BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
210
Dün
:
4633
Toplam
:
14477687
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KIZILANİK VEYA ÇAPANOĞLU MERHEMİ
Abdülkadir Bey,
Havaciva merhemini, anneannem Emine (Emiş)Hanım'ın annesi, Rakibe Hanım da yaparmış.Rakibe Hanım, Ümmühan Hanım'dan büyüktür. O dönemde rahatsızlığı olanlar Rakibe Hanım'a koşarlarmış.Demek ki bu merhem Yozgat'ta hanımlar arasında kuşaktan kuşağa geçmiş. Anneannem annesinden bu yolda hiç mi hiç el almamış. Çocukluğumda anneannem herhangi bir yerimiz ağrıdığında, ağrıyan yeri dua ederek sıvazlardı. Benim bacak ağrım da geçerdi!
Saygılarımla
M.Filiz Uulusoy -- 29.01.2016 12:34
KIZILANİK VEYA ÇAPANOĞLU MERHEMİ
AÇIKLAMANIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.ÇOCUKLUĞUMDA BİRAZ YARAMAZ OLDUĞUMDAN DEVAMLI KOLLARIM ÜSTÜNE DÜŞER BAZEN ŞİŞER BAZENDE ÇOK AĞRI YAPARDI.KASIMPAŞADA KIRIKÇI VE ÇIKIKÇI TABİR EDİLEN BİR BEY VARDI.HER GİTTİĞİMDE YİNE Mİ GELDİN DER YANLIŞ HATILAMIYORSAM BORDO RENGİ HAVA CİVA KREMİNİ BASTIRARAK VE CANIMI ACITARAK SÜRERDİ.NE HİKMET Kİ
2 GÜN VEYA 3 GÜN SONRA HERŞEY BİTERDİ
ARTO KAZANCIOĞLU -- 29.01.2016 11:06
Yılmaz Göksoy’dan kısa kısa
Makalenizdeki her bir hikaye,geçmişte dahi insanlarımızın, yaşam kalitelerini çok güzel açıklamıştır.Sevgileri,saygıları,öğretmenin çelişkisi,şaka ve espirilerini keyifle okudum.Herkesin okumasını tavsiye ederim.Bu kısa hikayelerden çok keyif alacakları kanaatindeyim.Sayın Hocam çok teşekkür eder yeni eserlerinizi bekleriz.
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 02.01.2016 19:53
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Hz Şems Mevlana hazretlerinden ayrılınca Şems in hasretiyle yanıp tutuştuğunu duyan düzenbaz sehtekarlar Hz mevlanaya gelerek; "Şemsden sana haber getirdik. Kendisi felanca şehirdeymiş" dediklerinde Mevlana hazretleri bu sahtekarlara torba torba altın, gümüş verirmiş. Hatta öyle çok dadanmışki bu sahtekarlar bu aşığa maşuğunun adını anan herkese dağıta dağıta sırtında bir urbası kalmış. Bir gün bir mürşidi yanına gelerek " Efendi hazretleri bunların yalan söylediğini bildiğiniz halde neden varınızı yok ediyorsunuz? diye sormuş. Mevlana; onların söyledikleri yalan karşılığında dünyalık varlığımı veriyorum. Doğru söyleseler canımı verirdim der.

Yine Hz mevlana; "Ben Peygamberin ayağının tozuyum" demiştir.

Bunca ilim ehli, deniz derya olmuş bir insan onun yüceliği karşısınde ayağının tozu kadar kendini engin görüyorsa Hz Muhammedin Yüceliğini biz anlamış sayılmayız.

Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsam yüzünü

diyerek dağ taş dolaşan Yunus Emreyi günümüze taşıyan, yansıtan Yunus emredeki aşk dır. Yunus yüzünü ayak tozuna sürünce bu toza mı tapmış oluyor?

Saygıdeğer Çapapanolu bu yazınızdaki fikilerinize ne yazıkki katılamıyorum.Atalarınızdan, ailenizden kalan her hangi bir eşya sizi atalarınıza bağlayan bir hatıra olduğu için canla başla korumaya çalışmıyormusunuz? Ki siz; hatıralara değer veren koruyan, gözeten hatta gerekirse tamir, tadilat yaptırıp layık olduğu yere iade aden insan olarak kutsal değerlerin değerini anlamamaış olmanız inanın beni şaşırttı.

Sakallı şerifler aslı olmasada,(büyük bir çoğunluğu aslıdır.)Efendimiz hatırına öper baş üstüne koyarız. Mevlana Hz leri gibi aslına denk gelirsek canımızı feda edriz. Sevgidir, saygıdır. dahası bu "aşk"dır.

Yaşar Nuri Öztürk hocanıza gelince.Bir televizyon kanalında "bilmem ne partisine oy verenlerin anasını avradını edeyim" diyerek( Bu kapalı yazılmış hali) açık sövmüş, Müjdat Gezen de benim halim yok benim yerimede sen yap derken, Uğur Dündar ın kahkahası salonu çınlatıyordu. Siz bunlara hoca demeyiniz. Bunlar siyasetin soytarıları. Allah bu adamdan aldığı ilimin hakkını ilmek ilmek soracaktır.İlim adamının siyaset yapması şirk olmuyor da kutsal emanetlere saygımı şirk oluyor? Hocaymış! ne hocası? Hocalığımı kalmış. Yetmiş milyonun gözüne bakarak sibikere kur yapan şaşkın.

Yeni yılın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Selamlar hürmetler.
Suzan -- 29.12.2015 21:03
NOEL Mİ, NARDUGAN MI ?
Selam can abi öncelikle nice sağlıklı yıllarda sizleri aramızda görmek dileğimle nice mutlu ve huzur dolu yıllar, Bu güzel yazınızı umarım okurlarda birazolsun beyinlerinde birşeyler kıpırdar ,vermiş olduğunuz emeğinize ve size saygılar.
Mahmut ERDEM -- 25.12.2015 13:00
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Abdülkadir Bey,
Bu konuya değinmeniz çok iyi oldu. Peygamberimiz hurafelerle uğraşılmasını istemezdi elbet. Bize ne oldu da bu hale geldik. Peygamberimiz başarılarını gerçekler üzerine kurmuştu. O gelmiş geçmiş peygamberlerin en başarılısıdır. Bugün genetik inceleme yapılsa o saç tellerinin başka başka kişilere ait olduğu bile bulunabilir.
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 20.12.2015 11:32
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Abdulkadir Bey
Yazilarinizi keyifle okuyorum
Tesekkurler Yeniyilda herkese sihhat ve ailenizle mutluluklar dileriz selamlar
ŞEVKET PİROĞLU -- 15.12.2015 09:22
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Yorumunuz
Tevafuken bu yaziyi internette gorunce benimde sayin yazar agabeyime katki olsun diye bir hatirami anlatmak istedim.8 yasindayim rahmetli adil hoca bir sayfa 32 farz i yazan matbu kagidi verdi bunu ezberle 50 lira verecegim dedi.Ertesi gun cuma namazina giderken dukkanimiza ugradi ben dedim ezberledim.inanmadi beni imtihan etti ve sordugu capraz sorular dahil hepsini bildim ve 50 lira cikartti verdi.1971 senesi kahveringi bir elli lira hic unutamam.Allah kendisinden razi olsun gani gani rahmet eylesin (Amin)
mustafa nail isbilen -- 15.12.2015 01:50
KUNURİ BOĞAZI
Abdülkadir Bey,
1950 sonbaharında ilkokula başlayacaktım.O günleri hatırlıyorum. Bizi Amerika'nın peşine takarak Kore Savaşı'na gönderenler, acaba mezarlarında rahat yatıyorlar mı? "Ne işin vardı kiremitlerde a sersem desene?" diyen şairin dediği gibi "Kore'de ne işimiz vardı?"
Ülkemizde insan hayatı hep ucuz oldu. Birilerinin keyfi için...
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 02.12.2015 12:41
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK başlıklı paylaşımınızı okudum.detaylıca izahi ifadelerle anlatımınızıda taktirle karşıladım.böylesi paylaşımların ülkemiz gerçeklerine ışık olabileceği kanaatimi belirtmeyi kendime bir borç bilirim..saygılarımla
mehmet akkoyunlu -- 20.11.2015 09:13
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00