BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
249
Dün
:
4633
Toplam
:
14648790
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Beyefendi sayenizde Yozgat Tarihi ve Çapanoğlu Beyleri ile ilgili bilmediklerimizi öğreniyoruz.İşte bir gün gelir tarih hiç olmazsa manevi olarak geçmişin hesabını sorar.Çapanoğlu Beyleri ne kadar bilgili ve tecrübeli olsalar da oynanan oyunların kurbanı olmuşlar.Bir cümleniz çok güzel, Osmanlıda fitne bitmez diyorsunuz.Hatırlarsanız Keçecizade Fuat Paşa da benzerini söylemiş. Avrupa'ya ilk diplomatik seyahatte bulunan padişah olan Abdülaziz'in, bu seyahati sırasında Fuat Paşa dışişleri bakanı olarak kendisine refakat eder. Paris'te III. Napolyon'a misafir oldukları sırada, Fransız vekilleri ile sohbet ederken şöyle bir mesele ortaya atılır:
"Dünyanın en kuvvetli devleti hangisidir?"
Fuat Paşa hemen:"Osmanlı Devleti." diye cevap verir.
Tabii herkes hayret eder. Karlofça, Pasarofça, Küçükkaynarca, Edirne... gibi anlaşmalarla büyük toprak kaybına uğrayan, Kırım Svaşı ile dış borç batağına saplanan, Viyana Kongresi'nde(1815) Avrupa'dan 'Hasta adam' muamelesi gören bir devletin, hala güçlü olarak bu devletin yöneticisi tarafından ifade edilmiş olması şaşkınlığı büsbütün artırır. İçlerinden birisi, bu cevabın sebebini sorar. Paşa gayet ciddi bir şekilde:"Dünyada Osmanlı Devleti'nden daha kuvvetli bir devlet olabilir mi? Yüz yıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerinde duruyor." diye cevap verir.Bende şöyle düşünüyorum.Çapanoğullarının hakimiyetinden sonra meclislerde yozgat'ı temsil edenler acaba bu çekişmeler yüzünden mi Yozgat’a bir çivi çakamıyor.Hürmetlerimle
BOZOKLU BOZKURT -- 19.03.2012 16:21
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Abdülkadir Bey,
Bu konuyu açık seçik ortaya koymakla çok iyi ettiniz. Çerkez Ethem, Çapanoğlu beylerini ele geçiremeyince, onların eşlerini çocuklarıyla birlikte sürgüne göndermişti. Anneanem sürgünde üstlerinde İngiliz lirası aranmasına çok içerlemiş ve incinmişti. O acıyı bal eylemiş bir bilgeydi ama bunu unutmuyordu.
Süleyman Sırrı ile ilgili bir olayı anlatmadan önce
bilmeyenler olursa diye bir açıklama yapıyorum: Yozgat 1. dönem mebusu Süleyman Sırrı İçöz ile mühendis, mebus ve nafıa vekili Süleyman Sırrı Bey birbirine karıştırılmamalıdır.
Süleyman Sırı İçöz, Atatürk'ün 1 Mart 1921'de mecliste yaptığı açış konuşması sırasında şöyle seslenmiştir:"Paşa Hazretleri rica ederim. İsyan Yozgat'ın değildir. Çapanoğulları'nındır." Atatürk, onu hiç yanıtlamadan konuşmasını sürdürmüştür.
Saygılarımla
Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri. Kaynak Yayınları, Cilt 11,Sayfa 68.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 19.03.2012 15:31
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Değerli Kuzenim,
Hemen müdahale ederek duruma açıklık kazandırdığın ve de yazınla biz Çapanpoğlular ve Yozgatlıları bilgilendirdiğin için seni tebrik ederim. Böyle kimseler bizleri halen yıpratmağa devam etmeyeceklerini öğrenmeliler.
Selam ve Sevgiler
Celalettin Çapanoğlu -- 19.03.2012 11:22
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Sayın Abdülkadir Bey,elinize sağlık,ne yazık ki yeni neslin pek tanıyamadığı bu değerli insanları hayatın hay huyu içinde bizlerde çocuklarımıza tanıtamıyoruz.Keşke onları sadece doğum ve ölüm yıldönümlerinde değilde günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasına sokup daha sık hatırlayabilsek,rahmetle ve minnetle ansak.Saygılarımla.
Şinasi Barutçu -- 11.03.2012 11:25
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Abdülkadir Bey
Hasan Ali Yücel'i hep anlatırlardı. Sizin anlatımınız beni çok yönlü bilgilendirdi. Öyle bir anlatım ki Yücel ile gönül bağı kuruyorsunuz. Kendisinin aydınlığından ben de şöyle yararlanmıştım:
Ankara Kız Lisesindeyken (1960'lar) okumayı seven bir arkadaşımla ufacık harçlıklarımızı biriktirir, hatta teneffüste simit almaktan bile kaçınırdık.Yaz tatili gelince hazinemizi cebimize koyarak büyük bir hevesle kitapçıya koşardık. Ulus'da Atatürk heykeline yakın Maarif Kitabevi vardı. Resimsiz beyaz kapaklı batı klasikleri satılırdı burada. Kitapları gönlümüzce seçerdik. Bir keresinde ben Goethe'nin "Genç Werther'in Acıları" adlı eserini almak istedim. Kitapçı vermedi. Bunu sen okuyamazsın dedi. Ben klasikleri hep okuduğumu söyledimse de yine alamadım. Daha sonraları annemle bunu paylaştığımda "O kitabı okuyan batılı gençler arasında bir dönem intihar vakaları çok artmış" dedi. Anlaşılan kitapçı beni korumak istemiş. Demek ki o kitapları bize kazandıran Yücel gibi kitapçı da bir aydın.
Anafartalar Ortaokulundaki müdürüm İbrahim Bey'de "Kızlarım bir erkek bir meslek sahibi olursa bir şeref kazanır. Bir kadın bir meslek sahibi olursa bin şeref kazanır" diye bizleri okumaya teşvik ederdi. Bu aydınların hepsinin ruhu şad olsun.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 10.03.2012 13:33
Hayatta ben en çok babamı sevdim
insanın aklına ''hala böyle kişiler varmı? dır'' sorusu geliyor,sonrada böyle kişiler olsa mutlaka cezaevinde olurlardı simdi!!Bilgili ,sagduyulu, önsezili. Türk milletinin ve devletinin böyle insanlara ihtiyacı var muhasır medeniyet seviyesine ulaşması için,yazınız içinde ayrıca tesekkürler diğerleri gibi tadına doyulmuyor
Dişhekimi Kadir ahmet Danıska -- 10.03.2012 01:43
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Abdulkadir abi ağzına eline sağlık...
AdiL OLGUN -- 28.02.2012 11:26
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Sayın Kadir bey yazınızı okudum çok beğendim.Tekrar çok teşekkürler.
Aytaç Erikel -- 28.02.2012 09:02
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
SUSMAK ONAYLAMAK DEĞİLDİR,
Merhum Mehmet Akif Ersoy ne güzelde anlatmış.

Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
-Boğamazsın ki !
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu
der Üstadımız.

Küfrü marifet sayan zavallılar, aslında kendi geçmişlerine sövdüklerinin farkında bile değiller. Çapanoğlu adını Çirkin kelimeler içerisine karıştırarak ne kazanmışlar, ya da kaç kişiyi inandırmışlar "musibet"in karşılığının çapanoğlu olduğuna. bu millet Çapanoğlunuda bilir Agoplarıda.Altın her zaman altındır. lekeleyemezsiniz.
Osmana Karaca -- 24.02.2012 19:03
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
Abdülkadir Bey,
Annem, Çapanoğlu beylerinin enfiye çekmesi nedeniyle abdest aldıkları suyun sarımsı olduğunu söylemişti. Enfiye, 18. yüzyılda dünyada pek rağbet gören tütünün toz haline getirilmiş şekli olup, bu toz burundan çekilirmiş. Özellikle, tütün yasağı sırasında İstanbul'da kullanımı artmış. Çocukluğumdan beri aile içinde renksiz çaya ya da duru çorbaya "Çapanoğlu'nun abdest suyu gibi olmuş" denirdi. Bu konuda bir diğer yorum da budur. Herkesin tütün denilen zehirden uzak durmasını dilerim.

Annem, "Her taşın altından Çapanoğlu çıkar" söylemini de Süleyman Bey döneminde Çapanoğlu'nun Anadolu'nun en güçlü ayanı olmasından kaynaklandığını söylemiştir. Bu söylem "Sonuçta Çapanoğlu'nun dediği olur" anlamında kullanılırmış.
Selamlar
Mehlika Filiz Ulusoy -- 24.02.2012 13:48
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00