BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
285
Dün
:
4633
Toplam
:
14478325
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
KÖMÜRCÜ İLE EFENDİ
Abdülkadir Bey,
Böyle güzel bir hikayeyi bizimle paylaştığı için Mehmet Kaan Danıska'ya teşekkür ediyorum ve dedesini kutluyorum. Kitap okumak insanın kişiliğini geliştirir ve şekillendirir. Ben doğruyu yanlıştan ayırmayı, önce anneannemden sonra kitaplardan öğrendim diyebilirim.Eskiden bazı arkadaşlarımın velileri, derslerine engel olur diye çocuklarının roman okumalarına izin vermezlerdi! Bu bağlamda, üniversite çağında kitap okumaya başlamak çok geç kalmış olmak demektir. Okullarımızda kitap okuma saatleri olmalı ama bunun adına ders denilmemeli. Ayrıca, her semtte çocuk kütüphaneleri olmalı diye hayal ediyorum.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 09.02.2014 11:01
KÖMÜRCÜ İLE EFENDİ
selam hocam güzel alınması gerekli bir ders vermişsiniz günümüz dünyasına uygun. salıcakla kalın
mahmut erdem -- 05.02.2014 10:00
İKİ MEKTUP (YORUMSUZ)
Çok güzel dosttum. Aydının görevi yaşadığı ortamı aydınlatmaktır. Siz de bu görevi yerine getiriyorsunuz. Anadolu basını gerçeklerin aynasıdır. Bir uyanırsa Anadolu karanlıklar sinecek yer arar. Eline kalemine sağlık.
Adınız ve Soyadınız -- 21.01.2014 10:47
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
Abdülkadir bey
Yazdıklarınız bir kitap oluşturacak kadar olmuştur, diyorum.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 17.01.2014 11:40
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu yazınızı bir roman özeti gibi okudum. Çapanoğlu sülalesinin yalnız Bozokda değil tüm Anadolu topraklarında ne kadar etkili olduğunu geçmiş yazılarınızdan takip ediyordum 1920 ve sonrasında yaşadıkları ile de tarih sahnesinde daha farklı bir iz bıraktıklarına inanıyorum. Şunu anlıyorum, Çerkez Ethemin Yozgatı soyması ve haklı ve haksız yaptığı katliamlarla iş bitmemiş. Yağma ve talan edilen hatta idam edilen Yozgat halkı ile Çapanoğlu sülalesinin fertleri yıllarca bu zulmün sıkıntısını çekmişler. Sizlerin sayesinde doğruları ve yanlışları öğreniyoruz. Ellerinize ve emeğinize sağlık.
Şinasi Barutçu -- 13.01.2014 12:42
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
((( Kıymetli Abdülkadir Hocam; son yazınızı büyük bir merakla okudum. Hatta ikinci kez okuyarak atladığım satırlar var mı diye kontrol ettim. Yazılmayan gerçekler, Tarih sayfalarında soru işareti bırakmaktadır. Yazınızda zihnimdeki bir soruya cevap vermişsiniz." Mustafa Kemal Paşa'nın mektubu" Böyle bir mektubun olduğunu kuvvetle tahmin ettiğim halde, güvenli bir kaynaktan varlığını işitmemiştim. Cevabınız için hem size hem de Yozgat'ımızın canlı tarihi ve gayrıresmi arşivi sayılan Yılmaz Göksoy Hocama şükranlarımı arzederim.)))
Osman Karaca -- 12.01.2014 14:37
YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY
Abdulkadir Bey, tümü yazılarınız gibi bunu da büyük bir keyifle okudum. Yozgat'ın tarihi ve kültürü üstüne yazdığınız yazılar benim için çok değerli. Özellikle Yozgat'ın tarihi ile iç içe anılan Çapanoğulları tarihi ile iligili yazdıklarınız birer vesika kıymetinde. Çapanoğlu Yusuf Ziya Beyle iligili yazınız da böyle değerlendirilmeli mutlaka. Çapanoğullarının hayat hikayesini, varolma yok olma mücadelelrini incelerken Yusuf Ziya Beyin hayat hikayesi her zaman dikkatimi çekmiştir. Pek çok Çapanoğlu gibi onu da her zaman bir roman kahramanı olarak hayal etmişimdir. İstanbul Yozgat, Halep, Beyrut gibi önemli mekanlarda geçen macera dolu bir hayat mutlaka yazılmalıdır. Hatta Çapanoğullarının belgeseli çekilmeli ve Yusuf Ziya Beyin hayatına önemli bir bölüm ayrılmalıdır bence. Daha söylenecek, yazılacak çok şey var.
Sizin şahsınızda tüm çapanoğullarını ve sevgili Yılmaz Göksoy ağabeyi saygıyla selamlıyorum.
Siyami Yozgat
siyami yozgat -- 08.01.2014 22:01
BİR VALİ
İsmet Paşa'nın meşhur valisi de bir diğer validir.. Nevzat Tandoğan.. Köylüleri Ulus'tan aşağı salmayan sayın vali.. Kominizmi gerekirse biz getiririz deyip terör estiren vatandaşımız... vs. vs..
Gani Hasbekli -- 19.12.2013 05:42
Türkiye Millet Meclisi gizli celse zabıtları : 22/23 Nisan 1924
Yorumunuz Sn. Çapanoğlu'na önce teşekkür ediyorum. Yozgat'tan adam gibi adamların ve asalet timsali beyfendilerin de çıkmış olduğunu ve çıkmaya da devam ettiğini gayet güzel ilmi deliller de sunarak ortaya koymuş bulunuyorlar.. Mevlevi ruhaniyetten tevarüs edilmiş, çelebiliği de bir Türk-Osmanlı alameti farikası ve fevkaleda takdire şayandır... Ricamız şudur ki, lüften hatıratınızı ve yazılarınızı derhal kitaplaştırınız ki, kalıcı ve tarihe kaybolmadan da intikal edebilsinler.. Türkiye de korkunç bir kültür erezyonu var.. Yeni nesil keşke sizler gibi değerli insanları hergün dinlese ve ibret alsalar, kendilerini de ilim-irfan olarak geliştirseler.. (...) Öğrendik ki, Usat romanı da demek ki sizlerin değerli katkıları ile ortaya çıkmıştır.. Yozgat'ın geçmişinde iftihar sayfaları da var olduğunu kamuoyu önüne sermeniz de gerçekten çok önemli değerli bir katkıdır.. Dileriz ki sizlerin de bu kıymetli gayretlerinizle, Yozgat asli hüviyetini de yeniden döndürülür.. Cenabı mevladan size sağlık ve uzun ömür ihsan etmesi dileğiyle.. Sıratı müstakim ve selametle kalınız efendim...
Muharrem Keçikıranlı -- 19.12.2013 02:28
BENİM ÖĞRETMENİM
İyi egitim ve öğretim iyi öğretmenlerin elinde olur ki geçmişteki öğretmenler ya bir müzik aleti çalar, ya edebi eserler yazmaya çalışır yada resim tiyatro gibi hobiler le kendilerini geliştirmiş değerli insanlarda şimdi (kimseyi kınamıyorum ama)geçim derdi ile uğrasmak zorundalar ve kendilerine yeteri kadar zaman ayıramıyorlar.Buda çocuklarımıza eğitim öğretim de eksiklik olarak yansıyor.
Birde öğretmene verilen bir saygı vardı(şimdi yok maalesef) bizde karşı kaldırımda öğretmenlerimizi görsek kılık kıyafetimizi önce düzeltir sonra hazır olda selam verirdik.
Tesekkürler ve ellerinize saglık ,zevkle takıp ediyoruz sizleri
Kadir Ahmet Danıska -- 09.12.2013 11:37
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00