BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4633
Toplam
:
14648887
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
OSMANLIDA MÜLTEZİMLİK VE ANADOLU’M
Kültürünü, tarihini iyi bilmeyen ulusların coğrafi sınırlarını düşmanları çiziyor. Çapanoğlu isyanlarını hep merak ederdim. Elinize sağlık.
Etem ORUÇ -- 15.07.2013 21:57
OSMANLIDA MÜLTEZİMLİK VE ANADOLU’M
Soygun aynen devam ediyor. Aşırı lükslerine para yetmiyor, vasıtalı ve de vasıtasız vergilerle tüm millet soyuluyor.Dünyanın en pahalı benzin ve mazotunu boşuna almıyoruz.O zaman da soyulan ahali ses çıkaramıyordu şimdi de. Gezi olmasaydı, kimsenin ayılacağı yoktu.Anadolu isyanları gibi, bıçak kemiğe dayandı. Gezi bahane oldu. İktidar kendi kazdığı kuyuya düştü. Tüm bu yaşadıklarımıza ragmen toplumun ancak yüzde yirmisi neler olup bittiğinin farkına vardı.Büyük çoğunluk hala uyuyor. Üniversitelerin açılmasıyla tüm Türkiye uyanır.Hükümet böyle tırmandırmaya devam ederse sonbahar ile birlikte ne toma yeter ne de gaz. Bu kış çok zor geçecek...
Rauf Aktolga -- 15.07.2013 18:26
İKİ OLAY İKİ ANI
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Eskilere dönük bu gibi hatıraları dile getirmen ve değerli kaleminle yazman inan bizleri çok mutlu ediyor.

Hele Belediye Başkanlarından Cevdet Dündar Beyin bir toplantıda, söze girerek “Albayım, Çapanoğulları devlete isyan filan etmediler, bu tabir yanlıştır. 1920 yılında hâlâ İstanbul’da padişah ve saltanat vardı yani devlet oradaydı" diye yazarak bunun bir isyan olmadığını aydınlatman beni çok mutlu etti.

Kuşadası'ndan Selamlar
M. Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 14.07.2013 12:15
YOZGAT ÇAPANOĞLU CAMİİ VAİZ KÜRSÜSÜ
Cehaletin,bilgisizliğin,görgüsüzlüğün bu kadarına pes demekten başka bir şey diyemiyorum.
Leyla -- 05.07.2013 20:03
YOZGAT ÇAPANOĞLU CAMİİ VAİZ KÜRSÜSÜ
Nasıl demeliyim,ki birtoplumun kökü biryerlerde kazılı olmalı,ki onu kolay söküp atamasınlar.Kazdıkça buramburam nesil ve ecdad fışkırmalı. Ne demişler asil asmaz bal kokmaz,kokarise yağ kokar aslı katıktır. Diyen ne güzel demiş diline sağlık,dost seninde kalemine kuvet,selamlar.
Mahmut ERDEM -- 05.07.2013 13:13
1957 GAZİANTEP OLAYLARI VE YOZGAT
Sayın A.Kadir Çapanoğlu
Bu yazınızı da ilgi ile okudum, okurken de o günleri bir kere daha yaşadım. Mehlika hanımefendinin yazdığı gibi zaten tek olan radyoda tüm programlar kaldırılmıştı. Sabahtan akşama Demokrat Partinin Vatan cephesine kaydolanların ismi okunuyordu. Mezar taşlarının üzerindeki isimlerden tutun da hayali aile isimlerine kadar. Bunların içinde üç beş yaşındaki bebelerde vardı. Rahmetli Menderes halkı kandırıyorum zannediyordu ama asıl etrafındakiler onu kandırıyordu. O zamanda çok üzücü olaylar yaşandı şimdi bile onları yeniden hatırlamak istemiyorum. Ama o devrin en renkli siması rahmetli Osman Bölükbaşı idi. O radyoda konuşacağı zaman ben her işimi bırakır onu dinlerdim. Çok hızlı ve heyecanlı konuşurdu. Asla boş konuşmaz, konuşması sırasında bavullar dolusu belgeler çıkarırdı. Menderes onunla başa çıkmayınca milletvekili olduğu Kırşehir’i il olmaktan çıkarıp ilçe yapmıştı. Bununla da yetinmedi hapse attırdı. Rahmetli İsmet Paşa da ziyarete gidip gönlünü almıştı. Konuşmasını ilgi ile dinlerdim ama asıl beklediğim konuşmanın sonu idi. Oy pusulasında mühür’ü nereye bacağımızı şöyle tarif ederek bitirirdi. “ Muhterem vatandaşlarım millet partisinin rumuzu kartaldır. Mühür’ü kartala basın.” Saygılar sunarım.
Em.Öğr. Zehra Öztürk -- 25.06.2013 09:48
1957 GAZİANTEP OLAYLARI VE YOZGAT
Abdulkadir Bey,

Menderes de "güç zehirlenmesine" uğrayan başbakanlardan biridir.
Uzun süre yönetim de kalmak, tablonun aleyhine döndüğünü fark etmesini engelledi ya da gücüne inanarak durumu önemsemedi. Toplumu ayrıştırıcı yaklaşımlarından en çok aklımda kalan; "Vatan Cephesi"dir. Mevcut bir tek radyo kanalından, her gün sinir bozucu bir biçimde, saatlerce vatan cephesine iltihak edenlerin adları okunurdu: Ali Köstebek, Ayşe Köstebek, Eşe Köstebek, Neşe Köstebek... Sayıp dökülen bu isimlerin dışında kalanlar da dışlanmış, ötelenmiş kişilerdi!

İdamlara gelince, yanlıştı! İdama, işkenceye, insan onurunu yok eden girişimlere karşıyım. Cezayı hak etmek, yukarıda saydıklarımı da hak etmek anlamına gelmez.

Bu ülkenin iyi günler görmesi dileğiyle ve saygılarımla.
mehlika filiz ulusoy -- 21.06.2013 18:09
1957 GAZİANTEP OLAYLARI VE YOZGAT
Sayın Çapanoğlu; bu vatana- millete çalışan veya çalışmak isteyen tüm güçlü liderler öldürülüyor sonrada arkasından düzmeceler bir birini izliyor, veya badem gözlü ilan ediliyor.Bir zamanların "Denizgezmiş"i şimdi kahraman ilan edildiği gibi. Dp nin suçu ne olursa olsun Sayın Menderes'in akibeti ipte sallanmak olmamalıydı.Zamanın halkındaki iletişim yetersizliği,okur yazar azlığı; yani cehaletin getirileri bazı çıkar çevrelerince sürekli kullanılmış. Anlaşılan birileri birilerinin kanıyla beslenmiş.

Umula ki bundan sonra adalet terazisi dengede tutula...
Saygılar hürmetler
ali -- 19.06.2013 19:26
BİR OTOBÜS YOLCULUĞU
Sayın Çapanoğlu; Yazılarınızı emin olun ki okuyorum ama yorum yapacak fırsat bulamıyorum.Yine çok önemli bir konuya değinmişsiniz.Elhamdülillah ülkemizin çoğunluğu müslüman. Bizim Dinimiz bize her şeyden önce insan hakkını öğretir. Alla(c.c) tüm günahları Rahmetiyle,Merhametiyle bağışlıyor. Ancak, insanların birbirlerine olan haklarını birbirlerine bırakıyor."İnsan hakkı" öyle kapsamlı bir hak ki, sosyal yaşamının tümünü kapsıyor ve sosyal düzeni sağlıyor.Ancak, herkes müslüman, fakat müslüman olmanın yükümlülüklerini pek azımız taşıyor, pek azımız dinimizin gereklerini düşünüyoruz.Avrupalılar birbirine daha saygılı, daha edepli. Oysaki bizler onlardan ileri olmamız gerekirken fersah fersah gerilerdeyiz. Buda gösteriyor ki her şey lafta kalıyor.Mehlika Hanfendi'nin yazdığı yorumdaki inceliğe bakar isek nerelerden nerelere geldiğimizi görmek mümkündür.Allah büyüğümüze küçüğümüze hidayet eylesin ki vasfımızın vasıtalatını gereğince yerinde kullanalım.Eğitim alarak eğilimsiz, görgüsüz yaşayan bir toplum olmaktan nasıl kurtuluruz? Bu konuyu düşündürdünüz.Eminimki sizin bu konu hakkında pek çok söyleyecek sözünüz,aktaracak fikirleriniz mevcuttur.

Selam ve hürmetler
SUZAN -- 06.06.2013 17:31
BİR OTOBÜS YOLCULUĞU
Abdülkadir Bey
Ne diyebilirim! Çok geçmiş olsun!
Benim çocukluğumda pek çok evin kapısında zil yoktu. Kapıyı elimizle vururduk. Anneannem: "Kapıya aşırı vurmayın! Seslenecek olursanız, evin çocuklarının ya da erkeğinin adını anın; evin kadınının hele genç kızlarının adlarını anmayın" derdi.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 03.06.2013 16:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00