BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
351
Dün
:
4820
Toplam
:
13465279
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
Abdülkadir abi hatıraları güzel güzel anlatmanız bizlerinde çok hoşuna gidiyor kaleminize saglık selamlaro
Tekin -- 10.02.2015 20:27
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
Değerli büyüğümüz Sayın Çapanoğlu; Öncelikle vefakârlığınıza, engin gönüllü oluşunuza,hatırşinaslığınıza ve bu güzel özelliklerden akseden; geçmişteki izleri günümüze altın uçlu bir kalem ile hatırlanması gereken çizgileri, renk cümbüşünde ustaca kullanılmış bir gönül fırçasıyla boyuyarak biz okuyucularınıza sunmuş olduğunuz bu tablolar karşısında hayran kalmamak mümkün değildir. Elbetteki her bir eseriniz yorumlanmaya değil; alkışlanmaya, takdir edilmeye lâyık dır. Okuyucularınız ve zaman zaman köşenize misafir olan şahısların her biri bilgi hazinesi değerinde.Sizin konuklarınızı yorumlarından tanıdıkça kendimi çok lûzumsuz, gereksiz hissettiğim anlar olmuştur.Veli KÖKSAL Bey'e, Kadir Ahmet DANISKA Bey'e, Hamdi SOYSAL Bey'e benim deli devşirme yorumlarıma önemseyerek tevecüh gösterip takip ettiklerini bildiren tüm konuklarınıza hürmetler sunuyorum.Güzel gönlünüzle güzel insanları misafir edip, gönüllerini görme şerefine nail ettiğiniz içinde size ve değerli eşinize saylar sunup ellerinizden öpüyorum.

Efendim,zahmet buyurup neden yazmadığımı merek etmişsiniz. Çok şükür iyiyim.Bir kaç aydır tatlı telaşlarım yoğun olduğundan sizleri takip edemedim.Şu anda bile ne yazdığımı kontrol edemeyecek kadar acele yazıyorum.Oysa ben karar vermiştim. Daha düşünerek ve daha kontrollü yazmam gerektiğini. Çünkü özel bir kalemin ikramından ikrâmlanan çok özel konuklarınıza en azından layık olmak gerekir.Hamdi SOYSAL bey'in isteğini vakit bulduğum bir zamanda siz müsaade ederseniz dilim döndüğünce anlatarak yerine getirmek isterim.Kendisine cevap yazamadığım için özür diliyorum.

Yazınızda bahsettiğiniz hatıranızı yine yorumunuza hayran kalarak okudum. Sonra kendi kendime dedim ki,"herkesin teknolojiyle ilk tanışma anı oldukça ilginçtir. Keşke herkes SİNAMAYLA TANIŞMA konusunda bir anısını paylaşmış olsa. Bu anılara sizlerin eserinde toparlanıp yer verilse"

İşte, bu sefer bana bunu düşündürdünüz.

Tüm icatları yerinde, zamanında ve yararında kullanmak dileğiyle Eşinize ve siz değerli büyüğümüze tekrar hürmetler, saygı ve selamlar.
SUZAN -- 08.02.2015 16:55
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
Abdülkadir Bey,

Bu sıralar eğlenceli hikayeler anlatmaya başladınız. Geçmişte kalmış
bir "açık hava sineması" hikayesini de ben anlatayım:
Sinemada ayçiçeği çekirdeği çitlemek pek yaygındı. Hanımın biri ha bire çitleyip duruyormuş. Bu sırada önde oturan hanım dönerek: "Çitlediğin çekirdeğin kabuklarının çoğu benim sırtıma düşüyor!" diye uyarmış. Arkadaki hanım gayet kendinden emin olarak, itiraz etmiş "Çiğirt çitlemeyişin, yere püflemeyişin, sinemaya geldiğimizi nereden bileceğiz?"

Selam ve saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 08.02.2015 15:52
İSKOÇ HAVASI VE SALVADOR ALLENDE
Hepsi birbirinden değerli okurlarımdan uzunca bir süre haber alamayınca inanın merak ediyor endişeleniyorum. Bazı okurlarımın mail adresleri veya telefonları var. Bir şekilde görüşme duyuşma şansımız oluyor. Ama değerli okurum Suzan Hanımefendi ile böyle bir imkana sahip değilim. Uzun bir aradan sonra gönderdiği bir yorumunda yazılarımı takip ettiğini ama bir rahatsızlık nedeni ile yorum yazamadığını bildirmişti. Bu mesajından dolayı şimdi eşimle birlikte merak içindeyiz. İnşallah bir rahatsızlık yoktur, fırsat bulamamıştır diye düşünmek istiyoruz. Yorum istemiyorum. Sevgili eşimle birlikte kısacık bir ses bir nefes misali sağlık haberlerini bekliyoruz. Selam ve saygılar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 03.02.2015 18:48
İSKOÇ HAVASI VE SALVADOR ALLENDE
Sayın İsmail Arslan Beyefendi, Kütüphanemde muhafaza ettiğim. Hatırat Edip Bey'in küçüğü Celal Bey'e aittir. Değerli Kuzenim Prof. Hakkı Acun Çapanoğlu ve Prof. Dr. Abdulkadir Dündar'ın eski Türkçeden yeni Türkçeye çevirisi Türk Tarih Kurumu tarafından yaınlanmıştır. İlginize teşekkür ederim.Sevgiler selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 02.02.2015 14:34
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Sn. Abdülkadir bey...
Çapanoğullarından olan Edip Bey'in hatıralarının kütüphanenizde olduğunu ifade etmişsiniz. Bu hatırları bir kitap haline getirerek hizmete sunsanız sevgilerimle
İSMAİLARSLAN -- 29.01.2015 23:05
İSKOÇ HAVASI VE SALVADOR ALLENDE
selam hocam net cesur ve aydınlatıcı fikir yazınızla bizlere örnek olduğunuz için saygılar size hocam.
mahmut erdem -- 28.01.2015 23:00
SEVİNDİRİCİ BİR HABER
Abdülkadir Bey,

Atalarımız, Bozok'un en güzel vadisi olan güzel Yozgat'a yerleşmiş ve daha da güzelleştirmiş. Gördüğüm haliyle yapılaşma berbat. Ama onlar yıkılıp yerine AVM vb. gibi ucubeler yapılacaksa, bırakınız böyle kalsın. Bunu her yerde yaşıyoruz.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 11.01.2015 19:39
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Abdülkadir Bey

İşaret ettiğiniz yazıyı şimdi tekrar dikkatle okudum. Bu çok aydınlatıcı oldu. Çapanoğlu'nun 20. yüzyıl başındaki tarihini sizin kadar inceleyen yok gibi. Bunları kitap halinde görecek kadar yaşamayı umut ediyorum.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 09.01.2015 13:38
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Filiz Hanım,
Annenizin ifadesine göre bu kişi Amasya’nın Mecitözü ilçesi eşrafından Piroğulları sülalesine mensup Piroğlu İbrahim Efendi olabilirmiş. (bkz. Önceki yazılarımdan “Çapanoğlu Celal Bey ve Piroğlu İbrahim Efendi”) Ne yazık ki 1960 yılında tanıştığımız oğlu Piroğlu Halil Bey’de vefat etti. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.01.2015 12:10
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00