BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
203
Dün
:
4633
Toplam
:
14862814
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SUYU ARAYAN ADAM
Değerli hocam iyiki bugüne kadar bu kitabı okumamışsınız. Sözde Tarih adına kitaplar yazan Şevket Süreyya Aydemir Zamanın en büyük dalkavuklarından değilmidir. yazdığı "Tek Adam" adlı eserin ardından "İkinci Adam" adıyla yazdığı eser tüm kişiliğini ortaya koymaktadır. Allahını, Dinini, Peygmberini bilmeyen belki bir kaç kişi çıkmıştır ancak şu unutulmamalıdır ki Anadolu Medreselerinde okuyan yiğitler hepsi cephededir. bence tarihe ışık tuttuğunu zannederek kaleme aldığı bu satırlar kendi öz kişiliğini yansıtmaktadır. Malesef bizler Tarihimizi böyle şahsiyetlerin kaleme aldığı sözde tarih kitaplarından öğrendik. "O dönemde Türk adı sık kullanılmamakta, daha çok Osmanlı olarak kimlik beyanı yapılmaktadır. Bu tür tarihçilerin kitaplarından alıntı yapmak dipsiz kuyudan su içmek gibidir. Ya karın ağrıtır ya baş.
Adınız ve Soyadınız -- 01.11.2013 17:36
VE… ESKİŞEHİR
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

3 yıl önce Eskişehir’de bir arkadaşımı 2 günlüğüne ziyarete gitmiştim. Kendimi, yarı ömrümü yaşadığım İsviçre'nin Zürich şehrinde zannettim. Zira Tramvaylar aynen Zürich’teki tramvaylar, hatta renkleri bile aynı. Porsuk çayında karşıdan karşıya geçişi sağlayan o güzelim köprüler, geniş ve yeşil parklarla Zürich’teyim sanki diye hayal ettim.

Belediye Başkanı Prof. Büyükerşen çok değerli bir şahsiyet. Keşke her şehrimiz Eskişehir'i biraz örnek alsa.

Değerli Kuzenim, bu güzel yazınla okurlarına Eskişehir’i tanıttığın için ben de teşekkür ederim.

Yazılarını merakla takip ediyorum, kalemine sağlık..

Selamlar

M. Celalettin Çapanoğlu
M. Celalettin Çapanoğlu -- 01.11.2013 14:06
SUYU ARAYAN ADAM
Sayın Çapanoğlu; Atatürk'ün vatana Millete yaptıkları ve çöken bir milleti ayağa kaldırmak için sarfettiği çabalar asla inkar edilemez.Dünya üzerindeki sayılı liderler arasında. Bu milletin içinde bazıları Atatürk'ü gerçekten anlamış olsaydı geldiğimiz bu noktaya daha önce gelmiş olurduk diye düşünüyorum.Geri kalmış ülkeler arasından elli yıl önce sıyrılıp çıkmamız gerekirdi.Fakat Osmanlı Türk ordusu veya 100 yıl önceki ordu hakkında yazdıklarınıza katılmıyorum.Anadolu insanı okuma yazması yoktu ama hangi dine mensup olduğunu , halifesini, peygamberini ayıracak kadar bilinçli insanlardı. Atatürk ile omuz omuza çarpışan, hatta Atatürk'ün yanındayken cepheye düşen havan topunun sesinden sadece kulaklarını kaybeden "Sağır dede" lakabıyla anılmaktan adı unutulan bir büyüğümüzden savaş hatıralarını çok dinlemişizdir.Orduda çoğu asker Kuran okumasını bilirdi, Namazlarını nöbetleşe korumalık yaparak savaş anında bile kılarlardı. Atatürk, kuran okumadan taaruza başlamazdı derdi..Ulu önder Atatürk, Türk köylüsünü "Milletin efendisi" yapacak kadar kültürlü olduğunu beyan etmiş ama bizler gelmişi yüceltmek için geçmişi kötülemeyi tercih ediyoruz.Oysaki geleceği getirenler geçmişteki saf, temiz,inançlı, imanlı, saygılı, milletine bağlı bu vatanın evlatlarıydı. Onlar öyle olmasa bu kurtuluş zaten olamazdı.Sizin bahsettiğiniz din kültüründen bihaber olan nice okumuş üniversiteliler var ki milliği değerleri ve manevi değerleri bir birinden ayıramıyor. Elhamdülillah demek bi tarafa "müslüman" olmak "Türk" olmak demek değilmidir? diye soruyor.Bu günün eğitim sistemindede insanlara çok bişey kazandırılmıyor.Sorduğunuz soruların cevabını bu gün rektörlere yöneltseniz çoğu branşım değil diyecektir. Saygılar fendim.
Sayha -- 29.10.2013 22:12
SUYU ARAYAN ADAM
Yüce Atatürk ve arkadasları 100 yıl önce bu toplumu bir araya getirip bir millet yaratmayı başarmışlar.100 yıl sonra ise toplu iletişim araçları bu kadar yaygın ve okur-yazarlık artmış olsada toplumumuzun cahil kalması ve cahil bırakılmak istenmesi ise dikkat çekici
Yine dikkat çekilip düşündüren bir yazı kaleminize ve elinize sağlık ,ayrıca okuyup aydınlatıyorsunuz,gezip te aydındınlatıyorsunuz Eskişehir yazınız da çok güzel tesekkürler,saygılarımla
Kadir Ahmet Danıska -- 28.10.2013 12:22
VE… ESKİŞEHİR
Eskişehir'i tam anlamıyla anlatan yazınızı zevkle okudum.İçtenliğiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Eskişehir Türkiye'mizde onur duyulacak;adeta Avrupa şehri havasında görülmeye değer,yaşanası bir şehir.Bunu sağlayan tabiiki Belediyecilik çalışmaları,bu çalışmaları destekleyen koruyan bilinçli yüksek kültürlü Eskişehir halkı.Örnek alınacak nitelikte takdire şayan kent yaratmalarından ötürü Sayın Yılmaz BÜYÜKERŞEN ve Eskişehir halkına Türkiyemiz adına teşekkürler..
özkan Güneyoğlu -- 25.10.2013 13:51
VE… ESKİŞEHİR
Yozgatlı yazarlar kendi memleketlerinde anlatacak birşey bulamayınca, anlaşılan anlatacak memleket arıyorlar. Dileriz Yozgat belediye başkanı bu yazıyı okur ve ufkunu genişletir. Ne diyelim,elbette Yozgatlılarda bu kültürel zenginliklere layık.
sema -- 22.10.2013 22:15
VE… ESKİŞEHİR
Degerli akrabam,
yazilarinizi hep takip ediyorum kanayan yarama parmak bastiniz,Eskisehirde okuma yazma oraninin %99 oldugunu söylüyorsunuz,Yozgat icin bunu söyleyebilirmisiniz???Yozgat´IN KACTA KACI OKUMA YAZMA BILIYOR?Buna bakmak lazim.HER YOL EGITIMDEN GECIYOR...
Ihsaniye Capanoglu Yildirim -- 22.10.2013 11:44
VE… ESKİŞEHİR
Sayin Capanoglu,bizde ancak gecen yil Eskisehir'i gezebilme sansina sahip olduk.Anlattiklariniz sizin gibi dili becerili bir yazarin detaylayabilecegi kadar dogru.Gercek olduguna zaman zaman inanamiyorsunuz.Istenirse en guzeli gerceklesebiliyor.Bizlerde daha iyisi Yozgat'imiza insallah diyelim.
Saygilar.
Sibel Oktay -- 22.10.2013 11:15
KAYBOLAN ÇİVİLER
Sayın A.Kadir Çapanoğlu
Yine güzel bir hikaye. Çocuklukta oluyor böyle yaramazlıklar.Yeterki bir zararı olmasın. Öğretmenlik dönemimizde de ne tatlı yaramaz öğrencilerimiz oldu. Tespitim şudur ki bu yaramaz öğrencilerimin hemen hepide hayatta başarılı oldular. Saygılarımla.
Em. Öğr.Zehra Öztürk -- 05.10.2013 10:45
KAYBOLAN ÇİVİLER
Abdülkadir Bey,
Bir an için, sanki Ömer Seyfettin'in "Kaşağısını" okuyorum sandım. Neyse sonuç güzel bitmiş. Bu yüzden sevindim. Abdülkadir Bey şimdiye kadar okuduğum en güzel yazılarınızdan birisiydi, devamını beklerim. Selamlar ve saygılar.
Abdurrahman Yıldırım -- 03.10.2013 10:11
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00