isterim. Elbette yazılarınızın ne denli hüsnükabul gördüğünü bilmek istemeniz son derece doğal bir şey... Ancak şurası da unutulmamalı ki, mutlaka Sizi takip eden niceleri vardır ve pek kendilerini belirtmek istemezler. Ben de naçizane bu tür okuyucularınızdan birisi olarak ve bu fazlaca seslerini çıkartmaktan çekinen veya sessiz kalmayı yeğleyenler adına Sizi izlemeye devam ettiğimi belirtmek isterim. Selam ve saygılarımla.
Abdurrahman Yıldırım -- 29.08.2015 11:50
KUNDURA TAMİRCİSİ
Değerli okurlar, dün 4683 meraklı okuyucu Yozgat gazetesinin internet sayfasına göz atmış. Bunlardan kaçı Köşeme koyduğum âcizane yazımı okumak külfetine katlandı acaba? Her yazar gibi ben de çok kişinin okumasını arzu ederim. Elimden geldiğince birikimlerimi ve araştırmalarımı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum, umarım becerebiliyorumdur. Yazım editör tarafından köşeme konduktan sonra merak ediyorum, okur yazımı nasıl buldu acaba? Yapıcı yorumlar hem yüreklendiriyor, hem de büyük mutluluk veriyor. Yorum yazmak zahmetinde bulunan tüm okurlarıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Değerli okurlarımdan Sayın Suzan Hanımefendi’nin göndermek lütfunda bulunduğu olağanüstü güzellikteki zarif yorumları ise hem beni onurlandırıyor hem de meraklı bazı okuyucularım Suzan Hanımefendinin yorumlarını bir köşe yazısı kıvamında okuduklarını yazıyor veya sohbetlerimizde bana bildiriyorlar. Örneğin Sayın Kadir Ahmet Danıska; “okurlarınızdan yorum yazan Suzan hanım efendiyi de merakla takip eder ve yazılarındaki akıcılık, Türkçe yi kullanışı ve üsluba teşekkür edip lütfen devamını isteyeceğim.” Sayın Veli Köksal; “yorumlarıyla yazılarınıza destek veren SUZAN Hanıma hürmetlerimi sunmayı bir borç biliyorum. Daha önceki yazılarınızdaki "MİLLİ DUYGULARI “dile getiren yorumu, "KURAN" hakkındaki düşünceleri gerçekten insanı durup düşündürecek nitelikte.” Diye yazmışlardı. Suzan Hanımefendinin aşağıdaki son yorumu da bundan öncekiler gibi şüphesiz aynı tat ve aynı letafette. 25 ve 26 Ağustos günleri Yozgat’ta Yozgat Gazetesindeydim. Gazetemiz sahibi Sayın Osman Hakan Kiracı ile görüşmelerimiz sırasında Suzan Hanımefendiyi de andık. Birikimlerini gazetede kendisine ait bir köşede Yozgat gazetesi okuyucuları ile paylaşsa ne güzel olurdu diye arzu ettik. Bu düşüncemizi şimdi buradan hem kendisine hem de yorumlarını merakla bekleyen okuyuculara duyuruyorum. Gazetemiz aracılığı ile en kalbi teşekkürlerimi, saygı ve selamlarımı iletiyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 27.08.2015 21:37
KUNDURA TAMİRCİSİ
Ne dokunmatik telefonlarımız
Nede havuzlu villalarımız.
Olmasın;
Son model arabalarımız.
Sadece Parlasın;
Gökyüzünde yıldızlarımız.
Sonsuza dek,
Ezan sesiyle çınlasın semalarımız.
Rengarenk;
Çiçekler açsın ovalarımız
Gözyaşı tuzludur;
Sulanmasın bu suyla topraklarımız.
Baş verir,dal vermeyiz,
Yeter artık ağlamasın analarımız.
Ey ahmak!
Vefa baltasıyla kesmedikçe
Kurumaz bizim çınarımız.

Sayın Çapanoğlu, uzunca bir süreden sonra yazılarınızı okudum. Yine duygulandım. Hep geçmiş insanların iyi taraflarını gösteriyor, örnek teşkil ediyorsunuz. Bir insana sayfalarca kitap yazmaktansa yaşam tarzında yansıtmak çok daha etkili olduğunu açıkça belirtmişsiniz.Büyükler her zaman küçüklerin karşısında çok daha temkinli olmalı.hatalı davranmamalılar.Herkes çocuğuna iyi öğretmen arar. Fakat, asıl öğretmen ana- baba ve sosyal çevre olduğunu düşünüyorum.

Allah, herkesi sizler gibi iyi insanlarla tanıştırsın ki vefalı insanlarımız çoğalsın.Sizler vefa örneği gösterip o, ak sakallı yaşlıyı andığınız, örnek olarak aktardığınız için vefa borcunuzu ödüyor vefa örneği teşkil ediyorsunuz. Ne mutlu size ve sizin gibi vefalı insanlara.

Haddim olmadan, yazılarınızdan etkilenip yukarıdaki satırları yazı verdim. Cüretimi bağışlayınız. Dualarınızı Mehmetcikleriniz ve evlatlarımızdan esirgemeyiniz.

Selam ve hürmetler...

SUZAN -- 25.08.2015 23:04
KUNDURA TAMİRCİSİ
Bu yazı çok güzel olmuş Ağabey, o yılların yaşanmışlıklarını ve biriktirdiklerini aktarmaya devam etmeni isterim, aklına, belleğine ve ellerine sağlık
Yılmaz Biryıldırır -- 23.08.2015 12:28
Çapanoğlu deyimleri
Sayın üstadım Abdül Kadir bey O dönemin bütün öğretmenleri şimdiki öğretmenler gibi çok değerli eli öpülesi insanlardı. WC. de taharetlenmelerin dahi ılık suyla yapıldığını kastederek yazılmıştır. WC de aptest alınmayacağı birazcık İslami bilgileri olan herkes tarafından bilinmektedir. Anlatmak istenilen Çapanoğulları sülalesinin insana vermiş olduğu değeri, saygıyı, Görgü, edep ve terbiye kurallarının ne kader yüksek olduğu anlamında kullanılmıştır. Sürçü lisan etmişsek af fola. Osmanlıya o saltanatının sürdürülmesi için; Devlete, millete hizmet etmiş bir beylik daha var mı bizler geçmiş ejdatlarımızla, toprağımızla, insanımızla gurur duyarız. Selam ve saygılar 22.07.2015
Ali ŞAHİNGÖZ -- 22.07.2015 15:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00