BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
227
Dün
:
4633
Toplam
:
15000790
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE'DE AT, EŞEK VE KATIR SAYISI AZALIYOR, ULUDAĞ’DA AYILAR DOLAŞIYORMUŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
TSK’da yüzlerce askerin zehirlenmesine neden olan et skandalı ve at eti iddiaları üzerine basında çıkan haberlere göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için alınan kavurma konservelerinin 4 bin 50 kilogramında at eti tespit edilmiş. Adana'da da kesilip etleri alınmış at ve eşeklere ait çok sayıda kemik ve bulunmuş. Merkez Yüreğir ilçesindeki bataklık bir alanda yılbaşında piyasaya sürülmek üzere kesildiği iddia edilen at ve eşeklerin kemik ve kafalarını görenler polise ihbarda bulunmuş. Yakınında ev bulunmayan bataklık alanda çok sayıda kesilip eti alınmış tek tırnaklı hayvanlara ait kemikler ele geçmiş. Polis ve zabıta ekipleri, bölgede incelemelerini sürdürüyormuş.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son 10 yılda at sayısı yüzde 36.4 azalarak 120 bine, eşek sayısı yüzde 48.6 azalarak 296 bin 114 adetten 152 bine, katır sayısı yüzde 43.9 azalarak 68 bin adetten 38 bine inmiş. Ucuz et tartışması sürerken at ve eşek sayısındaki şüpheli düşüş akıllarda soru işareti yaratmış

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay geldi. Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Hocası Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli profesörlerinden birisiydi. Benim gibi bankada çalışarak okuyan, ama çok çalışkan bir arkadaşımız, ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirse ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varır sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.

İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş. Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1,5 yıllık dönemde, yüzde 6,3’e karşılık gelen 8 bin 923 azalma gerçekleşmiş.

EŞEK VE KATIR: Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş.

DEVEDE ARTIŞ VAR: Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısı ise 2012 yılının sonunda 1,315 düzeyindeyken, 2013 sonunda 1,374'e ve bu yılın Mayıs ayında da 1,395'e yükselmiş. Deve sayısında yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş.

DOMUZ SAYISIDA ARTMIŞ: TÜİK verilerine göre, Türkiye'de domuz sayısı, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmişse de bu yılın ilk beş aylık döneminde 267 baş azalarak 2 bin 878'e düşmüş. Büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 azalırken, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 7,7 artmış. Yılsonu itibariyle sığır sayısı 14 milyon 123 bin baş, koyun sayısı 31 milyon 115 bin baş, keçi sayısı ise 10 milyon 347 bin baş olarak gerçekleşmiş.

Toplam süt üretimi de bir önceki yıla göre yüzde 15,6 artarak, 17 milyon ton olmuş. Bunun yüzde 91,82'sini inek sütü, yüzde 5,79'unu koyun sütü, yüzde 2,12'sini keçi sütü ve yüzde 0,27'sini ise manda sütü oluşturuyormuş

YERLİ IRKLAR AZALIYOR, KÜLTÜR IRKLARI ARTIYOR: Bu arada, genellikle yerli hayvan ırklarının sayısının azaldığı, kültür ırkı hayvanların sayısının arttığı belirlendi. Hayvan varlığı içinde kültür ırkı sığırların sayısı yüzde 4,8 arttı, yerli ırkların sayısı ise yüzde 9 azaldı. TÜİK verilerine göre, kültür ırkı sığırların sayısı, 3 milyon 554 bin 585'ten 3 milyon 723 bin 583'e çıktı.

Kültür ırkı hayvan varlığının artırılması, et ve süt veriminin artırılması açısından önem taşıyor. Islah çalışmaları ile yerli ırkların et ve süt veriminin artırılması için çalışma yapılıyor ve melez ırklar geliştiriliyor.

SIĞIR-KOYUN ETİ ÜRETİMİ AZALDI: TÜİK verilerine göre, geçen yıl, sığır, koyun, keçi, manda eti üretimi azalırken, deve ve domuz eti üretimi çok az da olsa artmış. Toplam et üretimi 482 bin 458 tondan, yüzde 14,5 azalarak 412 bin 621'e gerilerken, sığır eti üretimi 370,6 bin tondan 325,3 bin tona, koyun eti üretime 96,7 bin tondan 74,6 bin tona, keçi eti üretim ise 13,7 bin tondan 11,6 bin tona düşmüş. Manda eti üretimi de 1,3 bin tondan bin tona inmiş.

Kayıtlara göre, deve eti üretimi, geçen yıl yüzde 27,4 artarak 14 tondan 18 tona yükselirken, 2008'de hiç olmayan domuz eti üretimi geçen yıl 3 ton olarak kayıtlara geçti.

TÜİK'in rakamları, mezbahalarda kayıtlı hayvan kesimlerini içeriyor. Türkiye'de yıllık et üretiminin 1 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Etin 400-500 bin tonu kayıtlı kesimlerden elde edilirken, kalan bölümü, Kurban bayramlarındaki kesimlerde dâhil olmak üzere kayıt dışı kesimler oluşturuyor.

Bu arada Uludağ da bir kaç senedir çok miktarda ayı olduğunu öğreniyoruz. Bunun başlıca nedeni ise Bursa’nın Karacabey- Boğazköy yakınlarında bulunan ayı barınağındaki ayıların 150-200 tanesinin doğal yaşama geri dönmeleri için Uludağ’a salınmalarıymış. Bunları gören çok insan var. İnsanlara bir zararları yokmuş çünkü insana alışıkmışlar. Hepsinin kulaklarında küpeleri varmış.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Ağabey günaydın, kalemine sağlık, bizimkilerin düğününü benim bile bir kısmını bilmediğim taraflarıyla yazmışsın. Çok hoşuma gitti, keyifle okudum. Ayrıca hatırladığın detaylara da hayret ettim.Bir kısmını okuyunca ben de hatırladım, fakat sen epeyce olayı, insanı, yaşanmışlıkları hatırlıyorsun, bravo. Bu yaklaşımın ve emeğin ve yazdıklarınla hem geçmiş Yozgat'ı günümüze taşıyorsun, hem de Yozgat'ın kentsel kimliğini yeni nesillere aktarıyorsun. Bu anlamda belirtmek istediğim bir şey daha var. Seçimler bitti ve yeni yönetimler belirlendi.Seçilen bu yeni yöneticiler hem kendilerini hem de bağlı oldukları partilerini yüceltmek amacıyla birçok projeye girişecekler, inşaatlara ve yatırımlara başlayacaklar. Son günlerin medyatik söylemi olan "marka kentler" yaratmaya çalışacaklar. İşte bu noktada o kente ait olan değerleri, örf, adet ve gelenekleri bilen, tanıyan, yaşayan sen ve senin gibi Yozgat'lıların, kurulabilecek bir "kent konseyi"nde görev alarak yönetime ve kente ciddi katkılarda bulunacağınıza içtenlikle katılıyor ve böyle bir oluşumun yeni yöneitmle birlikte hayata geçirilmesini tüm inancımla öneriyorum.Bu, yeni yönetim için de kesinlikle çok yararlı bir buluşma ve birliktelik olacaktır.Yönetimler çok iyi niyetli olabilirler, ancak kent yönetimi "marka kentler" yaratma kıskacına sıkıştırılacak kadar yüzeysel ve basit değildir.Aksi takdirde asfalt dökmek, kent park yapmak, suları akıtmak vb.yaşamsal öneme sahip projeleri hayata geçirmekle övünen ama geçmişi ve değerleri ile kopuk bir kent yönetimi, ne o kentten yetişinlere ne de o kentte yaşayanlara gerçekten vermesi gereken şeyleri verebilir. Eğer Bozkırın Romancısı bir "Abbas Sayar"ı, yaşayan en büyük şairi ve ozanı bir "Gülten Akın"ı, birçok ses sanatçısını, akademisyeni ve sayamadığım bir çok değeri yeni kuşaklara aktarabilirsek işte o zaman Yozgat'ın ve Yozgat'lılığın ne olduğunu daha içten anlatmış ve hissettirmiş oluruz. Yada Sevgili Ağabeyim, sen ve diğer yazarların yazdıklarını büyük bir özlemle ve nostaljik duygularla burnumuzun direği sızlayarak okumaya devam ederiz. Umarım yeni yönetim daha farklı bir yaklaşımla Yozgat'ı yönetmeye soyunur. Sevgi ve saygılarımla...
bülent cerit -- 02.04.2014 09:16
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ

Abdülkadir Bey,

Zurna çaldığınız için azarlanmanıza üzüldüm. Ne diyeyim, Çapanlar böyledir! Anneanemden dinlediğim hikaye şöyle: Çapanoğlunun hanımı, Tekkaşın Zübeyde'yi evine çağırmış, çaldırıp söyletiyormuş. İki gelinine kalkın oynayın demiş. Onlar utandıklarından kalkmamışlar. Israr üzerine sonunda bir güzel oynamışlar. Akşam beyi eve gelince, kayınvalide gelinlerini "Utanmadan önümde oynadılar" diye şikayet etmiş. Çapanoğlu, bir yanına kar, bir yanına bal dolu kap koyup gelinlerini huzuruna çağırtmış. Gelinler karşısında el pençe divan dururken, kayınpeder "Karlıktan kar yiyin, ballıktan bal yiyin; Tekkaş çalsın siz oynayın" demiş. Bunu, belki üzüntünüzü unutturur diye yazdım.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 30.03.2014 18:30
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Değerli Hocam, yazınızı okurken yine Yozgat'a bir yolculuk yaptık. Hemde ne yolculuk. Bizi gerilere doğru götürüp hem memleket özlemimizi, hemde çocukluğumuzdaki düğünlerimizi duyumsattınız.Geçmişte kalan insanların anlayışı, eğlencesi, hoşgörüsü, misafirperverliği,dahası gelinliği-damatlığı çok ayrıcalıklı bir farklılıktı.Ne yazık ki günümüzde evliliğin çok değeri kalmadığı gibi düğünlerinde pek kıymeti kalmadı. Toplum sosyalleşmek yerine bireyselleşmeye doğru gidiyor.Kentler büyüdükçe birbirinden kopuyor.İnsanlar çoğaldıkça birbirinden uzaklaşıyor.Oysa ki, düğünler değilmiydi konu komşuyu bir birine yaklaştıran, akrabaları bir birine tanıştıran,nişanlı çiftleri kaynaştıran,uzakları yakınlaştıran,yardımlaşmayı-paylaşmayı yaygınlaştıran?. Artık günümüzde kimse kimseyle özel gününü dahi paylaşmak istemiyor. Düğün masraflı iş deyip, o parayla balayı yaparız düşüncesiyle işin içinden sıyrılıyorlar.Bi kaç günlük balayı sayesinde belki biraz mutlu oluyorlar ama toplum kültüründe neleri öldürüyorlar, sosyal yaşamdan neleri soyup alıyorlar bunu farkedemiyoruz bile. Balayı dedikleri şey sanki hayatın içinde birdaha yaşanmayacak bir olay gibi özel günü paylaşmamak için kullanılan kaçamaktan başka birşey değil.

Eski adetler, gelenekler günümüzde azalmış olsada yazı üzerinde bile insan ruhuna çok şey katabiliyor.Zamanı durdurmak mümkün olmayabilir fakat, zamanın kültürü aşındırmasına musade etmemek insanın elinde olsa gerek diye düşünüyorum.

Kaleminizin daim olması dileği ile saygılar selamlar.
SUZAN -- 29.03.2014 22:47
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Değerli Abdülkadir Bey'ciğim,
'Aydınlık için karanlık' eylemi sırasında okudum dayınızın düğün öyküsünü.
İçim aydınlandı. Ne mutlu Yozgat'a ki sizin gibi dünü bugüne taşıyan sizin gibi değerli evlatları var. Ellerinize sağlık. Yüreğinize sağlık. Saygıyla.
Olcay Akkent -- 29.03.2014 21:23
BİR 18 MART YAZISI
selam can abim ne denebilir ki anlatım güzeliğinden mi, nedir göğsümden bir duygunun göz sulanmamla hallolduğunu hisettirdi ,evet günümüzde hocalarımızda biraz olsun nasiplenseler de yetiştirdikleri oğrencilerine yeterli derecede okudunuz sizler ara elaman olacaksınız gibi sözlerle çocuklarımızın gelecek özlemiyle oynamasalar diyebildim.. saygılarımla.. hoşcakalın..
mahmut erdem -- 24.03.2014 14:19
BİR 18 MART YAZISI
Her zamanki gibi güzel üslup, sürükleyici anlatım. Yüreğinize sağlık Sayın ÇAPANOĞLU....
Şakir ŞEN -- 22.03.2014 21:06
HAMAM
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Bizleri gene bu güzel yazınla çocukluk günlerimize döndürdüğün için çok teşekkür ederim.
Yukarı Nohutlu’da evimizin hemen karşısında Başçavuş hamamı vardı. O zamanlar kendi haline terkedilmiş harabe bir halde olduğundan daha uzaktaki Aynalı hamama giderek hamam keyfini orada yaşardık. Bazan da değerli akrabamız Prof. Dr. Mehlika Filiz Ulusoy Hanımefendinin yorumunda bahsettiği gibi banyomuzu mütevazi imkanlarımızla evde yapardık. Tabii biz çocuklar için hamama gitmenin bir başka güzelliğide çarşıya gidip eve fayton getirmekti.

Kalemine sağlık değerli Kuzenim.

M. Celalettin Çapanoğlu
M. Celalettin Çapanoğlu -- 22.03.2014 11:05
HAMAM
YorumunuzÇok güzel anlatımınız ile önemli konuları bir çırpıda dile getiriyorsunuz. Kaleminize ve yüreğinize sağlık....
semih -- 15.03.2014 01:16
HAMAM
Abdülkadir Bey,
Yazdığınız makale geçmişte insanların nasıl yıkandığı konusunda bir kaynak olacaktır.
Ben soba ile ortam ısıtması yapıldığı dönemi yaşadım. Ancak çok küçükken sobanın yanında mangal ateşinden de yararlandığımızı hatırlıyorum.

o dönemde zor pişen yemekler maltızda kolay pişenler de gaz ocağında pişirilirdi.Daha sonra pişirme için hava gazı evlere borularla ulaştırıldı. Ulaşılamayan yerlerde tüp gaz hala kullanılıyor. Şimdi birçok yerde doğal gaz hizmetimizde.

Yıkanmak için hamama giderdik ya da sobanın üstündeki güğüm kaynarken küçükleri sobanın yanındaki leğene oturtup yıkayıverirlerdi. Büyükler de bir küçük odada bir kovadan tas tas su dökünerek yıkanırlardı. Orada su olmazdı çünkü evlerde su yoktu. Su dışarıdan taşınarak getirilirdi. Aradaki aşamaları anlatmayacağım. Merkezi doğal gazla ısınan suyun gece gündüz musluklardan aktığını da gördüm.
Mehlika filiz ulusoy -- 14.03.2014 11:16
SORULAMAYAN ADRES
Kadir Abi'cim
Öykünüzde toplumsal bir yaramıza parmak basmışsınız. Ailelerin dramları.Yaşanmışlıklarından kesitler.Böyle durumlarda kızlarını evlatlıktan reddeden analar, babalar da var.Maalesef var.Öykünüzde yüreklere su serpen yan babanın kızına sahip çıkması, onu araması, babanın karşısına sizin çıkmanız Belli ki İstanbul'un yabancısı,kızının hatasının ezikliğini yaşayan bir baba..Umarım yüreği acılı baba evladını bulup, onun elinden tutar,onu tekrar kazanır.
Kadir Abi'cim siz kızının hatasının ezikliğini yaşayan bir babaya sadece adresi tarif etmekle kalmayıp ona öfkesini, kızgınlığını dizginleyip yapması gereken en doğruyu göstermişsiniz.O aile için yüreğinize sağlık ,öykünüzü bizlerle paylaştığınız için de kaleminize sağlık, hepimiz içn dilinize, emeğinize sağlık.
Nahile BİRYILDIRIR -- 11.03.2014 03:33
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00