BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 17.07.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
238
Dün
:
4633
Toplam
:
16991119
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, yanlı tarihçilerin sipariş üzerine tarih yazmalarından dolayıdır ki, Türk tarihinde önemli rol oynamış bazı kişiler ve aileler maalesef yeteri kadar tanınamamıştır. Ne tarih kitaplarında nede ansiklopedilerde bunların adına sanına rastlanılmaz. Rastlandığında da tarihi gerçekler değil, ya yazara adeta dikte ettirilen yalan yanlış bir kısım bilgiler, ya da yazarın kendi kanaati bilgi olarak okuyucuya sunulmuştur.

Ben, şu iki insanı her zaman hayretle ve ibretle anmışımdır..
Bir yandan Osmanlı padişahlarının baş mimarı olan. 99 yıllık yaşamında ki yaşlılığının son yıllarını saymayalım, yaptırdığı 181 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra(Kur'an ezberleme yeri.), 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 suyolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eseri bir ömre nasıl sığdırdı diye Koca Mimar Sinan’ı (D. 29.05.1489 Ağırnas – Ö.17.07. 1588, İstanbul) düşünürüm.

Bir yandan da değişik devlet görevlerinde dolu dolu bir çalışmayı da 61 yıllık (1839-1899) bir ömre nasıl sığdırdı diye Çapanoğlu Müşir Ahmet Şakir Paşayı düşünürüm.

O Şâkir Paşa ki, Ahmet Mithat Efendinin, “Menfa” adlı eserinde “benim hem ağabeyim, hem babam oldu, benim velinimetimdi” diye bahsettiği. O sıralar İstanbul’da bulunan ve saraya rahatça girip çıkabilen İngiliz Profesör Armenius Vambery’nin, “II. Abdülhamit’in sağ kolu ve doğu politikasının ardındaki şeytan” diye tanıtmaya çalıştığı. Yine Vambery’nin tespitine göre padişahın sadrazamlık teklif ettiği fakat bu görevi kabul etmediğini söylediği Ahmet Şakir Paşa.

Bu değerli paşamız, 18. ve 19. yüzyıllarda Bozok ve Yeni-il Ayanlığı yapan, Osmanlının en büyük ayanlarından ve padişahların ayn-ül ayan (ayanların en gözdesi) diye onurlandırdığı, devletin idari, siyasi ve kültürel hayatında önemli roller oynayan bir sülale olan Çapanoğulları ailesine mensuptur. Yozgatlı Çapanzade Ömer Hulusi Efendinin ikinci oğlu ve İlk Türk Gazetecisi ve Posta Nazırı Agâh Efendinin de kardeşidir. İstanbul’da doğmuş, çocukluğu ağabeyi Agâh Efendiyle birlikte Çemberlitaş ve Sarıyer de geçmiştir. Fünun-ı Askeriyye'den "mümtaz" (üstün, seçkin) payesiyle mezun oldu (Şubat 1856). Mezuniyetinden itibaren bulunduğu görevleri kısaca arz ettiğimde umarım sizde bana hak vereceksiniz.

Mezuniyetinden sonra, Kırım savaşının yol açtığı muhacirin meselesinin halliyle görevli İskan-ı Muhacirin Komisyonuyla, Köstence taraflarına gönderildi (1858). Tuna vilayetinin teşkilinden sonra (1861), Muhacirin Komisyonu Başkanı olarak, bu komisyonla birlikte vilayet merkezi Ruscuk'a geldi. Burada üstlendiği görevlerle Ruscuk'un asayişi, ticari inkişafı ve imarı için gayret sarfetti. Avrupa gezisinden dönerken Ruscuk'a uğrayan Sultan Abdulaziz, burada gördüğü mamuriyete katkısından dolayı, Rusçuk Belediye Müdürü Ahmet Şakir Bey'i taltif ederek rütbesini Binbaşılığa yükseltti.

Mithat Paşa'nın Bağdat valiliğine atanmasıyla, onunla birlikte Bağdat Mutasarrıflığına tayin edildi (11 Nisan 1869). Bu göreve iki yıl devam eden Şakir Paşa, Bağdat Vali Muavinliği ‘ne atandı (13 Mart 1871). Bağdat vali muavinliğine getirilen Şakir Paşa, Mithat Paşa’nın önerisi üzerine yaptığı incelemeler sonucu Fırat nehri üzerinde gemi yüzdürmenin mümkün olduğunu tespit eder. Aslında Fırat üzerinde gemi çalıştırılması konusunda İngilizler de istekli olmuşlardı. Albay Kaptan Chesney çok çalıştığı halde muvaffak olamamıştı. Şakir Bey, nehrin bazı yerlerinde dip temizliği yaptırıp yeteri derinlik sağlanınca Meskene’den ta Bağdat’a kadar seyrüsefer yapılabileceğini tespit edip Avusturya’ya bu çarklı gemilerden önce dört adet sipariş eder. Avrupa’ya sipariş edilip Fırat Nehri üzerinde sefere konulan gemiler şunlardı: BABİL: 450 beygir gücünda, 303 adım boyunda, 33 adım eninde 25 adım derinliğindeydi. 39.000 liraya satın alınmıştı ve ilk seferinde 35.000 lira kâr etmişti. NİNOVA: 150 beygir gücünde 1800 ton yük taşıyabilen bir gemiydi. NECİT: 150 beygir gücünde 415 adım boyunda 30 adım enindeydi. ASUR: 120 beygir gücünde 214 adım boyunda bir gemiydi. DİYALE: 120 beygir gücündeydi. Bunların dışında Naus, Süreyya,Telvefer ile daha küçük gemilerde alınmış asayiş ve posta hizmetlerinde kullanılmıştı. Gelen gemiler Bağdat ile Meskene arasında işletilmeye başlanmıştı. Şakir Bey, Mithat Paşanın Bağdat’tan tayini sonucu vali muavinliğine getirilir Bu gemilere de Meskene adı verilir.

Kasım 1872'de İstanbul'a gelerek, 10.000 kuruş maaşla Bulgaristan ihtilalcilerini yargılamak üzere kurulan tahkikat Komisyonu üyeliğine seçilir. İki ay sonra tekrar İstanbul’a gelerek 15.000 kuruş maaşla Nisan 1873'te devletin kalkınma politikasının en önemli projesi olan demiryolu umum inşaatı başkanlığına getirildi. Daha sonra 50.000 kuruş maaşla Haydarpaşa Demiryollarının idaresine tayin ediliyor. Takiben Hersek Mutasarrıflığı (2 Eylül 1874) ve Teskin-i İzhan-ı Ahali memuriyetinde bulundu. (1875). 1875 yılına kadar değişik maaşlarla değişik görevlere tayin edilen Şakir Bey’in 1876 yılına kadar resmi bir görevi yok.

Tekrar İstanbul'a dönen Şakir Paşa, bir müddet ağabeyi, ilk Türk gazetecisi ve Posta Nazırı Yusuf Agâh Efendi'yle bazı kültürel faaliyetlerin içinde yer aldı. Gedik Paşa Tiyatrosu'na piyes ve opera tercümeleri yaptı.

Ufukta Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirince, Şakir Paşa'nın mülki memuriyeti tekrar askeri memuriyete çevrildi. Mirliva (Tuğgeneral) rütbesi verilerek, Hersek Erkan-ı Harb Başkanlığı'na getirildi (24 Temmuz 1877).

1877-1878 Osmanlı Rus harbi sırasında Süleyman Paşa'nın Şıpka muharebesine onun kurmay subayı olarak katıldı. 30 Temmuz 1877 tarihinde Ferik rütbesiyle (Tümgeneral ile Korgeneral rütbeleri arasında bir askeri rütbe). Karapınar komutanlığına 26 Ekim 1877'de Orhaniye Başkomutanlığına atandı. İstanbul'un savunulması için kurulan heyette görevlendirildi. İstanbul'da bulunduğu müddet için Erkan-ı Harbiye Riyaseti, Divan-ı Harb ve Tensikat-ı Askeriye Komisyonu üyeliklerinde bulundu.

Müşirlik (Mareşal) rütbesine yükseltilen Şakir Paşa'ya Büyükelçilik payesi verilerek, Rusya'nın Başkenti Petersburg’a gönderilmiş (10 Mayıs 1878). Bu görevde kaldığı on iki yıl boyunca renkli simasıyla Rus balolarının aranılan şahsiyeti olmuş Rus Çar’ı III Aleksandr Alexsandrovitch ve Çariçeyle sıcak ilişkiler kurarak Osmanlı-Rus münasebetlerinin iyi bir seyir izlemesine katkıda bulunarak kabiliyetli bir asker, muktedir bir idareci olduğu kadar, başarılı bir diplomat olduğunu da ispat etmiştir. Ahmet Şakir Paşa'nın Naim, Nedim ve Nebil adlarında üç oğlu, Fatma Munise adında bir kızı vardı. Naim Bey, babasının Rusya'da bulunduğu sırada, Rus Askeri Akademisi'nde okumuş. Çar'ın oğlu ile sınıf arkadaşı olmuştu. Şakir Paşa burada edindiği bilgiler ışığında bilhassa Hamidiye Alayları’ının kurulması ve okullarda takip edilecek eğitim programları konularında Mabeyn ve Babıali’ye raporlar vermiş ve bunların bir kısmını da daha sonra kendisi Anadolu’da uygulama imkanı bulmuştu.

Görevi süresince, Ermeni ve Bulgaristan meselelerinden başka, Japon-Osmanlı ticaret protokolünü hazırlama (1881) ve Asya Müslümanlarının problemleriyle ilgilenme imkânını da buldu. Büyükelçilik görevinin sona ermesi üzerine İstanbul'a dönmekte olan Şakir Paşa, bu sırada Girit adasında isyan çıkması sebebiyle, henüz Sofya'ya ulaşmışken, burada aldığı emirle Girit adasına geçti.

Girit Vali vekilliği ve Askeri Kuvvetler Fevkalade Komutanı olarak Ada'ya gelen (5 Temmuz 1889) Şakir Paşa'ya bir de ferman verildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde müstakil bir kuvvete kumanda etmesi, askeri, mülki ve siyasi tecrübelere sahip olması ona 12.000 kuruş maaş zammı ile vali vekilliğini kazandırmıştı. Üstün bir yönetim gösteren Şakir Paşa, kısa zamanda isyanı bastırıp, Adada düzeni yeniden tesis etti. İdari sahada yaptığı birçok faydalı hizmet yanında, askeri maksatlı birçok karakollar tesis edip, askeri hastane inşa ettirerek, Girit'i bir ordu merkezi haline getirdi. Devletin istediği maksat hâsıl olduğundan Şakir Paşa İstanbul'a çağırıldı (1 Temmuz 1890).

İstanbul'a gelen Şakir Paşa, II. Abdülhamid tarafından, Yaver-i Ekrem sıfatıyla Yıldız Sarayında görevlendirildi (5 Temmuz 1890). Beş yıl süreyle Yıldız Sarayında Yaver-i Ekremlik (en makbul yaver),sıfatıyla görev aldı. Bu görev, ileride getirileceği Anadolu Islahatı Umum Müfettişliği'ne bir mukaddime oldu. Yıldız'da kaldığı beş yıl müddetince, devletin önemli meselelerini yakından takip etti. Danışmanlığı gereği, bu meseleler hakkındaki düşünce ve tavsiyelerini Padişah'a iletti. Bir dereceye kadar II. Abdülhamid'in kararlarında etkili oldu.

Yaver-i Ekremliği esnasında, devleti meşgul eden Ermeni, Mısır, Bulgaristan, Yemen ve Fas, Cebel-i Lübnan, Karadağ, Yunanistan, Roma ve Boğazlar, Sırbistan, Girit ve Sisam Adaları, İhtida, Aşiretlerin isyanı ve Şark meselesi gibi siyasi ağırlıklı konularla, askeri hususlar, Hamidiye Alayları, Bahriye, Dış Ticaret, Esir ticareti, kolera ve hastane inşası ile demiryolları yapımı meseleleriyle ilgilendi. Böylece, meslek hayatının en önemli görevi olan Anadolu Umum Müfettişliği memuriyeti için gerekli bilgi ve görgü birikimini de tamamladı. Padişah, Şakir Paşa'yı Girit Valiliği'ne atarken onu, askeri, mülki ve siyasi tecrübeleri ile müstakil bir orduya komuta etmiş iktidarlı ve savaşçı bir general olması gibi vasıflarından dolayı tercih etmişti. Zira II. Abdülhamid,. Anadolu Islahatı Umum Müfettişliğine çok önem vermekte, "Elhasıl bu memuriyet pek büyük bir memuriyettir. Devletin ve İslam’ın saadetini temin edeceği gibi, harabiyetine dahi sebep olabilir" demekteydi.

Çünkü 1877–1878 Osmanlı Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Avrupa devletleri tarafından tanınmadı ve 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile Rusların Osmanlı Devletinden elde etmiş oldukları bir takım imtiyazlar ellerinden alındı; azınlıkların durumu büyük devletlerin garanti kapsamına alınmış oldu. Bu tarihten itibaren de Ermeni Sorunu, uluslararası bir mesele haline geldi. Berlin Antlaşmasından sonra Ermeni sorununun takipçisi olan İngilizler ve Ruslar her fırsatta konuyu gündemde tutmaya büyük önem verdiler. Gerçi Ruslar 1828–29 Osmanlı-Rus savaşından itibaren Ermenilerle yakınlık kurmaya başlamışlardı. İngilizlerin de bu konuda geri kalmadıkları bir gerçekti.

Osmanlı ülkesinde Ermeni terör olaylarının artması üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya devletlerinin İstanbul’daki elçileri, 11 Mayıs 1895 tarihinde Osmanlı hükûmetine bir memorandum ile müracaat ederek, Doğu Anadolu vilayetlerinde yapılmasını istedikleri ıslahata dair 40 maddelik bir proje verdiler. Doğu illerinim muhtariyete doğru götürecek olan bu projenin içyüzü kısa sürede anlaşıldığından, II. Abdülhamit tarafından reddedildi. Bu sırada İngiliz, Fransız ve Rus büyükelçileri Anadolu’da ıslahat yapılacak vilayetlere bir Avrupalı komiser tayinini teklif ettiler; fakat bu teklif Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Osmanlı hükûmeti konuyu detaylı bir şekilde araştırmaya koyuldu ve bu amaçla bir komisyon oluşturuldu.

Nihayet II. Abdülhamid ve Osmanlı hükûmeti devlet ve millet açısından böylesine önem arz eden bu göreve 27 Haziran 1895 tarihinde Müşir Ahmet Şakir Paşa’yı Anadolu Vilayetleri Genel Müfettişliğine tayin ederek İngiltere’nin tekliflerine bir ölçüde cevap vermiş oldu. Müşir Şakir Paşa oldukça geniş yetkilerle Yıldız sarayındaki görevinden ayrılıp. Bölgeye gitti ve ıslahata başladı. Gerçi Şakir Paşa’nın görevlendirilmesini İngilizler pek hoş karşılamadıkları gibi, Ermeni ileri gelenleri de buna tepki gösterdi. Bütün bu tepkilere rağmen, Şakir Paşa 24 Ağustos 1895-20 Ekim 1899 tarihleri arasında Doğu Anadolu vilayetlerinde müfettişlik görevini geniş çaplı olarak icra etti.

Şakir paşanın dört yıl süren bu yorucu teftişlerini sadece bilgi olması açısından kısaca sıralayalım. 26 Eylül 1895 Trabzon hadisesi, 25 Ekim 1895 Gümüşhane hadisesi, 25 Ekim 1895 Bitlis ve Muş olayları, 30 Ekim 1895 Bayburt, Erzurum, Hınıs olayları, 4 Eylül 1895 Beyazıt Sancağı ve kazalarının teftişi, Diyadin, Eleşkirt, Refahiye, Tercan, Bayburt teftişleri. Sivas vilayeti teftişi. Mecitözü, Ladik, Vezirköprü, Gümüşhacıköy, Havza, Zile, Erbaa teftişleri. Çarşamba, Akdağmadeni, Van vilayeti teftişleri. Teftiş ettiği yerlerdeki Belediye, Nüfus dairesi, Adliye, Maarif, Efkaf dairesi, Jandarma, Polis, Tahsildar ve Nahiye Teşkilatlarının teftişleri ve düzenlenmesi vs. vs.

Memur edildiği görevler esnasında sarf ettiği yoğun mesai ve Anadolu’nun ağır şartları altında, beş yıl boyunca sürdürdüğü teftiş seyahatleri, Şakir paşayı yormuş ve yıpratmıştı. Gerek bu yıpranma gerekse irsi sebepten Merzifon’da geçirdiği kalp yetmezliği ile rahatsızlanan Şakir Paşa II. Abdülhamit’ten kendisine izin verilerek İstanbul’a gelmesine müsaade edilmesi talebinde bulundu. (15 Haziran 1897). Aynı sebepten bir müracaatı da Yozgat’ta bulunduğu bir tarihte vuku buldu (30 Eylül 1889). Şakir Paşa bu ikinci müracaatında, Tokat’ta bulunduğu sırada geçirdiği ikinci rahatsızlığın kendisini çok fazla sarstığını ve endişelendirdiğini belirttikten sonra, bir aylığına İstanbul’a gelmesine izin verilmesini, tedavisi içinse Eskişehir veya Kütahya, ya da havası bunlara benzer bir başka yerde kışı geçirmesine müsaade edilmesini istemekteydi.

Bir tarafta rahatsızlığı sebebiyle II Abdülhamit’ten izin isteğinde bulunan Şakir Paşa, diğer taraftan da ıslahat çalışmalarını sürdürmekteydi. 15 Ağustos 1899 tarihinde geldiği Kastamonu vilayetinde bir ay kalarak burada çalışmalarına devam ettiği sırada Çankırı’ya giderek orada yapılan büyük kâgir çarşının yaptı. Daha sonra 27 Eylül 1899 tarihinde Sinop’a hareket etti. Burada da bir ay kadar çalışmalarına devam eden Şakir Paşanın rahatsızlığı yeniden nüksetti. Aralıksız kırk dört yıl devlete hizmet eden ve en kritik durumlarda aldığı görevleri başarıyla sonuçlandıran bu başarılarından dolayı çok sayıda nişan ve madalya ile taltif edilen Şakir paşa, 20 Ekim 1899 günü geçirdiği son kalp krizi ile daha 61 yaşında iken hayata gözlerini yumdu. Bu kadar sağlık şikâyetine ve görevinden affına ricasına rağmen bir türlü olumlu cevap göndermeyen II Abdülhamit tarafından yaptırılan kabri Sinop’tadır.
Mekânı cennet kabri nur içinde olsun.

Kaynakça:
Anadolu ıslahatı ve Ahmet Şakir Paşa-Dr. Ali Karaca
II.Abdülhamid'in danışmanı yaver-i ekrem müşir Ahmet Şakir Paşa (çapanoğlu) ve tarihi misyonu - Doç. Ali Şakir Ergin.
Mithat Paşa’nın hatıraları- Osman Selim Kocahanoğlu
Kara haberin karası - Muharrem Bayar

18.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi ile ilgili yazını ilgi ile okudum ve atıl bırakılmasına da üzüldüm. Hemen bütün büyüklerimiz bu mektepte okumuşlardır, anılarını hep anlatırlar. Rahmetli babam Mustafa Sütçü de bu okuldan mezundu. O da anılarında dedeniz Muhlis Bey amcanın bu okulun inşaatında yardımları olduğunu söylerdi. Yazınızı okuyunca ben de bunu hatırladım. Mekanları cennet olsun.
Mehmet Sütçü -- 11.07.2019 19:30
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
Sevgili Çapanoğlu,
Santana’ın bu hikayesini duymamıştım. Hangi meslekten olursa olsun, kişi ilkeli olduğu sürece mesleğinde başarıya ulaşıyor. Benim hayattan edindiğim tecrübe bu...
Kaleminle birlikte sağlıcakla kal...
HB Payaslıoğlu
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 09.07.2019 15:21
GİTAR VİRİTÖZÜ CARLOS SANTANA’NIN BOYACI ÇOCUKLAR İLE TÜRKİYE MACERASI
ELİNİZE KALEMİNİZE SAĞLIK HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ TARİHE IŞIK TUTTUNUZ.71 YAŞINDAYIM BU GERÇEĞİ SAYENİZDE ÖĞRENDİM TEŞEKKÜR EDERİM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2019 09:51
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ
Cumhuriyet mektebi mezunlarındanım.
Daha sonra da arka avlusundaki kütüphanede, Merhum Yılmaz Göksoy ve merhum Mehmet Dalgıç öğretmenlerimin tavsiye ettikleri kitapları içerek ve avlusunda özgürce top oynayarak büyüdüm diyebilirim.
Binanın akıbetine dair endişelerimizi yazınızda belirtiğiniz koruma kararı bir nebze azaltmış olmakla birlikte, yıkılan eski asıl ilk hastane binasının akıbetini görünce koruma kararlarının, halkın ve belki yasal düzenlemelerin bile kaale alınmadığına dair endişelerimiz nedeniyle de ortadan tamamen kalkmıyor.
Bilvesile, Cumhuriyet Mektebi binamız hakkında verdiğiniz araştırma bilgileri için teşekkür ederim.
Yasin Ali ER -- 27.06.2019 15:29
YOZGAT CUMHURİYET MEKTEBİ

Sayın Çapanoğlu,
Cumhuriyet Mektebi hakkındaki yazınız beni eskilere, o mektepte okuduğum 1951-954 arasındaki yıllara götürdü. Daha önce de yazmıştım, evimiz (dedemin evi) büyük üç bahçesi, ahırı samanlığı, kuyusu üç bronz lüleli çeşmesi olan konaktı. Dedeniz Muhlis Bey'in konağının ( o zamanlar harap idi, sadece temelleri vardı, bahçesinde oynardık) batısındaki sokak ile Cumhuriyet Mektebi'nin doğusundaki sokak arasında yer alan konaktan bahsediyorum. Yakın zamanlara kadar konağın ve bahçesinin yerinde Ceylanlar Ap. ve bir iki ap. daha vardı. Şimdi ne haldedir bilmiyorum. Sokağa bakan bahçe kapımız mektebin bahçesinin doğusundaki kapıya bakıyordu. 1951 yılında evdeki yaramazlıklarımdan bıktıkları için 5 yaşını bitirir bitirmez babam beni Cumhuriyet Mektebi'ne kaydettirdi Aziz Caner adında kalın siyah çerçeveli gözlüklü çok muhterem bir öğretmenimiz vardı. Başöğretmenimiz Kaya Bey adında biriydi. Kasım Çıtak ve Sıtkı Bey adında öğretmenleri de hatırlıyorum. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
Babam manifaturacı olduğu için her sene okul zamanı fakir çocuklara hediye olarak dağıtılmak üzere siyah önlüklük kumaş ve beyaz naylon yaka getirir, öğretmenler odasına bırakırdı.Orada 3 yıl okudum. Teneffüste hademe Mustafa Ağa'nın zilini kapıp çalmak için uğraşırdık. O adamcağız soğuk karlı kış günlerinde evinden getirdiği bazlamaları sobanın üstünde ısıtır, peynir ve çayla yerdi. Aziz Bey öğle paydosunda mektebin bahçesindeki kovanlardan aldığı balı evden getirdiği tereyağ ile fırından aldırdığı lavaş pidelere dürüm yapar fakir öğrencilere dağıtırdı. Mekânı cennet olsun. Sınıf arkadaşlarımdan biri merhum Vehbi Ulusoy Hoca'nın küçük oğlu (emekli prof. diş hekimi) Mutahher Ulusoy aynı zamanda sıra arkadaşım idi.
Ailem 1954 yılı baharında Köseoğlu mahallesine taşınmak durumunda kalınca o zamanki Gazi Paşa (eski İsmet Paşa) mektebinde devam ettim. Hüsnü Köktürk mahalle arkadaşım, babası öğr. Ali Rıza Bey ve hanımı Müjgan Hanım o mahalleden yakın dostlarımız oldular. Gazi Paşa'da değerli oyun ve kitap arkadaşımTaha Akyol ile beraber merhum Rıfkı Bey'in sınıfında iki sene beraber okuduk. Anlayacağınız Cumhuriyet Mektebi'nden mezun olmak kısmet değilmiş. Gazi Paşa'dan oldum 1956'da. Cumhuriyet mektebindeki hayatımı hasretle anarım. Yazınız bana bunları hatırlattı. Mektebin haline çok. ama çok üzüldüm. Biz tarihne taparcasına bağlı, ama ondan kalan izleri hoyratça ve zalimce silmeyi pek seven bir milletiz maalesef. Selam ve saygılar.
A.Y. Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 25.06.2019 17:26
TÜRKÇE EZAN’IN KALDIRILMASI
Üzgünüm ki Arapça'nın kutsal bir dil sayılması yanlışlığı da var. Kuran, Araplar arasına indiği için Çince indirilecek bir durumu yoktu. Kaldı ki bir dili kutsal saymak da Kuran'ın anlatısına ters bir durum yaratıyor.

Ayrıca Kuran'da dinin Türkçe yaşanabilmesini de engelleyecek hiçbir yasa da bulunmuyor. Tersine her topluluğa bir elçi yolladık diye yazıldığına göre dini terimlerin Türkçe olabileceği de açık.

Kuran'daki ayetlerde ve yazının en başında belirtildiği gibi önemli olan okuduğunu ve yaptığını anlayabilmektir. Arapça bilen Arapça, Türkçe bilen Türkçe, Almanca bilen Almanca yaşar.
Hüsnü Aydoğdu -- 17.06.2019 11:23
İyi bayramlar hocam
Kıymetli abim, mükemmel bir anlatımla günümüzü, geçmişle örneklemişsiniz. Nerde kaldı o vatanını, milletini, şahsiyetini ve ulvi değerlerini birilerine peşkeş çekmeyen mükemmel insanlar. Maalesef ülkemiz Öğrencilerine araştırma ödevleri yükleyip, sonrada bu araştırmaları kendisinin akademik ünvanları için kullanan güya akademisyenlerle doldu.
Yılmaz Göksoy beyefendi Milli Eğitim Camiasında ismini duyurmuş bir insan. Ben görevim sırasında hizmetlerini bir konuya vesile olarak bakanlık müfettişimden takdirle bahsedilirken öğrenmiştim . Ruhu şad olsun. saygılar sunuyorum. Sevgiyle kalın.
Oğuz Karlı -- 03.06.2019 11:09
CEBELLEZİ
Çok güzel bir hikaye ve de günümüzle o kadar örtüşüyor ki. Kutlarım.
Oğuz Karlı -- 07.05.2019 13:10
KİLOMETRE TAŞLARI
Yine nokta atışlarınızla okuyucuyu gerçeklerle buluşturdunuz. Kutlarım ve hem yüreğinize, hem kaleminize sağlık.

OĞUZ KARLI -- 04.05.2019 19:35
GEÇMİŞTE KALAN BİR ACI HATIRA-ÇAPANOĞLU HALİT BEY ve HİLMİ EFENDİ - 1
Sevgili Abdulkadir Çapanoğlu,
Tarihi bir olayın gerçeği er veya geç bir şekilde ortaya mutlaka çıkmakta…
Yıllar sonra iki eski arkadaş, yani sen ve ben, tesadüfen bir araya geliyor, dağarcıklarında küçük kırıntılar halinde kalmış bilgiler bir birbirine ekleniyor ve tarihin karanlıklarında unutulmuş bir olay gün yüzüne çıkıyor. Hem de nasıl çıkıyor; hani eski bir söz vardır ya, “Yanlış hesap Bağdat'tan döner.” diye.
“Geçmişte Kalan Acı Bir Hatıra …” başlıklı yazınızda vurguladığınız “yanlış hesap” ta, daha uzun bir güzergâh takip ederek, Yozgat’tan yola çıkıyor, Amasya’ya varıyor, oradan Ankara tarikiyle Tokyo’ya, tekrar Ankara’ya dönüyor ve nihayet İstanbul’a yorgun argın vasıl olduğunda dikkatle canlandırılıp, titizlikle denetlendikten sonra, okurlarının takdirine sunuluyor.
Kutluyorum seni Değerli Kardeşim; babamın Kurtuluş Savaşı’nda başından geçen bir hikâyeyi de bu vesileyle tarihe bir not olarak düşürdüğün için,Payaslıoğlu Ailesi ve kendi adıma ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Hilmi Bülent Payaslıoğlu -- 23.04.2019 12:48
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00