BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
202
Dün
:
4633
Toplam
:
13443306
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR KIŞ EĞLENCESİ
Abdülkadir Bey,

Ne güzel bir kış gecesi anlatmışsınız. Ben tel helvayı severim. Hele lati lokumu çok özledim. İnsanın damağı ile dili arasında erir giderdi. Artık nerede bulsak da yesek? Makalenizi okudukça bunları hatırladım.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 26.12.2014 14:55
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
MAKALENİZİ ZEVKLE OKUDUM.ŞARABIN SARHOŞ ETTİĞİ İNSANLARI AYILTMAK KOLAYDA DİN TÜCCARLARININ SARHOŞ ETTİKLERİ İNSANLARI AYILTMAK ZORDUR.
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU ,HİKMET YILDIRIM KILINÇARSLAN -- 12.12.2014 19:11
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
Ulasilmasi sayenizde kolaylasan bu bilgileri arsivlemek bir gorev oldu.Gercekten bu kadar dogru ve ilginc detaylar bizler icn tam bir kultur zengnligi oluyor.Tesekkurler.
Sibel Oktay -- 10.12.2014 00:30
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
Abdulkadir Bey,
Sefer Eronat'la ilgili yazınızda adı geçen Kayserili Balta Nuri Hoca bizim Boğazlıyan'da Paltacı (Baltacı) Hoca olarak tanınırdı. Asıl ismi Nuri'yi bencileyin çokları bilmezdi. Paltacı Hoca, dedem Hacı Mustafa Efendi (Hacı Mısdafendi)'nin medreseden arkadaşıydı. Paltacı Hoca'nın çok zeki,dobra ve cesur bir insan olduğu bilinir. Zaten paltacıığı da burdan geliyor.Yozgat'ı kurtarma projesi de pratik zekasının bir göstergesi.
Sefer Bey'in emmizadesi Bekir Çapanoğlu için yazdığı mersiye samimi duyguların içli ifadesi. Yazılışta bir aksaklık var gibi geldi bana. Mersiye bilindiği gibi ikilikle yazılır. Yani beyitlerle. Kafiyelenişi de a/a,b/b...biçimindedir. Her beyit kendi içinde uyaklıdır. Öyleyse dörtlük biçiminde değil de ikilik biçiminde yazılmalıydı. Mersiyenin altıncı dörtlüğü bir soneyi andırıyor.Bu dörtlüğün yazılışı doğrudur. Sanırım mersiyenin özgün yazılışına bağlı kalmışsınız. Elinize sağlık.
Selam ve saygıyla...
Mustafa Topaloğlu -- 08.12.2014 20:34
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
Yozgat’ımızın canlı tarihi değerli bilim ve din adamı Sayın Dr. Ali Şakir Ergin Hocam, lütfedip köşeme gönderdiğiniz değerli yorumunuz ve hatırladığınız güzel anekdot için teşekkürlerimi arz ederim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.12.2014 10:23
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
A. Kadir bey, yazılarınız takip ediyor faydalanıyoruz. Sizden müsaade alarak; herkesin takdirle takip ettiği Suzan Hanfendi Kuran'ın ölüler arkasında okunması hakkındaki düşüncelerini bir yorumla açarsa çok faydalanmış ve memnun kalmış olacağım. Şimdiden teşekkürler.
Hamdi soysal -- 06.12.2014 16:45
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT

Değerli Abdulkadir Bey,
Yazılarınızı zevkle okuyorum.Sizi tebrik ederim.
Sefer Bey ile ilgili yazınızda, Celâleddin Bey'in babası Bekir Bey için yazdığı Mersiye'yi okuyunca Sefer Bey'in Çeşme Hakimliği yıllarından başlayarak 1949 yılına kadar yazıp biriktirdiği şiirlerini 1950 yılında neşrettiği bir şiir kitabını (ÇEŞME)'yi hatırladım ve size de hatırlatmak istedim.

Kapak resmini ekte gönderdiğim 96 sahifelik kitapçığın başında; NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM başlığıyla şiire başlama sebeplerini anlatır. Arkasından,MÜDAFAA başlığıyla edebi sanat olarak şiirin unsurları ile şiir(nazım) sanatı hakkında düşünce ve görüşlerini anlatır. Ayrıca bir İTHAF ve bir de ÇEŞMEDEN BİR HATIRA yazarak kitabına ayrı bir çeşni katmıştır.
Kitapçıkta kimi uzun kimi kısa, tamamı aruzla yazılmış atmış adet manzume vardır.
Not:
(Kitabın resmini ekte gönderiyorum.)
Bir de anekdot nakletmek istiyorum.

Yozgat'ta bizim nesilden herkesin hatırlayacağı sosyete berberi rahmetli Cemal Yeniay'dan bizzat dinlemiştim.
Belediye Reisi Merhum Sefer Bey de Cemal Yeniay'a tıraş olurmuş. 1950 seçimleri öncesinde bir gün tıraş esnasında hoş-beşten sonra Cemal:
"Bu sefer garanti Milletvekili seçilip Meclise gideceğim" demiş. Berber,
"İnşallah de efendim, inşallah de" demiş. Sefer Bey,
"İnşallahı Maşallahı kalmadı bu işin . Bunca zamandır emek sarfedip çalıştık. Garanti gidiyorum" demiş. Berber
"Efendim yine de İnşallah de de git, hayırlısı olsun" dedim diyor ve arkasından ilâve ediyordu:
"İnşallah dedirtemedim,seçim oldu. D.P.den Milletvekili oldu, Partinin Tahkikat Komisyonuna üye oldu. 1960 27 Mayıs İhtilali oldu. İhtilal sonrası idamla yargılandı. Kayseri cezaevinde çok cefa çekti. İnşallah demedi de Milletvekilliği ona hayırlı gelmedi diye anlatmıştı.

Sefer Bey Efendi Babamın da dostuydu. Kendisini İyi hatırlıyorum. Ailesi efradını da tanırım. Onlardan bir kısmı beni tanımayabilir. İhtilal onu ihtiyar etti fakat ömrünün sonuna kadar efendiliğinden, dürüstlüğünden,fedakârlığından, vatan ve millet için çalışma azminden hiç uzak kalmadı.
Ruhu şâd olsun!

Ali Şakir ERGİN

A.Şakir Ergin -- 06.12.2014 00:28
DELİBAŞOĞLU HAMZA BEY
A. Kadir bey;Geçmişteki insanların örnek hallerini günümüze taşıyarak topluma katkı sağlamak, insanlara ışık tutmak amacıyla kaleme aldığınız yazılarınızı takdir ederek, bizlere unutulmuş değerleri hatırlattığınız için teşekkür ediyoruz.Ancak yorumlarıyla yazılarınıza destek veren SUZAN Hanıma hürmetlerimi sunmayı bir borç biliyorum.Daha önceki yazılarınızdaki "MİLLİ DUYGULARI"dile getiren yorumu, "KURAN" hakkındaki düşünceleri gerçekten insanı durup düşündürecek nitelikte. İlim ve bilim bir birinden ayrılamaz bir bütün. Biri ruh, diğeri bedendir. Biz Müslümanlar ruhu ve bedeni bir birinden ayırma gafletine düştüğümüz için bu hale geldik düşüncesini yansıtmaya çalışmış. Bilmem doğrumu anlamışım? Ahmet Bey'in beyan ettiği gibi yorumlarının takipçisiyim.Bir lambanın ışık yansıtması için köşede durmasına gerek yok. Özünde ışık birikimi olan, her yerden her yeri aydınlatır.Muhittin Üstündağ mekan değiştirmiş ama sizin sayenizde bu aleme bir ışık gönderdiği gibi.

SUZAN Hanım ve Suzan hanımın yorum yazmasına vesile olan sayın ÇAPANOĞLU na tekrar teşekkür ediyorum.
Veli köksal -- 04.12.2014 14:13
DELİBAŞOĞLU HAMZA BEY
değerli hocam
önce sizlerin yazılarınızı kaçırmadan, bir nefesle okuyup düzenli olarak takıp ederken ; yine okurlarınızdan ve yorum yazan Suzan hanım efendiyi de merakla takip eder ve yazılarındaki akıcılık,Türkçe yi kullanışı ,uslüba tesşekkür edip lüften devamı istiyeceğim.
yine bir ironi yapmışsınız nerde şimdiki vali Beyoğulu nda tek başına yemek yiyecek ve hiç bir çıkar gözetmeden yardım edecek.Kültürümüzün yozlaştırılmasının en açık örneği.kaleminize ve yüreğinize sağlık
kadir ahmet danıska -- 02.12.2014 10:49
MUTLULUK 2
Öncelikle toprağımızın eğerli kalemi, sılamızın saygı değer büyüğüne hürmetler sunmak isterim.Sizler zahmet buyurup bizler için kıymetli bilgi hazinenizi açıyor, bazen memleketimiz yağmurlarında ıslatıyor. Bazen bulutlaşan sevgiyi göklerden yüreklere indiriyor.Bazen,geçmişte kalan onurlu insanlarla tanıştırıyor. Bazen de garip kalmış sılamın çamurlu, derbeder yollarına tırmandırıyorsunuz. Öyle çok yoruluyorsunuz ki bu rehberliğimizde. Sizlere yorum yapmak bizlere (kendi adıma )zor gelmiyor. İnsanın bu dünyada tek kazanacağı ve sonsuza kadar sığınacağı şey onuru, hasiyeti şahsiyetidir. İnsan bunları kaybetmedikçe her iki alemde sonsuza dek yaşayacak ve var olacağına inanıyorum. Sayın valimizin bu davranışıyla kaç nesil sonra kendisiyle tanışılmasına siz vesile oldunuz. Siz onu mutlu ettiniz ve mutlu edildiniz. Kadirşinaslık asla evrende yok olmuyor. Eninde sonunda sabine dönüyor.Şairin dediği gibi " yerin çektiği kadar ağırsın, sevdiğin kadar sevilir, verdiğin kadarını alırsın" Keşke insanlar bunun bilincinde olsalar yaratılmış her şahsın tüm ayetleri kapsadığını anlar, bir birlerine daha ok değer verir ve anlamaya çalışırdı. "Merdiven altı kuran kursları"na değinmişsiniz.Doğa, alem, uzay, yer yüzündeki varlıkların her biri bir ayettir diye düşünüyorum. Bu ayetleri kitaptan okumayamıyorsak hitaptan okuyalım. Her varlık nelere hitap ediyor anlamaya çalışmak, tefekkür etmek gerekiyor. Avrupalılar bizim iman ettiğimiz kitabı inceliyor ve bizden daha çok inanıyor. İnanıyor dedim çünkü üzerinde çalıyor ve gösterilen hedefleri keşvetmeye çalışıyorlar.Kuranı kerimde onsekizbin alemden bahsediliyor. Onlar anladı ki bu alemden başka alem var. Bunun keşfi için çalışıyor. Bize Kuranı Kerim rehber olarak gönderilmiş fakat, biz rehber edinmiyor, sadece kılıflar içinde saklıyor, dileklerimizin kabulü için hangi ayeti okumalıyız onu araştırıyor, ölenlerin arkasından okuyoruz. Ölen gerçek aleme geçmiş olan olmuş. Zaten tüm gerçeklerle yüzleşmiş. Güneşe karşı mum yakıp ışığından aydınlan der gibi bişey ...Önemli olan o ışığı, o nuru ruhuna yansıtmak taşımak, ruhunu nurlaştırmak. Keşke bilim ilimden ayrılmasaydı. İnanıyorum ki islam alemi çok farklı noktalarda olurdu.Keşke, Kuran merdiven altlarında okunmasa da bilim dersleri arasında yar alsaydı. Şimdi marsı, venüsü biz keşfetmiş olurduk.Şu da bir gerçek ki, Hıristiyan alemi yatırımını uzun vadeli yapıyor. Müslümanların tüm buluşlarına matbayı kendilerinin erken kullanması nedeniyle el koydular sahiplendiler.Halâ beyin göçü için en pahalı yatırımları yapıyor, tüm icatları sahipleniyorlar. Tek dertleri islamı küçültmek, müslümanları birbirlerine düşürerek Hırıstiyanlığı yüceltmek. Biz Müslümanlar halâ düşmanlarımızı övgüyle anıyor, hayran hayran bakıyoruz.Biz bizlikten çıktık,özümüzü kaybettik. Taklitçi, uçuk kaçık bir millet olduk. Dinimizin çizdiği yoldan yürümek yerine siyasete alet olarak kullanıyor, Kuran'nı çirkin ruh suretimize perde yapıyoruz.Siyasetin çizdiği yoldan yürüyoruz.Kuran'ı kazanç kapısı olarak kullanılıyoruz. Elin Avrupalısı da yeni keşifler için sürekli Kuran okuyor, anlamaya çalışıyor. Abdulkadir bey, neyimize sahip çıka bildik ki buluşlarımıza çıkalım. Lokumumuzu Bulgar, baklavamızı Yunan sahiplendi (yedi)Çapanoğlu nun Yozgatı türlü oyunlarla, (Ethem olayları) ne hale getirildiyse Türk Milletinin üzerindeki türlü türlü oyunlar sayesinden başını kaldırıp gökyüzüne bakacak halimi kalıyor? Allah kuluna iki göz vermiş. bakmak yerine gözle yemek yemeye kalkışılırsa hem kör olur karanlıkta, hemde yarı aç kalınır toprakta. Bu gün İslam alemi bu hale getirilmiştir.Müslümanlar kitabını okumuyor yiyor.Oysa O kitap İslam aleminin müslüman ruhunun gözü.

Affınıza sığınarak. Yine uzun oldu. Selamlar hürmetler.Kaleminiz her daim var olsun.
SUZAN -- 25.11.2014 02:21
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00