BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
259
Dün
:
4633
Toplam
:
15000828
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Yabancılara mülk satışı
Abdülkadir Bey, içimizi acıtan çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Büyük Atatürk, "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır" diyerek, bu konuyu ne güzel özetlemiştir. Orta Asya'dan koptuk, önce Horasan'a, sonra da Anadolu'ya geldik. Dünyanın her yerine konuk olarak gidilebilir ama bizim artık "vatan" olarak gidecek bir yerimiz yok. Bir yakınım bana "Siz şehirliler vatanı savunmak için hep biz köylüleri gönderirsiniz" diye takılmıştı. Ben de "Biz şehirliler sefertası gibi 10-15 katlı apartmanlarda otururuz. Oysa sizin çok geniş topraklarınız var. TOPRAK DEDİĞİN VATANDIR. Savunması o yüzden size düşüyor" dedim. Şaka bir yana, ülkemizin havası, suyu, ormanı, toprağı acımasızca ya da bilinçsizce heba ediliyor. Televizyonda Kıbrıslı genç bir avukat, Kıbrıslı Türklerin de yabancılara toprak sattığını anlatıyordu. Türk halkının bu konularda bilinçlendirilmesi çok büyük önem taşıyor.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 20.01.2012 07:42
Yabancılara mülk satışı
Degerli yazar Abdulkadir Capanoglu bey,

Istanbul'da yasamamiza ragmen yazilarinizla bizleri adeta memleketimize,ata topragimiza goturuyorsunuz.

Tarih bilginiz son derece etkileyici ve doyurucu...Ileriki yazilarinizda da Yozgat'in ve Yozgat'li olmanin degerlerini de yine tarihteki yeriyle ifadelerseniz bunu kavrama sikintisinda olan yeni nesillere de belge olarak devredebiliriz.

Güçlü aktarımlarınızın devamını diliyoruz.
Sibel Manacioglu Oktay -- 19.01.2012 11:20
Yabancılara mülk satışı
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu,yazınızı ibretle okudum ve hiç şaşırmadım.Görünen o ki yerköy'ün nüfusu kadar yabancı kişiler,atalarımızın kanlariyle sulayarak bize emanet ettiği toprakların bir kısımını silahla değil parayla ele geçirmişler. Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi işindeki israil ısrarı hala sıcaklğını koruyor.Emperyalist ülkelerin ve onların kuyruğuna takılan yunanistanın ikiyüz yıldır bu topraklar üzerindeki siyasi emellerini asil Türk Gençleri biliyor.Gerektiği zaman damarlarındaki asil kan gereğini yerine getirecektir kimsenin şüphesi olmasın.Saygılarımla.
BOZOKLU BOZKURT -- 19.01.2012 10:16
2 B Yasası, Son Osmanlılar ve Yozgat Çamlığı
Sayın A.Kadir bey Yozgat çamlığı ve son osmanlı padişahları ile ilgili yazınızı okuyunca ne yalan söyleyim çok üzüldüm.Çocukluğumuzun en büyük eğlencesi çamlığa çıkmak soğuk sularından içmek sallandığımızda bir anda 10-12 metre yükseğe çıktığımız salıncaklarımızdı.Hatırladığımızda o günleri tekrar yaşar gibi olup mutlu olurduk.Yine gazeteden okuduğum sayın valimizin çamlık projesi beni memnun etti.İnşallah güzel şeyler yapılır çamlık eski güzelliğine kavuşur diyorum.
Süleyman Olgun -- 17.01.2012 11:08
2 B Yasası, Son Osmanlılar ve Yozgat Çamlığı
Sayın Çapanoğlu, yazınızdan önce çamlığın kendiliğinden değilde Çapanoğulları tarafından meydana getirildiğini öğrenince çok şaşırdım.Sonrada Sayın Yılmaz Göksoy'un köşesinden okuyarak diğer bilgilere ulaştım. Bırakıp giden ecdadınızdan ve koruyup yaşatanlardan allah razı olsun. Hürmetlerimle.
Ethem -- 15.01.2012 21:33
2 B Yasası, Son Osmanlılar ve Yozgat Çamlığı
Abdülkadir Bey, benim ilk gençlik yıllarımda Ankara'da tarlalar yakılmaya başlanmıştı. Köylüler buna "anız yakma" diyor. Ata yurdu olan Yozgat'ta -Osmanlı dönemi- ilkokulu 3. sınıfa kadar okuyan sevgili anneannem, bu konuda ilk tedirgin olan kişilerden biriydi diyebilirim. Anneannem bu manzaraları gördükçe; "Yavrum, tarlaları yakmak çok günahtır. Orada yaşayan börtü böcek şimdi nerelere gidecek. Onların yuvaları tarumar oldu. Bu cehennemden kaçamayanlar da yanıp kül oldular. Bir hayvanı yakmak ya da suda boğmak insanlığa sığmaz" derdi. Anız yakma günümüzde geleneksel hale geldi ve önü alınamıyor. Umarım Yozgat çamlığı korunabilir. Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 15.01.2012 13:35
2 B Yasası, Son Osmanlılar ve Yozgat Çamlığı
sayın yazar maalesef sahip olduğumuz tabi servetlerin farkın da olmadan yaşayıp gidiyoruz.Rahmetli Fatihin ormanlarımdan bir dal kesenin başın keserim sözünü hepimiz bilirizde pikniğe gittiğimizde mutlaka mangal yakmayı marifet sayarız evden hazır birşeyler getirmeyi ar sayarız bununlada kalmaz bütün çöpümüzü öylece bırakıp gideriz.İnanıyorumki ağaçlar arkamızdan iç çekerek şöyle sesleniyorlar.Ey insanoğlu bunaldığınız evlerinizden sizi biz çağırmadık koşup geldiniz.Bizde size hiç bir karşılık beklemeden gölgemizi verdik,oksijen verdik,huzur verdik ama karşılığında siz bize çöplerinizi layık gördünüz bırakıp gittiniz birdaha gelmeyin istemiyoruz sizi ve sizin gibileri
ŞİNASİ -- 13.01.2012 17:49
Ana, evlat sevgisi
yine kaleminizden ibretlik bir yazı dökülmüş,hayat koşturması maalesef insanı insan yapan degerlerini kaybettiriyor,allah sasırtmasın
kadir ahmet danıska -- 08.01.2012 00:54
Ana, evlat sevgisi
Abdülkadir Bey, gerçekten çok çarpıcı ve ibret verici iki olay anlatmışsınız.
Bazen bir hayvan yavrusuna kucak açarken bir insan -bir anne- yavrusuna tahta bir beşik kadar değer vermeyebilir.
Hakime hanımlara da aşk olsun! Hz. Süleyman gibi adalet dağıtmışlar.
Konuyla ilgili efsaneleşmiş bir olay da şöyledir:İki kadın bir bebekle beraber gelip Hz. Süleyman'dan sorunlarını çözmesini isterler. Kadınların her ikisi de bebeğin annesi olduklarını iddia etmektedir. Dava çıkmaza girince, Hz. Süleyman bir pala ile bebeğin ikiye bölünerek kadınlara pay edilmesini emreder. Kadınlardan biri birden Hz. Süleyman'ın ayağına kapanıp haykırır; "Ben davamdan vazgeçtim. Bebeği o kadına verin. Yeter ki yavrum yaşasın!" der. Böylece Hz. Süleyman gerçek anneyi saptamış olur.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 05.01.2012 12:58
Ana, evlat sevgisi
Kıymetli Hocam İnek deyip geçtiğimiz hayvan Yavrusundan ayrılmazken İnsanlar canlarında nede çabuk kopuyorlar. Allah kimseyi sevdiğinden ayırmasın "İnek bile olsa"
Osman Karaca -- 02.01.2012 15:02
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00