BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4633
Toplam
:
14106362
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Sayın Çapanoğlu yazınızı bugün ilk defa okudum dünyanın kaderini değiştiren bazı olaylar tesadüfi değildir, takdiri ilahidir yazıyı çok beğendim bundan sonra elimden geldiğince yazilarinizi okumaya devam edeceğim aslen yozgatlıyım bursa'da yaşıyorum bu" her işin altından çapanoğlu çıkar" uyduruk deyiminin ne kadar yanlış olduğunu be hatta saçma sapan sanat değeri olmayan dizilerde bile kötü iş ve olaylar da bu işin altında bir çapanoğlu var sözü oldukça yanlış ve saptırılmış Çapanoğlunu ve Yozgatliyı tanımayanların tarihten de bihaber olanların böyle bir ön yargısı olduğunu yazınız da bir kaç kere çıklayınız lütfen.saygılarımla...

gülşen akkaya -- 02.10.2014 10:17
ŞOFÖR SEYİT VE OĞLU NECDET TAŞAN
Sayın Çapanoğlu bahsettiğiniz kişiler benim dedelerim ,muavin ise sanırım babam Şükrü Taşan. Dedeler vefat etti;ama babam hala sağ.Bu yazı bize sürpriz oldu teşekkür ederiz.Dedem Necdet Taşan gerçekten de çok güçlüydü Ayvayı eliyle ikiye bölerdi düşüünün bizz de çok şaşırırdık Allah ikisine de gani gani rahmet eylesin
Arzu Taşan TİCAN -- 29.09.2014 12:29
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
Yorumunuz Her zaman küçük rastlantılara bağlı büyük sonuçların karşımıza çıkabildiğini gösteren olay. Kaleminize sağlık.
Şahin -- 28.09.2014 23:19
BU GÜN 12 EYLÜL
Net bir 12 eylül faşizminin tarifi,EMEK Gücünüze sağlık.
KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİZMİ,VE,KALINTILARI,Ey ÖZGÜRLÜK.
mahmut erdem -- 17.09.2014 20:55
FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR
Koltuk kavgalarıyla uğraşmaktan Milli değerlerimizin es geçildiği bu günlerde en önemli günlerimizi hatırlatan paylaşımınız bizi o günlere taşıdı.Kaleminiz her daim var olsun.

Ancak, buradan aynı teşekkürü Suzan Hanıma da iletmek istiyorum.Yazdığı yorumları takip ediyorum. Ne yalan söyleyim. Sizin yazılarınızı okumadan önce Suzan hanımın yorumu varmı diye bakıyorum. varsa ilk yorumu okuyor sonra makaleyi özümseyerek, anlayarak okumaya çalışıyorum.Yine yorumundaki bayrak betimlemesi ancak bu kadar anlatılırdı.Yorumlar asla makaleye gölge düşürecek nitelikte olmadığı için iyi bir okuyucunuz olduğundan çok şanslı olduğunuzu düşünüyorum.Aynı şekilde yazılarına yorum yazan bir okuyucuya teşekkür ve takdirle karşılık veren bir yazarın inceliği ve kibarlığı karşısında saygıyla eğiliyorum.

Saygı, sevgi,samimiyet ve muhabbet dolu sayfanıza tekrar uğramak dileğiyle...
Serkan Seray -- 01.09.2014 21:44
FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR
Yazılarımın değerli takipçisi Sayın Suzan Hanımefendi. Zaman ayırarak yazmak lütfûnda ve inceliğinde bulunduğunuz benim için çok değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.

Bir yazar için en büyük heyecanın okurlarından gelen yorumlar olduğunu bende yazmaya başladığımda anladım. Sevdiğim yazarların çok beğendiğim yazılarına zaman zaman bende yorumlar gönderirdim. Bunlardan sadece Sayın Can Ataklı Beyefendi gönderdiğim mail adresinden bana cevabi mail göndererek teşekkür eder, bir konuyu dikkatine arz etmiş isem ilgileneceğini yazardı. Yorumlar yazarı motive edip mutlu ederken bilinçli okuyucunun lehte ve aleyhte yaptığı yorumlar da elbette ufkunu açmasına büyük katkı sağlıyor.

İnanıyorum ki büyük bir heyecan ve aynı zamanda kırgınlıkla kaleme aldığınız Kurtuluş savaşı çağrışımınız için bakın cennetmekân rahmetli Turgut Özakman Beyefendi ne demişti; “Sevgili Gençler! İstiklal Savaşı, dünyada ki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yabancılara çiğnetmeyin.”

30 Ağustos en büyük bayramımızla ilgili duygularınızı paylaştığınız değerli yorumunuz için en kalbi şükranlarımı arz eder, sağlık ve esenlikler dilerim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.09.2014 12:03
FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR
Muhterem hocam;Özel bir günde köşe yazıları yazmak ayrıcalıktır.30 Ağustos gibi önemli, tarihi bir günü vurgulayan düşünürlerin, milli duyguları uyandırması ve bu duyguların hep diri kalmasını sağlamak, toplumun kalem mümesillerinin görevidir.Gazete yazarlarının her birinin sayfasını ziyaret ettim. Ne yazık ki, günün önemini arz eden yazılara rastlayamadım. Sizin sayfanıza göz atmadan önce, hayal kırıklığı yaşarmıyım diye de çok hayıflandım. Çok şükür,sayfanızı beklediğim gibi buldum. Ne zaman "Kurtuluş Yıllar"na ait bir yazı okusam bütün bedenim titrer. Şu an sizin paylaştığınız bu yazıyı okurken aynı ürperme heyecanını yaşadım.

Biz nasıl bir toplum oluyoruz? Milli duygularımız kayboluyor? Geçmişteki başarılar ne zorluklarla kazanıldı? Ne canlar feda edildi. Geride kalanlar ne çileler çekti. Neydik-ne olduk? Bu soruları artık kimse merak etmiyor mu ki? Edilmiyor... Edilseydi bir gazetede bir yazar değil, tüm yazarlar cevap yazmak için kalemini kuşanır meydana çıkardı. Bu günleri bizler yaşamadık. Yaşayanlar anlattılar, yazarlar yazdılar; bizlerde nasıl bir millet olduğumuzu ve asaletimizin asil tastikini cepheden cepheye koşan milletin bedeninden sızan kan ırmağına düşen "Ay-Yıldız" mührünün "Hak Tealâ" tarafından vurulduğunu öğrendik.Öğrendik ki, Dilekçedeki sözümüz can'dan, kağıdımız kan'dan, onay mührümüz yıldız ile ay'dan... Bu mührü sinemize kazdık. Ruhumuza "Milli şuuru ise anlatılanlardan yazdık. Ya bizden sonrakiler bu milli şuurun, vatan millet sevgisinin,bu toprakların; Evliyaların basmaya haya ettiği,kuşların üzerinde uçmaya utandığı kadar kutsal olduğunu hangi gün öğrenecekler? Yada öğretecek olanlar bu değerleri hangi ara anlatacaklar? Eski bayram coşkusu bir milletin sesiydi. Varlığının ispatıydı.Milli duyguların uyanışıydı. Düşmanlarına psikolojik baskıydı. Şimdi ne oldu? Bu ses yok. Bu ninni neyin nesi. Kimden, neden korkuyoruz ki uyumaya uyutulmaya çalışıyoruz? Ey Millet uyan. Tarih tekerrürden ibarettir.Geçmişte yaşadıklarını bilmeyen, gelecekte ne yaşayacağını bilemez."TÜRK'ÜM, DOĞRUYUM". demekten asla ve asla korkmuyorum! Korkmadığım için de uyumuyorum!

Değerli hocam, günün önemini hatırlattığınız, bu yaşanmış anıları paylaştığınız için teşekkür ediyor hürmetler sunuyorum.

SUZAN -- 31.08.2014 19:17
BABAM, FAHRETTİN ÖNCÜL VE KURT İMAM
Sayın Çapanoğlu, Yine kıymetli kaleminiz vasıtasıyla Yozgat'ın yetiştirdiği değerlerden ikisiyle tanıştırıldık. Babanız yazıyla anltılamayacak kadar asil bir insanmış. Hüzni baba derseniz kaleminden dökülenler zaten kendini anlatıyor. Eski insanların ruhu engin denizler gibi derin olduğu kadar tabiatın dilinden yansıyan,edebin eserini aksettiren bir mana, bir asalet yüklüymüş.Bunu resimdeki Bey babamızın bakışlarında ve şairin dizelerinde hissetmemek mümkün değil. Ne graipdir ki zaman ilerledikçe nesil değişiyor, değiştikçe de, sanattan sabır kaldırılıyor. Neticede herşey tırıvırılaşıyor.Eski şarkılar insanın ruhunu okşarken, yeni şarkılar beden ritminden ileri geçmiyor.Giysiler bedene yapıştırıldıkça edepsizlik asaleti mahvediyor. Yada bize mi öyle geliyor? :)

Sağlık, Sıhhat ve huzur dolu bir ömür dileği ile hürmetler.
SUZAN -- 26.08.2014 21:43
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
Vefa nın yalnizca bir semt olmadiginı, yazinizin her satirında anladım. Usta kaleminizin yanında ne kadar dostvari olduğunuzu da...
Arto kardeşim gibi bende yazınızı buğulu gözlerle okudum.
Kalemine sağlık ustadım...
Raşit Kabataş -- 22.08.2014 22:12
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
MUHTEŞEMSİNİZ GÖZLERİM YAŞLARLA OKUDUM BENDE ATAKÖYDEKİ CENAZESİNE GİTMİŞTİM.ZANNEDERSEM ZUHURATBABAYA YAKINDI. SONSUZ TEŞEKKÜR EDERİM.YANLIŞ HATIRLAMIYORSAM HALİL BEY YILLARCA TEK'İN YÜKSEK GERİLİM BÖLÜMÜNDE DE ÇALIMIŞTI. ALLAHIN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN.
SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 15.08.2014 12:38
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00