BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
205
Dün
:
4633
Toplam
:
14848735
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞU ÇERKEZ ETHEM FİLMİ
Sayin Capanoglu,

Ben de buyuk buyukanne tarafindan cerkez sayilabilen ama ayni zamanda Yozgat'li bir memleketsever olarak yasanan drami kolay unutmamamiz gerektigini belirtirim.
Gerekirse kendilerine STK'larca da uyarida bulunarak bu memleketin cektiklerinin Cerkez Ethem vahsetiyle basladiginin ifade edilmesi vurgulanabilir.

Asil Yozgat'in artik daha fazla ivir zivira tahammulu de kalmadi.

Saygilar.
Sibel Oktay -- 26.06.2012 15:51
O GÜN BABALAR’IN GÜNÜ
Evet sn.Capanoglu, baba ile buyuyebilmek cok kiymetli...Babalar gununu de bu vesileyle kutlariz.

Gelelim Jane'in sevgilisi,kanserlinin kocasi ve oglanin babasina...Bir tokatta ben atardim gorseydim.Allahtan bu civarlardan degilmis(!).

Kariyi kanser etti,gonderdi oteye,Jane'i kandirdi,ziril ziril yikti,gecti.Eh bari ogluna baba olsunda hayirsiz, bir dunya degeri aliversin(?)...
Bu hikayeden sanki buralarda da varmis gibi(???).
Sibel Oktay -- 14.06.2012 16:26
Zakkumcu Ziya bey ve Koronerci Canan Hanım
Abdülkadir Bey
Ziya Bey'in zakkumla ilgili Türkiye'de uğraş verdiği dönemde ben de bizzat İstanbul'da yaşayan rahmetli teyzemden şunu nakletmek isterim. Teyzemin apartman komşusu olan bir hanımın bacaklarında sürekli açılmakta olan yaralar vardır. Buna bir çare bulunamayınca Ziya Beye giderler. Ziya Bey bir solüsyon verir ve bacağı bu sıvıyla her gün pansuman etmelerini söyler. Teyzem pansuman işini üstlenir. Bir süre sonra yaralar tamamen kapanır.

Altmışlı yaşlarımın başlarında total kolesterol değerlerim yükselmeye başladı ve 340 mg/dl olunca bana bir ilaç başlandı. Bu ilacı aldıktan kısa bir zaman sonra kemiklerimde, kaslarımda ağrılar hissetmeye başladım. Yürürken düşmeye başladım. Düşmeler haftada ikiye-üçe çıktı. Herkes tansiyonunuz mu düştü diye yardıma koşuyordu. Oysa bilincim açıktı. Ellerimin ve dizlerimin üstüne düşerek başımı koruyordum. Sanki ayaklarımın mekandaki yerini kaybetmiştim. Ayak bileklerim çalışmıyordu. İki ay içinde kendi kendime ilacı bıraktım. İlacın yan etkileri iki-üç ay devam etti. Bu düşmelerden diz eklemlerim zarar gördü. Bir diyetisyene giderek sekiz kilo verdim. Üç ay içine total kolesterolüm 230'a düştü.
Yorum sizin...
Saygılarımla

Mehlika Filiz Ulusoy -- 05.06.2012 19:45
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
Sayin Capanoglu,elinize,agziniza,yüreginize saglik.Bu bir hizmettir bitmesin.Bu bir sevgidir sönmesin.Bu bir yüceliktir inmesin.Bu bir derstir ezberllensin.Bu bir vatan sevgisidir ölmesin. Kalbimle,sevgi ve sayilarimi bildiririm.
Latif Gürler -- 05.06.2012 09:38
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
Sayın Abdülkadir bey.Bir ara kurandaki 19 mucizesi dediler.Sonra Atatürkün hayatındaki 19 mucizesi dediler.Mucize 9 rakamının kendisindedir.Hesap hatalarında,son rakamın içinde 9 rakamı varmı diye kontrol edilir.Varsa işlemi baştan kontrol etmek gerekir ki muhasebeciler buna takdim tehir derler.Bence Atatürkün asıl mucizeleri onun bizlere bıraktığı ilkelerdedir.General Mac Arthur onun nasıl bir deha olduğunu ne güzel anlatmış.Onun bu yazısını bize aktardığınız için teşekkürlerimi arzeder saygılar sunarım.
BOZOKLU BOZKURT -- 25.05.2012 11:54
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
yine güncel ve yine bam teline dokunan bir yazı,inanıyorum ki bir kaç yüzyıl daha Atatürk gibi bir insan gelmeyecektir,ne yazık ki çok seyler sığan bir yüzyılda yüzyılın adamı seçilen insanı karalama içindeler,keşke ulusal büyük bir gazetede yayınlanıp herkes okuyup gerçekleri bir kez daha görseydi ama survivor ve dizilerle
yalanlarla uyutulan milletimiz yine ANLAMAZDI!!!
Dişhekimi Kadir Ahmet Danıska -- 20.05.2012 10:38
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
İşte Lider, İşte vizyon. Son noktayı koymuşsun yine Sayın Çapanoğlu. Kalemine sağlık. Sen yazmaya biz okumaya devam....
Bülent Cerit -- 19.05.2012 15:27
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
Abdülkadir Bey
Şarkıyı dinlediğimde onun acısını yüreğimde hep hissederim. En acı ölüm sırasız olandır. Ölen, evlat ise bu acı katmerlenir.
Şarkılarımız söz, saz ve sesin harmanından doğar ve hepsi ayni derecede önemlidir. Elbette söz yazarının da şarkıyla beraber anılması gerekir.
Bu ağıda benzer bir ağıt da şair Akif Paşa tarafından yazılmıştır. Akif Paşa, Çapanoğlu Süleyman Bey'in Divan katipliğini yapmış ve onun yanında tecrübe kazanmıştır. Beyin ölümünden sora İstanbul'a gitmiş ve Osmanlının ilk Hariciye Nazırı olmuştur. Mutat olduğu üzere azle ve sürgünlere de uğramıştır. Küçük yaşta ölen sevgili torununa yazdığı duygu dolu ağıdın girişini yazıyorum. Böylece isteyen bütününe ulaşabilir. Saygılarımla

Tıfl-ı nazeninim unutmam seni
Aylar günler değil geçerse yıllar
Telh-kam eyledi firakın beni
Çıkar mı hatırdan o tatlı diller
Mehlika Filiz Ulusoy -- 15.05.2012 19:47
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
Değerli Kuzenim,
Değerli Bestekar Mehmet Erbulan’ı tanıttığın için kalemine sağlık. 19 Haziranda Kuşadası Kervansaray'da Avni Anıl Hocayı Anma konseri düzenledik. Umarım önümüzdeki yıl Mehmet Erbulan’ı anma konseri düzenlemek için çalışacağım.
Selamlar
Celalettin Çapanoğlu -- 14.05.2012 21:33
GİTME GÜZELLER GÜZELİ
inanılası gibi değil amma esas vurgu evladın yaşamasında . hayatın dayatmaları içinde yaşanılan her durum yazmaya iter . yazan elbet güzel yazmış ancak referans noktası yazanın evladının sağlığında merak ettim yazan evladının kurtuluşunu gördümü acep . değerli ağabeyim abdülkadir bey olayı böylesine ince tarafından yakalamış olmakla bizlere sorgulama ve hatırlama şansı sunmuş eline sağlık.
hasan yıldırım -- 13.05.2012 01:29
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00