BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4633
Toplam
:
15000684
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
“GİT PATILAT
Dolu yağışı sonucunda yaşadıkları sel felaketi nedeniyle Sorgun'a bağlı Ayrıdam, Kepirce, Ocaklı, Karahacalı, Gözbaba, Küçüktaşlık, Günyazı ve Keser köylerinde yaşayan hemşerilerim, bu yılki mahsulünüz sele gitmiş tesellimiz cana bir şey olmaması ama mal da canın yongası derler.Allah başka keder vermesin diyerek üzüntülerimi ve geçmiş olsun dileklerimi iletirim.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 12.06.2015 02:29
“GİT PATILAT
Abdulkadir Bey,"Absürt bir yazı olmadı sanırım" diyerek kaygıyla yazınızı bitirmişsiniz.

Hiç önemli değil. Artık hayatta tüm değerler ciddiyetini kaybedip absürt oldu. Siyaset absürt, eğitim absürt, insan ilişkileri absürt, şarkılar absürt, adet töre kalktı. Herkes kafasına göre bir absürt. Hayat olmuş absürt. Yazılarda elbette olacak absürt.

Ne var ki, değişim yaşarken değerleri kayıp etmemek gerekiyor. Fakat biz insanoğlu şeytanın parmağı dokundu mu balıklamasına dalıyoruz. Doğada dönüşüme izin verilmediği için belkide bet-bereket kalmadı.Yesen obez oluyorsun, yemesen açlıktan ölüyorsun.İnsanlar alın teri akıtmadan kazanma uğruna hayatı absürt ettiler. Gelecek nesillerin vebalini nasıl vereceğiz bilemiyorum. Şu belediyeler iki kanal açarak atık suyu başka yere, tuvalet kanallarını tarım alanlarına bağlamış olsalar kazançlı bir iş yapış olacaklar. Ne var ki onlarda görünen yeri süslüyor, görünmez yere hizmet edip milletin gözüne nasıl sokacaklar.

Buda absürt bir yorum oldu. Selamlar.
Yaşar -- 11.06.2015 22:07
“GİT PATILAT
Sayın Çapanoğlu. Bu yazınız bana babamın bir öfkesini hatırlattı. Yeni ev yapmaya başlamıştık. Annem, yaşlılığını düşünerek tuvaletin evin içinde olmasını istemiş. Babam " ben oturduğum evin içine etmem" diye diretmişti.Kıymet verip hanelerimizin baş köşesine dışkılıkları geçirdik ama ne yazık ki hiç bir işe yaramaz hale getirdik.İçeridekini dışarı, dışarıdakini içeri alırsak faydası ancak bu kadar oluyor. demem odur ki son yıllardaki örnek aşikardır. Suriyelileri ülkemize taşıdık, dağdaki eşkiyaya maaş bağladık Demirtaş baş köşeye geçti.Patırdatır mı, çatırdatır mı zaman gösterecek.

Yazılarınızı takip ediyoruz ama Suzan hanfendi kardeşimizin tarafsız, bilgilendirici, düşüncelere farklı pencereler açan yorumlarını uzun zamandır okuyamıyoruz.

Yazan ve okuyan herkese sağlık ve esenlikler.
Veli Köksal -- 10.06.2015 14:28
“GİT PATILAT
Sayın Safinaz Dikkaya, Google arama motoruna http://www.yalovasufidan.com adresini kopyalayıp yazarsanız bu firmanın web sayfası çıkacak. Yukarda arama penceresine frenk üzümü yazın. Siyah olanı tercih edin. Telefonlarından ulaşarak sipariş verebilirsiniz. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.06.2015 00:23
FRENK ÜZÜMÜ VE ÇAPANOĞLU MAHMUT BEY
Sayın Abdulkadir Bey firenk üzümü yazınızı zevkle okudum ve benim çocukluğumun meyvesiydi o tadı hiç unutamıyorum.İzmir Karaburunda oturmaktayım bahçemde firenk üzümü yetiştirmek isterim.Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim iyi akşamlar..
safinazdikkaya -- 07.06.2015 22:37
TÜRK-ERMENİ YAKINLAŞMASI,1874 KITLIĞI VE YOZGAT’TA TÜRK- ERMENİ YARDIMLAŞMASI
sonuç belli önemli olan insan ım diyebilmek son konması gerekli olan o nokta ,sağlıkla ve saygıyla.
mahmut erdem -- 17.04.2015 22:20
TÜRK-ERMENİ YAKINLAŞMASI,1874 KITLIĞI VE YOZGAT’TA TÜRK- ERMENİ YARDIMLAŞMASI
ABDÜLKADİR BEY DOSTLUK VE İNSAN İLİŞKİLERİNİZDE DİN DİL IRK AYIRIMI YAPMADAN GÖSTERDİĞİNİZ HASSASİYETE TEŞEKKÜR EDERİM.
MEVCUDİYETİNİZ BENİM EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİM.İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE TÜM DOSTLARINIZI İHMEL ETMEDİĞİNİZ MUTLULUK KAYNAĞIMDIR.ŞAHSIM ADIMA BÜTÜN GÜZELLİKLERİN SİZİN İLE BERABER OLMASINI DİLERİM.ŞAĞLIKLI GÜNLERİNİZ OLSUN
ARTO KAZANCIOĞLU -- 16.04.2015 10:37
HEYKEL-İ HAMAL VE İSTANBUL
Abdülkadir Bey,
Hamallık dünyanın en eski ve güç işlerinden biri. Hepsine Allah kolaylık versin. Dünyanın yükünü taşıyorlar. Edirne'de bir "süpürgeci" heykeli görmüştüm. Süpürgeci deyip geçmeyin, heykeli görünce zor zanaat olduğu anladım. Heykelin resmini İnternet'ten bulursunuz: "Edirne Süpürgeci Heykeli"

Çalı süpürgesi ile ev süpürmek de zor iştir. Başını örtüp ağzını burnunu bağlayıp, pencereyi açmalısın. Halı, süpürgenin eteği sık sık yıkanarak süpürülmelidir. Kar yağmışsa kürek kürek karı halının üstüne serperek süpürürseniz, halı pırıl pırıl olur. Büyük halıları çırpmak zordur. Bu durumda halı ters çevrilir, hamam tası da ters çevrilerek halının tersine incitmeden sürtülür. Halının tersinde bir iki gün yürümek önerilir.

Bu işler evin büyük kızı olarak bana düştüğü için işe başlayıp ilk maaşımı alınca, hemen eve bir "elektrik süpürgesi" almıştım.
Selam ve saygılar
Mehlika Filiz Ulusoy -- 15.04.2015 12:15
ABDESTSİZ EZAN VE CENAZE NAMAZI
Sayın Çapanoğlu, yazınız ilgimi çekti. Bitirdikten sonra bir kere daha okudum. Maalesef diyanet işlerimiz görevini yapamıyor. O görevini yapmayınca meydan cami hocalarına kalıyor. Onlarda her nasılsa bir yerlerden öğrendikleri hurafeleri aynen cemate aktarıyorlar. Bilhassa cenaze namazlarında yazın sıcağına kışın soğuna ve cenaze cemaatinin kültür seviyesine aldırmadan kabir azabından kabir sorgusundan mezardaki böceklerden aklına ne gelirse anlatıyor da anlatıyor. Yakın bir tarihte fenerbahçe kulübü başkanı Ali Şen beyefendi torununun cenaze namazında lafı gereksiz uzatan hocayı kes kes diyerek azarlamıştı. Müslümanlığı kuranda olmayan bir sürü şarta şurta bağlayarak milleti dininden soğuttular. Hep sormuşumdur kendime, İlahiyat fakültelerden mezun olan bunca insan mezun olduktan sonra ne iş yapar?
ŞİNASİ BARUTCU -- 28.03.2015 21:32
ABDESTSİZ EZAN VE CENAZE NAMAZI
Abdülkadir Bey,

İlgi çeken bir konu açtınız. Ben de iki satır daha söyleyeyim.
Benim anneannem dindar bir hanımdı. Hacca gitmek gibi bir isteği olmadı. "Bir müminin kalbine girmek Hacca gitmektir" derdi. Yedi yaşından, sekseni aşkın yaşta ölene kadar namazını kıldı ve orucunu tuttu. Eli açıktı, kötü söz söylemezdi. Benim on beş yaşındaki arkadaşlarımı bile ayakta karşılar ve uğurlardı. Misafirden "kuş gibi namazımı kılayım" diye, izin almadan namaza durmazdı. Beş torun büyüttü. Çok çalışkandı. "Üç gün yatak, dördüncü gün toprak" derdi ve bu dileği yerine geldi.
Bence işte bu Müslümanlıktır.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 27.03.2015 11:51
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00