BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
225
Dün
:
4633
Toplam
:
14276156
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞU KÜFÜR MESELESİ
Ne güzeldir anadolu insanının kalbi.Büyük şehirlerde çoğu insanın kalbinde olmayan hoşgörü ve insanlık adına çok şeyler öğrenebiliriz.
Yöre insanının ağzından küfür bile kulağa hoş geliyor.Yazınızda belirttiğniz gibi samimi ve sıcaklığı hissediyorsunuz çünkü...
Sevgi ve Saygılarımla...
Ruhan Temel -- 24.09.2012 12:16
ŞU KÜFÜR MESELESİ
Sayın Çapanoğlu; Küfre bilimsel olarak bir değer katmışsınız. Uslubunuz ve anltım güzellinizle de Anadolu insanınada işlenmiş bir pılanta gibi yakıştırmışsınız.

Bu yazıyı okuduktan sonra;hadi gelde uzak dur bu küfürden.

Latife bir yana ama, bende gurbette yaşayan biri olarak toprağımın insanını cümlesinin sonuna koyduğu noktadan tanıyorum. Hemde hiç yanılmıyorum. Ne varki bu durumdanda çok utanıyorum.

İzmirde görev yapan yönetici bir arkadaşın tayini yozgata çıkınca çok sevinmiş. Kendi memleketime gidiyorum gibi hissettim diyor. Hiç değilse tanıdığımız ve çok sevdiğimiz kardeşimizin memleketi,az çok tanıdıkları vardır, aracı olur tanışırız gariplik çekmeyiz diye düşünmüş. Düşündüğü gibi kendisine yardımcı olmak için bikaç kişiyle tanıştırdım ve çok değerli olduklarınıda belirttim. Bi kaç ay geçince arayıp sılamdaki gurbetçinin halini hatırnı ve yeni dostlarıyla münasebetini sordum. Aynen şöyle söyledi. "gayet saf, temiz,inançlı, misafirperver,samimi insanlar.Hatta samimiyetin ötesinde samimiler diyerek imalı imalı güldü. Ne demek istediğini anlamıştım. Utanarak " bakmayın onların son cümlelerine. Onlar ne söylediğinin farkında değil.Hiç değilse başka yörenin insanı gibi,kibarlık olsun diye insanın yüzüne gülüp arkasından sövmezler.Anadolu insanın içi dışındadır"

Elbetteki eksik ve kusurlarımızı kapatmak için uydurulan kılıflara bu kabahat sığmıyor. Yöremin güzel, tabi, hala saf ve temiz yürekliliğini koruyan yiğit insanımız küfrüde terketse, biz gurbetciler kibarcıkların yanında dahada göğsümüzü gere gere YOZGAT'LIYIZ diye öneceğiz.

Yazı harikaydı. Selam ve saygılar efendim.
SAYHA -- 23.09.2012 21:40
ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY’İN ADALETİ
selam hocam ustalıkla anlatımınızı zevkle okumak güzel oldu .(öğnmekgibi olmasın eme yozgatlıyık.)
mahmut erdem -- 18.09.2012 12:55
Oyuncaklarım
Abdulkadir Hocam hergün keyifle okuduğum köşenize yine harika bir yazı yazmışsınız. Yozgat güzelliklerini sizin gibi bir edebiyat duayeninden okumak çok güzel. İlgi ve hayranlıkla takip ettiğim konularınız ufkumuzu aydınlatıyor. Başarılarla dolu uzun yıllar diliyorum. Saygılarımla...
Rıfat Çakır -- 08.09.2012 22:26
Oyuncaklarım
Değerli Kuzenim Abdulkadir.
19555 yıllarındaki yaşammızı o kadar güzel anlatmışsınki, teşekkür ederim... gözlerim yaşardı. Zira o zamanlar biz oyuncakla nasıl oynandığını bile bilmez idik, telefon vardı, konuşmak için saatlerce beklerdik. Televizyon yoktu, radyo dinşemek ise lüks idi.
Bana da aynı yıllarda Kuzenimiz Gülseren Sebük Ablanın 1. Eşi rahmetli Prof. Muammer Aksoy motosiklet üzerinde bir çocuk oyuncağı getirmiş idi. Motosiklet sadece kurunca yürüyor ve çakmak taşı şeklinde kıvılcım çıkıyordu. Birgün kıvılcımlar çıkmaz oldu ve Annem çakmak tamircisine götür belki o yapar dedi. Usta büyük bir maharetle oyuncağı ikiye açıp çakmak taşını değiştirince bütün mutluluklar benin olmuştu. HEY GİDİ NOSTALJİK GÜNLERİMİZ............
Celalettin Çapanoğlu -- 05.09.2012 17:13
Çapanoğlu Celal bey ve Piroğlu İbrahim Efendi
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu.Yozgat gazetesi Bayram nüshasındaki köşe yazınızda yine enteresan şeyler öğrendim.Teşekkürlerimi sunar,bayramınızı tebrik ederim.Saygılarımla
cehirliklalesi -- 23.08.2012 10:05
UZ. DR.EDİP BİLGİN ÇAPANOĞLU İLE BİR HASBİHAL (3)
Geleck kuşaklara bırakılacak güzel bir yazı dizini
teşekürler zihninize ve kaleminize kuvet.
mahmut erdem -- 06.08.2012 10:38
UZ. DR.EDİP BİLGİN ÇAPANOĞLU İLE BİR HASBİHAL (2)
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu beyefendi. İyi ki bunları yazıyorsunuz. Çapanoğullarını ve Yozgat’ın geçmişini öğreniyoruz. Bu konular ile ilgili yazılarınız umarım devam edecektir. Saygılarımla
Cehirliklalesi -- 02.08.2012 05:47
UZM. DR.EDİP BİLGİN ÇAPANOĞLU İLE BİR HASBİHAL (1)
Sayın Abdulkadir beyefendi usat romanını ancak bitirebildim.Yıllar önce Feridun Fazıl Tülbentçinin yazdığı Kanuni Sultan Süleyman romanını okurken bazı yerlerinde gözyaşlarımı tutamamış ağlamıştım.Çapanoğlu Halit beyin yakalanışı ve götürülüşü sahnesini okurkende aynı hislere kapıldım.Cebeloğlu'nun defterine yazdığı son cümleler ile Aynacıoğlu Mehmet'in Jandarma kumandanı vasfi beye son sözleri de beni çok etkiledi.Gördümki Çapanoğlu beylerine ve onlara katılanlara çok yazık olmuş.Şimdi nerede böyle yiğit insanlar, kaldımı bilmiyorum.Romanı bize tanıttığınız için size,Sayın Siyami Yozgat beyefendi'ye de yıllar süren sabırlı çalışması için çok teşekkür ederim.Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Sağlıkla kalınız efendim.
cehirliklalesi -- 25.07.2012 12:51
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 2 -
Romanın bir başucu kitabı olacağı düşüncesi doğru. Hatta her arandığında kolayca bulunacak bir yerde olması daha doğru olur kanaatindeyim. Zira o kadar çok kişi, olay ve yer var ki hepsini akılda tutmak mümkün değil. Yine de olayların zaman sırası ve geri dönüşler güzel kurgulanmış, okuyucu daha önce okuduğu olayı tekrar ve kolayca anımsayabiliyor. Akıcı ve kullandığımız Türkçe ile yazıldığından kolayca okudum.Büyük Dayımız Yiğit Halit Bey’in yakalanışı ve götürülüşü çok gerçekçi anlatılmış.Okurken nasıl içim daraldıysa, Aynacıoğlu Mehmet Ağanın Halit Bey’i ihbar eden Kambur Halil’den intikam alması da o derece içimi soğuttu.Ben de Sayın Siyami Bey’e emeği için teşekkür ediyor ve devamını bekliyorum.Saygılarımla.
Nedret Çapanoğlu -- 22.07.2012 21:35
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00