BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
287
Dün
:
4633
Toplam
:
15000863
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR
Yazılarımın değerli takipçisi Sayın Suzan Hanımefendi. Zaman ayırarak yazmak lütfûnda ve inceliğinde bulunduğunuz benim için çok değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.

Bir yazar için en büyük heyecanın okurlarından gelen yorumlar olduğunu bende yazmaya başladığımda anladım. Sevdiğim yazarların çok beğendiğim yazılarına zaman zaman bende yorumlar gönderirdim. Bunlardan sadece Sayın Can Ataklı Beyefendi gönderdiğim mail adresinden bana cevabi mail göndererek teşekkür eder, bir konuyu dikkatine arz etmiş isem ilgileneceğini yazardı. Yorumlar yazarı motive edip mutlu ederken bilinçli okuyucunun lehte ve aleyhte yaptığı yorumlar da elbette ufkunu açmasına büyük katkı sağlıyor.

İnanıyorum ki büyük bir heyecan ve aynı zamanda kırgınlıkla kaleme aldığınız Kurtuluş savaşı çağrışımınız için bakın cennetmekân rahmetli Turgut Özakman Beyefendi ne demişti; “Sevgili Gençler! İstiklal Savaşı, dünyada ki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yabancılara çiğnetmeyin.”

30 Ağustos en büyük bayramımızla ilgili duygularınızı paylaştığınız değerli yorumunuz için en kalbi şükranlarımı arz eder, sağlık ve esenlikler dilerim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 01.09.2014 12:03
FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR
Muhterem hocam;Özel bir günde köşe yazıları yazmak ayrıcalıktır.30 Ağustos gibi önemli, tarihi bir günü vurgulayan düşünürlerin, milli duyguları uyandırması ve bu duyguların hep diri kalmasını sağlamak, toplumun kalem mümesillerinin görevidir.Gazete yazarlarının her birinin sayfasını ziyaret ettim. Ne yazık ki, günün önemini arz eden yazılara rastlayamadım. Sizin sayfanıza göz atmadan önce, hayal kırıklığı yaşarmıyım diye de çok hayıflandım. Çok şükür,sayfanızı beklediğim gibi buldum. Ne zaman "Kurtuluş Yıllar"na ait bir yazı okusam bütün bedenim titrer. Şu an sizin paylaştığınız bu yazıyı okurken aynı ürperme heyecanını yaşadım.

Biz nasıl bir toplum oluyoruz? Milli duygularımız kayboluyor? Geçmişteki başarılar ne zorluklarla kazanıldı? Ne canlar feda edildi. Geride kalanlar ne çileler çekti. Neydik-ne olduk? Bu soruları artık kimse merak etmiyor mu ki? Edilmiyor... Edilseydi bir gazetede bir yazar değil, tüm yazarlar cevap yazmak için kalemini kuşanır meydana çıkardı. Bu günleri bizler yaşamadık. Yaşayanlar anlattılar, yazarlar yazdılar; bizlerde nasıl bir millet olduğumuzu ve asaletimizin asil tastikini cepheden cepheye koşan milletin bedeninden sızan kan ırmağına düşen "Ay-Yıldız" mührünün "Hak Tealâ" tarafından vurulduğunu öğrendik.Öğrendik ki, Dilekçedeki sözümüz can'dan, kağıdımız kan'dan, onay mührümüz yıldız ile ay'dan... Bu mührü sinemize kazdık. Ruhumuza "Milli şuuru ise anlatılanlardan yazdık. Ya bizden sonrakiler bu milli şuurun, vatan millet sevgisinin,bu toprakların; Evliyaların basmaya haya ettiği,kuşların üzerinde uçmaya utandığı kadar kutsal olduğunu hangi gün öğrenecekler? Yada öğretecek olanlar bu değerleri hangi ara anlatacaklar? Eski bayram coşkusu bir milletin sesiydi. Varlığının ispatıydı.Milli duyguların uyanışıydı. Düşmanlarına psikolojik baskıydı. Şimdi ne oldu? Bu ses yok. Bu ninni neyin nesi. Kimden, neden korkuyoruz ki uyumaya uyutulmaya çalışıyoruz? Ey Millet uyan. Tarih tekerrürden ibarettir.Geçmişte yaşadıklarını bilmeyen, gelecekte ne yaşayacağını bilemez."TÜRK'ÜM, DOĞRUYUM". demekten asla ve asla korkmuyorum! Korkmadığım için de uyumuyorum!

Değerli hocam, günün önemini hatırlattığınız, bu yaşanmış anıları paylaştığınız için teşekkür ediyor hürmetler sunuyorum.

SUZAN -- 31.08.2014 19:17
BABAM, FAHRETTİN ÖNCÜL VE KURT İMAM
Sayın Çapanoğlu, Yine kıymetli kaleminiz vasıtasıyla Yozgat'ın yetiştirdiği değerlerden ikisiyle tanıştırıldık. Babanız yazıyla anltılamayacak kadar asil bir insanmış. Hüzni baba derseniz kaleminden dökülenler zaten kendini anlatıyor. Eski insanların ruhu engin denizler gibi derin olduğu kadar tabiatın dilinden yansıyan,edebin eserini aksettiren bir mana, bir asalet yüklüymüş.Bunu resimdeki Bey babamızın bakışlarında ve şairin dizelerinde hissetmemek mümkün değil. Ne graipdir ki zaman ilerledikçe nesil değişiyor, değiştikçe de, sanattan sabır kaldırılıyor. Neticede herşey tırıvırılaşıyor.Eski şarkılar insanın ruhunu okşarken, yeni şarkılar beden ritminden ileri geçmiyor.Giysiler bedene yapıştırıldıkça edepsizlik asaleti mahvediyor. Yada bize mi öyle geliyor? :)

Sağlık, Sıhhat ve huzur dolu bir ömür dileği ile hürmetler.
SUZAN -- 26.08.2014 21:43
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
Vefa nın yalnizca bir semt olmadiginı, yazinizin her satirında anladım. Usta kaleminizin yanında ne kadar dostvari olduğunuzu da...
Arto kardeşim gibi bende yazınızı buğulu gözlerle okudum.
Kalemine sağlık ustadım...
Raşit Kabataş -- 22.08.2014 22:12
BU DÜNYA’DAN BİR HALİL ALPAY GEÇTİ
MUHTEŞEMSİNİZ GÖZLERİM YAŞLARLA OKUDUM BENDE ATAKÖYDEKİ CENAZESİNE GİTMİŞTİM.ZANNEDERSEM ZUHURATBABAYA YAKINDI. SONSUZ TEŞEKKÜR EDERİM.YANLIŞ HATIRLAMIYORSAM HALİL BEY YILLARCA TEK'İN YÜKSEK GERİLİM BÖLÜMÜNDE DE ÇALIMIŞTI. ALLAHIN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN.
SAYGILARIMLA
ARTO KAZANCIOĞLU -- 15.08.2014 12:38
Bir Çapanoğlu torunu, istihbarat devi HİRAM ABAS
Rahmetli Müşir Ahmet Şakir Paşaya ve torunu Hiram Abas beye allahtan rahmet diliyorum. Yozgatımızın kurucu sülalesi Çapanoğullarının ne kadar geniş bir aile olduğunu sizin yazılarınızı okudukça daha iyi öğreniyoruz. Yozgatlı olmakla öğünüyoruz. Hepimiz Yozgatlıyız hepimiz Çapanoğluyuz. Yazılarınızı merakla okuyorum. Elinize sağlıkk. Selam ve hürmetler.
BOZOKLU BOZKURT -- 09.08.2014 12:22
YOZGAT’IN İNCE SAZCILARI (RAHMETLE VE MİNNETLE)
Sayın Çapanoğlu,Bir şehirde seçilmiş yada atanmış yöneticiler, bulundukları yere medeniyeti taşımadıkları sürece halk kendi imkanlarını kullanarak başkalarının huzur hakkına haksızlık etmeye mahkumdur diye düşünüyorum.Bu şehre park, bahçe, geniş dinlenme alanları yapılmış olsa kimse kimseyi rahatsız etmez. Özel gün kutlamaları buralara taşınır. Daha medenice eğlenilir.Sanıyorum havuzlu bir mekan var. Ancak bu alanlara gidebilmek için ulaşım başlı başına bir sorun. Kira bedeli de ayrı bir külfet.Belediye şehir dışına düğün salonu yapmalı.Taşıma ve kirayı ucuz tutmalı ki halk bu rezaletten kurtulsun.

Müzisyenler konusuna gelince,kör elmastan ne anlar. Onun için camda bir cevherde. Biz cevherlerimizi cam bildik. Çoğu zaman aşağıladık, horladık, dışladık. Kıyım kıyım kıydık kırdık ve de kovduk.Onlar öyle değerliydiler ki,kendi yürekleri kan ağladı fakat yinede halkını eğlendirmekten vazgeçmediler.Şimdi arkalarında bıraktıkları eserler için ince iğneyle kuyu kazılsa bulunamaz.Yozgat kültürü çok zengin, çokta medeniymiş. Sizin yazılarınızı okudukça daha iyi anlaya biliyorum. Ne çare ki gerçekten yozlaştırılmış.Abdalları horlayıp kovdular ama kendimiz o sanatı icra ettiğimizi zannederek, kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

Huzur dolu bir Yozgat hayalini kaybetmemek dileğiyle Selamlar.. Hürmetler
SUZAN -- 30.07.2014 14:46
GAZİ’NİN İSTİKAMETİ BU KADAR BÜYÜK
Emeğine ve yüreğine sağlık üstad.Yuce ATATÜRK'ün bizlere kazandırdığı değerler saymakla,anlatmakla bitmez.hepsinden önemlisi;özgür birer birey olmayı,insan olma bilincini Onunla öğrendik.ATATÜRK,CUMHURİYET sevdalılarına,yüreği sevgi dolu dostlara selam olsun.Çiçeğiniz GÜL-Sevdanız İNSAN olsun.
Remzi ATAMAN -- 17.07.2014 21:10
GAZİ’NİN İSTİKAMETİ BU KADAR BÜYÜK
Değerli Suzan Hanım'cığım. Rahatsızlığınıza çok üzüldüm. Büyük geçmiş olsun. İnşallah önemli bir şey değildir. Uzun süredir güzel yorumlarınızı göremeyince bende merak etmiştim.Dilerim bundan sonraki yaşamınız sağlıklı ve huzurlu olur. Saygı ve selamlarımı sunuyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 13.07.2014 22:00
GAZİ’NİN İSTİKAMETİ BU KADAR BÜYÜK
sayın Çapanoğlu. Rahatsızlığımdan dolayı uzun süredir yazılarınızdan ayrı kalmıştım. Büyük bir eksiklik içindeydim. Yine değerli kaleminizden dökülen inci-mercan öykülerle buluşmuş olduk.Geçmişteki zengin kültürümüz geleceğin hep ışğı olmuştur. O gün onlar yaşanmasaydı bu günün kıymeti anlaşılamazdı. Ne çare ki geleceği kıymetlendiren, geçmişin işçiliği sadece sizlerde saklı kaldı. Bu değerli hazineleri gün ışığın çıkararak günümüzün değerini gösterdiğiniz için Allah sizden razı olsun. Şimdi müsaadenizle.Zamanında okuyamadığım yazılarınızdan ( inci-mercan hazinelerinden) payıma düşeni almak, ruhumu süslemek için ayrılmak istiyorum. Ramazanınız Mübarek, ömrünüz bereketli, kaleminiz şerbetli olsun efendim. Saygı ve selamlar..
SUZAN -- 13.07.2014 16:50
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00