BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
212
Dün
:
4633
Toplam
:
15000777
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Sayın Abdülkadir Bey,elinize sağlık,ne yazık ki yeni neslin pek tanıyamadığı bu değerli insanları hayatın hay huyu içinde bizlerde çocuklarımıza tanıtamıyoruz.Keşke onları sadece doğum ve ölüm yıldönümlerinde değilde günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasına sokup daha sık hatırlayabilsek,rahmetle ve minnetle ansak.Saygılarımla.
Şinasi Barutçu -- 11.03.2012 11:25
Hayatta ben en çok babamı sevdim
Abdülkadir Bey
Hasan Ali Yücel'i hep anlatırlardı. Sizin anlatımınız beni çok yönlü bilgilendirdi. Öyle bir anlatım ki Yücel ile gönül bağı kuruyorsunuz. Kendisinin aydınlığından ben de şöyle yararlanmıştım:
Ankara Kız Lisesindeyken (1960'lar) okumayı seven bir arkadaşımla ufacık harçlıklarımızı biriktirir, hatta teneffüste simit almaktan bile kaçınırdık.Yaz tatili gelince hazinemizi cebimize koyarak büyük bir hevesle kitapçıya koşardık. Ulus'da Atatürk heykeline yakın Maarif Kitabevi vardı. Resimsiz beyaz kapaklı batı klasikleri satılırdı burada. Kitapları gönlümüzce seçerdik. Bir keresinde ben Goethe'nin "Genç Werther'in Acıları" adlı eserini almak istedim. Kitapçı vermedi. Bunu sen okuyamazsın dedi. Ben klasikleri hep okuduğumu söyledimse de yine alamadım. Daha sonraları annemle bunu paylaştığımda "O kitabı okuyan batılı gençler arasında bir dönem intihar vakaları çok artmış" dedi. Anlaşılan kitapçı beni korumak istemiş. Demek ki o kitapları bize kazandıran Yücel gibi kitapçı da bir aydın.
Anafartalar Ortaokulundaki müdürüm İbrahim Bey'de "Kızlarım bir erkek bir meslek sahibi olursa bir şeref kazanır. Bir kadın bir meslek sahibi olursa bin şeref kazanır" diye bizleri okumaya teşvik ederdi. Bu aydınların hepsinin ruhu şad olsun.
Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 10.03.2012 13:33
Hayatta ben en çok babamı sevdim
insanın aklına ''hala böyle kişiler varmı? dır'' sorusu geliyor,sonrada böyle kişiler olsa mutlaka cezaevinde olurlardı simdi!!Bilgili ,sagduyulu, önsezili. Türk milletinin ve devletinin böyle insanlara ihtiyacı var muhasır medeniyet seviyesine ulaşması için,yazınız içinde ayrıca tesekkürler diğerleri gibi tadına doyulmuyor
Dişhekimi Kadir ahmet Danıska -- 10.03.2012 01:43
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Abdulkadir abi ağzına eline sağlık...
AdiL OLGUN -- 28.02.2012 11:26
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
Sayın Kadir bey yazınızı okudum çok beğendim.Tekrar çok teşekkürler.
Aytaç Erikel -- 28.02.2012 09:02
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
SUSMAK ONAYLAMAK DEĞİLDİR,
Merhum Mehmet Akif Ersoy ne güzelde anlatmış.

Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
-Boğamazsın ki !
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu
der Üstadımız.

Küfrü marifet sayan zavallılar, aslında kendi geçmişlerine sövdüklerinin farkında bile değiller. Çapanoğlu adını Çirkin kelimeler içerisine karıştırarak ne kazanmışlar, ya da kaç kişiyi inandırmışlar "musibet"in karşılığının çapanoğlu olduğuna. bu millet Çapanoğlunuda bilir Agoplarıda.Altın her zaman altındır. lekeleyemezsiniz.
Osmana Karaca -- 24.02.2012 19:03
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
Abdülkadir Bey,
Annem, Çapanoğlu beylerinin enfiye çekmesi nedeniyle abdest aldıkları suyun sarımsı olduğunu söylemişti. Enfiye, 18. yüzyılda dünyada pek rağbet gören tütünün toz haline getirilmiş şekli olup, bu toz burundan çekilirmiş. Özellikle, tütün yasağı sırasında İstanbul'da kullanımı artmış. Çocukluğumdan beri aile içinde renksiz çaya ya da duru çorbaya "Çapanoğlu'nun abdest suyu gibi olmuş" denirdi. Bu konuda bir diğer yorum da budur. Herkesin tütün denilen zehirden uzak durmasını dilerim.

Annem, "Her taşın altından Çapanoğlu çıkar" söylemini de Süleyman Bey döneminde Çapanoğlu'nun Anadolu'nun en güçlü ayanı olmasından kaynaklandığını söylemiştir. Bu söylem "Sonuçta Çapanoğlu'nun dediği olur" anlamında kullanılırmış.
Selamlar
Mehlika Filiz Ulusoy -- 24.02.2012 13:48
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu.Yazınızı okuyunca Türk dil kurumunun sitesine girip baktım ve sayın Osman Karaca'nın yazısında bahsettiği anlamları esefle müşahede ettim.Duyarlılığı için kendisini kutluyorum.Sizin ileri sürdüğünüz mazeretiniz ile ilgili yorum yapmak benim haddim değil.Çapanoğlu ailesinin terbiye ve asaletini kimse sorgulayamaz.Ben şahsım adına derimki bizler yozgatlı gençler,yani Çapanoğullarının torunları uyumuşuz veya uyutulmuşuz.Çapanoğlu deyimlerinin düzeltilmesi ve tarihimizdeki eski itibarı ile anılması için her türlü desteği vermeye hazırız.Saygı ve hürmetlerimle.
BOZOKLU BOZKURT -- 24.02.2012 11:06
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
Değerli Kuzenim Abdulkadir Çapanoğlu, Türk Dil Kurumun bu ayıbını dile getirmeniz ve hemşehrilerimize açıklamanızı kutlarım. Değerli Kuzenim Abdulkadir; Çapanoğlular Aile Sitemizin açılış toplantısında bu hususu özellikle dile getirmeni rica edeceğim, umarım bada çok basın bunu yazar ve Türk Dil Kurumu da düzeltir. Kalemine sağlık... Ayrıca değerli Yazar Sayın Osman Karaca Beyin Yozgat Hakimiyet Gazetesinde 21 Şubat 2011 tarihindeki yasısı için de teşekkür ederim. Selamlar.... Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 24.02.2012 07:54
Osman Karaca ve Çapanoğlu deyimleri
Degerli yazar,

Tarihi bilgileriniz bizler icin cok degerli...Gercekten herkesin hergun kullandigi bu deyimlerin gercek manalarini ve de nereden kaynaklandigini sayenizde ogreniyoruz.

Sayin Osman Karaca'nin da bahsettigi hususla ilgili olarak TDK ya bir basvuru yapilmasi uygun olabilir.Ayrica Yozgat'in ve kurucularinin dogru taninip bilinmesinde de fayda vardir.

Tesekkurler.
Sibel Manacioglu Oktay -- 23.02.2012 15:57
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00