BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
224
Dün
:
4633
Toplam
:
14862814
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KUNDURA TAMİRCİSİ
Ne dokunmatik telefonlarımız
Nede havuzlu villalarımız.
Olmasın;
Son model arabalarımız.
Sadece Parlasın;
Gökyüzünde yıldızlarımız.
Sonsuza dek,
Ezan sesiyle çınlasın semalarımız.
Rengarenk;
Çiçekler açsın ovalarımız
Gözyaşı tuzludur;
Sulanmasın bu suyla topraklarımız.
Baş verir,dal vermeyiz,
Yeter artık ağlamasın analarımız.
Ey ahmak!
Vefa baltasıyla kesmedikçe
Kurumaz bizim çınarımız.

Sayın Çapanoğlu, uzunca bir süreden sonra yazılarınızı okudum. Yine duygulandım. Hep geçmiş insanların iyi taraflarını gösteriyor, örnek teşkil ediyorsunuz. Bir insana sayfalarca kitap yazmaktansa yaşam tarzında yansıtmak çok daha etkili olduğunu açıkça belirtmişsiniz.Büyükler her zaman küçüklerin karşısında çok daha temkinli olmalı.hatalı davranmamalılar.Herkes çocuğuna iyi öğretmen arar. Fakat, asıl öğretmen ana- baba ve sosyal çevre olduğunu düşünüyorum.

Allah, herkesi sizler gibi iyi insanlarla tanıştırsın ki vefalı insanlarımız çoğalsın.Sizler vefa örneği gösterip o, ak sakallı yaşlıyı andığınız, örnek olarak aktardığınız için vefa borcunuzu ödüyor vefa örneği teşkil ediyorsunuz. Ne mutlu size ve sizin gibi vefalı insanlara.

Haddim olmadan, yazılarınızdan etkilenip yukarıdaki satırları yazı verdim. Cüretimi bağışlayınız. Dualarınızı Mehmetcikleriniz ve evlatlarımızdan esirgemeyiniz.

Selam ve hürmetler...

SUZAN -- 25.08.2015 23:04
KUNDURA TAMİRCİSİ
Bu yazı çok güzel olmuş Ağabey, o yılların yaşanmışlıklarını ve biriktirdiklerini aktarmaya devam etmeni isterim, aklına, belleğine ve ellerine sağlık
Yılmaz Biryıldırır -- 23.08.2015 12:28
Çapanoğlu deyimleri
Sayın üstadım Abdül Kadir bey O dönemin bütün öğretmenleri şimdiki öğretmenler gibi çok değerli eli öpülesi insanlardı. WC. de taharetlenmelerin dahi ılık suyla yapıldığını kastederek yazılmıştır. WC de aptest alınmayacağı birazcık İslami bilgileri olan herkes tarafından bilinmektedir. Anlatmak istenilen Çapanoğulları sülalesinin insana vermiş olduğu değeri, saygıyı, Görgü, edep ve terbiye kurallarının ne kader yüksek olduğu anlamında kullanılmıştır. Sürçü lisan etmişsek af fola. Osmanlıya o saltanatının sürdürülmesi için; Devlete, millete hizmet etmiş bir beylik daha var mı bizler geçmiş ejdatlarımızla, toprağımızla, insanımızla gurur duyarız. Selam ve saygılar 22.07.2015
Ali ŞAHİNGÖZ -- 22.07.2015 15:54
Çapanoğlu deyimleri
Sayın Ali Şahingöz. Yorumunuzda bahsettiğiniz öğretmen Rıfkı Akın böyle bir şey anlatmış ise önce onun öğretmenliğinden şüphe ederim. Sonra 1- Yozgat’a gelen yabancı seyyahlardan Süleyman Bey’in misafiri olan ünlü İngiliz Seyyah J.D.M.Kinneir “Anadolu’nun tek hâkimi ve en kuvvetlisi saf Türkmen olan Çapanoğullarıdır der. Bu ailenin üç göbektir Anadolu’nun tek hâkimi olduklarını, kanunlara saygılı, halkın sevdiği ve düşmanlarının saydığı bir sülale olduklarını, 50.000 kişilik bir orduyu altı hafta kadar besleyebilecek bir zenginliğe sahip olduklarını yazar. Yozgat’a Dayılı (Annebabam, Ceritzade Şükrü Efendinin köyü) ve Topaç köyünden Çapanoğullarının yaptırdıkları çok güzel bir yoldan girdiğini, Çapanoğlu Süleyman Bey’in sarayında dört gün kaldığını, büyük yakınlık gördüğünü, saray erkânının göz kamaştırdığını, hareminde çok güzel Çerkez hanımların bulunduklarını, sarayının, kırmızı kadifelerle süslü olduğunu, her öğünde mutfağında 300 kişilik yemek çıkan uzun koridorları ve çok odası olan bir saraydı” diye anlatır.

İngiliz Seyyah, saçakları altından, fes rengi kadife sedirli muhteşem bir odadaki makamında kabul ettiğini belirterek kar gibi beyaz sakallı, güzel bakışlı olan Süleyman bey’in kendisini yanına oturtarak nereden gelip nereye gittiğini, amacının ne olduğunu ve Napolyon Bonaparte ile ilgili sorular sorduğunu, kendisinin bir Bonaparte hayranı olduğunu yazar. Sarayda kaldığı sürece tüm ihtiyaçlarının karşılandığını, öğle ve akşam yemeklerini saray erkânı ile birlikte yediklerini, akşam yemeklerinin saat sekizde yendiğini, hizmetkârların ve saray erkânının çok terbiyeli ve nazik olduklarını, sarayda sessizliğin hâkim olduğunu belirtir. Kinner, sokaklarda dolaştığı bir sabah, modern bir silahla ava giden Çapanoğullarından çok genç birine rastladığını (Derviş Bey), Bu genç adamın çok yakışıklı, yaklaşık 16 yaşında muhteşem bir görünüşe sahip olduğunu, atının koşumunun altın ve fes rengi kadifeden olduğunu, bir bey mızrağı ve sağ yumruğu üzerinde bir şahin taşıdığını, yanında birçok kişinin olduğunu belirtir. Süleyman Bey’in akşamüzeri gösterişli arabasıyla gezintiye çıktığını, bu arabanın, oğlu Halep Paşası Mehmet Celalettin Paşa’ya ait olduğunu ve altı at tarafından çekildiğini yazar. Bu araba Osmanlı - Rus savaşında Ruslara esir düşen Mehmet Celalettin paşa’ya Rus Çar’ı I. Aleksandr tarafından hediye edilmiştir. Kinner, Yozgat’ın bu dönemde memleketin en güzel ve modern şehri olduğunu, evlerinin İstanbul evleri gibi süslü ve boyalı olduğunu, şehirde 16.800 Türkün yaşadığını, geri kalanların ise Ermeni, Rum ve Yahudi olduğunu belirtir.

1832 tarihinde Yozgat’a gelen C.Texier de şöyle anlatıyor. “Çapanoğullarının ceddi olan Ahmet Paşa, 18. Asrın ikinci yarısında burada Yozgat şehrini tesis etmiştir. Meşhur Çapanoğlu Süleyman Bey Küçük Asya’nın son derebeylerinden biri oldu. Hükmü Kayseri’ye ve şimalde (kuzeyde) Amasya’ya kadar sürdü. Din ve mezhep ayırımı yapmadığından şehrin nüfusu hemen 15.000 çıkmıştır. Sultan Mahmut’un derebeyliklere son verme kararından Çapanoğulları çok zarar görmüş. Varidatı 12 milyon Frank civarında imiş. Bu ailenin sükutiyle memlekette intizamsızlık tekrar başlamıştır. Çapanoğullarının yaptırdığı binalar, cami ve hamamlar iyi muhafaza edilmiştir. Son asır ortasında Süleyman Bey tarafından inşa ettirilen cami, İstanbul camiler tarzında yani “Türk – İtalyan” üslubu tarzında yapılmıştır. Yozgat’ın manzarası, damları kiremitle örtülmüş aynı Avrupa beldesi gibidir. Bahçelerden meyveler ve bilhassa pek âlâ kayısılar mebzulen yetişir. Nüfusu tahminen 15.000 kadardır. Üçte birinden biraz fazlası Hıristiyan’dır. Ermeniler Rumlardan daha çokçadır hep ahali pekiyi yaşarlar. Hıristiyan binaları ile Türklerin ki arasında fark yoktur. Gaye ve amaçlara ikisinde de birdir.
2- Helada abdest alınmaz. Böyle uydurmalar ile hem kendilerine hem Çapanoğullarına hem de Yozgat’a zarar verdiler. Yozgat gazetesinde yayınladığım Çapanoğlulları hadisesi 1 ve 2 yazılarım ile yine Çapanoğulları ve Yozgat hakkında yayınladığım diğer makalelerimi dikkatle okumanızı rica ederim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 21.07.2015 13:52
Çapanoğlu deyimleri
Saygıdeğer hemşerim bende Yozgat gazetesini internet üzerinden takipeden ve köşe yazarlarının yazılarını özümseyerek okuyan bir müdavimiyim. "Çapanoğulunun aptes suyu"deyimini bize 1953-1957senelindeki ilkokul yıllarında Gazipaşa İlkokulu(şimdiki seminer eğitimi yapılan bir dönem öğretmen okulu olarak kullanılan yer)da Rahmetle Andığım Rıfkı AKIN öğretmenimin anlatıklarına göre Çapanoğullarının hanesine ve Hanlarına yakın veya uzak çevreden misafir olarak gelip; (yazlı ve kışlı) her mevsim yatılı kalanlar o günlerde soba üzerinde devamlı bir ibrik bulunurmuş ve misafirler bu ibrikle ayak yoluna (WC)gider ve aptestlerini de bu ibrikte bulunan suyla alırlarmış; yani ibrikte devamlı ılık su bulunduğu için Çapanoğlunun aptest suyu deyimi nin buradan gelmekte olduğunu ve birde içilen çayın içme tavından biraz ılık olmasından dolayı bu deyim halk arasında kullanılmaktadır ve bizlerde böyle biliyoruz. affınıza sığınarak selam saygılar sunarım 20.07.2015
Ali ŞAHİNGÖZ -- 20.07.2015 22:43
Çapanoğlu deyimleri
Abdülkadir Bey,
Rahatsızlığım nedeniyle bir süre sizi izleyemedim. Son yazınızı okudum. Elinize sağlık.Ben bu arada güzel Yozgat adını Bozok'a çevirme anketine katıldım ki genellikle anketlere katılmam. Yozgat adının değiştirilmesi yine nereden çıktı? Bozok halkı 15. yüzyılda gelip Yozgat ve yöresindeki alanlara yerleştiler. Bu nedenle bu bölgeye Bozok denmiştir. Yozgat şehri, geniş Bozok alanının içinde kalan bir alandır. Çapanoğulları, 18. yüzyılın başında Yozgat'a yerleştiler ve burayı şehirleştirdiler. Teke aşiretinden olan Çapanoğulları, Bozok kavminden değildir. Yozgat'ı ve adını Yozgatlılara bıraksınlar.
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 18.07.2015 11:46
DR. İHSAN ÜNLÜER
SEVGİLİ VE KIYMETLİ DOSTUM GEÇEN HAFTAKİ DİLAÇARLA İLGİLİ YAZINIZA TEŞEKKÜR ETMEK BUGÜNE NASİPMİŞ.DR.İHSAN ÜNLÜERİN YAZILARINA ABONEYDIM.YILLARCA TAKİP ETTİM.ENTERESAN BİR OLAY ANLATAYIM 14 AYLIK KADIKÖY İKAMETİMDE YAZINIZDA BAHSETTİĞİNİZ GİBİ YOLUMU BİRAZ UZATIR AMA DR.İHSAN ÜNLÜER LEVHASINI MUHAKKAK OKURDUM.SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 07.07.2015 12:10
BİR YOZGATLI
BilgilendİK, Kadir Abicim teşekkür ederiz,sağolun.
NAHİLE BİRYILDIRIR. -- 01.07.2015 17:39
BİR YOZGATLI
Tobrağı bol mekanı cennet olsun.Bu vatan severlerin sayesinde ,ülkemizi iyi yerlere taşıdık.Selam olsun.Ağbey makalen için çok teşekkür ederiz.Ellerine yüreğine sağlık
YILMAZ BİRYILDIRIR -- 01.07.2015 17:36
ASKIDA KAHVE VE SADAKA TAŞLARI
Çok güzel bir adet.
Bir de "zembil" vardı. Doğrusu her halde "senbil" idi. Beylerbeyi'nde ben bu devri yaşadım. Babam içinde ne olduğu görülmesin diye, derdi. O zamanlar az zengin, çok orta gelir ve çok fakir vardı. Orta gelirlileri "yok ettiler". Şimdi çok çok zengin ve çok çok fakir var.
Rauf Aktolga -- 18.06.2015 17:17
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00