BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
168
Dün
:
4633
Toplam
:
14106358
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BÜYÜK SEL
Çok duygulu ve acıklı bir öykü Abdülkadir bey..Bir solukta okudum..Ellerinize sağlık..Syg.
serap -- 22.09.2013 00:02
BÜYÜK SEL

ÇOK DEĞERLİ AG.ÇAPANOĞLU;
ÇOK SEVDİĞİM BİR YOZGAT TÜRKÜSÜNÜN ÇOK AMA ÇOK ACIKLI ÖYKÜSÜNÜ ZATINIZIN YAZISIYLA ÖĞRENMİŞ OLDUM. ÇOK TEŞEKKÜR EERİM.
YOZGAT'IMIZIN COĞRAFİ YAPISI GEREĞİ BU YAĞMUR SULARI SORUN OLMAYA YILLARCA DEVAM ETMİŞTİR.
DERE YATAKLARINDA HALEN BİR ÇOK YAPILAŞMA MEVCUTTUR.
ALLAH GEÇMİŞTEKİ ELİM DOĞA OLAYINI KİMSELERE YAŞATMASIN. YETKİLİLERDE GEÇMİŞTEN DERS ÇIKARSINLAR DERİM.SELAMLAR SEVGİLER, SAYGILAR. V. KARACA/MUĞLA

VEYSEL KARACA -- 18.09.2013 11:19
BÜYÜK SEL
Yazılarını hayranlıkla okuyorum. Karanlığa yaktığın mumlar için teşekkürler.
Etem Oruç -- 16.09.2013 21:04
YILMAZ GÖKSOY, ALİ EMİRİ EFENDİ VE DİVAN-ÜL LÜGAT-İT TÜRK
10 lira fiyat takdir eden Encümen'e ne demeli? Nereden nereye çok değerli bir bilgi. Teşekkürler.
Rauf Aktolga -- 10.09.2013 09:53
KUTSAL İSYANIN KAĞNILARI VE YOZGATLI NARSA NECİP HANIM
YorumunuzSevgili A.Kadir CAPANOGLU Bey,

Kösenizde islemis oldugunuz aydinlatici ve ibret dolu yaziyi yazan ellerinizden öpmek isterim.Okuyan ve okumasi gereken Her TÜRK evladi, üzerinde özgürce yasadigi bu topraklarin nasil ve hangi büyük acilarla var oldugunu bilmesi gerekir.

Bu gün, böyle büyük acilarla var olmus bu ülkeyi yöneten AKP' lilerin, bu Partiye oy vermis ve verecek olan insanlarin bunu bilmeleri ve düsünerek yorum yapmalari cok cok faydali olur.

Böyle anlamli ve ibret verici tarihi konulari devamli yazma dilegi ile. Saygilarimla.
latif Gürler -- 07.09.2013 11:26
KEL BESLEME
selam hocam şu günlerde yazınız bir ilaç tedavisigibi geliyor insana okudukca düşünmek gerekli diye soruyorum kendime şimdilerde neden bu insanlarımız bu halde olamıyorlar diye düşünmeden edemiyor insansağlıcakla kalınız kalem ve beyin üretiminize kuvvet.
mahmut erdem -- 28.08.2013 16:10
KEL BESLEME
Öncelikle Sılamın Altın kalpli,inci mercan kalemli, yüce gönüllü; Sayın Çapanoğlu'na Selam eder, sonsuz hürmetlerimi bildirerek teşekkürlerimi arz ederim.

Sayın Hocam, son yazınızı okuduktan sonra, her gün sayfanıza uğrayıp "kâleminizde çağlayan pınarlardan Güneydoğu(Suriye,Mısır)nun ateşinde yanıp kavrulan ruhumu serinletmek için (bana göre) abuhayat damlaları ararken yeni bir yazınızla karşılaştım.Beynimde kurguladığım günün işlerini geri plana bırakarak yeni yazınızı bir nefeste okudum. Yine geçmişe bir yolculuk yaptım ve hayalimde sılamın anıları canlandı.Sizin yaşadıklarınızı bire bir yaşamadım fakat,çocukluğumda halâ bu insanlar yaşıyor oldukları için bu tür anıları kendilerinden "hayat yorumları" olarak dinlediğim olmuştur.Şu an İzmir de yaşıyorum. Bende sizler gibi çocukluğumun geçtiği yerleri, mekanları özlüyorum.zaman zaman memleketimi ziyaret ediyorum fakat; Derenin bitişiğindeki şehrin özü,simgesi Çağanoğulları'ndan geriye kalan ne bahçeli ev... Ne de gizli-saklı kaçamak yaparak su ve çamurlar içinde oynadığımız, şehri ikiye bölen o dereden eser var.Hatta geçmişten birşeyler anımsatan insanlar bile kalmamış.Bu nedenledir ki sizin yazılarınızda sılamın özlemlerini gideriyorum.

Yazınızı okuyup, yine ruhumun doyuma ulaştığını hissetmeye başlamıştım ki son satırda, bu yazı bana ithafan yazdığınızı belitmişsiniz.İşte tam burayı okuduğumda geçmiş yolculuğundan öyle bir dönüş yaptım ki sevincimden attığım çığlığı tüm mahalleli duymuştur.Yaşamım boyunca aldığım en değerli, en kutsal, en paha biçilmez, en muhteşem hediyeyi bana lâyık gördüğünüz için size sonsuz teşekkür eder hürmetlerimi sunarım.Sizin gibi bir üstatdan böyle bir armağan almak beni çok onurlandırdı. Rabbim de sizi her iki cihanda onurlandırsın İnşallah.Beyninizi kemiren "Bazılarınızı bazılarınızdan üstün yarattık" Ayeti cevabını vermiş oldu.Allah siz yazarlara; nurlu gönüller, altın uçlu kalemler "İhsan" eylemiş ki, bizlerin ruhunu doyura, yolunu aytınlatasınız diye.Kimine mal vermiş, yoksulu, yetimi gözetsin diye.Kimini yetim bırakmış, sabrıyla sabaha erişsini bile.Sabaha erenleri erdirenlere ne mutlu.Günümüzde analı babalı çocuklar ne durumlara düşüyor (madde bağımlısı,haydut, hırsız,...bazıları "sokak çocukları" adını verdiğimiz hallerdeler)Tüm bunların sorumlusu toplumdaki insanlarımızın sorumsuzluğu, duyarsızlığı değilmidir? Geçmişte kalan değerlerimiz,sorumluluk duygumuz günümüze taşınamadı.Altmışlı nesiller iyi bir köprü vazifesi olarak doksanlara değerlerimizi ne yazık ki ulaştıramadığımızdandır.Tek ümidim odur ki, halâ var olan sizlerin, kör gezen kuşaklara göz olmanız, karanlık dünyalarını aydınlatmanızdır.Okuduğumuz bu yazınızda öyle çok incelik, ve öylesine kişilik gelişimi işlenmiş ki;görene, alana, alıp uygulayana ne mutlu.

Konup göçtüğümüz bu dünyada asıl maksat, hoş bir seda bırakmaktır. Bırakamıyorsakda bırakacak olanı desteklemek insani bir vazifedir diye düşünüyorum.

Beni bu kadar onurlandırdığınız için tekrar teşekkür eder saygılar ve hürmetler sunarım.Dilerim ki,eserleriniz ebedi yaşasın ve yaşatılsın. Geriden gelenlerin ruhunu doyurup,yolunu aydınlatsın

Allah'a emanet olunuz.
SUZAN -- 27.08.2013 17:15
YOZGAT ÇAPANOĞLU CAMİİ VAİZ KÜRSÜSÜ
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Dedelerimiz Hacı Mustafa Bey ve Süleyman Bey tarafından inşa ettirilen Yozgat’taki Çapanoğlu Camimizdeki Vaiz Kürsüsü hakkındaki aydınlatıcı yazın beni çok memnun ve mütehassıs etti. Yazılarını ve değerli kalemini tebrik ederim.

Ayrıca değerli akrabamız Prof. Dr. Hakkı Acun Hocamızın değeri bilinmediği için önce yeşil'e boyanıp sonra da bir köşeye atılmış olan tarihi vaiz kürsüsünü fark ederek orijinaline uygun olarak restorasyonunu sağlamasına da en içten teşekkürlerimi sunarım.

Selamlar

M. Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 26.08.2013 15:03
BİR KORKU, BİR DEDİKODU
Sayın Çapanoğlu,Yine harika bir hikaye okumuş olduk.Yaşadığımız yerlerin geçmişteki halleri nasıldı, niceydi? Bilemiyoruz.Ne yazık ki, bedenin ömrü dolmuş oluyor fakat, insanoğlu ruhu da modernleşmek adına öldürmeyi beceriyor. Keşke geçmişten birşeyler günümüze bırakılmış olsaydı, geçmişin ruhu geleceğe yansımış olurdu.Kaleminizle mekanlar ruh kazanıyor, geçmişten geleceğe altın uçlu kaleminizle altın taşlar örerek kaybolan köprüleri kurmaya çalıştığınızı düşünüyorum. Ömrü olan geleceğin yolcusudur.Asıl geçmişe yolculuk yaptırabilecek, geçmişe taşıyabilecek,geçmişten geleceğe bişeyler aktarabilecek ehil bir kaptanın yolcusu olmak tercihimdir.

Bu yüzden yazılarınızın mübtelasıyım.

Saygılar Hürmetler...
SUZAN -- 22.08.2013 00:02
ATÇALI KEL VE YAĞDERELİ SİNANOĞLU EFE
"Ankara, 11 Haziran 1920 Aydın ve Havalisi Kuvayi Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe kardeşime:

Kahraman efelerinizi size gönderiyorum. Aydın'ın bu doğru özlü ve fedakar evlatları, Bolu ve Düzce havalisinde memleketimizi gavurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakarca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin. Kendilerine ve umum kumandanları olan zat-i alinize Büyük Millet Meclisi'nin kalbi ve samimi teşekküratini takdim eder, gözlerinizden öperim. Kardeşim efendim..."

İmza: Büyük Millet Meclisi Reisi

Mustafa Kemal Atatürk
Em. Öğr. Zehra Öztürk -- 29.07.2013 11:49
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00