BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
14649850
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu yazınızı bir roman özeti gibi okudum. Çapanoğlu sülalesinin yalnız Bozokda değil tüm Anadolu topraklarında ne kadar etkili olduğunu geçmiş yazılarınızdan takip ediyordum 1920 ve sonrasında yaşadıkları ile de tarih sahnesinde daha farklı bir iz bıraktıklarına inanıyorum. Şunu anlıyorum, Çerkez Ethemin Yozgatı soyması ve haklı ve haksız yaptığı katliamlarla iş bitmemiş. Yağma ve talan edilen hatta idam edilen Yozgat halkı ile Çapanoğlu sülalesinin fertleri yıllarca bu zulmün sıkıntısını çekmişler. Sizlerin sayesinde doğruları ve yanlışları öğreniyoruz. Ellerinize ve emeğinize sağlık.
Şinasi Barutçu -- 13.01.2014 12:42
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
((( Kıymetli Abdülkadir Hocam; son yazınızı büyük bir merakla okudum. Hatta ikinci kez okuyarak atladığım satırlar var mı diye kontrol ettim. Yazılmayan gerçekler, Tarih sayfalarında soru işareti bırakmaktadır. Yazınızda zihnimdeki bir soruya cevap vermişsiniz." Mustafa Kemal Paşa'nın mektubu" Böyle bir mektubun olduğunu kuvvetle tahmin ettiğim halde, güvenli bir kaynaktan varlığını işitmemiştim. Cevabınız için hem size hem de Yozgat'ımızın canlı tarihi ve gayrıresmi arşivi sayılan Yılmaz Göksoy Hocama şükranlarımı arzederim.)))
Osman Karaca -- 12.01.2014 14:37
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
Abdulkadir Bey, tümü yazılarınız gibi bunu da büyük bir keyifle okudum. Yozgat'ın tarihi ve kültürü üstüne yazdığınız yazılar benim için çok değerli. Özellikle Yozgat'ın tarihi ile iç içe anılan Çapanoğulları tarihi ile iligili yazdıklarınız birer vesika kıymetinde. Çapanoğlu Yusuf Ziya Beyle iligili yazınız da böyle değerlendirilmeli mutlaka. Çapanoğullarının hayat hikayesini, varolma yok olma mücadelelrini incelerken Yusuf Ziya Beyin hayat hikayesi her zaman dikkatimi çekmiştir. Pek çok Çapanoğlu gibi onu da her zaman bir roman kahramanı olarak hayal etmişimdir. İstanbul Yozgat, Halep, Beyrut gibi önemli mekanlarda geçen macera dolu bir hayat mutlaka yazılmalıdır. Hatta Çapanoğullarının belgeseli çekilmeli ve Yusuf Ziya Beyin hayatına önemli bir bölüm ayrılmalıdır bence. Daha söylenecek, yazılacak çok şey var.
Sizin şahsınızda tüm çapanoğullarını ve sevgili Yılmaz Göksoy ağabeyi saygıyla selamlıyorum.
Siyami Yozgat
siyami yozgat -- 08.01.2014 22:01
BİR VALİ
İsmet Paşa'nın meşhur valisi de bir diğer validir.. Nevzat Tandoğan.. Köylüleri Ulus'tan aşağı salmayan sayın vali.. Kominizmi gerekirse biz getiririz deyip terör estiren vatandaşımız... vs. vs..
Gani Hasbekli -- 19.12.2013 05:42
Türkiye Millet Meclisi gizli celse zabıtları : 22/23 Nisan 1924
Yorumunuz Sn. Çapanoğlu'na önce teşekkür ediyorum. Yozgat'tan adam gibi adamların ve asalet timsali beyfendilerin de çıkmış olduğunu ve çıkmaya da devam ettiğini gayet güzel ilmi deliller de sunarak ortaya koymuş bulunuyorlar.. Mevlevi ruhaniyetten tevarüs edilmiş, çelebiliği de bir Türk-Osmanlı alameti farikası ve fevkaleda takdire şayandır... Ricamız şudur ki, lüften hatıratınızı ve yazılarınızı derhal kitaplaştırınız ki, kalıcı ve tarihe kaybolmadan da intikal edebilsinler.. Türkiye de korkunç bir kültür erezyonu var.. Yeni nesil keşke sizler gibi değerli insanları hergün dinlese ve ibret alsalar, kendilerini de ilim-irfan olarak geliştirseler.. (...) Öğrendik ki, Usat romanı da demek ki sizlerin değerli katkıları ile ortaya çıkmıştır.. Yozgat'ın geçmişinde iftihar sayfaları da var olduğunu kamuoyu önüne sermeniz de gerçekten çok önemli değerli bir katkıdır.. Dileriz ki sizlerin de bu kıymetli gayretlerinizle, Yozgat asli hüviyetini de yeniden döndürülür.. Cenabı mevladan size sağlık ve uzun ömür ihsan etmesi dileğiyle.. Sıratı müstakim ve selametle kalınız efendim...
Muharrem Keçikıranlı -- 19.12.2013 02:28
BENİM ÖĞRETMENİM
İyi egitim ve öğretim iyi öğretmenlerin elinde olur ki geçmişteki öğretmenler ya bir müzik aleti çalar, ya edebi eserler yazmaya çalışır yada resim tiyatro gibi hobiler le kendilerini geliştirmiş değerli insanlarda şimdi (kimseyi kınamıyorum ama)geçim derdi ile uğrasmak zorundalar ve kendilerine yeteri kadar zaman ayıramıyorlar.Buda çocuklarımıza eğitim öğretim de eksiklik olarak yansıyor.
Birde öğretmene verilen bir saygı vardı(şimdi yok maalesef) bizde karşı kaldırımda öğretmenlerimizi görsek kılık kıyafetimizi önce düzeltir sonra hazır olda selam verirdik.
Tesekkürler ve ellerinize saglık ,zevkle takıp ediyoruz sizleri
Kadir Ahmet Danıska -- 09.12.2013 11:37
BİR VALİ
Sayın ilgili,
Bir yazı yazdığınızda kimliğinizi de açıkça belirtmeniz, söylediklerinizin arkasında durduğunuz anlamına gelir. Kimliğin gizlenmesinin "şöhret peşinde olmamakla" bir ilgisi yoktur. Ayrıca, istibdat dönemlerinde takma isimle yazı yazmak durumunda kalan yazar ve şairlerimiz ise bunu başlarına bir felaket gelmemesi için yapmış olup daha sonra yazdıklarına sahip çıktılar.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 30.11.2013 10:35
24 KASIM
Değerli okurlarım aşağıda 33 yıl eğitime hizmet vermiş Nahile Biryıldırır öğretmenimizin aldığı emekli ikramiyesinin miktarını okuyacaksınız. Sadece 57 bin liracık. Nahile öğretmen diyorki 42 yıl çalışan öğretmende benimle aynı ikramiyeyi aldı. Ocak 2014 ayı itibariyle milletvekilleri maaşı 13.700 lira olacak. Çoğu emekli oldukları için 6.973 lira da emekli maaşı alacaklar. Böylece aylıkları 20.000 lirayı geçecek. Yani ikibuçuk aylık milletvekili maaşı Nahile öğretmenin 33 yılıık emeği ile eş oluyor. Ne diyelim ? Güle güle harcasınlar demekten başka bir şey diyemiyoruz. Ama öğretmene verilen değer hepimizi üzüyor. 80 yılda ne kadar ileri gitmişiz değilmi?
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 27.11.2013 12:11
24 KASIM
Sayın Abdulkadir Bey, 24 Kasım öğretmenler günü konulu yazınız bana hem öğencilik hemde öğretmenlik günlerimi yeniden yaşattı,varolunuz. Yazınızda en beğendiğim taraf öğretmenlerinizi yeteri kadar tanımadığınızı itiraf etmeniz oldu ama ben dahil o haşarılıklarımız arasında hangimiz öğretmenimzi tanımaya fırsat bulabilirdik ki? Yinede sizi tebrik ederim sizde iz bırakan hocalarınızı onları saygı ile, sevgi ile ve rahmetle anacak ve okuyucularınıza da anlatacak kadar tanıma gayreti içinde olduğunuz için. Bende güzel yazılrınızı takip etmeye gayret ediyorum. Ellerinize sağlık,kaleminize kuvvet diyorum. Saygılarımla
Em. Ör.Zehra Öztürk -- 27.11.2013 10:22
24 KASIM
'Paşam milletvekili maaşlarını ne kadar yapalım? Öğretmen maaşlarını geçmesin' Bu sözler, Atatürk'ün eğitim -öğretime, öğretmene verdiği önemi maddi sıkıntısı olmayan öğretmenin başı dinç olarak daha verimli çalışacağı görüşünde olduğu nu çok iyi anlatan sözler. Kadir Abicim otuzüç yıl çalışıp yeni emekli olmuş bir öğretmen olarak devletimizin verdiği emekli ikramiyesinin elliyedi bin TL olduğunu, (kırkiki yıl çalışan öğretmen arkadaşımın da aldığı miktar aynı]belirtmek isterim Günümüzde milletvekillerinin aldığı maaşla karşılaştırmasını tüm okurlara bırakıyorum Öğretmenler günü dolayısıyla sizde iz bırakan öğretmenlerinizi çok akıcı bir dille öyle güzel anlatmışsınız ki o yıllarınızı bizlere yaşattınız.Bedia Subaşı Öğretmeninizden bahsederken özgüveni olmayan içe kapanık öğrencilere öğretmenlerin uyguladıkları taktikleri çok güzel hissettirmişsiniz Veli öğretmen işbirliğinin, dayanışmasının önemini çok güzel vurgulamışsınız. Resim ve Sanat Tarihi öğretmeni Sayın Sırrı Divil Bey'in öğrencinin ilgisini derse çekebilmek ve derse motive edebilmek için uyguladığı yöntemleri, öğrencisinden ders alacak kadar alçakgönüllüğünü,ama saygısızlığa ödün vermeyişini ne güzel dile getirmişsiniz O dönem öğretmenlerin Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık ülküsüyle çalıştıklarını öyle güzel anlatmışsınız ki günümüzde sayılarının bir hayli azalması insanın canını acıtıyor Edebiyat Öğretmeniniz Süheyla Özbek Hanım'dan bahsederken öğrencinin gönlünde öğretmenin yeri daha güzel anlatılamazdı,Fazıl Bilecen Öğretmeninizden sözederken Yozgat Valisi Turgut Başkaya ile diğer valiyi karşılaştırmanız,öğretmen sınıfta aynı dersi verdiği halde bireysel farklılıklardan dolayı sonucun farklı olabileceğini bizlere anımsattı ellerinize dillerinize kaleminize sağlık.
Nahile BİRYILDIRIR -- 26.11.2013 00:46
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00