BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
181
Dün
:
4633
Toplam
:
14608601
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
24 KASIM
Otuz altı yıl öğretmenlik yaptım ama yazınızı okuyunca beni öğrencilik yıllarıma götürdünüz. Buruk acılarla anımsadığımız o güzel günler... Öğretmenine değer vermeyen bir ulusun gelişip yükselmesi mümkün mü? Sağılar Hocam.
Hasan -- 22.11.2013 12:40
BİR VALİ
Selam hocam yine zamanına denk getirip kaleminizi konuşturmuşsunuz saygılarımla, tekrar selamlar.
mahmut erdem -- 20.11.2013 14:01
BİR VALİ
Mehlika Filiz hanfendi, sözünüzde kimi kasdettiğinizi bilmiyorum fakat, benim gibi soyad yazmayanlar... isim duyurusunda, şöhret peşinde olmadıklarından fazlaca kimlik bilgisi vermiyor olabilirler mi acaba? Her şeyin altında bişey aramaktan gerçekleri göremez hale geldik.
çağdaş -- 19.11.2013 23:22
BİR VALİ
Sayın Çapanoğlu,Çok haklısınız. Çoktadır hanenize misafir olamadım.Aslında her zaman köşenizin misafiriyim.Yazılarınızı okuyarak özümsemek yorum yazmaktan daha faydalıdır diye düşünüyorum.Daha önceki yazılarınızda pek çok sorular sordunuz, okuyucuların fikir beyanlarını elbetteki beklediniz.Bir insan bir konu hakkında bir fikir beyan ediyorsa, elbetteki bu varlığın kanıtıdır. Her yorum yapan, Filiz hanımın belirttiği gibi adını, soyadını , kimlik numarasını yazmak zorunda değildir. Önemli olan mantık yolunda çakışan bir nokta var mı dır, yok mudur? Buna bakılmalıdır diye düşünüyorum.

Şükürler olsun ki geçmiş zamanda olduğu gibi İnşallah gelecek zamanda da bu tür valilerimiz yöneticilerimiz olacaktır.Yukardaki yazınızı okuyunca geçmiş zamanlarda büyüklerimizden dinlediğimiz bir valinin hikayesini anımsattı. Belkide aynı şahıs olabilir.

Gece bekçisinin kömür çalıp sattığını duyan vali;Yapılan şikayetin doğruluk payını anlamak için olacak; Bir kış gecesi kılık değiştirip, söz konusu bekçinin yanına gider.Biraz para teklif eder, valiliğin bahçesindeki devletin kömürünü gösterek buradan bir araba yükleyip şu eve bırakın der. parayı cebine atan bekçi, hemen araba bulayım der ve biraz sonra bir at arabasıyla döner. Kömür müşterisi başlarında bekler. Hemde irilerini seçerek bekçi ve arabacı, arabayı yüklerler.Tam araba yükünü almış yola koyulacak... Bizim tebdili kıyafetli vali; Gece ayaz.İliklerimize kadar donduk. Kömür arabada donacak değil ya. Daha sabaha da çok var.Şu Köşede açık bir kahve var. Orada birer çay içelim der.Ne olur ne olmaz diye mırıldanarak Bekçi arabayı yol kenerına çektirir. Beraberce kahveye girerler. Kahveciye seslenir vali. İki çayyy! Becerikli bekçi hem şişinir hem şaşırır. Üç olsun kardeşim.Biz içeceğizde sen bakacak mısın? Kahveci(aslında emniyet müdürü) elinde iki kelepçe yanlarında hemen belirir.Müdür suçluları teslim alırken. Vali seslenir. kahveci! Şimdi okkalı bir çay!

Zamanın Nüfus Müdürü Selami Solmaz. Kulakları çınlasın. Ne zaman biz memurlara bir çay ısmarlasa "okkalı bir çay" der arkasından bu olayı anlatırdı.

Mülkiye amiri demek milletin mülküne hakkına sahip çıkan,hakkını koruyan gözeten demektir.Böylelerinin sayısı ne yazıkki az.Çoğunluk makam koltuğundan kalkmayan, kalkarsa makamı elinden kaçacak zanneden, Neme lazımcı, siyasetcilere yalakalık yaparak koltuğunu koruyan idarecilerin sayısı daha fazla.Bu nedenledir ki kötüler ne kadar şöhretli olursa olsun isimleri siliniyor.İyiler ölümsüzleşiyor.
Zaman zaman bu tür karakterleri belirginleştirerek sağlam kişilikli, kişiliği geliştirecek örnekler sunmanızdan dolayı teşekkür ediyorum. Saygılar... Selamlar.
SUZAN -- 19.11.2013 22:54
BİR VALİ
Ne kadar guzel ifade etmissiniz.Ne oldum delisi olmamak ve insan sevgisi sahibi olabilmek cok onemli gorunuyor.
Cok begendim.
Sibel Oktay -- 18.11.2013 16:43
BİR VALİ
Vali Turgut Başkayaya allahtan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın. Böyle idarecilere en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Yaşamımızın hayhuyu içinde bize bu değerlerimizi hatırlattığınız içinde ayrıca teşekkür ederim. Yüce Atatürkün dediği gibi her devirde dahili ve harici bedhahlarımız olmuş ama cumhuriyetimizin kazandırdıkları sayesinde bu güne kadar pek başarılı olamamışlardı. Son yıllara bakınca halkın üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş. Herşeye her olaya duyarsız bir toplum haline gelmiş yahut getirilmiş. Sizin yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Bu halk tüm kazanımlarına Atatürk ve Cumhuriyet idaresi sayesinde kavuştu. Suyu arayan adam kitabında anlatıldığı gibi o yıllarda her bakımdan cahillik vardı. Biraz tarih bilgisi olanlar bunu bilirler. Daha yakın tarihimize kadar bırakın köy camilerini şehirlerdeki cami hocalarımız bile bazı sureleri yanlış bilir yanlış teleffuz ederler yanlış okurlardı. Blenler namazdan sonra hoca efendiyi uyarırlardı yanlış okuyorsun diye.Bu gün bile mezarlıklarda para karşılığı yasin okuyan hocaları dikkatle dinleyin kestirmeden okurlar ama siz kederinizden farkında olamazsınız. Bu yüzden daha önce yorum gönderen iki okuyucunun yorumunu gerçek bulmuyorum. Kusura bakmasınlar.Sayın Çapanoğlu yazılarınızı merakla takip ediyorum. Selam ve saygılarımı sunarım...





Şinasi Barutçu -- 17.11.2013 14:18
BİR VALİ
Sayın Abdülkadir Bey

Turgut Başkaya Bey'in bilgisine, dürüstlüğüne hayran oldum. Böyle insanlar az yetişiyor. Ayrıca, bu örnek kişiye baktığımızda; kimliğini gizleyerek eleştiriler sunan kişiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bence kimlik saklanıyorsa ileti de yayımlanmamalıdır!

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 16.11.2013 09:11
BİR VALİ
Cumhuriyeti çok da güzel örneklemişsiniz umarım Adana valisi okurda birazcık dersini almış olur..Saygılar.
Halil Koçyiğit -- 15.11.2013 21:37
BİR KİTAP
Değerli yorumları ile köşeme misafir olan Sayın Suzan Hanımefendi den uzun süredir bir yorum alamadım. İnşallah sağlık ile ilgili bir sorunları yoktur. Lütfedip bir haber verirse bizi meraktan kurtarmış olacak. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2013 18:16
BİR KİTAP
Sayın ÇAPANOĞLU hocam Diğer yazılarınızda olduğu gibi,BİR KİTAP adlı yazınızı ilgi ile okudum.Usta araştırmacılığınızla tarihimiz hakkıda bizlere ışık tutuyorsunuz.Yazınızın devamını merakla bekliyoruz.Çok teşekkürler.Saygı ve sevgilerimi arz ederim.


YILMAZ BİRYILDIRIR -- 05.11.2013 00:10
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00