BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
246
Dün
:
4633
Toplam
:
15000594
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI VE PEHLİVANOĞULLARI
Sayın A. Kadir Çapanoğlu, bu makalenizin asıl kaynağı nedir? Bu ağıtları nereden aldınız? Hiç araştırdınız mı? Yoksa bu bilgilere ömrünü vermiş birinin eserini ve ismini yazınızda anmak zahmetine katlanmak mı istemediniz. "Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, destanları, ağıtları" (Baki Yaşa Altınok)
Baki Yaşa Altınok -- 17.02.2016 05:52
SOKAKTA ÜŞÜYEN BİR İNSANA PALTONUZU VERİR MİSİNİZ? NORVEÇ'TE YAPILAN SOSYAL BİR DENEY
Norveç de Yozgatlı çok, kuzenimin karısının iki ablası (Sarıkayalı) yıllardır orada yaşıyorlar. Onlardan biliyorum.

Ayrıca, Kürt nüfus da çok. Sanırım Oslo görüşmeleri de bu yüzden orada yapıldı.
Rauf Aktolga -- 10.02.2016 18:03
SOKAKTA ÜŞÜYEN BİR İNSANA PALTONUZU VERİR MİSİNİZ? NORVEÇ'TE YAPILAN SOSYAL BİR DENEY
Abdülkadir Bey,
Rıza Bey Amca, benim de tanıdığım bir kişiydi. Biz çocuklar onu çok severdik. Belki kendisi de çocuktu! Onun için seviyorduk. O sırada Ümmühan Halamıza yakın bir yerde Sıhhiye de oturuyorduk. Ailenin otoriter hanımlarından olan Ümmühan Hala, oğullarını okutmak için Ankara'ya taşınmıştı. Bu sırada Rıza Amca, yanında bir beyle birlikte bize geldi. Çapanoğlu filmi çevirmek istedikleri için annemden Çapanoğullarının resimlerini istiyordu.
Hepsi ışıklar içinde yatsın.
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 10.02.2016 10:42
KIZILANİK VEYA ÇAPANOĞLU MERHEMİ
Abdülkadir Bey,
Havaciva merhemini, anneannem Emine (Emiş)Hanım'ın annesi, Rakibe Hanım da yaparmış.Rakibe Hanım, Ümmühan Hanım'dan büyüktür. O dönemde rahatsızlığı olanlar Rakibe Hanım'a koşarlarmış.Demek ki bu merhem Yozgat'ta hanımlar arasında kuşaktan kuşağa geçmiş. Anneannem annesinden bu yolda hiç mi hiç el almamış. Çocukluğumda anneannem herhangi bir yerimiz ağrıdığında, ağrıyan yeri dua ederek sıvazlardı. Benim bacak ağrım da geçerdi!
Saygılarımla
M.Filiz Uulusoy -- 29.01.2016 12:34
KIZILANİK VEYA ÇAPANOĞLU MERHEMİ
AÇIKLAMANIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.ÇOCUKLUĞUMDA BİRAZ YARAMAZ OLDUĞUMDAN DEVAMLI KOLLARIM ÜSTÜNE DÜŞER BAZEN ŞİŞER BAZENDE ÇOK AĞRI YAPARDI.KASIMPAŞADA KIRIKÇI VE ÇIKIKÇI TABİR EDİLEN BİR BEY VARDI.HER GİTTİĞİMDE YİNE Mİ GELDİN DER YANLIŞ HATILAMIYORSAM BORDO RENGİ HAVA CİVA KREMİNİ BASTIRARAK VE CANIMI ACITARAK SÜRERDİ.NE HİKMET Kİ
2 GÜN VEYA 3 GÜN SONRA HERŞEY BİTERDİ
ARTO KAZANCIOĞLU -- 29.01.2016 11:06
Yılmaz Göksoy’dan kısa kısa
Makalenizdeki her bir hikaye,geçmişte dahi insanlarımızın, yaşam kalitelerini çok güzel açıklamıştır.Sevgileri,saygıları,öğretmenin çelişkisi,şaka ve espirilerini keyifle okudum.Herkesin okumasını tavsiye ederim.Bu kısa hikayelerden çok keyif alacakları kanaatindeyim.Sayın Hocam çok teşekkür eder yeni eserlerinizi bekleriz.
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 02.01.2016 19:53
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Hz Şems Mevlana hazretlerinden ayrılınca Şems in hasretiyle yanıp tutuştuğunu duyan düzenbaz sehtekarlar Hz mevlanaya gelerek; "Şemsden sana haber getirdik. Kendisi felanca şehirdeymiş" dediklerinde Mevlana hazretleri bu sahtekarlara torba torba altın, gümüş verirmiş. Hatta öyle çok dadanmışki bu sahtekarlar bu aşığa maşuğunun adını anan herkese dağıta dağıta sırtında bir urbası kalmış. Bir gün bir mürşidi yanına gelerek " Efendi hazretleri bunların yalan söylediğini bildiğiniz halde neden varınızı yok ediyorsunuz? diye sormuş. Mevlana; onların söyledikleri yalan karşılığında dünyalık varlığımı veriyorum. Doğru söyleseler canımı verirdim der.

Yine Hz mevlana; "Ben Peygamberin ayağının tozuyum" demiştir.

Bunca ilim ehli, deniz derya olmuş bir insan onun yüceliği karşısınde ayağının tozu kadar kendini engin görüyorsa Hz Muhammedin Yüceliğini biz anlamış sayılmayız.

Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsam yüzünü

diyerek dağ taş dolaşan Yunus Emreyi günümüze taşıyan, yansıtan Yunus emredeki aşk dır. Yunus yüzünü ayak tozuna sürünce bu toza mı tapmış oluyor?

Saygıdeğer Çapapanolu bu yazınızdaki fikilerinize ne yazıkki katılamıyorum.Atalarınızdan, ailenizden kalan her hangi bir eşya sizi atalarınıza bağlayan bir hatıra olduğu için canla başla korumaya çalışmıyormusunuz? Ki siz; hatıralara değer veren koruyan, gözeten hatta gerekirse tamir, tadilat yaptırıp layık olduğu yere iade aden insan olarak kutsal değerlerin değerini anlamamaış olmanız inanın beni şaşırttı.

Sakallı şerifler aslı olmasada,(büyük bir çoğunluğu aslıdır.)Efendimiz hatırına öper baş üstüne koyarız. Mevlana Hz leri gibi aslına denk gelirsek canımızı feda edriz. Sevgidir, saygıdır. dahası bu "aşk"dır.

Yaşar Nuri Öztürk hocanıza gelince.Bir televizyon kanalında "bilmem ne partisine oy verenlerin anasını avradını edeyim" diyerek( Bu kapalı yazılmış hali) açık sövmüş, Müjdat Gezen de benim halim yok benim yerimede sen yap derken, Uğur Dündar ın kahkahası salonu çınlatıyordu. Siz bunlara hoca demeyiniz. Bunlar siyasetin soytarıları. Allah bu adamdan aldığı ilimin hakkını ilmek ilmek soracaktır.İlim adamının siyaset yapması şirk olmuyor da kutsal emanetlere saygımı şirk oluyor? Hocaymış! ne hocası? Hocalığımı kalmış. Yetmiş milyonun gözüne bakarak sibikere kur yapan şaşkın.

Yeni yılın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Selamlar hürmetler.
Suzan -- 29.12.2015 21:03
NOEL Mİ, NARDUGAN MI ?
Selam can abi öncelikle nice sağlıklı yıllarda sizleri aramızda görmek dileğimle nice mutlu ve huzur dolu yıllar, Bu güzel yazınızı umarım okurlarda birazolsun beyinlerinde birşeyler kıpırdar ,vermiş olduğunuz emeğinize ve size saygılar.
Mahmut ERDEM -- 25.12.2015 13:00
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Abdülkadir Bey,
Bu konuya değinmeniz çok iyi oldu. Peygamberimiz hurafelerle uğraşılmasını istemezdi elbet. Bize ne oldu da bu hale geldik. Peygamberimiz başarılarını gerçekler üzerine kurmuştu. O gelmiş geçmiş peygamberlerin en başarılısıdır. Bugün genetik inceleme yapılsa o saç tellerinin başka başka kişilere ait olduğu bile bulunabilir.
Saygılarımla
M. Filiz Ulusoy -- 20.12.2015 11:32
SAÇ-I ŞERİF VE KUTSAL EMANETLER
Abdulkadir Bey
Yazilarinizi keyifle okuyorum
Tesekkurler Yeniyilda herkese sihhat ve ailenizle mutluluklar dileriz selamlar
ŞEVKET PİROĞLU -- 15.12.2015 09:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00