BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.06.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
14014000
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKİYE'DE AT, EŞEK VE KATIR SAYISI AZALIYOR, ULUDAĞ’DA AYILAR DOLAŞIYORMUŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
TSK’da yüzlerce askerin zehirlenmesine neden olan et skandalı ve at eti iddiaları üzerine basında çıkan haberlere göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için alınan kavurma konservelerinin 4 bin 50 kilogramında at eti tespit edilmiş. Adana'da da kesilip etleri alınmış at ve eşeklere ait çok sayıda kemik ve bulunmuş. Merkez Yüreğir ilçesindeki bataklık bir alanda yılbaşında piyasaya sürülmek üzere kesildiği iddia edilen at ve eşeklerin kemik ve kafalarını görenler polise ihbarda bulunmuş. Yakınında ev bulunmayan bataklık alanda çok sayıda kesilip eti alınmış tek tırnaklı hayvanlara ait kemikler ele geçmiş. Polis ve zabıta ekipleri, bölgede incelemelerini sürdürüyormuş.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son 10 yılda at sayısı yüzde 36.4 azalarak 120 bine, eşek sayısı yüzde 48.6 azalarak 296 bin 114 adetten 152 bine, katır sayısı yüzde 43.9 azalarak 68 bin adetten 38 bine inmiş. Ucuz et tartışması sürerken at ve eşek sayısındaki şüpheli düşüş akıllarda soru işareti yaratmış

Anadolu Ajansının bu haberini görünce aklıma yüksek tahsilimi yaparken yaşadığımız bir olay geldi. Türkiye’nin iktisadi bünyesi diye bir dersimiz vardı. Hocası Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli profesörlerinden birisiydi. Benim gibi bankada çalışarak okuyan, ama çok çalışkan bir arkadaşımız, ne hikmetse bu dersin hocasını hiç sevemedi. Dönem sonu imtihana gireceğimiz gün bize şöyle söylemişti; “Yeminle söylüyorum, eğer imtihanda Türkiye’de eşek sayısı sorusu gelirse ben bir ekleyerek yazacağım.” Ben de dedim ki, sakın böyle bir şey yapma hem çok ayıp edersin hem de hoca farkına varır sana geçer not vermez. Aksilik bu ya imtihanda bu soru da vardı. Neticeler asıldığında geçmez yazısını görünce ben sana demiştim dedim.

İstatistiklere göre, Türkiye'de at, eşek, katır sayısı azalıyor, domuz ve deve sayısı ise artıyormuş. Türkiye İstatistik Kurumu'nun, Hayvansal Üretim İstatistikleri Mayıs 2014 verilerine göre, Türkiye'de 2012 sonunda 141 bin 422 olan at sayısı, 2013 yılı sonunda 136 bin 209'a ve bu yıl Mayıs sonu itibarıyla da 132 bin 499'a gerilemiş. Böylece, at sayısında yaklaşık 1,5 yıllık dönemde, yüzde 6,3’e karşılık gelen 8 bin 923 azalma gerçekleşmiş.

EŞEK VE KATIR: Aynı dönemler itibarıyla eşek sayısı 188 bin 789'dan 176 bin 542 düzeyine kadar inmiş. TÜİK verilerine göre, eşek sayısındaki yaklaşık 1.5 yıllık azalış da yüzde 6.5 ile 12 bin 247'yi bulmuş. Bu dönemlerde katır sayısı da yüzde 7.6 azalma ile 43 bin 629'a gerilemiş.

DEVEDE ARTIŞ VAR: Tüm yük hayvanlarında kısa sürede belirgin azalmalar yaşanırken, deve sayısı ise 2012 yılının sonunda 1,315 düzeyindeyken, 2013 sonunda 1,374'e ve bu yılın Mayıs ayında da 1,395'e yükselmiş. Deve sayısında yaklaşık 1.5 yıllık artış yüzde 6.1'i bulmuş.

DOMUZ SAYISIDA ARTMIŞ: TÜİK verilerine göre, Türkiye'de domuz sayısı, 2012 yılı sonunda 2 bin 986 düzeyindeyken, 2013 yılı sonunda 3 bin 145'e yükselmişse de bu yılın ilk beş aylık döneminde 267 baş azalarak 2 bin 878'e düşmüş. Büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2 azalırken, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 7,7 artmış. Yılsonu itibariyle sığır sayısı 14 milyon 123 bin baş, koyun sayısı 31 milyon 115 bin baş, keçi sayısı ise 10 milyon 347 bin baş olarak gerçekleşmiş.

Toplam süt üretimi de bir önceki yıla göre yüzde 15,6 artarak, 17 milyon ton olmuş. Bunun yüzde 91,82'sini inek sütü, yüzde 5,79'unu koyun sütü, yüzde 2,12'sini keçi sütü ve yüzde 0,27'sini ise manda sütü oluşturuyormuş

YERLİ IRKLAR AZALIYOR, KÜLTÜR IRKLARI ARTIYOR: Bu arada, genellikle yerli hayvan ırklarının sayısının azaldığı, kültür ırkı hayvanların sayısının arttığı belirlendi. Hayvan varlığı içinde kültür ırkı sığırların sayısı yüzde 4,8 arttı, yerli ırkların sayısı ise yüzde 9 azaldı. TÜİK verilerine göre, kültür ırkı sığırların sayısı, 3 milyon 554 bin 585'ten 3 milyon 723 bin 583'e çıktı.

Kültür ırkı hayvan varlığının artırılması, et ve süt veriminin artırılması açısından önem taşıyor. Islah çalışmaları ile yerli ırkların et ve süt veriminin artırılması için çalışma yapılıyor ve melez ırklar geliştiriliyor.

SIĞIR-KOYUN ETİ ÜRETİMİ AZALDI: TÜİK verilerine göre, geçen yıl, sığır, koyun, keçi, manda eti üretimi azalırken, deve ve domuz eti üretimi çok az da olsa artmış. Toplam et üretimi 482 bin 458 tondan, yüzde 14,5 azalarak 412 bin 621'e gerilerken, sığır eti üretimi 370,6 bin tondan 325,3 bin tona, koyun eti üretime 96,7 bin tondan 74,6 bin tona, keçi eti üretim ise 13,7 bin tondan 11,6 bin tona düşmüş. Manda eti üretimi de 1,3 bin tondan bin tona inmiş.

Kayıtlara göre, deve eti üretimi, geçen yıl yüzde 27,4 artarak 14 tondan 18 tona yükselirken, 2008'de hiç olmayan domuz eti üretimi geçen yıl 3 ton olarak kayıtlara geçti.

TÜİK'in rakamları, mezbahalarda kayıtlı hayvan kesimlerini içeriyor. Türkiye'de yıllık et üretiminin 1 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Etin 400-500 bin tonu kayıtlı kesimlerden elde edilirken, kalan bölümü, Kurban bayramlarındaki kesimlerde dâhil olmak üzere kayıt dışı kesimler oluşturuyor.

Bu arada Uludağ da bir kaç senedir çok miktarda ayı olduğunu öğreniyoruz. Bunun başlıca nedeni ise Bursa’nın Karacabey- Boğazköy yakınlarında bulunan ayı barınağındaki ayıların 150-200 tanesinin doğal yaşama geri dönmeleri için Uludağ’a salınmalarıymış. Bunları gören çok insan var. İnsanlara bir zararları yokmuş çünkü insana alışıkmışlar. Hepsinin kulaklarında küpeleri varmış.

08.01.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
yine tarihdeki önemli şahsiyetler ve ders alınacak hikayeleri
Böyle saygıdeger zatları keşke günümüze kadar taşıyabilsek ama günümüzde böyle kişileri mumla bile bulamaz olduk
derin bilgi ve kültürünüzü bizimle paylaştığınız için tesekkür ederiz,saygılarımla
Kadir Ahmet Danıska -- 10.02.2013 14:51
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Sayın Çapanoğlu;Uzun uzadıya yazılan yorumları görünce sayfanızdaki bazı eserleri okudum.Okurken yaşamadığım zamanlara doğru yolculuk yaptım ve bu yolculuktan hiç sıkılmadım. Suzan hanımın neden bu kadar uzun uzadıya emek harcayıp yorumlar yazmış olmasına hak verdim. Gerçektende bu yazılar sahnelerde ve film şeritlerinde canlandırılmalı.

Yozgat'da bu kadar güzel hikayeler ve denemeler yazan yazarların bulunması kültür seviyesinin üst düzeyde olduğunu gösteriyor.Ne yazık bizlereki Abas Sayardan başka yazarını tanımıyoruz.
Tüm yazılarınızı okumak için zaman ayırcağım.
Hürmetler..

SERKAN -- 08.02.2013 23:46
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Değerli Suzan Hanımefendi, uzun yorumunuz ve önemli tespitleriniz için tekrar teşekkür ederim. Devlete hainliği belgelerle tescilli kişilere iade-i itibar yarışında, bazı dostlar neden sizde iade-i itibar talebinde bulunmuyorsunuz demişlerdi. Onlara ailecek şöyle cevap vermiştik. “Kimseden itibar talebinde bulunmaya ihtiyacımız yok, Bozok yaylasının ailemize duyduğu sevgi bize yeterde artar bile.” Geçmişten gelen bu sevgiye layık olabilirsek ne mutlu bize. Saygılarımı sunuyorum.
Not; Gerektiğinde mail adresimden de mesaj gönderebilirsiz
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.02.2013 22:33
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Sayın Çapanoğlu;Yorumlarıma sizin değiminizle"azarlama kokusu" sinmiş ise yerden göğe kadar sizden özür dilerim.Sizin gibi değerli bir insanı, büyüğümüzü, atamızı azarlamak ne haddimize... Sizde bilirsiniz ki Bozkırın bağrında pamuk yetişmez. Bende bozkırda yetişmiş bir insan olarak yetiştiğim toprakların kimyasını almışım. Karekterime yansıyan sert mizaç, haliyle kırık uçlu kalemime de yansımış olabilir. Bu bakımdan size yönelik, üzüntü yaratacak hiç bir niyet haddim değildir. Saygıda kusurum olmuşsa af ola.

Amacım şudur ki;Kendi topraklarımda yetişen, var olan ve memlekti için birşeyler yapmaya çalışan değerli şahsiyetleri nacizane desteklemek, hatta biraz ısındıklarını farkettiğim anda yorumlarımla körükleyerek, ışık saçacak alevlerini açağa çıkarmalarını sağlamaktır.

Elbette ki ÇAPANOĞULU hakkındaki yazı dizinizi merakla okuyor, geçmişimiz hakkında bilgi almaya çalışıyorum.Ben istiyorum ki; bu değerli yazılar sayfalarda kalmasın görselleştirilsin.Tarih, hatalarıyla ve başarılarıyla tarihtir.İnsanda günah ve sevaplarıyla insandır.Benim dedemin dedesini yada babasını Çapanoğlu isyanından sonra saat kulesi dibinde darağacında asmışlar.Asıldı diye; yada, o günkü adalet suçlu bulduğu için dedemi suçlayamam. Asanlarıda suçlayamam.Çünkü o günkü şartlarda insanların kendilerini ifade edecek veya olayların gidiş çizgisini tesbit edecek kadar zamanları yoktu. O insanlar,kendi doğrularına göre yaşamaya çalışmışlar. İnandıkları doğruları savunmuşlar. Onların doğrusu başkasına eğri gelebilir. Hem o zamanlar bu kadar iletişim kolaylığı olmadığından yurdun dört yanında ne olup bitiyor bilinemiyordu. Okur yazar sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Asırların halifesini bir kalemde silecek biri çıkmış... Bir anda bunu kabullenmek elbette kolay değil. Haliyle kendi kurdukları düzeni, alıştığı hayat tarzını korumaya çalışıyorlardı.O insanların da tek gayesi vatanını-milletini korumak, uğrunda can vererek düşmana teslim olmamaktı. Atatürk Samsun'a giderek millete milletin ahvalini anlatmıştı.Yozgat'a gelerek anlatmış olsaydı belki bazı olaylar olmayacaktı. Elbette bu günkü başbakanlar gibi özel uçakları da yoktu ki millete kendilerini ifade etmek için bir günde yurdu dolaşsınlar.
Bazı köşe yazarlarımız Yozgat'ın geri kalmışlığını Atatürk'ün ceza verdiğine dayandırıyor. Bu çok cahilce bir düşünce.Canını hiçe sayarak vatan uğruna çephelerde ömür harcayan bir lider, nasıl olurda can verdiği vatan toprağının bir karışına ceza keser...? Geri kalmışlığın sebebi, Yozgat halkının bir birine güvensizliği ve uyuşukluğundan... İçinde yaşattığı farklı kültürleri ayrıştırmasından demeyi kimsenin kalemi yazmaya cesaret edemiyor.

Bir Yozgatlı olarak geçmişimle, atalarımla, atalarımın bağlı bulunduğu "ÇAPANOĞLU BEYLİĞİ" ile gurur duyuyorum.O insanların yiğitliği, vatan severliği nesillerine aktarılmış olmasaydı, bu gün YOZGAT'daki şehitlik bu kadar dolmazdı.Yine Bozok yaylasının yiğitleri asil bir kan taşımasaydı memleketimiz düşman ayağı değmemiş bir bozkır olarak anılmazdı...
ÇAPANOĞLU bu topraklarda ebedi kalacak en az iki anıt bıraktı. Yüz yıldır gelip geçenler ne bıraktı? Bırakılanlarıda koruyamadılar. "ÇAPANOĞLU camii" gibi bir mabedi, bir anıtı yaptıran, yapılmasına vesile olan bir lider hakkında, ciltler dolusu kitaplar yazılmalı.
Sayın Hocam; Biz özümüze,sözümüze, kültürümüze sahip çıkmalıyız. Göğsümüzü gere gere herkese tanıtmalıyız. Ancak o zaman tanınacağımızı düşünüyorum. Ve YOZGAT lı olduğum için geçmişiyle ve geleceği ile gurur duyuyorum.
Siz güçlü bir kaleme sahipsiniz.Tarihimiz hakkındaki bilgi birikiminizi elbette bize aktarmaya çalışıyorsunuz.Dilerim ki bu yazdıklarınız görselleştirilerek Türk halkının evlerine aktarılır. ÇAPANOĞLU kimmiş? Neler yapmış? Nasıl yaşamış? Nasıl bir deha zekaya sahipmiş? Ayaklanmadaki niyeti neymiş? Bu sorular doğru açılardan bakılarak anlatacağınıza ve anlattığınıza güvendiğim için sizden arz ediyorum ki Sadece Yozgat gazetesini gözucuyla okuyan Yozgat'lıların aklında az buçuk kalan bir yazı olarak, yada raflarda tozlanan kitaplar arasında kalmasına,geçmiş atamızın bir kaç sözle tanınmasına gönlüm razı gelmiyor. Siz yazı serinizi tamamlayıp, bizleri aydınlatmaya gayret gösteriniz. Elbet evlatlarımızdan biri çıkıp birgün yazdıklarınızı senaryolaştırarak, film şeritlerinde canlandıracaktır. O zaman anlayacaklar Yozgat Türkiye'nin neresinde? Nasıl bir kültüre sahip?Nerden gelmiş, nereye gidiyor? İnşallah bu gidiş bir şekilde değiştirilir. Beyinlere kazınan "cezalıyız" fikri silinir.
Bu arada Yozgat'lı damarım tuttu. Yukardaki eserinizi unuttum sanmayınız.
"Bırakın yalancılar mescitte yalan söylesin
Meyhaneye gel. Ne yalan var ne ikiyüzlülük."
Ne doğru söylemiş Yahya Efendi Hz leri. İçen insan kendini unutmak için içer. Sarhoş olup kendinden geçer. İçinde ne varsa dışına o sızar. Ne yılan kalır içinde,ne de yalan kalır dilinde.
Alimin eylemini her adem anlasaydı, alem yarı aydınlık yarı karanlık(gece gündüz) olmazdı; diye düşündürdü beni yazınız.
Kaleminiz Her daim var olsun. Saygılar.. Hürmetler..
SUZAN -- 08.02.2013 00:47
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Abdulkadir Abi kalemine ve eline Sağlık Akman ailesinden Selam ve Saygılar.
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2013 20:48
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Değerli Suzan Hanımefendi, biraz azarlama kokusu da olan sitemlerinizde yerden göğe kadar haklısınız. Ancak sizin olmasını arzu ettiğiniz kadar iddialı olmamakla birlikte Sayın Osman Hakan Kiracı dostun tavsiyesi ile 9. göbekten torunu olmakla gurur duyduğum Çapanoğulları ve onların kurduğu Yozgat şehri hakkında yazmaya başlamış idim. Ne zaman biteceği belli olmayan uzun bir hikâye olacağını tahmin ediyorum. Yazılarım arasında epeyce uzun olan ve gazetede iki tam sayfa yayınlanan Çapanoğlu hadisesi bir isyan mıdır yazımı bilmem okuma fırsatınız oldu mu? Yozgat gazetesindeki köşemde sık sık Çapanoğulları hakkında yazarsam okuyucuyu sıkar mıyım acaba endişesi ile değişik konular da bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Uyarınızı dikkate alarak okuyucunun beğeneceğini umduğum bazılarını buradan yayınlayacağım. Her türlü eleştirinizi çekinmeden yazmanızı istirham eder saygılarımı sunarım.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.02.2013 11:38
PARAŞÜT
Sayın Çapanoğlu; Damdan paraşütle atlamak bir yana, uçaktan paraşütsüz de atlasanız aşağıdaki yoruma cevap almadığım sürece yazılarınızı okumamaya karar aldım...:)Fakaaaaat anılara olan ilgim ve kalemizin uslup zenginliğine dayanamayıp bu kararı bozmak zorunda kaldım.
Yaşam bir deneyimden ibaret değilmidir?Her düşüş; nasıl kalkılması gerektiğini öğettiği gibi, düşmemek için ise düşüşe sebep olan hatayı tesbit etmek içindir.İnsan yaşadığı olayları sorgulamalıdır diye düşünüyorum.
Keşke şimdiki çocuklarda da az çok çevrelerinde gördükleri olaylar hakkında birazcık deney merakı uyanmış olsa.Sorunun cevabını er yada geç bulabilirler.Bulamasalar bile ilerde anlatacakları bir anıları olur.

Kaleminiz var olsun saygılar...

SUZAN


Suzan -- 06.02.2013 19:50
BİR YILBAŞI ANISI
Sayın Çapanoğlu ;

1968 aralık ayı anınızı zevkle ve yüzümde bir tebessümle okudum.. Bahsi geçen isimlerden Üstün Poyraz benim 2008 senesinde kaybettiğim rahmetli babamdır.Sizin de bahsettiğiniz gibi kendisi son derece kibar , mütevazi ve iyi bir müzisyendi.Değerli ve güzel yorumlarınız için kendim ve ailem adına teşekkürü borç bilirim..

Kaan Poyrazoğlu
Kaan Poyrazoğlu -- 23.01.2013 22:13
ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY’İN ADALETİ
Sayın Çapanoğlu;Son yazdığınız yazı konunun dışında kalan kültürel bir yazı olduğu için mevzuyla alâkadar farklı bir yazınız altına bu yorumu yazma ihtiyacını hisstmişimdir.

Öcelikle Değerli teşekkürünüz için minnettarım.Konu Yozgat Olunca, her ne kadar gurbette yaşamış olsak da; damarlarımızdaki kan şaha kalkıyor. Sururi Bey'in "Madem Tanıtım Görevlisiyiz, O halde Söyleyin" başlıklı yazısının her satırına ve her cümlesine katılıyorum. Tanıtım sadece bir yerel gazeteyle olmaz.Olsa bile neyini tanıtacaksınız.Önce ortamı hazırlayacak, sonra kültürel etkinlikleri çoğaltacak; daha sonrada bu etkinlikler basına basına ister istemez yansıyacak.

Diğer taraftan, Yozgat'ın bağrında yetişen, Yozgat'ın kültürüyle yoğrulan çok değerli "Yozgat gazetesi"nde köşe yazarlığı yapan şahsiyetler mevcut. Bu verimlilik sadece köşeye bir kaç satır yazı yazıp, sonrada okurların elinde göz ucuyla okunup çöpe atılan yazılar olarak kalmamalı.Kaleminden söz damlayan siz yazarlardan benim arzım odur ki; roman, hikaye türünde yapıtlar ile kitaplaştırıla ve bu kitaplar film yönetmenlerine teslim edile.Onca yarışmalar düzenleniyor. Bir tane Yozgat'lı kendi memleketi değerleri üzerine bir yapıtla sahneye çıkamıyor.Bu topraklarda hiç mi anlatılmaya değer bir hayat yaşanmadı.Yaşanmış olmasınada gerek yok.Bakın "Sultan Süleyman" dizisine.Adamlar reytink kırmak için, Dünyaya gelmiş tek lideri uçkur düşkünü yaptılar.Diğer türlü olsa kimsenin ilgisini çekmez düşüncesindeler.Oysa, toplum artık geçmişindeki doğruların peşinde.Yalanlardan yine Yozgat değimiyle diyorum ki"tokmaladı" Halbu ki sanat yalan üzerine inşa edilemez kanaatindeyim.Edilmş olsa bile kalıcı olamaz.

Bir aralar sitenin birinde "Yaşanmış Öyküler" başlığı altında;yazım hatalarıyla dolu hikayeler yazıyordum.Günlük yirmi yorumdan aşağı düşmüyor,yüzlerce kişinin okuduğunu görüyordum.Kimse hatasına kusuruna bakmıyor,gerçeğe giden yolu bulmaya çalışıyordu.Buda gösteriyor ki insanlar gerçeklerin peşinde.

"Yozgat Kültür İl Müdürlüğü" bu tür projeler hazırlayarak kendi bünyesinde yarışmalar hazırlayıp, dereceye giren yapıtları televizyon kanallarında değerlendire bilir.

İstanbul tanınmamış bir şehirmi ki halâ "İstanbu'u anlatan şiir ve hikaye yarışmalar"ı düzenleniyor? Burdaki amaç Şehri sanatlaştırmak, değer katarak dünyaya tanıtmaktır.Biz dünyayı bir tarafa bırakalım ülkemize tanıtalım.Yabancıya Yozgat'lıyım dediğimde "Yozgat neresi" diyor?

Yıllardır Yozgat'lı olarak gurbette yaşadım."Çapanoğulları"nı tanımayan yok.Ancak ne kadar tanınıyor? Birkaç "değim"in sahibi ve Atatürk'e baş kaldıran,isyancı bir "Bey" olarak...Çoğu nereli olduğunu bilmiyor.Bende Yozgat'lı olarak, Siz köşeye yazmadan önce,tarih kitaplarında yer verildiği kadar tanıyordum.Bu "isim" yıllara rağmen bu kadar nam salmış, "ÇAPANOĞLU" dendiği zaman bir şahsiyet akla geliyorsa, bu şahsın şahsiyetinde kimbilir ne sağlam karekterler mevcut idi? Bu dinamik karekterin açığa çıkması için kaleminize ihtiyacımız vardır.

Oysa, Siz Çapanoğulları'ndan geriye kalan, her yönüyle tanıyan, en yakın nesilsiniz.Onları anlatmaya kaleminiz ve kültür birikiminizin donanımlı... Sosyal çevrenizin de bu yapıtı inşa etmeye muktedir olduğunu tahmin ede biliyorum.

Bu iyiliği atalarınız adına ve Yozgat yararına yapıtlaştırarak,Yozgat'ı yanlış anlaşılmaktan, tanıtımsız kalmaktan kurtara bilirsiniz düşüncesindeyim...

Cahilin cürrreti bağışlanır.Benim bu önerimden dolayı umulaki bağışlanmış olayım.

Saygılar-Selamlar Efendim.

SUZAN -- 23.01.2013 21:18
TOPKAPI SARAYI ADINI NEREDEN ALIYOR
Değerli Suzan Hanımefendi Yozgat Gazetesindeki şu tespitiniz için sizi kutlar teşekkürlerimi arz ederim.Diyorsunun ki, "Yozgat'a yolu düşen insan, rahat yürüyecek yol,dinlenecek mekan,çayını kahvesini yudumlarken etrafında gözünü dolduracak manzara,huzurlu bir ortam ister.Her şeyden önce Yozgat'ın halkı tavır ve davranışlarını değiştirmeli. Üniversite Yozgat'a geleli yıllar oldu.Halâ bir kadın tek başına bir parkta oturup rahatça çay içemiyor. Tüm gözler üzerine çevriliyor. Hatta sinsi sinsi takip ediliyor.Kimin nesi, neden gelmiş, tekbaşına parkda- bahcede ne işi var?İnsanlar bakışlarında bu soruları direk yansıtıyorlar. Rahat ve ferah bir ortamın hangisi Yozgat'ta var.öncelikle bunları hazırlamak gerekir.Dilim döndüğünce belki haddim olmayarak anlatmaya çalıştım."Bende bu tespitinize, acizane değerli hemşerilerimize 1950 li yıllarda çekilmiş fotoğraflardaki hanım kıyafetlerine bakmalarını öneriyor ve bir zamanlar Anadolu'nun savatçılıkta (gümüş işçiliği)en önemli, medeni ve kültürlü şehirlerinden birisi olan Yozgat'ın nereden nereye geldiğini iyi tahlil etmelerini eklemek istiyorum.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 23.01.2013 00:23
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00