BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4633
Toplam
:
15450662
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Ne deyim de ne söyleyim ben şimdi? "Umutlu Yıllar" dileyeyim en iyisi. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim. Umut, bizim yaşam enerjimiz. O enerjidir bizi yaşatan. Tüm olumsuzluklara rağmen içimizdeki o ışığı(umudu) söndürmeyelim. Biz doğru bildiklerimizi doğruca yazmaya devam edelim.
Selam ve saygıyla aziz dostum...
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2019 19:49
Ah şu çam ağaçları
izin almadan, alıntı yapıp paylaşıyorum. Bilginize.
Rauf Aktolga -- 05.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Göndermek lütfunda bulundukları güzel yorumlarıyla beni motive eden Sayın Hattat Yasin Ali Er Hocama(Araştırmacı yazar), Sayın Kadriye Şahin Hanımefendiye(araştırmacı yazar), Sayın Ahmet Yaşar Ocak Hocama(Prof.), Sayın Mehmet Yılmaz Beyefendiye, Sayın Yusuf Engin'e(Lise arkadaşım,Em. Öğretmen), Sayın Selçuk Tayfun Ok Beyefendiye(İstanbul Ticaret Odası Em. Gen.Sekreteri), Sayın Güner Türkoğlu Hanımefendiye(İsveç), Sayın Muka'ya, Sayın Mustafa Topaloğlu Hocama(Araştırmacı yazar)ve Sayın Osman Karaca Hocama(Araştırmacı yazar)en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.01.2019 11:18
Ah şu çam ağaçları
"Eleştiriyi de, fikirleri de doğuran ana; bilgidir."
Bilgi yoksa; eleştiri çıktığı ağzı yormaktan öte anlam ifade etmez!
Bilgiye dayalı bir kadim geleneğin çok güzel ifade edildiği yazınızdan istifade ettim.
Ellerinize sağlık üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.01.2019 13:57
Ah şu çam ağaçları
Sayın Hocam, çamların kesilmesine karşıyım. Lakin, insanları kaynaştıracak, birlik beraberlik oluşturacak, hoş vakit geçirecek günlerin dahada çoğaltılması taraftarıyım. Geçen yıl da aynı konuyu anlattınız, yazdınız. Noal olayının yeni yıl ile alakası yok. Lakin, bazı insanlar lâm diyor cim demiyor, ama her türlü bataklığın içinde geziyor.

Sadece Yozgat da kutlama olmadı sanıyorum. Bir araya gelmeyen bir toplum nasıl ilerlesin. Gelmiyor. Getirilmiyor. Gelemiyorlar. Bu kafayla da asla ilerleyemiyorlar. İnsan yeri gelince evrensel olmalı ki, insanlığa faydalı olmalı. Artık bırakalım da yaşlılar dualayarak, gençler eğlenerek yeni yılı karşılarsa karşılasın. Bize ne elin Noalinden, Noal babasından...

Yeni yılı dualayarak karşılayan; fakat, edebince yeni yıl kutlamasının karşısında olmayan biri olarak eşinize ve torunlarınıza, sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:41
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Sayın Çapanoğlu,

Biz millet olarak tarihimizdeki şahsiyetleri sade ekonomik açıdan değil, fikri açıdan da gelişmiş Batı toplumları gibi antropomormizm konusu olmaktan çıkarıp yanlışları ve doğruları ile değerlendirmeyi becerip tarihteki yerlerine koyamadığımız, kimini alçaltıp kimini takdis edip yücelttiğimiz sürece yazınızda konu ettiğiniz masalların arkası gelmeyecektir. Toplumumuzdaki her kesim tarihimizdeki şahsiyetler hakkında kendi uydurduğu aşağılayıcı veya yüceltici masallar imal etmeye ve üstelik o masallara samimiyetle inanmaya daha uzun zaman devam edecektir. Bundan emin olunuz. Çünkü biz henüz fikren olgunlaşmış, rasyonelleşmiş, rüşdünü ispat etmiş bir toplum olmaktan oldukça uzağız. Ben öyle tahmin ediyorum ki rüşdümüzü ispat için önümüzde yürümemiz gereken daha uzun ve muhataralı bir yolumuz var. Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 24.12.2018 14:49
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Üzüntüm,, bu millet okuduklarını da inanmııyor. Üç cahil bir araya geldikleri zaman, benzer fitne yaymakta, kendi zirzopluğuna başkalarına da inandırma gayretinde oluyor. Bir şey daha eklemek gerek, ATATÜRK düşmanlarınıda iyi araştırdılar, dedeleri ya o yıllarda hoca, veyahut savaş kaçkını çıkıyor.
OSMAN KARACA -- 23.12.2018 19:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00