BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 14.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
183
Dün
:
4633
Toplam
:
14960177
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, yanlı tarihçilerin sipariş üzerine tarih yazmalarından dolayıdır ki, Türk tarihinde önemli rol oynamış bazı kişiler ve aileler maalesef yeteri kadar tanınamamıştır. Ne tarih kitaplarında nede ansiklopedilerde bunların adına sanına rastlanılmaz. Rastlandığında da tarihi gerçekler değil, ya yazara adeta dikte ettirilen yalan yanlış bir kısım bilgiler, ya da yazarın kendi kanaati bilgi olarak okuyucuya sunulmuştur.

Ben, şu iki insanı her zaman hayretle ve ibretle anmışımdır..
Bir yandan Osmanlı padişahlarının baş mimarı olan. 99 yıllık yaşamında ki yaşlılığının son yıllarını saymayalım, yaptırdığı 181 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra(Kur'an ezberleme yeri.), 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 suyolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eseri bir ömre nasıl sığdırdı diye Koca Mimar Sinan’ı (D. 29.05.1489 Ağırnas – Ö.17.07. 1588, İstanbul) düşünürüm.

Bir yandan da değişik devlet görevlerinde dolu dolu bir çalışmayı da 61 yıllık (1839-1899) bir ömre nasıl sığdırdı diye Çapanoğlu Müşir Ahmet Şakir Paşayı düşünürüm.

O Şâkir Paşa ki, Ahmet Mithat Efendinin, “Menfa” adlı eserinde “benim hem ağabeyim, hem babam oldu, benim velinimetimdi” diye bahsettiği. O sıralar İstanbul’da bulunan ve saraya rahatça girip çıkabilen İngiliz Profesör Armenius Vambery’nin, “II. Abdülhamit’in sağ kolu ve doğu politikasının ardındaki şeytan” diye tanıtmaya çalıştığı. Yine Vambery’nin tespitine göre padişahın sadrazamlık teklif ettiği fakat bu görevi kabul etmediğini söylediği Ahmet Şakir Paşa.

Bu değerli paşamız, 18. ve 19. yüzyıllarda Bozok ve Yeni-il Ayanlığı yapan, Osmanlının en büyük ayanlarından ve padişahların ayn-ül ayan (ayanların en gözdesi) diye onurlandırdığı, devletin idari, siyasi ve kültürel hayatında önemli roller oynayan bir sülale olan Çapanoğulları ailesine mensuptur. Yozgatlı Çapanzade Ömer Hulusi Efendinin ikinci oğlu ve İlk Türk Gazetecisi ve Posta Nazırı Agâh Efendinin de kardeşidir. İstanbul’da doğmuş, çocukluğu ağabeyi Agâh Efendiyle birlikte Çemberlitaş ve Sarıyer de geçmiştir. Fünun-ı Askeriyye'den "mümtaz" (üstün, seçkin) payesiyle mezun oldu (Şubat 1856). Mezuniyetinden itibaren bulunduğu görevleri kısaca arz ettiğimde umarım sizde bana hak vereceksiniz.

Mezuniyetinden sonra, Kırım savaşının yol açtığı muhacirin meselesinin halliyle görevli İskan-ı Muhacirin Komisyonuyla, Köstence taraflarına gönderildi (1858). Tuna vilayetinin teşkilinden sonra (1861), Muhacirin Komisyonu Başkanı olarak, bu komisyonla birlikte vilayet merkezi Ruscuk'a geldi. Burada üstlendiği görevlerle Ruscuk'un asayişi, ticari inkişafı ve imarı için gayret sarfetti. Avrupa gezisinden dönerken Ruscuk'a uğrayan Sultan Abdulaziz, burada gördüğü mamuriyete katkısından dolayı, Rusçuk Belediye Müdürü Ahmet Şakir Bey'i taltif ederek rütbesini Binbaşılığa yükseltti.

Mithat Paşa'nın Bağdat valiliğine atanmasıyla, onunla birlikte Bağdat Mutasarrıflığına tayin edildi (11 Nisan 1869). Bu göreve iki yıl devam eden Şakir Paşa, Bağdat Vali Muavinliği ‘ne atandı (13 Mart 1871). Bağdat vali muavinliğine getirilen Şakir Paşa, Mithat Paşa’nın önerisi üzerine yaptığı incelemeler sonucu Fırat nehri üzerinde gemi yüzdürmenin mümkün olduğunu tespit eder. Aslında Fırat üzerinde gemi çalıştırılması konusunda İngilizler de istekli olmuşlardı. Albay Kaptan Chesney çok çalıştığı halde muvaffak olamamıştı. Şakir Bey, nehrin bazı yerlerinde dip temizliği yaptırıp yeteri derinlik sağlanınca Meskene’den ta Bağdat’a kadar seyrüsefer yapılabileceğini tespit edip Avusturya’ya bu çarklı gemilerden önce dört adet sipariş eder. Avrupa’ya sipariş edilip Fırat Nehri üzerinde sefere konulan gemiler şunlardı: BABİL: 450 beygir gücünda, 303 adım boyunda, 33 adım eninde 25 adım derinliğindeydi. 39.000 liraya satın alınmıştı ve ilk seferinde 35.000 lira kâr etmişti. NİNOVA: 150 beygir gücünde 1800 ton yük taşıyabilen bir gemiydi. NECİT: 150 beygir gücünde 415 adım boyunda 30 adım enindeydi. ASUR: 120 beygir gücünde 214 adım boyunda bir gemiydi. DİYALE: 120 beygir gücündeydi. Bunların dışında Naus, Süreyya,Telvefer ile daha küçük gemilerde alınmış asayiş ve posta hizmetlerinde kullanılmıştı. Gelen gemiler Bağdat ile Meskene arasında işletilmeye başlanmıştı. Şakir Bey, Mithat Paşanın Bağdat’tan tayini sonucu vali muavinliğine getirilir Bu gemilere de Meskene adı verilir.

Kasım 1872'de İstanbul'a gelerek, 10.000 kuruş maaşla Bulgaristan ihtilalcilerini yargılamak üzere kurulan tahkikat Komisyonu üyeliğine seçilir. İki ay sonra tekrar İstanbul’a gelerek 15.000 kuruş maaşla Nisan 1873'te devletin kalkınma politikasının en önemli projesi olan demiryolu umum inşaatı başkanlığına getirildi. Daha sonra 50.000 kuruş maaşla Haydarpaşa Demiryollarının idaresine tayin ediliyor. Takiben Hersek Mutasarrıflığı (2 Eylül 1874) ve Teskin-i İzhan-ı Ahali memuriyetinde bulundu. (1875). 1875 yılına kadar değişik maaşlarla değişik görevlere tayin edilen Şakir Bey’in 1876 yılına kadar resmi bir görevi yok.

Tekrar İstanbul'a dönen Şakir Paşa, bir müddet ağabeyi, ilk Türk gazetecisi ve Posta Nazırı Yusuf Agâh Efendi'yle bazı kültürel faaliyetlerin içinde yer aldı. Gedik Paşa Tiyatrosu'na piyes ve opera tercümeleri yaptı.

Ufukta Osmanlı-Rus savaşı ihtimali belirince, Şakir Paşa'nın mülki memuriyeti tekrar askeri memuriyete çevrildi. Mirliva (Tuğgeneral) rütbesi verilerek, Hersek Erkan-ı Harb Başkanlığı'na getirildi (24 Temmuz 1877).

1877-1878 Osmanlı Rus harbi sırasında Süleyman Paşa'nın Şıpka muharebesine onun kurmay subayı olarak katıldı. 30 Temmuz 1877 tarihinde Ferik rütbesiyle (Tümgeneral ile Korgeneral rütbeleri arasında bir askeri rütbe). Karapınar komutanlığına 26 Ekim 1877'de Orhaniye Başkomutanlığına atandı. İstanbul'un savunulması için kurulan heyette görevlendirildi. İstanbul'da bulunduğu müddet için Erkan-ı Harbiye Riyaseti, Divan-ı Harb ve Tensikat-ı Askeriye Komisyonu üyeliklerinde bulundu.

Müşirlik (Mareşal) rütbesine yükseltilen Şakir Paşa'ya Büyükelçilik payesi verilerek, Rusya'nın Başkenti Petersburg’a gönderilmiş (10 Mayıs 1878). Bu görevde kaldığı on iki yıl boyunca renkli simasıyla Rus balolarının aranılan şahsiyeti olmuş Rus Çar’ı III Aleksandr Alexsandrovitch ve Çariçeyle sıcak ilişkiler kurarak Osmanlı-Rus münasebetlerinin iyi bir seyir izlemesine katkıda bulunarak kabiliyetli bir asker, muktedir bir idareci olduğu kadar, başarılı bir diplomat olduğunu da ispat etmiştir. Ahmet Şakir Paşa'nın Naim, Nedim ve Nebil adlarında üç oğlu, Fatma Munise adında bir kızı vardı. Naim Bey, babasının Rusya'da bulunduğu sırada, Rus Askeri Akademisi'nde okumuş. Çar'ın oğlu ile sınıf arkadaşı olmuştu. Şakir Paşa burada edindiği bilgiler ışığında bilhassa Hamidiye Alayları’ının kurulması ve okullarda takip edilecek eğitim programları konularında Mabeyn ve Babıali’ye raporlar vermiş ve bunların bir kısmını da daha sonra kendisi Anadolu’da uygulama imkanı bulmuştu.

Görevi süresince, Ermeni ve Bulgaristan meselelerinden başka, Japon-Osmanlı ticaret protokolünü hazırlama (1881) ve Asya Müslümanlarının problemleriyle ilgilenme imkânını da buldu. Büyükelçilik görevinin sona ermesi üzerine İstanbul'a dönmekte olan Şakir Paşa, bu sırada Girit adasında isyan çıkması sebebiyle, henüz Sofya'ya ulaşmışken, burada aldığı emirle Girit adasına geçti.

Girit Vali vekilliği ve Askeri Kuvvetler Fevkalade Komutanı olarak Ada'ya gelen (5 Temmuz 1889) Şakir Paşa'ya bir de ferman verildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde müstakil bir kuvvete kumanda etmesi, askeri, mülki ve siyasi tecrübelere sahip olması ona 12.000 kuruş maaş zammı ile vali vekilliğini kazandırmıştı. Üstün bir yönetim gösteren Şakir Paşa, kısa zamanda isyanı bastırıp, Adada düzeni yeniden tesis etti. İdari sahada yaptığı birçok faydalı hizmet yanında, askeri maksatlı birçok karakollar tesis edip, askeri hastane inşa ettirerek, Girit'i bir ordu merkezi haline getirdi. Devletin istediği maksat hâsıl olduğundan Şakir Paşa İstanbul'a çağırıldı (1 Temmuz 1890).

İstanbul'a gelen Şakir Paşa, II. Abdülhamid tarafından, Yaver-i Ekrem sıfatıyla Yıldız Sarayında görevlendirildi (5 Temmuz 1890). Beş yıl süreyle Yıldız Sarayında Yaver-i Ekremlik (en makbul yaver),sıfatıyla görev aldı. Bu görev, ileride getirileceği Anadolu Islahatı Umum Müfettişliği'ne bir mukaddime oldu. Yıldız'da kaldığı beş yıl müddetince, devletin önemli meselelerini yakından takip etti. Danışmanlığı gereği, bu meseleler hakkındaki düşünce ve tavsiyelerini Padişah'a iletti. Bir dereceye kadar II. Abdülhamid'in kararlarında etkili oldu.

Yaver-i Ekremliği esnasında, devleti meşgul eden Ermeni, Mısır, Bulgaristan, Yemen ve Fas, Cebel-i Lübnan, Karadağ, Yunanistan, Roma ve Boğazlar, Sırbistan, Girit ve Sisam Adaları, İhtida, Aşiretlerin isyanı ve Şark meselesi gibi siyasi ağırlıklı konularla, askeri hususlar, Hamidiye Alayları, Bahriye, Dış Ticaret, Esir ticareti, kolera ve hastane inşası ile demiryolları yapımı meseleleriyle ilgilendi. Böylece, meslek hayatının en önemli görevi olan Anadolu Umum Müfettişliği memuriyeti için gerekli bilgi ve görgü birikimini de tamamladı. Padişah, Şakir Paşa'yı Girit Valiliği'ne atarken onu, askeri, mülki ve siyasi tecrübeleri ile müstakil bir orduya komuta etmiş iktidarlı ve savaşçı bir general olması gibi vasıflarından dolayı tercih etmişti. Zira II. Abdülhamid,. Anadolu Islahatı Umum Müfettişliğine çok önem vermekte, "Elhasıl bu memuriyet pek büyük bir memuriyettir. Devletin ve İslam’ın saadetini temin edeceği gibi, harabiyetine dahi sebep olabilir" demekteydi.

Çünkü 1877–1878 Osmanlı Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Avrupa devletleri tarafından tanınmadı ve 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile Rusların Osmanlı Devletinden elde etmiş oldukları bir takım imtiyazlar ellerinden alındı; azınlıkların durumu büyük devletlerin garanti kapsamına alınmış oldu. Bu tarihten itibaren de Ermeni Sorunu, uluslararası bir mesele haline geldi. Berlin Antlaşmasından sonra Ermeni sorununun takipçisi olan İngilizler ve Ruslar her fırsatta konuyu gündemde tutmaya büyük önem verdiler. Gerçi Ruslar 1828–29 Osmanlı-Rus savaşından itibaren Ermenilerle yakınlık kurmaya başlamışlardı. İngilizlerin de bu konuda geri kalmadıkları bir gerçekti.

Osmanlı ülkesinde Ermeni terör olaylarının artması üzerine İngiltere, Fransa ve Rusya devletlerinin İstanbul’daki elçileri, 11 Mayıs 1895 tarihinde Osmanlı hükûmetine bir memorandum ile müracaat ederek, Doğu Anadolu vilayetlerinde yapılmasını istedikleri ıslahata dair 40 maddelik bir proje verdiler. Doğu illerinim muhtariyete doğru götürecek olan bu projenin içyüzü kısa sürede anlaşıldığından, II. Abdülhamit tarafından reddedildi. Bu sırada İngiliz, Fransız ve Rus büyükelçileri Anadolu’da ıslahat yapılacak vilayetlere bir Avrupalı komiser tayinini teklif ettiler; fakat bu teklif Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Osmanlı hükûmeti konuyu detaylı bir şekilde araştırmaya koyuldu ve bu amaçla bir komisyon oluşturuldu.

Nihayet II. Abdülhamid ve Osmanlı hükûmeti devlet ve millet açısından böylesine önem arz eden bu göreve 27 Haziran 1895 tarihinde Müşir Ahmet Şakir Paşa’yı Anadolu Vilayetleri Genel Müfettişliğine tayin ederek İngiltere’nin tekliflerine bir ölçüde cevap vermiş oldu. Müşir Şakir Paşa oldukça geniş yetkilerle Yıldız sarayındaki görevinden ayrılıp. Bölgeye gitti ve ıslahata başladı. Gerçi Şakir Paşa’nın görevlendirilmesini İngilizler pek hoş karşılamadıkları gibi, Ermeni ileri gelenleri de buna tepki gösterdi. Bütün bu tepkilere rağmen, Şakir Paşa 24 Ağustos 1895-20 Ekim 1899 tarihleri arasında Doğu Anadolu vilayetlerinde müfettişlik görevini geniş çaplı olarak icra etti.

Şakir paşanın dört yıl süren bu yorucu teftişlerini sadece bilgi olması açısından kısaca sıralayalım. 26 Eylül 1895 Trabzon hadisesi, 25 Ekim 1895 Gümüşhane hadisesi, 25 Ekim 1895 Bitlis ve Muş olayları, 30 Ekim 1895 Bayburt, Erzurum, Hınıs olayları, 4 Eylül 1895 Beyazıt Sancağı ve kazalarının teftişi, Diyadin, Eleşkirt, Refahiye, Tercan, Bayburt teftişleri. Sivas vilayeti teftişi. Mecitözü, Ladik, Vezirköprü, Gümüşhacıköy, Havza, Zile, Erbaa teftişleri. Çarşamba, Akdağmadeni, Van vilayeti teftişleri. Teftiş ettiği yerlerdeki Belediye, Nüfus dairesi, Adliye, Maarif, Efkaf dairesi, Jandarma, Polis, Tahsildar ve Nahiye Teşkilatlarının teftişleri ve düzenlenmesi vs. vs.

Memur edildiği görevler esnasında sarf ettiği yoğun mesai ve Anadolu’nun ağır şartları altında, beş yıl boyunca sürdürdüğü teftiş seyahatleri, Şakir paşayı yormuş ve yıpratmıştı. Gerek bu yıpranma gerekse irsi sebepten Merzifon’da geçirdiği kalp yetmezliği ile rahatsızlanan Şakir Paşa II. Abdülhamit’ten kendisine izin verilerek İstanbul’a gelmesine müsaade edilmesi talebinde bulundu. (15 Haziran 1897). Aynı sebepten bir müracaatı da Yozgat’ta bulunduğu bir tarihte vuku buldu (30 Eylül 1889). Şakir Paşa bu ikinci müracaatında, Tokat’ta bulunduğu sırada geçirdiği ikinci rahatsızlığın kendisini çok fazla sarstığını ve endişelendirdiğini belirttikten sonra, bir aylığına İstanbul’a gelmesine izin verilmesini, tedavisi içinse Eskişehir veya Kütahya, ya da havası bunlara benzer bir başka yerde kışı geçirmesine müsaade edilmesini istemekteydi.

Bir tarafta rahatsızlığı sebebiyle II Abdülhamit’ten izin isteğinde bulunan Şakir Paşa, diğer taraftan da ıslahat çalışmalarını sürdürmekteydi. 15 Ağustos 1899 tarihinde geldiği Kastamonu vilayetinde bir ay kalarak burada çalışmalarına devam ettiği sırada Çankırı’ya giderek orada yapılan büyük kâgir çarşının yaptı. Daha sonra 27 Eylül 1899 tarihinde Sinop’a hareket etti. Burada da bir ay kadar çalışmalarına devam eden Şakir Paşanın rahatsızlığı yeniden nüksetti. Aralıksız kırk dört yıl devlete hizmet eden ve en kritik durumlarda aldığı görevleri başarıyla sonuçlandıran bu başarılarından dolayı çok sayıda nişan ve madalya ile taltif edilen Şakir paşa, 20 Ekim 1899 günü geçirdiği son kalp krizi ile daha 61 yaşında iken hayata gözlerini yumdu. Bu kadar sağlık şikâyetine ve görevinden affına ricasına rağmen bir türlü olumlu cevap göndermeyen II Abdülhamit tarafından yaptırılan kabri Sinop’tadır.
Mekânı cennet kabri nur içinde olsun.

Kaynakça:
Anadolu ıslahatı ve Ahmet Şakir Paşa-Dr. Ali Karaca
II.Abdülhamid'in danışmanı yaver-i ekrem müşir Ahmet Şakir Paşa (çapanoğlu) ve tarihi misyonu - Doç. Ali Şakir Ergin.
Mithat Paşa’nın hatıraları- Osman Selim Kocahanoğlu
Kara haberin karası - Muharrem Bayar

18.07.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00