BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
15001320
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Değerli Suzan Hanımefendi, uzun yorumunuz ve önemli tespitleriniz için tekrar teşekkür ederim. Devlete hainliği belgelerle tescilli kişilere iade-i itibar yarışında, bazı dostlar neden sizde iade-i itibar talebinde bulunmuyorsunuz demişlerdi. Onlara ailecek şöyle cevap vermiştik. “Kimseden itibar talebinde bulunmaya ihtiyacımız yok, Bozok yaylasının ailemize duyduğu sevgi bize yeterde artar bile.” Geçmişten gelen bu sevgiye layık olabilirsek ne mutlu bize. Saygılarımı sunuyorum.
Not; Gerektiğinde mail adresimden de mesaj gönderebilirsiz
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 08.02.2013 22:33
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Sayın Çapanoğlu;Yorumlarıma sizin değiminizle"azarlama kokusu" sinmiş ise yerden göğe kadar sizden özür dilerim.Sizin gibi değerli bir insanı, büyüğümüzü, atamızı azarlamak ne haddimize... Sizde bilirsiniz ki Bozkırın bağrında pamuk yetişmez. Bende bozkırda yetişmiş bir insan olarak yetiştiğim toprakların kimyasını almışım. Karekterime yansıyan sert mizaç, haliyle kırık uçlu kalemime de yansımış olabilir. Bu bakımdan size yönelik, üzüntü yaratacak hiç bir niyet haddim değildir. Saygıda kusurum olmuşsa af ola.

Amacım şudur ki;Kendi topraklarımda yetişen, var olan ve memlekti için birşeyler yapmaya çalışan değerli şahsiyetleri nacizane desteklemek, hatta biraz ısındıklarını farkettiğim anda yorumlarımla körükleyerek, ışık saçacak alevlerini açağa çıkarmalarını sağlamaktır.

Elbette ki ÇAPANOĞULU hakkındaki yazı dizinizi merakla okuyor, geçmişimiz hakkında bilgi almaya çalışıyorum.Ben istiyorum ki; bu değerli yazılar sayfalarda kalmasın görselleştirilsin.Tarih, hatalarıyla ve başarılarıyla tarihtir.İnsanda günah ve sevaplarıyla insandır.Benim dedemin dedesini yada babasını Çapanoğlu isyanından sonra saat kulesi dibinde darağacında asmışlar.Asıldı diye; yada, o günkü adalet suçlu bulduğu için dedemi suçlayamam. Asanlarıda suçlayamam.Çünkü o günkü şartlarda insanların kendilerini ifade edecek veya olayların gidiş çizgisini tesbit edecek kadar zamanları yoktu. O insanlar,kendi doğrularına göre yaşamaya çalışmışlar. İnandıkları doğruları savunmuşlar. Onların doğrusu başkasına eğri gelebilir. Hem o zamanlar bu kadar iletişim kolaylığı olmadığından yurdun dört yanında ne olup bitiyor bilinemiyordu. Okur yazar sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Asırların halifesini bir kalemde silecek biri çıkmış... Bir anda bunu kabullenmek elbette kolay değil. Haliyle kendi kurdukları düzeni, alıştığı hayat tarzını korumaya çalışıyorlardı.O insanların da tek gayesi vatanını-milletini korumak, uğrunda can vererek düşmana teslim olmamaktı. Atatürk Samsun'a giderek millete milletin ahvalini anlatmıştı.Yozgat'a gelerek anlatmış olsaydı belki bazı olaylar olmayacaktı. Elbette bu günkü başbakanlar gibi özel uçakları da yoktu ki millete kendilerini ifade etmek için bir günde yurdu dolaşsınlar.
Bazı köşe yazarlarımız Yozgat'ın geri kalmışlığını Atatürk'ün ceza verdiğine dayandırıyor. Bu çok cahilce bir düşünce.Canını hiçe sayarak vatan uğruna çephelerde ömür harcayan bir lider, nasıl olurda can verdiği vatan toprağının bir karışına ceza keser...? Geri kalmışlığın sebebi, Yozgat halkının bir birine güvensizliği ve uyuşukluğundan... İçinde yaşattığı farklı kültürleri ayrıştırmasından demeyi kimsenin kalemi yazmaya cesaret edemiyor.

Bir Yozgatlı olarak geçmişimle, atalarımla, atalarımın bağlı bulunduğu "ÇAPANOĞLU BEYLİĞİ" ile gurur duyuyorum.O insanların yiğitliği, vatan severliği nesillerine aktarılmış olmasaydı, bu gün YOZGAT'daki şehitlik bu kadar dolmazdı.Yine Bozok yaylasının yiğitleri asil bir kan taşımasaydı memleketimiz düşman ayağı değmemiş bir bozkır olarak anılmazdı...
ÇAPANOĞLU bu topraklarda ebedi kalacak en az iki anıt bıraktı. Yüz yıldır gelip geçenler ne bıraktı? Bırakılanlarıda koruyamadılar. "ÇAPANOĞLU camii" gibi bir mabedi, bir anıtı yaptıran, yapılmasına vesile olan bir lider hakkında, ciltler dolusu kitaplar yazılmalı.
Sayın Hocam; Biz özümüze,sözümüze, kültürümüze sahip çıkmalıyız. Göğsümüzü gere gere herkese tanıtmalıyız. Ancak o zaman tanınacağımızı düşünüyorum. Ve YOZGAT lı olduğum için geçmişiyle ve geleceği ile gurur duyuyorum.
Siz güçlü bir kaleme sahipsiniz.Tarihimiz hakkındaki bilgi birikiminizi elbette bize aktarmaya çalışıyorsunuz.Dilerim ki bu yazdıklarınız görselleştirilerek Türk halkının evlerine aktarılır. ÇAPANOĞLU kimmiş? Neler yapmış? Nasıl yaşamış? Nasıl bir deha zekaya sahipmiş? Ayaklanmadaki niyeti neymiş? Bu sorular doğru açılardan bakılarak anlatacağınıza ve anlattığınıza güvendiğim için sizden arz ediyorum ki Sadece Yozgat gazetesini gözucuyla okuyan Yozgat'lıların aklında az buçuk kalan bir yazı olarak, yada raflarda tozlanan kitaplar arasında kalmasına,geçmiş atamızın bir kaç sözle tanınmasına gönlüm razı gelmiyor. Siz yazı serinizi tamamlayıp, bizleri aydınlatmaya gayret gösteriniz. Elbet evlatlarımızdan biri çıkıp birgün yazdıklarınızı senaryolaştırarak, film şeritlerinde canlandıracaktır. O zaman anlayacaklar Yozgat Türkiye'nin neresinde? Nasıl bir kültüre sahip?Nerden gelmiş, nereye gidiyor? İnşallah bu gidiş bir şekilde değiştirilir. Beyinlere kazınan "cezalıyız" fikri silinir.
Bu arada Yozgat'lı damarım tuttu. Yukardaki eserinizi unuttum sanmayınız.
"Bırakın yalancılar mescitte yalan söylesin
Meyhaneye gel. Ne yalan var ne ikiyüzlülük."
Ne doğru söylemiş Yahya Efendi Hz leri. İçen insan kendini unutmak için içer. Sarhoş olup kendinden geçer. İçinde ne varsa dışına o sızar. Ne yılan kalır içinde,ne de yalan kalır dilinde.
Alimin eylemini her adem anlasaydı, alem yarı aydınlık yarı karanlık(gece gündüz) olmazdı; diye düşündürdü beni yazınız.
Kaleminiz Her daim var olsun. Saygılar.. Hürmetler..
SUZAN -- 08.02.2013 00:47
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Abdulkadir Abi kalemine ve eline Sağlık Akman ailesinden Selam ve Saygılar.
Adınız ve Soyadınız -- 07.02.2013 20:48
ŞEYHÜLİSLAM YAHYÂ EFENDİ
Değerli Suzan Hanımefendi, biraz azarlama kokusu da olan sitemlerinizde yerden göğe kadar haklısınız. Ancak sizin olmasını arzu ettiğiniz kadar iddialı olmamakla birlikte Sayın Osman Hakan Kiracı dostun tavsiyesi ile 9. göbekten torunu olmakla gurur duyduğum Çapanoğulları ve onların kurduğu Yozgat şehri hakkında yazmaya başlamış idim. Ne zaman biteceği belli olmayan uzun bir hikâye olacağını tahmin ediyorum. Yazılarım arasında epeyce uzun olan ve gazetede iki tam sayfa yayınlanan Çapanoğlu hadisesi bir isyan mıdır yazımı bilmem okuma fırsatınız oldu mu? Yozgat gazetesindeki köşemde sık sık Çapanoğulları hakkında yazarsam okuyucuyu sıkar mıyım acaba endişesi ile değişik konular da bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Uyarınızı dikkate alarak okuyucunun beğeneceğini umduğum bazılarını buradan yayınlayacağım. Her türlü eleştirinizi çekinmeden yazmanızı istirham eder saygılarımı sunarım.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 07.02.2013 11:38
PARAŞÜT
Sayın Çapanoğlu; Damdan paraşütle atlamak bir yana, uçaktan paraşütsüz de atlasanız aşağıdaki yoruma cevap almadığım sürece yazılarınızı okumamaya karar aldım...:)Fakaaaaat anılara olan ilgim ve kalemizin uslup zenginliğine dayanamayıp bu kararı bozmak zorunda kaldım.
Yaşam bir deneyimden ibaret değilmidir?Her düşüş; nasıl kalkılması gerektiğini öğettiği gibi, düşmemek için ise düşüşe sebep olan hatayı tesbit etmek içindir.İnsan yaşadığı olayları sorgulamalıdır diye düşünüyorum.
Keşke şimdiki çocuklarda da az çok çevrelerinde gördükleri olaylar hakkında birazcık deney merakı uyanmış olsa.Sorunun cevabını er yada geç bulabilirler.Bulamasalar bile ilerde anlatacakları bir anıları olur.

Kaleminiz var olsun saygılar...

SUZAN


Suzan -- 06.02.2013 19:50
BİR YILBAŞI ANISI
Sayın Çapanoğlu ;

1968 aralık ayı anınızı zevkle ve yüzümde bir tebessümle okudum.. Bahsi geçen isimlerden Üstün Poyraz benim 2008 senesinde kaybettiğim rahmetli babamdır.Sizin de bahsettiğiniz gibi kendisi son derece kibar , mütevazi ve iyi bir müzisyendi.Değerli ve güzel yorumlarınız için kendim ve ailem adına teşekkürü borç bilirim..

Kaan Poyrazoğlu
Kaan Poyrazoğlu -- 23.01.2013 22:13
ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY’İN ADALETİ
Sayın Çapanoğlu;Son yazdığınız yazı konunun dışında kalan kültürel bir yazı olduğu için mevzuyla alâkadar farklı bir yazınız altına bu yorumu yazma ihtiyacını hisstmişimdir.

Öcelikle Değerli teşekkürünüz için minnettarım.Konu Yozgat Olunca, her ne kadar gurbette yaşamış olsak da; damarlarımızdaki kan şaha kalkıyor. Sururi Bey'in "Madem Tanıtım Görevlisiyiz, O halde Söyleyin" başlıklı yazısının her satırına ve her cümlesine katılıyorum. Tanıtım sadece bir yerel gazeteyle olmaz.Olsa bile neyini tanıtacaksınız.Önce ortamı hazırlayacak, sonra kültürel etkinlikleri çoğaltacak; daha sonrada bu etkinlikler basına basına ister istemez yansıyacak.

Diğer taraftan, Yozgat'ın bağrında yetişen, Yozgat'ın kültürüyle yoğrulan çok değerli "Yozgat gazetesi"nde köşe yazarlığı yapan şahsiyetler mevcut. Bu verimlilik sadece köşeye bir kaç satır yazı yazıp, sonrada okurların elinde göz ucuyla okunup çöpe atılan yazılar olarak kalmamalı.Kaleminden söz damlayan siz yazarlardan benim arzım odur ki; roman, hikaye türünde yapıtlar ile kitaplaştırıla ve bu kitaplar film yönetmenlerine teslim edile.Onca yarışmalar düzenleniyor. Bir tane Yozgat'lı kendi memleketi değerleri üzerine bir yapıtla sahneye çıkamıyor.Bu topraklarda hiç mi anlatılmaya değer bir hayat yaşanmadı.Yaşanmış olmasınada gerek yok.Bakın "Sultan Süleyman" dizisine.Adamlar reytink kırmak için, Dünyaya gelmiş tek lideri uçkur düşkünü yaptılar.Diğer türlü olsa kimsenin ilgisini çekmez düşüncesindeler.Oysa, toplum artık geçmişindeki doğruların peşinde.Yalanlardan yine Yozgat değimiyle diyorum ki"tokmaladı" Halbu ki sanat yalan üzerine inşa edilemez kanaatindeyim.Edilmş olsa bile kalıcı olamaz.

Bir aralar sitenin birinde "Yaşanmış Öyküler" başlığı altında;yazım hatalarıyla dolu hikayeler yazıyordum.Günlük yirmi yorumdan aşağı düşmüyor,yüzlerce kişinin okuduğunu görüyordum.Kimse hatasına kusuruna bakmıyor,gerçeğe giden yolu bulmaya çalışıyordu.Buda gösteriyor ki insanlar gerçeklerin peşinde.

"Yozgat Kültür İl Müdürlüğü" bu tür projeler hazırlayarak kendi bünyesinde yarışmalar hazırlayıp, dereceye giren yapıtları televizyon kanallarında değerlendire bilir.

İstanbul tanınmamış bir şehirmi ki halâ "İstanbu'u anlatan şiir ve hikaye yarışmalar"ı düzenleniyor? Burdaki amaç Şehri sanatlaştırmak, değer katarak dünyaya tanıtmaktır.Biz dünyayı bir tarafa bırakalım ülkemize tanıtalım.Yabancıya Yozgat'lıyım dediğimde "Yozgat neresi" diyor?

Yıllardır Yozgat'lı olarak gurbette yaşadım."Çapanoğulları"nı tanımayan yok.Ancak ne kadar tanınıyor? Birkaç "değim"in sahibi ve Atatürk'e baş kaldıran,isyancı bir "Bey" olarak...Çoğu nereli olduğunu bilmiyor.Bende Yozgat'lı olarak, Siz köşeye yazmadan önce,tarih kitaplarında yer verildiği kadar tanıyordum.Bu "isim" yıllara rağmen bu kadar nam salmış, "ÇAPANOĞLU" dendiği zaman bir şahsiyet akla geliyorsa, bu şahsın şahsiyetinde kimbilir ne sağlam karekterler mevcut idi? Bu dinamik karekterin açığa çıkması için kaleminize ihtiyacımız vardır.

Oysa, Siz Çapanoğulları'ndan geriye kalan, her yönüyle tanıyan, en yakın nesilsiniz.Onları anlatmaya kaleminiz ve kültür birikiminizin donanımlı... Sosyal çevrenizin de bu yapıtı inşa etmeye muktedir olduğunu tahmin ede biliyorum.

Bu iyiliği atalarınız adına ve Yozgat yararına yapıtlaştırarak,Yozgat'ı yanlış anlaşılmaktan, tanıtımsız kalmaktan kurtara bilirsiniz düşüncesindeyim...

Cahilin cürrreti bağışlanır.Benim bu önerimden dolayı umulaki bağışlanmış olayım.

Saygılar-Selamlar Efendim.

SUZAN -- 23.01.2013 21:18
TOPKAPI SARAYI ADINI NEREDEN ALIYOR
Değerli Suzan Hanımefendi Yozgat Gazetesindeki şu tespitiniz için sizi kutlar teşekkürlerimi arz ederim.Diyorsunun ki, "Yozgat'a yolu düşen insan, rahat yürüyecek yol,dinlenecek mekan,çayını kahvesini yudumlarken etrafında gözünü dolduracak manzara,huzurlu bir ortam ister.Her şeyden önce Yozgat'ın halkı tavır ve davranışlarını değiştirmeli. Üniversite Yozgat'a geleli yıllar oldu.Halâ bir kadın tek başına bir parkta oturup rahatça çay içemiyor. Tüm gözler üzerine çevriliyor. Hatta sinsi sinsi takip ediliyor.Kimin nesi, neden gelmiş, tekbaşına parkda- bahcede ne işi var?İnsanlar bakışlarında bu soruları direk yansıtıyorlar. Rahat ve ferah bir ortamın hangisi Yozgat'ta var.öncelikle bunları hazırlamak gerekir.Dilim döndüğünce belki haddim olmayarak anlatmaya çalıştım."Bende bu tespitinize, acizane değerli hemşerilerimize 1950 li yıllarda çekilmiş fotoğraflardaki hanım kıyafetlerine bakmalarını öneriyor ve bir zamanlar Anadolu'nun savatçılıkta (gümüş işçiliği)en önemli, medeni ve kültürlü şehirlerinden birisi olan Yozgat'ın nereden nereye geldiğini iyi tahlil etmelerini eklemek istiyorum.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 23.01.2013 00:23
TOPKAPI SARAYI ADINI NEREDEN ALIYOR
Abdülkadir Bey
Ben müzeciliğimizin geliştirilmesi gerektiğini belirtmeye çalışmıştım. Bizim saraylarımızda padişahlar oturmadığı gibi bahsettiğim şatoda artık derebeyleri de oturmuyor. Zaten oturmamalı da...
Yanlış bir anlaşılmaya yol açmış olmak istemem.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 21.01.2013 13:02
TOPKAPI SARAYI ADINI NEREDEN ALIYOR
Sayın Çapanoğlu kaleminizden yine bilgilendik. Gidip görememiş gezememiş olsakda hayalimizde canlanmasına vesile oldunuz.Yorum yapan Filiz hanım saraylarımızdaki ruhsuzluğu ima etmiş.Zürih'teki şatolarda hala insanlar yaşıyormuş gibi hissediliyor demiş.Çok yerinde bir tesbit ve duyarlılık hissini beyan etmiş.Elbetteki bizim saraylarımızda bu hissi yaşayamıyoruz.Biz o saraylarda yaşayan liderlere sahip çıkmadık.Onları zamanında mekanlarından sürgün ettik.Sonrada kitaplarda karaladık, hain ilan ettik.Ve yüreğimizden, aslımızdan, neslimizden, kökümüzden silerek öldürdük.Şimdi bu saraylarda nasıl yaşadıklarını hissedebiliriz.Onlar belki bizi, biz onları (Adaletlerini, inançlarını,ihlaslarını,edeplerini,saygılarını,cesaretlerini,mertliklerini, dürüstlüklerini, bıraktıkları mirası) koruyamadık terkettik diye bizi çoktan terkettiler.Nasıl kendilerini hissettirsinler.İnsanın Atası yüreğinde yaşadığı sürece varlığını hissettirir ve hissedilir.Seversen sevdiğin gibi yaşarsın.Sevdiğiyin özelliklerini taşırsın.Tarih yazarları bize geçmişimizi sevdirmediler.Hep kötülediler.Halâ da dizilerde uçkuruna düşkün lider potreleri çizerek atalalarımızdan bizi koparıyorlar.
Otuz yıldır evlatlarımızı toprağa gömen, bölücülük yaparak vatanımıza ihanet eden Apo bile Vahdettin kadar vatan haini olamıyor.Sürgün edilmiyor.AB ye gire bilmek için bilmiyorum kaç kabuk değiştirdik, kaç şekle girdik...
yine olmadı...Yedi düeli titreten Padişahlar şimdi kalkıp baksınlar. Türk milleti, bir soytarıyla anlaşa bilmek için hangi kılığa girerek ikna yoluna gideceğini bilemiyor.Daha fazla yazmak istemiyorum.Haksızlığa baş kaldıran suçlu oluyor.

Sayın Çapanoğlu,Sururi Bey'in son yazısına haddim olmayarak, samimiyetinize sığınıp sizden talepte bulunarak bir yorum yazdım. Saygılar sunar,Başarılar dilerim.Allaha emanet olunuz.
SUZAN -- 20.01.2013 01:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00