BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4633
Toplam
:
14934551
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Sanırım 1954 yılı yazıydı. Hürriyet gazetesi bu haberi birinci sayfasında ve baş haber olarak büyük puntolarla vermişti. Çünkü bir gün önce bütün Ankara halkı bu olaya şahit olmuştu.

Biz, Operadan Samanpazarı’na çıkan Talatpaşa Bulvarı 17 numarada, önünde küçük bir avlusu olan bir evde oturuyorduk. Avludan caddeye açılan iki kanatlı kapımızın bir kanadı gündüz hep açık durur, ancak geceleri kapanırdı. Kapının sağ duvarında Battalgazi hikâyeleri ve dini kitaplar satan seyyar bir kitapçı tezgâhı, sol duvarında da karpuz sergisi vardı.

Kardeşimle avluda oynarken dışardan “uçan daire, uçan daire” bağrışmaları geldi. Açık kapıdan görebildiğimiz kadarıyla herkes havaya bakıyordu. Bizde hemen oyunumuzu bırakıp kapı önüne çıktık. Herkes durmuş, Numune Hastanesi tarafına bakıyordu. Hastane, caddenin karşı tarafında bizden birazcık daha aşağıdaydı. Hakikaten gökte hastanenin üzerine isabet eden yerde hiç yerinden kımıldamayan bir uçan daire duruyordu. Gördüğümüzü şöyle tarif edeyim. Sanki kalaylı bir sahan biçimindeydi ve çok parlaktı. Alttan görünüşünde tek sıra ve daire halinde sanki pırlantalar mıhlanmıştı. Bize öyle görünüyordu ama bunlar belki de çok kuvvetli ışıklardı. Arkasında gümüş renginde çok kısa uzunlukta bulut gibi bir duman bırakıyordu ama ne bir uçak sesi, nede bir motor sesi yoktu. Sessizce öyle duruyordu. Epey bir süre orada öylece durdu sonra birden yok oldu. Hemen akabinde iki savaş uçağımız Ankara üzerinde birkaç tur attılar ve gittiler Bizde tekrar avlumuzdaki oyunumuza döndük.

Uçaklar gittikten biraz sonra yine dışardan bağrışmalar geldi. “Ula, ula gene geldi” diye bağırıyorlardı. Bizde hemen dışarı çıktık. Baktık ki uçan daire yine gelmiş, yine aynı yerde. Ama bu sefer 90 derece dik, baş aşağı duruyor. Yine arkasından yukarı doğru o gümüş rengi dumanını salıyordu. Baş aşağı durunca üst yanını da görmüş olduk. Sanki cami kubbesi gibiydi ve alt tarafı gibi gümüş renginde ve çok parlaktı. Bir sürede böyle durduktan sonra birden yok oldu. Ertesi günü Hürriyet gazetesi yukarda arz ettiğim başlıkla çıkmıştı. Bu benim ve kardeşimin gördüğü ilk ve son UFO’ydu. Bir daha görmek nasip olmadı.

Yıllar geçti, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Gaziantep Merkez Komutanlığı emrinde Az.İz Subayı idim. Yine asteğmen olan arkadaşımla Belediye Pasajında dolaşıyorduk. Bir dükkânın vitrininde Life dergisinde yayınlanan fotoğrafları gördük. Ben bu fotoğrafları daha öncede görmüştüm. Fotoğrafların birisinde Ay üzerinde bekleyen birçok uçan daire, başka birisinde yine üç adet uçan daire, başka bir fotoğrafta da sol üst köşede yine başka bir uçan daire. Bunlar hep Apollo 12 nin çevresindeydi. Harbiye’de ki Getronogan lisesinden yetişenler derneğinin konferans salonunda uzay ile ilgili bir sunum vardı. Konuşmacı, bu fotoğrafları perdeye yansıtarak bize şu bilgileri vermişti. 1969 yılında Ay’a inen astronotlara buradan ayrılmadan önce şu sıkı tembihat yapılmıştı. “Ay’da veya uzayda başka varlıklarla karşılaşabilirsiniz, telsiz konuşmalarımızda sakın bunlardan bahsetmeyin ve bilgi vermeyin.”

Astronotlar daha önce tespit edilen yerde inişe geçecekleri sırada yerde kendilerini bekleyen UFO’ları görüyorlar. Astronotlardan birisi o heyecanla “onları gördüm, bebekleri gördüm(boylarının 50 cm olduğu tahmin edildiğinden) diye bağırıyor. Dünyadan ikaz edilse de bu heyecanlı konuşmaya devam ediyor.

- Astronot : “ Neydi o?... Ne biçim şeydi?... Anlamak isterdim …”

- Houston : “ … ( konuşma kesiliyor ) ”

- Astronot : “ Bebekler… Kocamandı beyim… Kocaman…”

- Houston : “ Ne?... Ne oluyor yukarıda? Size ne oluyor Tanrı aşkına?...”

- Astronot : “ Evet… Evet, oradaydılar… Bazı ziyaretçiler vardı. Size söyleyeyim. Orada başka uçan daireler de var. Bir hat şeklinde sıralanmışlar. Kraterin kenarında bekliyorlar.”

Bu konuşma metni ilk kez 8 Ağustos 1969 tarihinde ünlü “ Life” Dergisinde yayınlandı. Bunun yanında bazı gizli UFO fotoğraflarını da halka yaydığı içinde bir süre kapatılma cezası almıştı… Daha sonra 11 Ağustos 1969’da Kanada’daki “Minuit Gazetesi” büyük başlıklarla, Amerikalı Astronotların Ay’da canlılar gördüklerini yazıyordu

Astronotlar kendilerini bekleyen UFO’ların fotoğrafını çekiyorlar ama oraya inmiyorlar 11 km. uzakta başka bir yere iniyorlar. Dükkânın vitrinindeki fotoğraflar işte bu fotoğraflardı. Fotoğrafın üst sol köşesinde de yine bir UFO vardı.

Ben bu bilgileri heyecanla anlatırken dükkân sahibi de içerden bizi dinliyordu. İçeri girdim ve “bu fotoğrafları kaldırdığınız zaman bana verir misiniz” dedim. Bu bilgileri benden öğrenen adam haklı olarak “kusura bakma veremem” dedi. Bu cevabı alınca kendime kızdım, ne diye bağıra bağıra anlatırsın be adam dedim.

14.05.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00