BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
216
Dün
:
4633
Toplam
:
14862814
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucular, Yozgat’ımızın tarihi ile ilgili yaptığım araştırmaları değişik makalelerimde sizinle paylaşırken şu akrabalığın farkına vardım. Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon, onun torunu Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar. Nereden nereye?

Bu üç değerli Ermeni yurttaşımızı bu yazımda kısaca sizlere tanıtacağım.

Nağaş Simon usta: . Babası Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan kişi Çapanoğlu Ahmet Paşadır. Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine bir saray yaptırıyor. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar ve ustalar getiriliyor. Bunların arasında büyük usta Nağaş Simon’un ayrı bir yeri var. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar. 1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı Çapanoğlu Büyük Camiinin ki, bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri de Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmış.

Mustafa Paşa, Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu. Nağaş Simon, Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”)

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de varmış.

Ohan Çorbacı Aslanyan Efendi (1784-1874): Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişidir, kâhyasıdır. Büyük usta Nağaş Simon’un torunudur. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey, Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. Süleyman Bey’in zamanında Çapanoğlu beyleri ile ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar. Ohan Arslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi. Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi. Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı (Aslanyan) zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan Ohan Çorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Dikkat buyurun, bir Müslüman mabedinin aydınlatma giderini bir Hristiyan vatandaş yükleniyor. Ohan Çorbacı, Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi.

65 yaşında, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı. Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendine uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine taktıkları gümüş haçlardan yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında, Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Ermeniler, durumu iyi olan, kapısında işçi çalıştıran ve açları doyuranlara “çorbacı” derler, insanlara çorba içiren anlamında. Arslanyan da, çorbacı konumuna ulaşmıştı. En önemlisi de Osmanlının en büyük ayanı Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Çapanoğulları adına Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler, Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti. Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı. Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus çok artmıştı.

Agop Dilaçar Martayan: Dilaçar, büyük usta Nağaş Simon ustanın torunu Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. Yani, torunun, torunun, torunu. Ohan Efendi(Aslanyan), Agop Dilaçar’ın da anne tarafından büyük dedesi oluyor. Agop Martayan İstanbul 22 Mayıs 1895 tarihinde İstanbul Büyükdere’de doğar (22 Mayıs 1895 – 12 Eylül 1979). Türk dili üzerine uzmanlaşmış Türkiye Ermeni’si dilbilimcidir.

İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, Amerikalı misyonerlerin açtığı bir okulda tamamlar. 1915’de Robert Koleji bitirir. Lisanlara karşı meyli vardır, Ermenice ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarcadan da anlar. Birinci Cihan Harbinde Mülazim-i Evvel (yedek zabit) olarak askere alınır. Kafkas cephesine yollanırsa da komutanları o hassas coğrafyada vazife yapmasını mahzurlu bulurlar. Suriye’ye kaydırılır. Burada M. Kemal ile tanışır ve önü açılır.

Birinci Cihan Harbi... Suriye Cephesi... Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Esirlerle temas affedilmez bir suçtur. Sadece bizde değil bütün dünyada... Onu ihanet-i vataniye suçu ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir. Kendi kendine “ben bittim demek ki buraya kadarmış” der

Olan olmuştur artık, ifade verirken alttan almaz. Barbarlık der, eziyet der, medeniyetsizlik der ki bunlar da ayrıca suçtur. Komutan pek kulak vermez, gözü koltuğu altındaki kâğıtlardadır. Ellerini çözdürür, tabancasını iade eder, çay ısmarlar. Agop’un Lâtin harfleri ile tuttuğu müsveddeleri inceler, sorular sorar. “Yine gel konuşalım” der ve asteğmeni rahatlatıp uğurlar.

Agop şaşkındır. Onun Mustafa Kemal olduğunu bilmiyordur daha. Savaşın ardından bir süre Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapar. Sonra Beyrut’ta bir Ermeni okuluna müdür olur. Ermeni gazetesi Luys’un Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenir bu arada. Kendini Türkiye’de emniyette hissetmemiş olmalıdır ki Sofya’ya kaçar, Svabodan Üniversitesi’nde doğu dilleri okutmaya başlar. Ermeni gazetelere yazılar da yollamaktadır. Sonra ne olursa olur, TC ile arası açılır, vatandaşlıktan çıkarılır.

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda, Mustafa Kemal Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen I. Türk Dil Konferansı'na İstepan Gurdikyan ve Kevork Simkeşyan ile birlikte dil uzmanı olarak davet edilir. Ancak, Agop’un yurda girmesi kâbil değildir. M. Kemal ısrarcıdır. Sofya Konsolosluğunu ayağa kaldırır. Konsolos usulsüz olmasına rağmen vize vermekle kalmaz, eline ‘kolaylık gösterilsin. M. Kemal’in hususi davetlisidir” şeklinde bir mektup sıkıştırır. Dolmabahçe Sarayında mevzu Türk dilidir. Davetliler arasında soydaşları İstepan, Kevork, Mihran, Bedros ve Hrant Efendileri görünce içi rahatlar.

M. Kemal Birinci Türk Dil Konferansı’nda ona Türk Dil Derneği Başuzmanlığı ve ilk Genel Sekreterlik ünvânlarını bağışlar. 1934’te Soyadı Kanunu kabul edilince, Türkçe ile ilgili yaptığı çalışmalarından ötürü Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı verilir. Bu adı yaşamı boyunca Atatürk ve Türkçe sevgisiyle birlikte taşımış, o da Mustafa Kemal Paşa için Atatürk soyadını önermişti. Agop Martayan Dilaçar, ölene kadar TDK’nın ‘Genel Yazmanı’ olarak vazife yapar. İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar” hakkında bir bildiri sunar. Türkçeye ve Türkiye’ye tutkun bir bilgindi. Atatürk’e, Türk Devrimine yürekten bağlıydı; anadili Türkçe olanların kimisi de Türkçeyi onun gibi sevseydi, Dil Devriminin önüne dikilmezlerdi.

İşini o kadar çok sevmişti ki “Yaşamım burada, Türk Dil Kurumu’ndaki masamda bitsin isterim” demişti. Yazık ki bu isteği gerçekleşmedi; 1979 yazında dinlenmek için gittiği İstanbul, Büyükdere de hastalandı. Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı ve 12 Eylül 1979’da 84 yaşındayken öldü. Toprağı bol olsun. İşte size dededen toruna gurur duyulacak 250 yıllık bir geçmiş.


09.07.2018







Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
HAİN
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu.Hain yazınızı ibretle ve dikkatle baştan aşağı okudum döndüm yeniden bir kere daha okudum sonra eski yazılarınızı okudum. Çapanoğullarına akraba olan beyler yazılarınız da beni eskilere götürüp duygulandırdı. Aslında biz gurbetteki Yozgatlılar kendimizi Çapanoğlu ailesinden sayarız siz kabul etsenizde etmesenizde. İsyan ile ilgili gerçekleri gözler önüne serdiğiniz için gurbetteki bir Yozgatlı olarak teşekkürlerimi kabul edin. Büyüklerimiz Yozgat halkının çok variyetli olduğunu isyandan sonra yokluk içinde kaldıklarını anlatırdı. O zaman bunun ne demek olduğunu kavrayamazdık okudukça öğreniyoruz. Yozgat tarihini anlatan yazılarınızı kitaplaştırırsanız gelecek nesillere büyük bir armağan bırakırsınız.Selam ve hürmetler.
ÖMER AYDIN -- 13.03.2013 12:20
HAİN
Sayın Abdulkadir ÇAPANOĞLU "HAİN" yazınızı defalarca okudum. Rahmetli dedemden ve babamdan dinlediklerimli birebir örtüşen bir yazı yazmışsınız.Rahmetli dedem o döneme şahit olan bir yozgatlıdır ve yozgatta o dönem ihtiraslarının esiri olan utanç abidesi bir kaç yozgatlı yozgatlıyı içerden hançerlediğini ağlamaklı anlatırdı.Sizin yazınızı evimin en güzide köşesinde çocuklarıma torunlarıma bırakmak üzere çerçeveletirmem gerektiği kanaatindeyim.Hatta
yazınızın okunabilecek en güzel puntolarla şehirin bilboardlarında herkesin görüp okuyabileceği şekilde Yozgatlıya sunulmasıda
Divane66 -- 13.03.2013 08:33
HAİN
HAİN

Değerli Kuzenim,

Bu filmin gerçek senaryosunun, Çerkez Ethem’in tarih önünde aklanması olacağı kanısındayım. Bu nedenle senaryoda olacağı belirtilen Çapanoğlu İsyanı haklı bir isyandır yorumunun filimde yer alacağına ben kesinlikle inanmıyorum. Bunun, şu anda hayatta olan üçbinden fazla Çapanoğlu torunlarına bir yutturmaca olduğu kanaatindeyim.

Bu senaryoyu hazırlayanlar, Çerkez Ethem’i yükseltmek ve yüceltmek için böyle bir film yapmaya karar vermiş olsalar gerek. Hem anne hemde baba tarafından Çapanoğlu olan ben, böyle bir filmin değil Yozgat’ta herhangibir yerde çekilmesi düşüncesini bile kınıyorum. Yozgat’ın ekonomik olarak gerilemesine, Yozgat’ı kuran Çapanoğlu ailemizin dağılmasına Çerkez Ethem sebeb olmuştur. Acaba bu filimde Çerkez Ethem ve onun hempalarının Yozgat’ı yağma ettikleri, konakları yaktıkları, çocukları ve kadınları at arabalarına bindirip sürgüne göndererek ailelerimize zulüm yapıklarını, çaldıkları ganimetleri Ankara pazarlarında sattıklarını da senaryoya koyacaklarmı? Hiç sanmam, zira bunların hiçbirisi senaryoda olmayacaktır.

İsmini aldığım Mehmet Celalettin Paşa’nın torunu olarak Hain filminin hemde Yozgat’ta çekilmesine razı olmadığımı Sayın Valimiz Abdulkadir Yazıcı Beye ve Sayın Belediye Başkanımız Yusuf Başer Beye değerli Yozgat Gazetesi aracılığı ile de duyurmak isterim.

Değerli Kuzenim Abdulkadir, Hain ismiyle çekilecek olan film hakkındaki güzel makalenle durumu aydınlattığın için teşekkür eder düşüncelerinde hem fikir olduğumu belirtirim. Yüreğine ve kalemine sağlık…

Mehmet Celalettin Çapanoğlu
Mehmet Celalettin Çapanoğlu -- 12.03.2013 19:30
HAİN
Öncelikle gazetenizin 40, yılını içtenlikle kutlayıp nice 40 yıllar diliyorum.
Bu bahsettiğiniz film Çerkez Ethem'in aklanması ve halkın aklını karıştırıp ,dikkatleri baska yerlere çekerek,laf kalabalıklığı ile olayların saptırılması için çekilmektedir.Lütfen Bozok yaylasının zeki insanları biraz sorgulayıcı ve araştırıcı olun.Burada yazılanların daha fazlasını bulacaksınız.
Dikkatleri buraya çekip uyardığınız için de ayrıca tesekkürler.
Kadir Ahmet Danıska -- 12.03.2013 16:04
HAİN
birgüzel yazı okuyan anlar,onlar yaşandı,şimdi nesillerin üzerinde ,yük bırakılmasın,bozok türkmen yaylasının haakkınıda kimselere yedirtmeyiz.sayın hocam beyinsel ve bedensel emeğine sağlık.sevgiyle kalın.
mahmut erdem -- 12.03.2013 08:55
HAİN
Abdülkadir Bey
Çok güzel ve ayrıntılı bir yazı yazmışsınız. Aklınıza ve kaleminize sağlık. Ben bu kişilere Kafkasardı'ndan nasıl sökülüp atıldıklarını ve Anadolu'ya sığınmak zorunda kaldıklarını dürüstçe inceleyerek filme almalarını öneriyorum. Böylece geçmişlerini merak eden bir çok Çerkez kökenli yurttaşımız da kendi tarihleri hakkında bir fikir edinmiş olur.

Uzunyayla Çerkezleri kendilerine sığınan Çapan beylerini Ankara'ya iade etmeyi kabul etmemiş:"Onlar bizim misafirlerimizdir." yanıtını vermiştir. Evliya Çelebiyi okurlarsa Çerkezlerin ne kadar "misafirperver" olduğunu göreceklerdir. Uzunyayla Çerkezleri,kendilerinin bu bölgeye yerleşmesini sağlayan Çapanoğluna olan gönül borcunu böyle ödemişlerdir.

Film çekme hevesinde olanlara,Çerkez kökenli yurttaşlarımızı kışkırtmaya çalışan yaklaşımlardan uzak durmalarını ve Kafkasardı filmini çekmelerini öneriyorum. Hatta bu "Kafkasardı" sözcüğü filmin adında da yer alabilir. Tarihi belgeler devlet arşivinden çıkmadan Çapanoğlu isyanı hakkında bir film çekmek uygun olmaz. Ayrıca Çapanoğlunun Anadolu topraklarındaki 300 yıllık varlığı da gözardı edilerek sadece isyanın ele alınması adaletsizlik olur.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 11.03.2013 12:36
HAİN
saygı değer a.kadir ağbey ben kaç göbek bilmem ama yozgatın içindenim ve uzun yıllardır gurbetteyim yazılarınızın tamamınıda okudum aynı zamanda yozgat gastesinin tüm yazarlarını dikkatle takip ediyorum. yozgat ta çekilecek olan filimden yeni haberim oldu ve yozgat adına inanın üzüldüm nedeni şuki.hiç kimse sormuyor 6 millet vekili neden 4 e düştü insanlar neden yozgattan kaçıyordiye .hepiniz benden daha iyi bilirsinizki halkımızda kendine güven yok 3 kuruşluk menfaat uğruna yapmıyacağı kepazelik yok bir kısmını tenzih ediyorum tabii.bugün 4 millet vekilimiz hiç olmasa inanıyorum ki dahada iyi OlURDU ANTİDEMOKRAT ŞAHIN EMRİ İLE ellerini herşeye emme basma tulumba gibi kaldırıp indirmezlerdi vel hasıl bu çekimlerde şunu göreceğiz hralde başta TÜRK DÜŞMANLIĞ SONRADA YOZGAT DÜŞMANLIĞI anlamıyorum neisterler herşeyi elinden alınmış sindirilmiş YOZGATLIDAN İSTİYORLAR Yazılarınızı zevkle bekliyeceğim ALLAHA EMANET OLUN SAYGILARIMLA
YOZGALI GURBETCİ İHSAN -- 11.03.2013 00:32
HAİN
Sayın Çapanoğlu;Yozgat'ta bir dizinin çekilmiş olması elbette sevindirici bir olay.Yorumlarımda bu topraklarda yaşanmış bir öykünün ekranlara taşınması gerektiğini tüm gücümle anlatmaya çalıştım.Ne varki, gerçek kahramanların hayat hikayeleri canlandırılarak tarihin gerçekleri anlatılmalıydı.Tahminimce yine düzmeceler, yine yalanlar, yine aldatmacalar film şeritlerine aktarılacak.Bu ülkenin, bu memleketin insanı kendi tarihine, kendi geçmişine, kendi doğrularına sahip çıkmayı beceremediği sürece daha ne yalanlarla çıkar mihraklarınca uyutulacak. İsyan bastıranlarca soyup soğana çevrilen, sonrada "cezalı" damgası basılarak yokluğa-yoksulluğa terkedilen Yozgat' ın bu damgası silinmeye yüz tutmuşken, çekilecek bu dizi bu damgayı insan psikolojisi üzerinde yenileyecek diye düşünüyorum.Çerkez Etem'in talan ettiği bu topraklarda yeniden diriltilmesine, aklanmasına Yozgat halkı izin vermemeli.Fakat atı alan üsküdarı geçmiş görünüyor. Keşke Çapanoğulları daha atak davranıp kendilerini sadece yazı üzerinde anlatmakla yetinmemeliydiler.Onca uzun yorumlarımla böyle bir tehlikeye karşı geç kalınmadan gerçeklerin ekranlara taşınması gerektiğini anlatmaya çalışmıştım. Ne diyelim çekirgeler yola çıkmış bile.Yozgat'ın başına çöken kara bulut yeni bir afata İnşallah sebep olmaz.

Selam ve hürmetlerimle
SUZAN -- 09.03.2013 22:06
Kırk yıl bir harfin kölesi olmak
Yozgat Gazetesinin yeni yaşını kutluyorum.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 07.03.2013 12:22
Kırk yıl bir harfin kölesi olmak
abbas sayar gibi değerli bir yazarımızı tanıyan bir kalem sahibi olarak yozgat gazetesinde yazıyor olmanız size yakışıyor.yozat basınının lomomotifi olan osman beyin gazetesinde nice yazılarını okumaya devam etmenin keyfini bize yaşatıyorsunuz.sağolun.
Semih -- 06.03.2013 10:21
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00