BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
258
Dün
:
4633
Toplam
:
14330870
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TOPAL MOLLA
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında, Afganistan'da Topal Molla lâkabıyla tanınan bir zat ortaya çıkar ve önce bir tekke kurar. Hemen ardından kendi adamlarını Afganistan’ın dört bir yanına salarak ‘’şöyle büyük bir evliya, böyle büyük bir ulema’’ şeklinde reklamını yaptırır.
Üç yıl gibi çok kısa bir zaman içinde Topal Molla'nın müritlerinin sayısı 200 bine ulaşır ve 1925 yılına gelindiğinde daha da artarak 300 bini aşar.

Topal Molla, istediği sayıya ulaşınca Afgan Kralına karşı ayaklanma başlatır. Bir yıl içinde büyük katliamlar yapılarak oluk oluk kan akıtılmış, Afgan Kralı Emanullah’ın ülkesinden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır. Kral Emanullah, vatanından ayrılmak için Afganistan sınırına geldiğinde, aniden yanına esrarengiz bir kişi yaklaşır ve kendisine ‘’Beni tanıdınız mı, ben o meşhur Topal Mollayım. Afganistan’ı karıştırmakla görevliydim, görevimi başarıyla bitirdim ve şimdi İngiltere’ye dönüyorum’’ der.

Afgan Kralı Emanullah acı acı iç çektikten sonra, İngiliz ajanı Topal Mollaya der ki;
‘’Ben senin İngiliz ajanı olduğunu ve hangi görevle Afganistan’a gönderildiğini çok iyi biliyordum. Sen, halkımı öylesine etkilemiştin ve onların gönüllerine girmiştin ki senin İngiliz casusu olduğuna onları inandırmamın imkânı yoktu’’
İngiliz ajanı Topal Molla, sarığını, fesini atmış, uzun sakallarını kesmiş, başında İngiliz fötr şapkası, boğazında gayet kibar kravatıyla, kazandığı zaferin mağrurluğu için de İngiltere’ye doğru yola çıkmıştı.

Kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk ziyaret eden devlet başkanı Afganistan Kralı Emanullah Han olur. Kral, batılı ülkelerin “Başkent nasıl olsa İstanbul'a taşınır” düşüncesiyle büyükelçilik bile açmakta isteksiz davrandıkları Ankara'ya 20 Mayıs 1928'de eşiyle birlikte gelir ve bir hafta boyunca Atatürk'ün konuğu olur.
Ziyaretten önce, o zamana kadar hiçbir yabancı devlet başkanı veya kral ağırlanmamış olan Ankara'da büyük bir seferberlik başlar. Henüz yapılmış olan Ankara yolları başka yerlerden sökülüp getirilen ağaçlarla ağaçlandırılır, Ankara Palas'ın yapımına hız verilir. Otel büyük bir hızla bitirilir ve döşenir. Ankara'nın ilk ve o dönemde tek modern oteli olan Ankara Palas'ın ilk konukları Emanullah Han, eşi ve Afgan heyeti olur.

Yeni Türkiye'de yapılanlardan etkilenen Emanullah Han ile 22 Mayıs 1928'de Türkiye-Afgan Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanır. Ziyaret sırasında Türkiye ile Afganistan'ın, elçiliklerini karşılıklı olarak “büyükelçilik” düzeyine çıkarması kararlaştırılır. Böylece Kabil, o sırada Türkiye'nin dünyada büyükelçi bulundurduğu 26 ülkeden biri haline gelir.

Afgan Kralı, Atatürk'ten aldığı ilhamla ülkesinde reformlar yapmaya yönelir. Ancak Atatürk, Afganistan’ın Asya’nın ortasında olduğunu belirterek, Büyükelçimiz Yusuf Hikmet Bayur'la Emanullah Han'a “çok dikkatli ve çok temkinli olması” yönünde mesaj gönderir.

Atatürk'ün uyarısından bir süre sonra Afganistan'da Topal Mollanın gerici ayaklanması patlar. Gerekçe; eğitim için Türkiye'ye gönderilmek üzere seçilen 15-20 kişilik kız öğrenci grubu için “Dinsiz Emanullah kızlarımızı kâfirlere peşkeş çekecek” diye çıkarılan söylentidir. Güney'deki aşiretler ayaklanırlar, isyancılar Kabil'e doğru yürümeye başlar.

O sırada Afgan ordusunu ıslah etmek üzere Kabil'de bulunan General Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü imzasıyla gönderilen yazılı talimatla, Emanullah Han'ı “Türk vatanını müdafaa eder gibi, hayatlarını ortaya koyarak” korumakla görevlendirir.
Atatürk de, Kral'ın huzurunda açılacak özel bir telgrafta Emanullah Han'a şu mesajı gönderir:
“Son günlerde Zatı Şahanenizi muztarip eden bazı ahval ve hadisattan haberdar oldum. Eğer vaki ise öz kardeş bildiğim sizin, ıstırabınızı tahfife medar olacak noktai nazarlarımı
bildirmek üzere beni hakikatten haberdar ediniz. Orada bulunan ve yolda emrinize iltihak etmek üzere olan bilcümle Türk ümera ve zabitanı sizin için fedayi hayat emrini almışlardır. Büyük alaka ile cevabınızı intizar ederim kardaşım.”

Atatürk'ün bu mesajı sunulamadan isyancılar Kabil'e girer. Emanullah Han, Yusuf Hikmet Bayur'un ifadesiyle “bir çaduriye bürünerek, kadın kılığında Kabil'den kaçar” ve Roma'ya yerleşir. Zaman zaman Türkiye'ye gelerek Atatürk'le de görüşür.

Atatürk, Emanullah Han'dan sonra Afgan tahtına oturan Mehmet Nadir Han'a biraz mesafeli durdu. Ancak Mehmet Nadir Han da Türkiye'ye ilgili davranır. Yeniden doğan sıcak hava üzerine Kabil Büyükelçisi Yusuf Hikmet Bayur 24 Haziran 1930'da Mehmet Nadir Han'a güven mektubunu sunar ve görüşmeyi Ankara'ya şöyle teller:

“24 Haziran'da itimatnamemi verdim. Kral mükamele (karşılıklı konuşma) esnasında ezcümle şöyle dedi, “kâffemiz (cümlemiz) Reisicumhur Hazretlerini (Atatürk’ü) başımız tanırız”

12.02.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Muhterem Suzan Hanımefendi,
Yazarını motive eden, edebi ve güzel yorumlarınızı özlemiştik. Bu kadar uzun ara verince insanın aklına hep kötü şeyler geliyor. Acaba bir rahatsızlık filan mı var diyerek. Sanırım sağlığınız yerindedir. Güzel yorumunuz için size ve yorum göndermek lütfunda bulunan diğer dostlarıma en kalbi teşekkürlerimi ve sağlık dileklerimi iletiyorum. Sağ olun, var olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.10.2017 00:18
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Sayı Çapanoğlu; Öz kültürümüzü yansıtan yazılarınızın yanında genel kültürümüzü geliştirecek eserlerinizden sayenizde nasiplenmeye çalışıyoruz. "Yozgat gazetesi"nin sizin gibi bir değeri biz okuyucularla buluşturmasından dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır. Her daim var olunuz.

Hani demişler ya sen ne kadar gelecek için hazırlık yaparsan yap, senden önce seni hazırlayan bir güç vardır.İnsanoğlu sadece tedbir almakla mükelleftir. Gerisi Allah ne derse o olur.

Rusya ve Amerika gibi hınzırların eline kalmış olsaydı bu dünya çoktan yok olmuştu. Dünyayı yaşanmaz eden büyük güçler, bastıkları dalı kestiklerinin de farkında değiller. Nükleer enerjiler, termik santraller, atom bombaları, fabrika bacaları... Yeterince dünyayı kirletti ve eksenini kaydırdılar. İklimler değişti. Hava sıcaklıkları arttı. Yirmi yıl sonra güney bölgelerde yaşanmayacak sıcaklıkların oluşacağını, kuzey bölgelere göçlerin başlayacağını bilim adamları anlatıyor. Okyanus ülkeleri tusunamiden korunmak için varını yoğunu harcayarak kıyılara setler örüyor. Oysa doğanın gücü karşısında hiç bir engel duramaz. Onlar istedikleri kadar bomba üretsinler. İstedikleri kadar bir birlerine karşı tedbir alsınlar, denetlesinler. Aldıkları tedbire karşı kolunu kıpırdatamaz hale getiren, kızgın tavanın içine girmiş gibi hissettiren O güç sayesinde planları bozulacaktır. Aslında Stanislav Petrov un yaşadığı olay; onu durduracak her daim denetleyen, yarattıklarının rızkını veren büyük güçle karşı karşıya kaldığı andır. Aklı karışmış, kolu kalkmamış, tepkisiz kalmış. Sovyetler birliğinde verilen görevi ihmal eden görevliye o zamanlar çok ağır cezalar vererek diri diri fırına gönderirlermiş. Kimse görevi suistimal ederek, sonunda alacağı cezayı gözardı edemez. Yine onunda Allah yardımcısı olmuş da bir şekilde sıyrılmış.

Mehmet Akif Ersoy un dediği gibi;

Garb'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
''Medeniyet!'' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Onların medeniyeti,çelik zırhları ancak kendi kendilerini boğar. Allah haklının her daim yanındadır. yarattıklarının da koruyucusudur.

Selamlar saygılar eşiniz hanfendiye Hürmetler
SUZAN -- 07.10.2017 21:09
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sayın Çapanoğlu, arka arkaya yayınladığınız belgesel tadındaki iki yazınızı da içim burkularak okudum. Bu ülkede aklı başında ilim irfan sahibi insanlar gerek 12 Eylül 1980 darbesi günlerinde gerekse ondan sonraki yıllarda çok üzüntülü günler yaşadılar. Çok değerli bilim adamlarımız, gazetecilerimiz, öğrencilerimiz yıllarca hapislerde kaldılar, işkence gördüler. O dönemler yüz karasıdır.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.09.2017 12:46
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Sevgili kardeşimiz, 32 yıl sonra birbirimizi bulup, ölüm yıldönümü olan bugün Enver’i beraber andığımız için sana binlerce teşekkürler. Ayrıca akıcı ve lezzetli üslubun için çok teşekkürler. Zaten bütün yazılarında bu duyguyu yaşıyorum. Sağlıklar diliyorum. Yüreğine sağlık.
GÜNER TÜRKOĞLU -- 19.09.2017 13:40
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
Mekanı CENNET olsun.
Rauf Aktolga -- 19.09.2017 13:18
ENVER TÜRKOĞLU (12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESi)
YorumunuzSevgili dostumuz ,32 yilsonra birbirimizi bulup bugun Enveri beraber andigimiz icin sana binlerce tesekkurler.Ayrica akici ve lezzetli uslubun icin cok tesekkurler.Zaten butun yazilarinda bu duyguyu yasiyorum.Sagliklar diliyorum.Yuregine saglik.
Guner Turkoglu -- 19.09.2017 13:10
Büyük sel
Sayın Çapanoğlu, köşenizin eski bir takipçisiyim. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum. Birçok defa bende yorum göndermek istedim ama yoğunluğumdan dolayı bir türlü fırsatım olmadı. Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum demiştim gerçekten de hem merakla bekliyorum hem de ilgi ile okuyorum. Şimdi artık geçmişte kalan Yozgat ile ilgili hakikaten çok önemli önemli olduğu kadar da okuyucuyu heyecanlandıracak konuları yeniden gün ışığına çıkarıyorsunuz. Bazen keşke bizde o günlerde yaşasaydık dediğim yazılarınız var. Bazen de iyi ki o günlerde yaşamamışız diyorum. Büyük sel yazınızı da içim burkularak okudum. Kendimi vefat edenlerin yakınlarının yerine koydum. Ne büyük bir acı ya rabbim. Sayın Ahmet Yaşar Ocak hocamız Sırasöğüt öz’ünün üstünün kapatılmasını doğru bulmuyor. Kapatılması doğru olmuşmudur bilemiyorum. Belki büyükçe bir alan kazanılmıştır ama allah korusun böyle bir sel baskınında kapatılan yerin altındaki kanal yeterli olabilecekmidir? Şimdi bende aynı endişeyi taşıyorum. İnşallah bir daha böyle bir acı yaşanmaz.
Yozgat ile ilgili yazılarınızı bekliyoruz efendim. Size sağlıklar diliyorum.
SUDE ÖZTÜRK -- 15.09.2017 11:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00