BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.05.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
168
Dün
:
4633
Toplam
:
13880513
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE'DE AT, EŞEK VE KATIR SAYISI AZALIYOR, ULUDAĞ’DA AYILAR DOLAŞIYORMUŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
TSK’da yüzlerce askerin zehirlenmesine neden olan et skandalı ve at eti iddiaları üzerine basında çıkan haberlere göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için alınan kavurma konservelerinin 4 bin 50 kilogramında at eti tespit edilmiş. Adana'da da kesilip etleri alınmış at ve eşeklere ait çok sayıda kemik ve bulunmuş. Merkez Yüreğir ilçesindeki bataklık bir alanda yılbaşında piyasaya sürülmek üzere kesildiği iddia edilen at ve eşeklerin kemik ve kafalarını görenler polise ihbarda bulunmuş. Yakınında ev bulunmayan bataklık alanda çok sayıda kesilip eti alınmış tek tırnaklı hayvanlara ait kemikler ele geçmiş. Polis ve zabıta ekipleri, bölgede incelemelerini sürdürüyormuş.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son 10 yılda at sayısı yüzde 36.4 azalarak 120 bine, eşek sayısı yüzde 48.6 azalarak 296 bin 114 adetten 152 bine, katır sayısı yüzde 43.9 azalarak 68 bin adetten 38 bine inmiş. Ucuz et tartışması sürerken at ve eşek sayısındaki şüpheli düşüş akıllarda soru işareti yaratmış

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay geldi. Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Hocası Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli profesörlerinden birisiydi. Benim gibi bankada çalışarak okuyan, ama çok çalışkan bir arkadaşımız, ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirse ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varır sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.

İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş. Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1,5 yıllık dönemde, yüzde 6,3’e karşılık gelen 8 bin 923 azalma gerçekleşmiş.

EŞEK VE KATIR: Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş.

DEVEDE ARTIŞ VAR: Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısı ise 2012 yılının sonunda 1,315 düzeyindeyken, 2013 sonunda 1,374'e ve bu yılın Mayıs ayında da 1,395'e yükselmiş. Deve sayısında yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş.

DOMUZ SAYISIDA ARTMIŞ: TÜİK verilerine göre, Türkiye'de domuz sayısı, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmişse de bu yılın ilk beş aylık döneminde 267 baş azalarak 2 bin 878'e düşmüş. Büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 azalırken, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 7,7 artmış. Yılsonu itibariyle sığır sayısı 14 milyon 123 bin baş, koyun sayısı 31 milyon 115 bin baş, keçi sayısı ise 10 milyon 347 bin baş olarak gerçekleşmiş.

Toplam süt üretimi de bir önceki yıla göre yüzde 15,6 artarak, 17 milyon ton olmuş. Bunun yüzde 91,82'sini inek sütü, yüzde 5,79'unu koyun sütü, yüzde 2,12'sini keçi sütü ve yüzde 0,27'sini ise manda sütü oluşturuyormuş

YERLİ IRKLAR AZALIYOR, KÜLTÜR IRKLARI ARTIYOR: Bu arada, genellikle yerli hayvan ırklarının sayısının azaldığı, kültür ırkı hayvanların sayısının arttığı belirlendi. Hayvan varlığı içinde kültür ırkı sığırların sayısı yüzde 4,8 arttı, yerli ırkların sayısı ise yüzde 9 azaldı. TÜİK verilerine göre, kültür ırkı sığırların sayısı, 3 milyon 554 bin 585'ten 3 milyon 723 bin 583'e çıktı.

Kültür ırkı hayvan varlığının artırılması, et ve süt veriminin artırılması açısından önem taşıyor. Islah çalışmaları ile yerli ırkların et ve süt veriminin artırılması için çalışma yapılıyor ve melez ırklar geliştiriliyor.

SIĞIR-KOYUN ETİ ÜRETİMİ AZALDI: TÜİK verilerine göre, geçen yıl, sığır, koyun, keçi, manda eti üretimi azalırken, deve ve domuz eti üretimi çok az da olsa artmış. Toplam et üretimi 482 bin 458 tondan, yüzde 14,5 azalarak 412 bin 621'e gerilerken, sığır eti üretimi 370,6 bin tondan 325,3 bin tona, koyun eti üretime 96,7 bin tondan 74,6 bin tona, keçi eti üretim ise 13,7 bin tondan 11,6 bin tona düşmüş. Manda eti üretimi de 1,3 bin tondan bin tona inmiş.

Kayıtlara göre, deve eti üretimi, geçen yıl yüzde 27,4 artarak 14 tondan 18 tona yükselirken, 2008'de hiç olmayan domuz eti üretimi geçen yıl 3 ton olarak kayıtlara geçti.

TÜİK'in rakamları, mezbahalarda kayıtlı hayvan kesimlerini içeriyor. Türkiye'de yıllık et üretiminin 1 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Etin 400-500 bin tonu kayıtlı kesimlerden elde edilirken, kalan bölümü, Kurban bayramlarındaki kesimlerde dâhil olmak üzere kayıt dışı kesimler oluşturuyor.

Bu arada Uludağ da bir kaç senedir çok miktarda ayı olduğunu öğreniyoruz. Bunun başlıca nedeni ise Bursa’nın Karacabey- Boğazköy yakınlarında bulunan ayı barınağındaki ayıların 150-200 tanesinin doğal yaşama geri dönmeleri için Uludağ’a salınmalarıymış. Bunları gören çok insan var. İnsanlara bir zararları yokmuş çünkü insana alışıkmışlar. Hepsinin kulaklarında küpeleri varmış.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
RÜYA
Abdülkadir Bey
Sizin okuduğunuz Anafartalar Caddesi'ne yüksekten bakan mekanı ile torunlarınız gibi ikiz olan o şirin okullardan birinde okuyamadım. Kuruluşunda onların isimleri Gazi İlkokulu ve Latife Hanım İlkokulu idi. Kızlar bir binada oğlanlar bir binada okurdu. Sonra karma hale getirildi. Daha pek çok değişimler geçirdi.
Biz okula kar kış demeden tıpış tıpış yürüyerek giderdik. Elimizde ağır bir tahta çantamız vardı. İlkokula başladığım ilk günde beni okula sevgili anneannem getirdi: "Dönerken evin yolunu bulursun değil mi?" dedi. Evde beşikteki kardeşim yalnızdı.
O zamanda sınıflarda: "Annemi isterim" diye, ağlayan çocuğa rastlanmazdı. Sınıflara anneler girip çocuğunun yanına oturmazdı. Anneler en fazla çocuklarını okula bırakır ve alırlardı. Yaşımızın büyük olması bunu etkilemiş olabilir ama en önemlisi biz okul öncesi dönemimizde de sokakta arkadaşlarıyla oynamasını bilen, karşılaştığımız sorunları çözmeye çalışan çocuklardık.
İlk gün okul dağıldığında bahçe kapısından çıktım. Etrafıma baktım. Üç yöne gidebilirdim. Geldiğim yolu tam olarak hatırlayamadım. Ağlamaya karar verdim ama bunu kendime yediremeyip hemen vazgeçtim. Ortadaki yolu gözüme kestirdim. Yürüyüp demir yolunun üstündeki tahta köprüyü aştım...
Üzülmeyiniz. Mutlu bir aile ortamında büyümek eğitim yaşamındaki zorlukları aşmayı kolaylaştırır. Böyle olmasa bile güçlükler insanı çocuk yaşından itibaren dirençli ve azimli yapar.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 02.03.2013 11:07
RÜYA
Değerli Kuzenim,

Torun sevgisi işte böyle bir şey. Torun koruk yiyince dedenin dişi kamaşırmış derler. Seninki de o hesap.torunların elbette senin hissetiklerini hissedemez için rahat olsun ama onların sayesinde rüyanda da olsa okuduğun ilk okulda tekrar birinci sınıf öğrencisi olma şansını yaşamışsın.

Bu yıl uygulanan ucube sistem maalesef gerek çocuklarımız gerek veliler için hiç te iyi olmadı. Bizler 1950 li yıllarda okulumuza yürüyerek gider gelirdik..Sakarya ilkokulundan öğle yemeği için eve gelirken Camızlık pınarından içtiğim suyun tadı hala damağımda. Bu günkü imkanlar yoktu ama çok mutluyduk.

Yazdığın yazılarla beni ve bizlerei 1950lere götürdüğün için teşekkürler

Kalemine sağlık…

Kuşadasından selamlar..
Celalettin Çapanoğlu -- 23.02.2013 22:04
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Sayın Çapanoğlu, Çapanoğlunun abdest suyu veya altından Çapanoğlu çıkar deyimlerini biliyor ve yeri geldiğinde de kullanıyordum. İtiraf edeyim ki bu deyimlerin dışında Çapanoğulları hakkında pek fazla da bir bilgim yoktu. Yazılarınız merakımı celp etti okudukça bu sülale hakkında epey bilgi sahibi oldum ve padişahların Çapanoğullarına aynül ayan demelerine şaşırmadım da, böylesine çıkışlı inişli bir yaşamı olan ailenin tarih kitaplarında yeterince tanıtılmamasına şaştım. Biz hakikaten tarihini bilmeyen bir millet olduk. Yazılarınızda vurguladığınız gibi Anadolu Türkmenlerinin birbirleri ile akraba olmamaları mümkün değil. Hatta bu akrabalık sanırım sadece civar illerle değil Suriye, İran, Irak, Kafkasya’yı da içine alan bir sınır içinde olmalı. Beni üzen tarafı ise biz şuyuz biz buyuz diye kimlik vurgulaması yapanlara nispet bu kadar kalabalık bir topluluğun tarihinden ve hatta birbirinden habersiz ve duyarsız olmaları. Türkiye Büyük Millet Meclisi gizli tutanaklarını köşenize taşımanız da 1920 ve ondan sonraki dönemde yaşananları ibret verici bir şekilde öğrenmemize vesile oldu teşekkür ederim. Tarih yazılarınızı merakla beklediğimi bildirir saygılar sunarım.
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 21.02.2013 21:47
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
selam can abim yazıların güzel severekte okuyoruz.sizlerin derin bilgilerinden faydalanmak babında, şu bizim memleket türkmenlerinin ayrısı gayrısı varmı yoka derinlemesine özelliklemi ayırmakistiyorlar,ayrıcada yozgat türkmen ayaklanması neden çıkarılmıştır ,bu konulardaki bilgilerinizdende faydalanabilirmiyiz. saygı selamlarımla sevgiylekalın.
mahmut erdem -- 18.02.2013 21:04
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Sayın Çapanoğlu;Geçmişini bilmeyen geleceği göremez diye düşünüyorum.Sizin yazı dizinizi okuduktan sonra, yıllardır kendi kendime sorduğum sorunun cevabını buldum.Daha önceki yorumumda bahsetmiştim.Benim dedemin dedesini asmışlar.Bazı kış gecelerinde akrabalar bir araya gelince anlatır çok üzülürlerdi geçmişte yaşanan olaylara.Çocukluğumda masl niyetiyle dinlediklerimden hatırladığım kadarıyla Çapanoğlu isyanına katılan dedemiz yedi yıl askerlik yaparak köyüne dönmüş.Kaçyıl sonra bilemiyorum işkaller başlamış.Düşman Yozgat'a girememiş fakat Anadolu halkı tedirginmiş.Okuma yazma olmayan halk kime inanacağını ne yapacağını bilemiyormuş.Beyleri olan Çapanoğluna bağlı olduklları için elbetteki bu beyin yanında vatanı savunmak için yer almışlar.Ayaklanma olarak anlatılan bu olaydan sonra saat kulesi dibinde darağacı kurularak insanların niyeti anlaşılmadan asılmış.Hatta bu katliamı çoluk-çocuk, akraba- hısımın gözü önünde yaptıklarını,dedemizin çok yiğit bir adam olmasından dolayı boğazına bağlanan ipin üçkez kırılmasına rağmen dördüncü kez ip atılarak asıldığını rahmetli amcalarımız babalarından duyduklarını anlatırdı.O insanlar, babalarının kardeşlerini asma emrinin meclisten geldiğini sanıyor, Yeni kurulan hokumet astı diyorlardı.Kimseye kin beslemiyorlar, sadece vatan o günlerden kurtuldu ya, önemli olan bu. Böyle olması gerekiyormuş, devlete boynumuz kıldan ince diye,teslimiyet içinde acılarıyla avunuyorlardı.Bende sizin yazınızı okuyana kadar,içimi kemiren pek çok sorunun cevabını bulamıyordum. O insanlar suçlu olsaydı bu ip üç kez kopmazdı.Atatürk, Çerkez Etemin yaptıklarını bilseydi,doğru dürüst bilgilendirilseydi o adamı yanına almazdı.Kanı bozuk olan insan, kanının hükmünü işler.Üç kez ip kopuyorsa o insan asılmazdı.Sonunda layık olduğu milleti tercih edip Yunanlılara sığınmış.Layık olduğu yeri bulmuş. Lakin Yozgat'ı silip-süpürmüş. Geçmiş geçmişte kaldı fakat, bir önceki kuşaktaki atalarımız gerçeği, sahte tarihçiler sayesinde hiç bilemediler. Gerçek katillerini tanıyamadılar. Gerçek dostdan Sadece korktular, belkide sevemediler.

Demem odur ki, gerçek acıda olsa yalan kadar çirkin değildir. Kaleminizle bilgileniyor kendimizi tanıyoruz.

Saygılar hürmetler..

SUZAN -- 16.02.2013 22:52
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Değerli Kuzenim,

Yorumlarını okuduğum Suzan hanımın düşüncelerine aynen katılıyorum. İstanbul Hükümeti, barışta ve savaşta kendini beslettiği, savaşlarda da binlerce asker ile yanında hazır bulduğu Çapanoğlularına hem ayn-ül ayan diyerek büyük sevgi göstermiş hem de gücünden korkmuştu. Bu nedenle de bazı Çapanoğlu beylerini ünvan vererek sarayda yanında tutmuş, çekindiği veziri Çapanoğlu Mehmet Celalettin Paşayı da hep başka illerde görevlere atamış, hatta bir ara Halep’e Vali olarak göndermişti. Çapanoğlu sülalesinin tarihte ayrı biryeri olduğu herkesin malumu olmakla birlikte, onlarla aynı yola başkoymuş diğer Anadolu Türkmen aşiretlerinin de bilinen ve bilinmeyen yönleri ile Atalarımızın şahsiyetleri, yetenekleri, yaptıkları görevler v.s. hakkında şimdiye kadar yazılan kitap ve makaleler ile büyüklerimizden duyulan anılar ve anekdotları da toparlayan bir kitap yazmanın gelecek nesillere bırakılacak en güzel hediye olacağı kanaatindeyim.

Mehmet Celalettin Çapanoğlu
M. Celalettin Çapanoğlu -- 16.02.2013 13:43
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Abdülkadir Bey
Bu sütunda yazdığınız makalelerden bir kısmını derleyip bir kitap haline getirseniz ne kadar iyi olur...
Mehlika Filiz Ulusoy -- 15.02.2013 16:57
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Suzan Hanım'a tamamiyle katılıyorum. Kimse gerçeğin peşinde değil. Gerçek Tarihimizi bile bilmiyoruz, çocuklarımıza da öğretemiyoruz.10.000 üniversite öğrencisine sorsak Kazım Karabekir kimdir diye, 100 tane doğru cevap alır mıyız şüpheliyim.
Rauf Aktolga -- 15.02.2013 13:13
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
yine tarihdeki önemli şahsiyetler ve ders alınacak hikayeleri
Böyle saygıdeger zatları keşke günümüze kadar taşıyabilsek ama günümüzde böyle kişileri mumla bile bulamaz olduk
derin bilgi ve kültürünüzü bizimle paylaştığınız için tesekkür ederiz,saygılarımla
Kadir Ahmet Danıska -- 10.02.2013 14:51
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Sayın Çapanoğlu;Uzun uzadıya yazılan yorumları görünce sayfanızdaki bazı eserleri okudum.Okurken yaşamadığım zamanlara doğru yolculuk yaptım ve bu yolculuktan hiç sıkılmadım. Suzan hanımın neden bu kadar uzun uzadıya emek harcayıp yorumlar yazmış olmasına hak verdim. Gerçektende bu yazılar sahnelerde ve film şeritlerinde canlandırılmalı.

Yozgat'da bu kadar güzel hikayeler ve denemeler yazan yazarların bulunması kültür seviyesinin üst düzeyde olduğunu gösteriyor.Ne yazık bizlereki Abas Sayardan başka yazarını tanımıyoruz.
Tüm yazılarınızı okumak için zaman ayırcağım.
Hürmetler..

SERKAN -- 08.02.2013 23:46
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00