BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
298
Dün
:
4633
Toplam
:
15000877
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
A.kadir beyfendi.
Çerkez Etemin Çapanoğlu ve akrabaları için yaptıklarını pek güzel dile getirmişsiniz.Maddi değerlerinden çok manevi değerleri olan o güzelim konakların ve Süleyman beyin sarayının yok edilmesini doğru bulmuyorum.Bu konaklar ve saray muhafaza edilebilselerdi eğer,Yozgat için bir artı değer olurdu,tıpkı Nizamoğlu ve Hayri İnal konakları gibi.Maalesef maziyi anacak ne varsa sahip çıkamadık el birliği ile yaktık,yıktık,yok ettik yerine ucube apartmanlar diktik.Yazılarınız çok etkileyici sürekli olmasını diler saygılar sunarım
AYHAN -- 29.11.2011 21:41
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Sayın A.Kadir Bey,Yozgat ile ilgili yazılarınızı merakla beliyoruz.Ne iyi ettiniz de yazmaya başladınız.Yazılı kaynaklarda bulamyacağımız bilgiler veriyorsunuz.Kaleminize kuvvet.Hürmetler.
şükran -- 29.11.2011 21:30
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Değerli Kuzenim Abdulkadir,

Çerkez Ethem'in ailemizi mahvetmek için yaptıklarını çok güzel dile getirdin. Bu yazın için teşekkür ederim.

Çerkez Ethem o güzelim konakları, derebeylik sarayını nasıl kıyıpta yaktı halen anlıyamıyorum. Derebeylik sarayından ve evlerden çaldığı ziynet ve kıymetli eşyalar atın küfelerine siğmamış ta atın boynuna asmış. Çaldığı bu ziynetleri Ankara’da at pazarında çok ucuza sattığını herkes bilir.

Bu yazını word dokünamı olarak gönderirsen her Çapanoğlu akrabamın internetteki Çapanoğlular aile sahifemizde okuması için orada yayınlamak isterim.

Selamlar

Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 29.11.2011 08:32
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
Abdulkadir bey,okuduğum kadarıyla sizin yozgat tarihine ve çapanoğullarına dair bilgi hazineniz oldukca zengin..tarihimizle ilgili bütün bildiklerinizi bu köşeden takip etmek istiyoruz..yeterki siz yazın..hürmetler..
Arda -- 29.11.2011 00:31
Bedelli Askerlik
kıbrıs harekatı başladığında yazınızda bahsettiğiniz gibi bütün erler kıbrısta gitmek istemişti.şimdi düşünüyorum da hadi suriyeye savaşa gidelim desek acaba gönüllü olarak kaç kişi çıkar? askerliğe de ayırımcılık geldi.çok tehlikeli bi durum doğdu.yazık türkiyeye..saygılar..
Nihat -- 27.11.2011 15:24
Bedelli Askerlik
Kıbrıs barış harekatının yapıldığı tarihlerde ben de vatani görevimi yapıyordum.yazınızı okuyunca hatıralarım canlandı.o günleri tekrar yaşadım ..vatan aşkının tutuştuğu o günlerin heyecanını yaşamak için asker olmak gerekiyordu.şimdi ne yazıkki paralı çocuklar o kutsal heyecanlardan mahrum olacaklar.
Halim -- 25.11.2011 10:12
Bedelli Askerlik
çok anlamlı bir yazı yazmışsınız.gerçi anlayana sivri sinek saz,anlamayana davul zurna az..nerden nereye geldik.askerlik parasızların sırtına kaldı.yazıklar olsun.
davut -- 24.11.2011 00:05
Yozgatlı Ceritzadeler
Değerli Kuzenim,

Kalemine ve emeğine sağlık, tarihte açıklanmamış olayları dile getirmen beni son derece memnun etti.

Ben bunlardan bir kısmını internette açılacak "capanoglular" ve "capanzadeler" aile sahifemize alarak ve orada kütüphanede muhafaza etmek isterim.

Yazılarının devamı beni mutlu eder.
Celalettin Çapanoğlu
Celalettin Çapanoğlu -- 21.11.2011 15:10
Yozgatlı Ceritzadeler
sayın yazar,yozgat geçmişiyle kopuk bir melmeket..çünkü,yozgatın tarihini kimse doğru dürüst yazmamamışkı ..niye yazımmamışlar derseniz yozgat sahip bir il.ama sizin gibi yozgat tarihine ışık tutmak isteyen hemşehrilerimiz var ve sizlerin sayesinde yogatın eskiye dair yaşanmış olaylarını öğreniyor,aileleri de tanıyoruz.devamını bekliyoruz.teşekkürler.
kemal -- 21.11.2011 11:10
Yozgatlı Ceritzadeler
yozgat tarihine ve çapanoğulları ile ilgili bildiğiniz ne varsa lütfen köşenizde yazarsanız bizleri aydınlmatmış olursunuz.yazılarınızı ibretle okumaya devam edeceğim.
serap -- 19.11.2011 22:13
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00