BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
217
Dün
:
4633
Toplam
:
14648777
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
VE RODOS ( 4 )
Sayın Abdülkadir bey,
Rodos yazınızı bugün görebildim ancak,okadar güzel anlatmışsınızki büyük bir keyifle okudum,teşekkür ederim beni çok mutlu ettiniz,ellerinize ve kaleminize saglık .
Saygılarımla.
SERPİL TAMUR -- 30.10.2015 00:43
VE RODOS ( 4 )
Pek Muhterem A.Kadir Bey
Sanal ortamda yeni arkadaş olduğunuz birine taziye mesajı göndermeniz ne kadar güzel,nazikhane bir davranış biçimi beni çok mutlu etti.Teşekkür ederim
Ben sizi yazılarınızdan dolayı uzun süre önceden tanıyordum.
Akıl süzgecinden geçirilerek rafine edilmiş fikir,gezi,tarihi,siyasi anı türü yazılarınızı okumak bana büyük haz veriyor.
Allah'dan sağlık sıhhat ve nice rafine yazılarınızın devamının temennisiyle,tekrar
mesajlaşmak üzere...
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
saadettin -- 29.10.2015 20:46
70. YAŞ
bu vesile ile yeni yaşınız kutlar sağlıklı , mutlu ve sevdiklerinizle dolu yıllar dilerim. nice 70 yıllar diyelim , koca bir çınar gibi tarihi bizlere anlatıyorsunuz.eliniz dert görmesin hep yazın hep aramızda olun,saygılarımla
kadir ahmet danıska -- 27.10.2015 13:12
VE RODOS (3)
Değerli Hocam. Merak ettiğim mekanlara sizin gözünüzle baktım ve usta kaleminizden tasvirini okudum. Tarih, doğa, demografya ve tüm detay güzellikleri edebiyat zenginliğinde bütünleştiriyorsunuz. Tiryakisi olduğum yazılarınızı tüm dostlarımla takip ediyorum. Değerli ailenize ve size Ankara dolusu selamlar gönderiyoruz.
Rıfat Çakır -- 20.10.2015 13:39
VE RODOS (2)
Değerli dost Sayın Şakir Şen ve değerli okurum Sayın Suzan Hanımefendi, güzel yorumlarınız için teşekkür eder saygılarımı sunarım. Sağ olunuz.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 16.10.2015 17:21
VE RODOS (2)
Sayın Çapanoğlu, yazınız vasıtasıyla okurlarınızı tatile çıkarmış oldunuz. İnanın böyle bir tatile tüm insanların ihtiyacı var. İhanet içinde merhametin yok olduğu, canların kana bulandığı, çocukların kıyılara vurduğu, Müslümanların vatansız kalıp kiliselere sığındığı şu günlerde artık insan psikolojisinin insanlığını yanına alarak tatile çıkma ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Gezi anılarınızı aktarırken ve bazı yazılarınızda biraz durup düşündürecek sorulara yer verdiğinizi görüyorum. Ehil Kalem ustalarının gayesi uslüpluce düşünce yolunu açmaktır.

Müslümanlara içki yasak edilirken Hırıstiyanlar bebeklerini şarapla yıkadığını belirtiyor, "neden onlara yasak değil" diyorsunuz. Bu sorunuz üzerinde biraz bilimsel olarak düşünecek olursak mantığım şöyle cevaplıyor.

Allah (C.C) ezeli ve ebedidir. Her şeyi bilen ve bildirendir.Amenna.İslamdan önce şarap içmek yasak değildi. İslam nuru yeryüzüne nazil olduktan sonra kuralları içinde yasaklandı.Çünkü tabiat kendini belli süreler içinde yeniledi ve evrimler geçirdi.Canlıların tamamı evrim geçirdi. Hz Nuh zamanında yağan yağmurla suyun molekülleri dahi değiştirildi. Bu yağmurdan önce insanlar çok uzun ömürlü yaşıyorlardı. Suyun molekülüyle yeryüzü değişime uğradı.Abuhayat olarak adlandırılan bu su Hz.Nuh un yağmuruyla yeryüzünde değişime uğradı. Su yaşam demek can demek. Suyun molekülleriyle beraber insanların DNA formülüde mutasyona uğradı, dayanıklılığı direnci farklılaştı. Bunun gibi zaman içinde pek çok değişimler oluşmakta evrimleşmekte. O zamanın insanları şarap içince akıl idrakları kaybolmazken, bu zamanın insanları idraklarını kaybede biliyor. Allah C.C yarattıklarını tanıyor ve zarardan koruyor. Son dine inanmayıp, geride kalmış, bozulmuş dört papazın yazdığı dört ayrı İncil teşkil eden bir din kurallarıyla karşılaştırma yapmamak gerekir diye düşünüyorum.Doğa ve doğayla beraber insanlar canlılar mutasyona uğramasa, evrimleşmese farklı dinler tebliğ edilmezdi.Her ne kadar Darvin in teorisini Fetullahcılar kabul etmese de ben İslam'a ters bir tarafını göremiyorum.Bilimi İlim red ettiği sürece bu tür sorular akılları meşgul edecek, gerçekler perdelenerek mutasyona uğramış dinlere insanlar yönelecektir. Oysa her ilmi emrin bir bilimsel açıklaması vardır. Ancak insanlar bilimde bu kadar ileri olamadıklarından ilme ters dönerek ruhunu heba ediyor. En büyük alimler şöyle söylermiş. Allah her şeyi bilendir. Emirlerine karışılmaz.

Yazınızın devamını ve yavru vatanımızda gezmeyi özlemle bekliyoruz. Selamlar Hürmetler.
SUZAN -- 14.10.2015 23:57
VE RODOS (2)
Abdülkadir Bey'ciğim öyle güzel anlatıyorsunuz ki, oraları sizinle birlikte gezmiş, görmüş gibi oluyor insan. Kaleminize sağlık.
Şakir ŞEN -- 14.10.2015 14:40
Çapanoğlu Mehmet Muhsin Bey ve Hindistan'dan gelen mektup
Yazımızın konusu Çapanoğlu Muhsin Bey’in Amerika’da yaşayan oğlu bilim insanı, çok değerli akrabam Cüneyt Çapanoğlu’nu maalesef 5 Eylül 2015 günü kaybettik. Yazılarım hakkında gönderdiği son mektubunu sizlerle paylaşmak istedim. Mekânı cennet, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

Degerli Kardesim A. Kadir Bey:
Vallahi ne diyecegimi bilemiyorum. Sapkam olsa cikarir onunuzde egilirdim ve size "Sensei" derdim (Japoncada en buyuk saygi kelimesi..manasi buyuk bilim veren, ust derecede ogretmen, profesor).
1. Yazi cok guzel yazilmis. Okuyan sizin ne kadar bilimli oldugunuza hayran kaliyor ve ilk okudugunda her seyi anliyor, mantikli bir AKIM var.
2. Olaylari olup bildigi sekilde mumkun oldugu kadar objektif olarak yaziyor gorunuyorsunuz.
3. Satir aralarindaki mesajlar da gozden kacmiyor.
4. Guzel bir sekilde bizim aileyi de yaziya sokuyorsunuz.
Temennim, boyle kose yazilari ile devam etmeniz ve gazete okuyucusunu yavas yavas kendinize cekmeniz.
Nasil? Bilgili bir A. Kadir. Adil bir A. Kadir ve Hosgoru sahibi bir A. Kadir OLARAK.
Okuyan sizi artik boyle bir A. Kadir olarak tanidiginda soyadiniz hemen onu bir yerine batmiyacak. Boyle devam ederseniz bizim aile konusunda yazacaginiz kose yazilari da yuzde 75-80 tarafindan "hakikati soyluyor" diye kabul edileceginden eminim. Tekrar: Elinize, kaleminize ve bilgisayariniza saglik dilerim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 28.09.2015 21:25
KUNDURA TAMİRCİSİ
Değerli Suzan Hanımefendi,
Lütfedip gazetemiz aracıyla ilettiğiniz güzel mektubunuz için yine teşekkürlerimi arz ediyorum.

Rahmetli Abbas Sayar ağabeyimle hem İstanbul da hem de Yozgat’ta iki uzun sohbetimiz olmuştu. 1973 yılında askerlik işlemlerim için İstanbul’dan gece otobüsü ile sabah erken saatte indiğim Yozgat’ta çok yaşlı olan babaannem Esma Hanımı rahatsız etmemek için Sayar Oteline uğramış, hem gece için rezervasyon yaptırmış hem de Abbas ağabeye benim geldiğimi haber vermelerini istemiştim. İşlerimi bitirip babaannemi de ziyaret ettikten sonra akşam otele geldiğimde odasında hazırladığı sofrada içkisini yudumluyordu. Bütün gece yolda olduğumdan haliyle uykusuzdum ama Abbas ağabey beni sabah erken saate kadar oturtmuştu. Uzun sohbetin büyük bir kısmı genelde bir dertleşme olmuştu. İstanbul’a neden geldiğini sonra bir gece aniden karar vererek Yozgat’a nasıl döndüğünü anlatmıştı. Bu dertleşme bende sır olacak kalacak. Daha Lise yıllarında Oğlu Prof. Güner Sayar, İstanbul Lalelideki evimize çok sık gelmekle birlikte iyi bir arkadaşlığımız olamamıştı. Çünkü ayrı dünyaların gençleriydik. Bu sohbetlerimizde Çare isimli “Baktım toprağa düşecek gibi değil su/Tohumu buluta ektim” iki mısralık bir şiiri yüzünden “ bu şiirinle ne demek istedin” şüphesi ile nasıl sorgulamadan geçirildiğini ve rahmetli Yaşar Kemalle karşılaştıklarında kendisine sarıldıktan sonra yılkı atı romanını kastederek “ Ulan Abbas seksen sayfalık bir roman yazdın ağzmıza……..tın” dediğini anlatmıştı. Ertesi günü biraz geç uyandım önce akrabam PTT müdürü Hüseyin Avni Manacıoğlu ailesini ziyaret edip biraz da şehirde dolaştıktan sonra otelden ayrılırken resepsiyondaki görevli Abbas ağabeyin misafiri olduğumu söyleyerek ücret almamıştı. Hepsi mazide kaldı.

Mektubunuzda “Okumayı çok severim. Okuduğum kitapların ön veya arka boş sayfalarına kitap bittikten sonra yorum yazmadan kapatmam. Niyetim, benden sonra birileri okursa farklı pencereler açmak, bakış açısını genişletmek” diye yazıyorsunuz.

Atatürk’te okuduğu dört bin kitabın sayfa kenarlarına notlar ve açıklamalar yapmış. Bu hareket, kitabı okuyan kişinin nasıl bir dikkatle ve bilgilenerek okuduğuna en güzel kanıtı değil midir?

Benim için çok değerli yorumlarınızla hem beni onurlandırıyor hem de yüreklendiriyorsunuz. Ne kadar teşekkür etsem bu şükran borcumu ödeyemem. Eşim ve ben, size huzur ve mutluluklar dileyerek sevgi selamlarımızı gönderiyoruz. Hep sağlıkla kalınız inşallah.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.09.2015 11:33
KUNDURA TAMİRCİSİ
Sayın Çapanoğlu;öncelikle şunu belirtmek isterim ki Yozgat'ın geri kalmış, göç veren bir şehir olmasının tek nedeni, Yozgatlıların bir birine hiç bir alanda destek vermeyişi, sahip çıkmayışı, geçmişinizi araştırıp, kendini tanıyıp tanıştırmış olması diye düşünüyorum.

1980 li yıllarda Ankara Bakanlıkta çalıştığım ilk günlerde daire arkadaşlarımızla tanışma esnasında Yozgat'lı olduğumu söyleyince içlerinden biri çok mutlu olmuş, "sizi çok iyi tanıyorum" deyince şaşırmıştım. Nereden tanıyorsunuz? Bizim memleketimiz çok isim yapmış bir şehir değildir dediğimde gülümseyerek; "Abbas SAYAR dan tanıyorum" demişti.Kendisiyle tanışıp tanışmadığımı sorunca. "Adını duydum babamdan ama kendisiyle karşılaşmadım. Siz tanışmış olmalısınız" deyince. "Ah keşke tanışa bilseydim o şahane eserlerin sahibiyle" demişti.Ne kötü ki ben Abbas Sayar'ın ne tür eserler otaya koyduğundan bi haber olduğum için kendimden utanarak konuyu değiştirmeye çalışmıştım.Kendisini sadece otel işletmeni olarak tanıyordum. Sonrada araştırıp değerli bir yazar olduğunu öğrenince bizi yetiştiren edebiyat öğretmenlerimize ve kendime kahretmiştim. Yaz tatillerinde kendi siyasi görüşlerine uyan yazarların kitaplarını önerip okumamızı isterlerdi. Neden önce kendi yazarımızı okumamızı, tanımamızı istemediler? Üç yıllık lise öğretiminde dahi bir kez adını duymamıştım. Hoş o yıllar eğitim öğretim bitmiş, sağ ve sol derdiyle mezun olmuştuk. Söz konusu arkadaşımın tanıması "Odtü" mezunu oluşundandı belkide.

O günden bu güne hep kendi şahsımızı başkalarının tanıtmasına fırsat vermeden şahsiyetimizi araştırmaya başladım. Sizin, geçmiş kültürümüz konusunda yazdığınız yazılarınız bundan dolayı ilgi alanım içindedir.

Okumayı çok severim. Okuduğum kitapların ön veya arka boş sayfalarına kitap bittikten sonra yorum yazmadan kapatmam. Niyetim, benden sonra birileri okursa farklı pencereler açmak, bakış açısını genişletmek. Artık eline kalem alan, her türlü kirli düşünceyi allayıp pullayıp yazıya döküyor.Temel bilgisi olmayan allı pullu yanlışları kitaptan okudum düşüncesiyle tabu heline getire biliyor.

Sizin köşe yazarı olmanız YOZGAT GAZETESİ için büyük bir lûtüf. Çünkü bilgi birikiminiz, kültürünüz, kaleminizin ahengi insanı okumaktan usandırmıyor. Bunun yanında okuyucularınıza nezaket gösterip teşekkür ve teveccühlerde bulunup, alçak gönüllü, nezaketli, letafet sahibi bir yazar olduğunuzu hissettiriyorsunuz.Hiç bir yazar okuyucularıyla alakadar olmaz. Bu sizin ne kadar değerli ve değer veren bir kişiliğe sahip olduğunuzu gösteriyor.

Sizi okuyan herkes de yazma hevesi uyanıyor olmalı. Çünkü bir yazı düşündürüyor ve yazdırıyorsa etkili olmuş demektir. Düşünce düşünceyi doğurur. Bunu kimi kendine saklar, kimileri de paylaşır. Ben deniz paylaşmayı tercih ediyorum ki yazar, kalemini daha çok konuştursun diye.Elbette verilen emeğin sadece sayfalarda kalmadığını bilmek emek verenin hakkıdır. Bu konuda etkili oluyorsam ne mutlu.

İnce ve nazik teklifiniz ile beni çok onurlandırdınız.Yorumlarımı okuyan tüm okurlarınızdan özür dilemek istiyorum. Sizin köşenize misafir olan okuyucularınıza, sizin yazılarınıza layık yorumlar yazdığımı düşünmüyorum. Ben aceleci biriyim. Okur okumaz aklıma eseni yazıp kapatıyorum.

Bir gazetede yazı yazmak için çok zaman harcamak, emek vermek gerekir. Yazının vebali büyüktür.Kaldı ki sizin gibi değerli kalemlerin safhında yer almak haddim değildir. Çok kızdığım meselelerden biri de bu zaten. Eline kalem alan yazar oldu. Ne yazdığından kendi bile bir şey anlamıyor. Okur azaldı, yazan çoğaldı. Okumak tercih işidir ama yazmak tercihle kalmaz vebali büyüktür.Bu bakımdan teklifinizi kabul edecek gücü, birikimi kendimde göremediğim için çok özür dileyerek; Sizlerin yazması bizler için hazine bahşetmektir. Bizler bu hazinelerden payımıza düşeni okuyarak alırız. Misafirin teklifiyle misafirliğe gideni ev sahibi saymaz diye düşünüyorum.

Eşinize ve şahsınıza selamlar, hürmetler.Binlerce teşekkürler...
Saygılarımla Allah'a emanet olunuz.


SUZAN -- 04.09.2015 23:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00