BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
168
Dün
:
4633
Toplam
:
14106364
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR KİTAP

Sayın A.Kadir Çapanoğlu

Affınıza sığınarak size üç soru sormak istiyorum cevap verirseniz sevinirim.
1. Meclis-i Mebusana Yozgat Milletvekili olarak giden Hayrullah Efendi'nin Eymirli olduğunu biliyorum. Sizden ricam Hayrullah Efendi'nin sizin tespitlerinize göre Eymir de yaşayan akrabaları varmı

2. Yozgatımızda Belediye Başkanlarından Nazım Kafaoğlu'nun Yozgat İsyanı ile ilgili hatıralarını Yozgat Bozok Gazetesinde iki defa yayınlandığını Abbas Sayar kitabında bahsetmektedir Bu hatıralar elinizde mevcutmu bunun tekrar yayınlamayı düşünürmüsünüz
3.Faik Boran haocanın Yozgat İsyanı ile ilgili olan hatıralarının olduğunu biliyoruz tarihe ışık tutmak açısından bu hatıralar yayınlanamazmı

İsmail ARslan
ismail arslan -- 09.09.2016 00:26
BİR FOTOĞRAFIN HİKÂYESİ
Hakikaten inanilmaz bir goruntu...butun hatlari ile ATATURK.....!
Adınız ve Soyadınız -- 04.08.2016 00:45
SAYIN YILMAZ GÖKSOY’UN ÜÇ SORUSU
Abdülkadir Bey,
Hayvan, ineğin ve sütünün kokusuna alışmış olmasın!
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 25.07.2016 11:12
SAYIN YILMAZ GÖKSOY’UN ÜÇ SORUSU
Gerçekten enteresan bir konu. Genetik mühendisleri açısından araştırılması gereken önemli bir vakıa olduğunu düşünüyorum.
NİLÜFER DANISKA -- 23.07.2016 21:57
MUAVİN KONSOLOS NAFİZ HAŞMET TERKEN DÜN ADADAN AYRILDILAR…
Sizle ilgili yazılarınızı okurken yakın tarihimize de ışık tutarak bizleri bilgilendirmeniz mükemmel. Teşekkürler ediyorum. Sağlıkla ve sevgiyle kalın
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2016 16:27
YOZGAT’A DOĞRU
Abdülkadir Beyin hiç bir yazısını kaçırmamak lazım... Arkadaşlarımı ikaz ediyorum..
ERTUĞRUL KAPUSUZOĞLU -- 01.07.2016 23:09
YOZGAT MEBUSU HAYRULLAH EFENDİ

Sayın İsmail Aslan Bey, ilginize çok teşekkür ederim. Okuyucuyu sıkmamak için yazılarımıızı mümkün olduğunca kısa ve öz yazmaya çalışıyoruz. Bu yüzden bazı bilgiler eksik kalabiliyor. Hatırlatmanız üzerine en azından burada bir kere daha hatırlatmayı uygun gördüm. Selam ve saygılarımla.

Yozgat mebusu Hayrullah Efendi Sorgun Eymir köyü asıllı Emir bin Süleyman oğlu Arif Efendinin oğludur. Hicri 1281, miladi 1855 yılında dünyaya gelmiş 1908 Meclis-i Mebusanı’nda mebusluk görevinde bulunmuş, Edirne ve İstanbul’da evkaf müdürlükleri, kavaninilik (her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve temiz olan) yani mali danışmanlık yapmıştır. Mebusluktan sonra Hicazdaki kutsal emanetlerin muhafazası için Cidde Vakıflar Müdürlüğüne tayin edilen Hayrullah Efendi, orada hırsızlık yapmak isteyen hain Araplar tarafından öldürülür. Cennetmekân rahmetli kuzenim yeğeni Zehra Gülcem Artam, yazılı ve sözlü görüşmelerimizde Mekke-i Muazzama da görev yaparken İngilizlerin eline esir düştüğünü ve Seyidi Beşir usera kampında 1916 yılında vefat ettiğini söyler. Hayrullah Efendi, şair, matematikçi ve âlimdir. Yozgat’ın 1/2500 ölçekli haritasını çizmiştir. Hayrullah Efendinin 6 çocuğundan en büyüğü Boğazlıyan, Konya Ereğli Kaymakamlığı, Diyarbakır, Kastamonu, Samsun ve Ankara valiliği yapan Avni Doğan Bey’dir. (d. 1892, Yozgat ö. 14 Haziran 1965). Türk bürokrat ve siyasetçisidir. Mülkiye mezunu olup, Sivas Divân-ı Harbî Örfî Askerî Kâtipliği, TBMM II. Dönem Bozok, III., IV. ve V. Dönem Yozgat, VI.ve VII. Dönem Çankırı Milletvekilliği, II. Dönem Şark İstiklal Mahkemesi Üyeliği, II. ve IV. Dönem Divân-ı Riyâset İdâre Memurluğu, II., III. ve IV. Dönem Divân-ı Riyâset Kâtipliği, TBMM IX. Dönem Yozgat, XI. Dönem Ankara Milletvekilliği ile Kurucu Meclis Ankara İli Temsilciliği, XII Dönem Kastamonu Milletvekilliği ile 26. Hükümet Devlet Bakanlığı yapmıştır. Türkiye’de ilk sendika kurulmasında ve İstiklal savaşımız sırasında Adana’da Fransız işgaline karşı yiğitçe göğüs germiş, gazete çıkarmış Hatay’ın Türkiye sınırları içine iltihak edilmesinde önemli çalışmaları olmuştur. Kimya mühendisi ve ressam olan kuzenim Zehra Gülcem Artam’ı yakalandığı menhus hastalık yüzünden çok genç yaşta kaybettik. Biraz dinlenmesi için İstanbul’a davet etmiştim, çok rahatsız olduğunu gelemeyeceğini söylemişti. Ben Ankara’ya gitmeye karar verdim ama ölüm haberi geldi. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.06.2016 11:35
YOZGAT MEBUSU HAYRULLAH EFENDİ
Sayın Abdülkadir bey;
Hayrullah Efendinin babası Emir Süleyman ağa nın Eymirli olduğuna dair elinizde bir belge ve bilgi varmı selamlar
İsmail arslan -- 07.06.2016 23:45
YOZGATCA, “ABDULLA’NIN BOSTAN”
Sayın Çapanoğlu yazılarını çok uzun zamandır takip ediyor ve beğenerek okuyorum. Her yazının sonunda bir yorum göndermek istiyorsamda bu güne kadar bir türlü kısmet olmadı. Hollanda da çalışma saatlerimiz ve sosyal yaşantımız bir disiplin içinde olduğundan her arzumuzu istediğimiz zaman gerçekleştiremiyoruz. Dikkat ediyorum yazılarınızda iki konuya önem veriyorsunuz. Birincisi bizim Yozgat isyanı sizin Çapanoğulları hadisesi diye isimlendirdiğiniz olayı bitaraf bir bakış açısıyla anlatmaya çalışıyorsunuz. Allah için doğruyu söylemek gerekirse biz Çapanoğullarının bu olayda kusuru olmadığına inandık ve bunu savunduk ama siz böyle demiyor bir yazınızda hepsi kültürlü ve devlet umuru görmüş bu insanlar neden böyle bir başkaldırıya önayak oldular bizde bunu araştırıyor soruşturyoruz diyerek bu olayda tarafsızlığınızı ilan ediyorsunuz. Affınıza sığınarak takdir ettiğim bir yanınızda Çapanoğullarını ve Yozgat'ı ezip geçen Çerkez Etemi Atatürk gönderdiği halde sizin Atatürk'e olan sevginiz ve hayranlığınızdır. Buda tarafsızlığınıza güzl bir örnek oluyor. İkinci olarak Bizlerin bilmediğimiz veya unuttuğumuz eski Yozgat hakkındaki güzel yazılarınız.Aynı yaşlarda olduğumuzu tahmin ederek yazılarınızla beni çocukluğumun güzel günlerine götürüyorsunuz. Gurbette olmak hele de çok uzaklarda yabancı diyarlarda toprak özlemi daha da farklı oluyor. Size yazmayı uzun zamandır istiyorum derken bu yazımda epey uzun oldu herhalde. Kendime verdiğim sözü ancak yerine getirebildim. Size sağlıklar esenlikler dilerken kaleminize de kuvvet diliyor saygılarımı sunuyorum.
Hasret Öztürk -- 02.06.2016 16:04
YOZGATCA, “ABDULLA’NIN BOSTAN”
Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun.

Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam (son derece düzenli) şu memleket hâkimsiz olur?
Mehmet ÇApanoğlu -- 01.06.2016 13:06
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00