BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
238
Dün
:
4633
Toplam
:
14848726
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ROBOT

Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Konuyu o kadar güzel dile getirmişsinki. Yazını Milli Eğitim Müdürlerinin ve ders müfredatini yapan zatların okumasını tavsiye ederim.

Çok lüzümsuz ev ödevleri verilmektedir. Ben buna geçen hafta komşumla yaptığım sohbette şahit oldum. Çocuk 13 yaşında ve haziran ayında yapılacak imtihan, onun tahsil yaşamını değiştirecek. İmtihana hazırlanması gereken bu aylarda , ev ödevi olarak 25-26 sahifeyi içine alan bir konunun internetten renki olarak indirilmesi ve ciltlenmesi bildirilmiş. Herkesin evinde renkli yazıcı olmadığını düşünürsek, bu çocuk veya aile renkli fotokopi yaptırmak mecburiyetinde kalacak, buda ayrı bir maddi külfet.. Evinde yazıcı varsa, kartuşların ne kadar pahalı olduğu malüm. Buna ilaveten ciltleme masrafları ve talebenin kaybedeceği zaman da cabası. İmtihana hazırlanma telaşı ve heyecanı içinde olan talebe bu işler için zaman ayıramayacağından yine anne baba yapacak.

Değerli Kuzenim, luzumsuz müfredatları ne kadar güzel dile getirmişsin…Anne ve babanın evde çocuklarla ilgilenmesi için elbette daha güzel meşguliyetler vardır. Ebeveyinlere ve çocuklara sevgiyi öğretecek, çocukların zeka seviyelerini artıracak ve en önemlisi okuldan ve işten yorgun gelen her iki tarafı dinlendirecek uygulamalar yapılmalı.

Böyle güzel konulara dile getirdiğin için seni kutlarım… Kalemine sağlık değerli Kuzenim.

Mehmet Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 03.05.2013 23:51
ROBOT
Gerçekten ilkokul çağında çocuğu olanların yaşadığı bir sıkıntı.Yorgun argın eve gelince çocukların dersleri ile mi yoksa böyle gereksiz şeylerle mi ugraşacağız bilemiyoruz.Çocuklar yapamadığı için biz veliler yapıyoruz ve çocuklarla geçirilecek zamanımızı da çalıyor.
Evet, yetişen nesillerde milli ruh yok çünkü Milli değerlerine bağlı bir nesilistemiyorlar. İstedikleri sadece biat eden bir nesil ki bizler(en azından ben ve ailem)çocuklarımızı sorup sorgulayan, yenilikçi,özgüveni yüksek bireyler olarak yetiştirmeye çalışıyoruz.

Unutmamalıyız ki sahip olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Teşekkürler.
Kadir Ahmet Danıska -- 30.04.2013 18:25
ATLAR PARLAYINCA
sayın Abdulkadir ağbey herşeyden önce bu güzel hatırakar için sonsuz teşekkürler son hatıranı yeni okudum saat gece 1.5 kafa keyfli şükr iyiyiz şimdi dahada iyi ALLAH sizden ve c.kapusuzoğlundan Razı olsun 1 yıldan fazladır gidemedim YOZGAT A Ama sayenizde hergün YOZGAT tayım yazılarınızı eksik etmeyin ben 52.yi geçtim çok duygusalım heralde çok keyif ve heycanla okuyorum elinize dilinize sağlık sizler varolun uzuuuuuuuuuuuun ve sağlıklı yaşayın inşallah.ben ALANYADAYIM yolunuz düşerse ağırlamak isterim 05070538 76 66
ihsan yeşillik -- 29.04.2013 01:33
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (1)
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Cennetmekân dedemiz Çapanoğlu Muhlis Bey ve anneannem Saadet Hanımefendi ile, dedemizin 2. Eşi Esma Hanımefendi hakkında yazmış olduğun üç tefrikalık yazıyı değişik duygular içinde defalarca okudum. Gönül isterdi ki her Çapanoğlu akrabamız büyükleri hakkında böyle yazılar yazsın yayınlayalım, şeceremize koyalım gelecek nesillere iftiharla örnek olsun. Çapanoğlular’ın padişahlar nezdinde “aynül ayan” (ayanların en gözdesi) olacak kadar önemli ve değerli olduklarını bilsinler. Muhlis Beylerin, Saadet Hanımların torunu olmakla iftihar ediyoruz. Ne kadar mübarek kimselermiş ki ünlü Profesörler, Büyükelçiler, Genel Müdürler, Kraliyet PJK payesine layık olmuş vs. torunları oldu. Bu yazın beni çok duygulandırdı, çok mütehassıs ve memnun etti. Emeğine ve kalemine sağlık. Allahın rahmeti üzerlerine olsun, nur içinde yatsınlar.

Mehmet Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 27.04.2013 15:46
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (3)
DEĞERLİ BÜYÜĞÜM ÇOK ZAMANDIR BU GÜZEL HASRET VE SEVGİ KOKAN YAZILARINIZA TEŞEKKÜR ETMEK İSTEDİM KISMET BUGÜNE İMİŞ NEFESİNE ELİNE SAĞLIK ALLAH SİZLERE SAĞLIKLI UZUN ÖMÜRLER VERSİN SAĞOLUN OKURKEN ÇOK KEYF ALIYORUZ.
ihsan YEŞİLLİK -- 23.04.2013 17:59
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (3)
Sayın A.Kadir Çapanoğlu
Bir zamanların Yozgat’ı başlıklı üç tefrikalık yazınızı ilgi ve ibretle okudum.Okurken hem duygulandım hem ziyadesiyle üzüldüm. Şurası muhakkak ki Çapanoğlu isyanı sonucu Yozgat şehrini kuran ve mamur eden Çapanoğlu sülalesi ile Yozgat halkı çok zarar görmüşler. Yakılan yıkılan yerler kaybedilen servetler bir gün gelir yerine konabilir ama çekilen acılar asla ve asla unutulmaz. İtiraf edeyim Yozgat ile ilgili yazılarınız bende büyük merak uyandırdı. İlgi ile takip etmeye çalışacağım. Saygılarımla
Em.Öğr.Zehra Öztürk -- 20.04.2013 12:13
TÜRKİYENİN İLK BOKS MAÇI
Sayım A.Kadir ÇAPANOĞLU ;

Ben yazınızda bahsi geçen Cemal Pehlivan'ın torunuyum.(Oğlu Beytullah'ın ilk erkek oğlu) Rahmetli 30 Mayıs 1966 da öldüğünde dört yaşında idim. Beni kucağına alıp göğsüne yaslayıp kalbini göstererek"şuracığı yarsamda içine koyuversem" derdi.
Ne tesadüftür ki iki gündür dedemin bilmediğim gurur verici hayat ve güreş geçmişini Burdur tarihi http://www.burdurtarihi.com/burdurlu%20pehlivanlar.pdf linkten ve Cumhuriyet gazetesi arşivinden öğrendim. Her satırı okudukça kabaran göğsümü ve gözyaşlarımı tutamıyorum.
Dedemin 100 ün üzerinde güreş fotografları ve klişeler bende mevcut. fakat tarih ve yer konusunda bir bilgi yok olanlarda osmanlıca. Babam ve büyüklerimden kimse kalmadı, bilgi alacağım kimse yok.
Size bu araştırmanızdan ve yazınızdan dolayı çok çok teşekkür eder,Annenize Allah'tan rahmet ve başsağlığı dilerim.
Saygılarımla
Adnan GÜÇLÜ
Adnan GÜÇLÜ -- 11.04.2013 17:11
BİR ZAMANLARIN YOZGAT’I (1)
Abdülkadir Bey,

Ailemiz ve Yozgat'la ilgili hatıralarınızı, kısa zamanda kitap haline getirmenizi diliyorum.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 04.04.2013 11:22
TÜRKİYENİN İLK BOKS MAÇI
Abdülkadir Bey,
Annenizin vefatını zevkle okuduğumuz yazılarınızn altındaki okur yorumlarından öğrendim. Başınız sağ olsun. Allah muhterem validenizin mekanını cennet eylesin, size de sabırlar versin.
Öcal Oğuz -- 31.03.2013 07:44
TÜRKİYENİN İLK BOKS MAÇI
Sayın Çapanoğlu,Allah geride kalanlara uzun ömürler versin.Hakkın Rahmetine kavuşan tüm din kardeşlerimize annenizle beraber mağfiret eylesin.

Hürmet ve dua ile Allaha emet olunuz.
Adınız ve Soyadınız -- 30.03.2013 22:14
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00