BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4633
Toplam
:
15001261
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
4 Nisan Deniz Şehitleri Günü ve Dumlupınar faciası
sayın yazar,yazılarınızı büyük bir zevkle takip ediyorum.kaleminize sbağlık...
Rasim -- 09.04.2012 09:27
4 Nisan Deniz Şehitleri Günü ve Dumlupınar faciası
Sevgili Çapanoğlu; Yazılarınızdaki uslup, Akıcılık, ve anlatım, ne yalan söyleyeyim, benim gibi bir romanı basılmış, 3 gazeteye köşe yazmış biri olarak oldukça kıskandım. Genelde çok uzun yazılar insanları sıkar ve yarım bırakır okumazlar. Fakat sizin, anlatım benzersizliği içerisinde, akıcı hale gelen yazılarınızı yarım bırakmak pek mümkün olmuyor. En azından ben öyle hissettim. Başarılarınızın devamını diliyorum. Saygı ve sevgilerimle...
Raşit Kabataş -- 06.04.2012 22:50
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
Ağabey, ellerine sağlık. Yozgat yazıların çok güzeldi ama bu başka bir güzel olmuş. Köşe yazarlığına daha erken başlamalıymışsın. İçtenliğini ve duygularını satırlara aktarabilmeni gerçekten yürekten kutluyorum. Sen yazmaya, biz de okumaya devam... Sevgiyle, sağlıkla.
Bülent Cerit -- 02.04.2012 14:04
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
Sayın Abdülkadir Bey.Hani bilinen bir söz vardır.Hayvanları tanıdıkça insanlardan uzaklaştım diye.Yazınızı okurken ben farkında olmadan yaşadığım kendi çocukluğumu düşündüm,çok duygulandım. İçimden geçenleri buraya yazmaya terbiyem müsait değil onun için o bahsi geçiyorum.Hayvanları sevmeyen bu insanın komşuları ile ilişkisi nasıl acaba onu çok merak ettim.
BOZOKLU BOZKURT -- 31.03.2012 13:39
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
Bugun farkli bir yere goturdunuz bizi...
Ne yazik ki hizla bozulan bir toplu olusumu icindeyiz.Bireysel cabalamalar yeterli olamiyor.Cok eglenceli gidiyordu yaziniz.Sonunun bu kadar dramatik bitecegini tahmin edemedik.Dusundurucu...
Toplum olarak dusundurucu...
Sibel Manacioglu Oktay -- 30.03.2012 15:19
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Vallahi inanilmaz detaylar bunlar.Ve allahtan dokumanteri var.Goruldugu gibi hic umulmadik bir anda ortaya konularak toplum dogruya yonlendirilebiliyor.

Ancak hala negatif yargilarin olmasi uzucu...Sizin yanitiniz gibi aciklamalarin mumkun olabildigince yapilarak
zihinlerin dogruyu algilamasini saglamak lazim.

Internet uzerinden surekli yazilarinizi okuyoruz.Siz yazmaya basladiktan sonra saniyoruz bu konu daha iyi anlasilmaya basladi.

iyi calismalar.
Sibel Manacioglu Oktay -- 22.03.2012 17:44
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Yorumunuz Sayın Abdülkadir ÇAPANOĞLU ağbey yazılarınızı ilgi ve heyecan içinde okuyorum.Araştırmalarınızda başarılar dilerim.Sayenizde doğruları öğreniyoruz.Eksik olmayınız.saygılarımla selamlarımı arz ederim. Yılmaz BİRYILDIRIR
Yılmaz Biryıldırır -- 21.03.2012 14:00
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Beyefendi sayenizde Yozgat Tarihi ve Çapanoğlu Beyleri ile ilgili bilmediklerimizi öğreniyoruz.İşte bir gün gelir tarih hiç olmazsa manevi olarak geçmişin hesabını sorar.Çapanoğlu Beyleri ne kadar bilgili ve tecrübeli olsalar da oynanan oyunların kurbanı olmuşlar.Bir cümleniz çok güzel, Osmanlıda fitne bitmez diyorsunuz.Hatırlarsanız Keçecizade Fuat Paşa da benzerini söylemiş. Avrupa'ya ilk diplomatik seyahatte bulunan padişah olan Abdülaziz'in, bu seyahati sırasında Fuat Paşa dışişleri bakanı olarak kendisine refakat eder. Paris'te III. Napolyon'a misafir oldukları sırada, Fransız vekilleri ile sohbet ederken şöyle bir mesele ortaya atılır:
"Dünyanın en kuvvetli devleti hangisidir?"
Fuat Paşa hemen:"Osmanlı Devleti." diye cevap verir.
Tabii herkes hayret eder. Karlofça, Pasarofça, Küçükkaynarca, Edirne... gibi anlaşmalarla büyük toprak kaybına uğrayan, Kırım Svaşı ile dış borç batağına saplanan, Viyana Kongresi'nde(1815) Avrupa'dan 'Hasta adam' muamelesi gören bir devletin, hala güçlü olarak bu devletin yöneticisi tarafından ifade edilmiş olması şaşkınlığı büsbütün artırır. İçlerinden birisi, bu cevabın sebebini sorar. Paşa gayet ciddi bir şekilde:"Dünyada Osmanlı Devleti'nden daha kuvvetli bir devlet olabilir mi? Yüz yıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerinde duruyor." diye cevap verir.Bende şöyle düşünüyorum.Çapanoğullarının hakimiyetinden sonra meclislerde yozgat'ı temsil edenler acaba bu çekişmeler yüzünden mi Yozgat’a bir çivi çakamıyor.Hürmetlerimle
BOZOKLU BOZKURT -- 19.03.2012 16:21
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Abdülkadir Bey,
Bu konuyu açık seçik ortaya koymakla çok iyi ettiniz. Çerkez Ethem, Çapanoğlu beylerini ele geçiremeyince, onların eşlerini çocuklarıyla birlikte sürgüne göndermişti. Anneanem sürgünde üstlerinde İngiliz lirası aranmasına çok içerlemiş ve incinmişti. O acıyı bal eylemiş bir bilgeydi ama bunu unutmuyordu.
Süleyman Sırrı ile ilgili bir olayı anlatmadan önce
bilmeyenler olursa diye bir açıklama yapıyorum: Yozgat 1. dönem mebusu Süleyman Sırrı İçöz ile mühendis, mebus ve nafıa vekili Süleyman Sırrı Bey birbirine karıştırılmamalıdır.
Süleyman Sırı İçöz, Atatürk'ün 1 Mart 1921'de mecliste yaptığı açış konuşması sırasında şöyle seslenmiştir:"Paşa Hazretleri rica ederim. İsyan Yozgat'ın değildir. Çapanoğulları'nındır." Atatürk, onu hiç yanıtlamadan konuşmasını sürdürmüştür.
Saygılarımla
Kaynak: Atatürk'ün Bütün Eserleri. Kaynak Yayınları, Cilt 11,Sayfa 68.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 19.03.2012 15:31
Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri
Değerli Kuzenim,
Hemen müdahale ederek duruma açıklık kazandırdığın ve de yazınla biz Çapanpoğlular ve Yozgatlıları bilgilendirdiğin için seni tebrik ederim. Böyle kimseler bizleri halen yıpratmağa devam etmeyeceklerini öğrenmeliler.
Selam ve Sevgiler
Celalettin Çapanoğlu -- 19.03.2012 11:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00