BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 15.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
227
Dün
:
4633
Toplam
:
14848748
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’IN SIĞIRI
capanoglukadir@yahoo.com.tr


Değerli okurlar, bu yazımda, benim çocukluk hatta ilk gençlik yıllarımdan anılarımdan kalan bir sosyal olayı bizden genç kuşaklara becerebildiğim kadarı ile anlatmak istedim.

Sığır denilince genelde inek ve öküz gibi büyükbaş hayvanlar akla gelir. Ama benim çocukluğumda sığır, Yozgat’ı bir baştan bir başa geçen yüzlerce inek, öküz ve camızlardan oluşmuş büyükbaş bir havyam sürüsü akla gelir.

Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1950li, 60lı, 70li yıllarda Yozgat’a yakın Amasya, Niğde, Dinar vs. gibi İç Anadolu’nun il ve ilçelerinde bulunmuştuk. Yozgat’ta yaşadığımız sığır olayı bunların hiç birinde yoktu.

Yozgat’ın çiftçilikle iştigal eden bazı büyük ailelerinin yakın köylerde büyük arazileri vardı. Bazı köylerin tamamı, bazılarının yarısı ve bir kısmı bu ailelerin mülkiyetindeydi. Bu ailelerin köylerde küçük ve büyük baş hayvanları da vardı. Köylerde arazisi olan olmayan herkesin Yozgat’ta büyük bahçeli evleri hatta konakları vardı. Bu büyük bahçeli evlerin bir köşesinde mutlaka tavuklar için yapılmış bir kümes ve atların ve büyükbaş hayvanların barındırıldığı ahırları bulunurdu. Köylerden bir getirisi olmayan bu ailelerin de ahırlarında en azından sağmalık bir adet ineği ya da camızı vardı. Bunlardan elde edilen süt, çocukları ya da torunları beslerdi.

Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin Mutafoğlu mahallesinde köprünün başındaki evinin ahırında da bir tanesi mutlaka camız olmak şartı ile birkaç büyükbaş hayvanı olurdu. Ahırımız biraz büyükceydi (sonra ev oldu) çünkü dedemin özel faytonu için bir çift de at vardı. Dayılı köyünde iki katlı evi, binek olarak kullandığı atını koymak için küçük bir ahırı ve tarlaları vardı ama köyde büyük baş hayvan beslenmezdi.

Gelinlerinin (bizim eşlerimiz) hayran oldukları anneannem sabah 05 de kalkar, iki kız yardımcısı ile ahırdaki hayvanları sağar onları sığıra yetiştirirdi.

Yozgat’ın bu erken sessiz saatinde şehrin konumu itibariyle güney doğusundan kalkarak şehrin merkezinden geçip Şeker Pınara yani kuzey batısına doğru yüzlerce büyükbaş hayvan sokaklardan akarak gelirdi. Sığır sürüsü daha Ali Efendi Camisinin oralardayken sesi bize kadar gelirdi. Koçulunun fırının oraya gelince bizde hayvanları ahırdan çıkarır sürü önümüzden geçerken içine katardık. Katardık derken, koca bir kışı ahırda geçiren zavallı hayvanlar büyük bir keyifle arkadaşlarına katılırlardı.

Bu sığır sürüsünü n geçişi epey bir zaman sürerdi. Hayvan sayısını sorarsanız şimdi tahmin etmem çok zor ama şöyle tarif edebilirim. Bir kere, üç yüzden fazladır ama beş yüz kadar da olabilir mi diye düşünüyorum. Şimdi düşündüğünüz sayıyı dört ile çarpın, bu kadar ayağın kurak geçen yaz günleri nasıl bir toz kaldırdığını hayal edebilirsiniz. Bu toz birde akşam dönüşünde tekrarlanırdı tabi.

Şimdi lütfen Amerikan kovboy filmlerinde kovboy denilen atlı çobanların yönettiği sürüleri gözünüzde canlandırın. Bizim sığır sürüsünün başında bir çoban, tabi yaya olarak. Sürünün boyunca iki yanında yine birkaç çoban ve sonda bir çoban tabi ellerinde asaları ve yanlarında kangal ya da karabaş köpekleri ile. Sığır sürüsü o zamanki Yozgat’ın ancak iki fayton yan yana geçecek genişlikteki sokaklarında akarken eğer sokaktaysanız en yakı evin sokak kapısı kuytuluğuna sığınmanız şarttır. Yoksa vücudunuza ciddi hasarlar alabilirsiniz. Sığır araziye dağılıp otlamaya başlayınca köpekler de gölge buldukları yerlerde şekerleme yaparlardı. Onların asıl görevi akşamüzeri sürüyü toplamaktı. Göz alabildiğince uzaklara dağılan hayvanları o kadar kısa sürede toplarlar ki bu olayı mutlaka yaşamak gerekir.

Bu yüzlerce hayvan henüz betona teslim olmamış Yozgat’ın çevresindeki otlaklarda doyurulduktan sonra havanın kararmasına yakın tekrar şehrin içine doğru sürülürdü.

Kuzenim Halit Çapanoğlu (Amasya da idam edilen Çapanoğlu Halit Bey’in torunu ) şöyle anlatmıştı; “Senin babaannem Esma Hanımefendinin babası Hayrullah Efendi son Osmanlı meclis-i mebus anında milletvekiliyken Yozgat’ın batısında büyük araziler satın almış. O vakitler hiçbir şekilde kullanılmayan bu arazilerde Yozgat sığırının otlatılmasına izin vermiş.” Bknz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2390

Akşamüzeri sığırın Yozgat’a dönüşü de muhteşem olurdu. Sığır daha dönmeden Kel Hasan içinde saç örgülü kurabiyeler olan arabası ile gelir bizde para almak için eve koşardık. Sürü daha Şeker Pınarındayken bunu hisseden ahırlardaki buzağılar, malaklar(manda yavrusu) ana özlemi ile bağırmaya başlarlardı. Bizde yola çıkar sığırın gelmesini beklerdik. Sürü evlerin önünden geçerken o evin hayvanı sürüden ayrılır açık tutulan kapıdan içeri girerdi. (Akşam olduğunda eve girmemiz için annelerimiz kaç kere çağırırdı.)

Bu sefer aksi yönde giden sürü yine arkasında büyük bir toz bulutu bırakarak yorgun çobanları ile gözden kaybolurdu.

Bu günkü Yozgat ‘mı? Yumurtayı bile marketten alıyor.

06.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BENİM BABAM
Çok duyarlı ve güzel bir yazı olmuş.Babanız ne kadar gururlansa yeridir.
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 27.05.2017 20:17
İSMET İNÖNܒNÜN BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR’A MEKTUBU
Her iki mektubu da hayranlıkla okudum. Yayımladığınız için teşekkür ederim.
OLCAY AKKENT -- 18.05.2017 23:02
İSMET İNÖNܒNÜN BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR’A MEKTUBU
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Bu olay, geçenlerde bir TV programında Atatürk'e dil uzantanları anımsattı bana. Ne yazık ki bu ülkede kendini kurtaranlara ihanet edecek kadar akıldan yoksun pek çok insan var. Bu yüzden bir arpa boyu yol alamıyoruz zaten. Atatürk'e hakaretle ilgili düşüncemi çok yakında paylaşacağım köşemde. İçime bir türlü sindiremiyorum bu genetiği bozukların yaptıklarını. Onlar için söyleyecek söz bulamıyorum hakaret anlamında.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 13.05.2017 21:57
ERMENİ KAÇAZNUNİ
Acizane köşemda yayınladığım yazılarıma lütfedip yorum göndererek beni yüreklendiren değerli okuyucularıma en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum. Sağolun, varolun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.05.2017 08:50
ERMENİ KAÇAZNUNİ
Sayın Çapanoğlu,engin tecrübeniz,hoşgörünüz ve ileri görüşlü yazılarınız bizleri gerçekten aydınlatıyor.Tarihin derinliklerine dalıyor adeta okyanusta bir rüyada gibi hafifliyoruz.Yazılarınızın ve görüşlerinizin devamını diliyorum.Çiçeğiniz GÜL-Sevdanız İNSAN,SEVGİ yolunuz açık,sevgi dolu yüreklere selam olsun.
YOZGAT" ın SÖZÜ -- 28.04.2017 09:22
HARF DEVRİMİ VE ARAP HARFLERİNİN TÜRKÇEYE UYUMSUZLUĞU
Bir Türkçe öğretmeni olarak şunu özellikle vurgulamak isterim. Ulu Önder Atatürk kuşkusuz ülkemize her alanda büyük hizmetler vermiş, birbirinden değerli yeniliklere imza atmıştır. Ama bence en önemli etkinliği "harf devrimi"dir. Güzel yazınızın sonundaki fıkra bunun en güzel kanıtıdır.
Saygılarımla.

Muhsin Köktürk -- 15.04.2017 15:00
HARF DEVRİMİ VE ARAP HARFLERİNİN TÜRKÇEYE UYUMSUZLUĞU
Sayın Çapanoğlu ; Mailinizi alınca her fırsat da belirttiğim gibi yine hemen yazınızı okudum. Benden dolayı gecikmiş olmasından dolayı da üzüntü duydum. Yazınız yine diğerleri gibi çok güzel ve aydınlatıcı. Ulusal basının yazarlarında referandumdan başka bir konu görmez iken sizi okumak bana ayrı bir zevk veriyor. Yeni yazılarınızda buluşmak dileği ile saygılarımı sunarım.
Ö.Serdar Erbek
Ö.Serdar Erbek -- 14.04.2017 11:32
4 NİSAN DENİZ ŞEHİTLERİ GÜNÜ VE DUMLUPINAR FACİASI
Abdülkadir Bey,
Bu acı olay gerçekleştiğinde ben de 9 yaşındaydım. Bu yası bütün Türkiye yaşadı. Hatıralarımdan hiç çıkmayan olaylardan biridir. Hepsine rahmet diliyorum. Çok ayrıntılı anlatmışsınız. Sağ olun.
Kısa zamanda aydınlık günlere kavuşmak dileği ve saygılarımla.
Mehlika Filiz Ulusoy -- 09.04.2017 10:13
4 NİSAN DENİZ ŞEHİTLERİ GÜNÜ VE DUMLUPINAR FACİASI
Yorumunuz:
Bugün Facebook'a yazdıklarımı, Abdlkadir Çapanoğlu'nun muhteşem yazısının altına taşımak istedim. Saygıyla.

"O günü çok iyi hatırlıyorum. Manevradan dönüyorlardı. Ağabeyim Onaran gemisinin doktoruydu. Önden gelmişlerdi. Hemen geri döndüler. Çok büyük bir acıydı. Galiba
sadece iki kişi kurtulmuştu. O iki kişiden biri ile yıllar sonra tanıştım. Apartman komşumun babasıydı".

olcay Akkent -- 04.04.2017 13:18
18 MART
İki fotoğraf var Abdülkadir Bey'in 18 Mart başlıklı anlatısında. İlk karede,Çanakkale yolunda Yüksek Tahsil Gençliği.TMTF (Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nu temsilen 18 Mart 1915 Zaferi'ni kutlamaya gidiyor Ayvalık gemisiyle. Şenlik şamata.Sazlar çalınıp türküler söyleniyor.Yüzler gülüyor. Herkes pürneşe.Ah gençlik! Yıl 1967.
İkinci karenin kayıt tarihi 1963. Bir halk müziği korosu.Liseliler.Saz heyeti üç bağlama, bir kaşık, bir ritim(darbuka). Baş bağlamada sevgili dost Abdulkadir Çapanoğlu.Koro 6 kız, 3 erkekten oluşmuş. Bir de koro şefi var.Saz ekibi öylesine çalınan esere yoğunlaşmış ki koro şefine bakan yok. Halbuki koroda koro şefiyle göz temasını hiç kesmemek lazım. Baş bağlamanın dikkatini çekerim. Koristlerin bir gözü,bir veya iki korist hariç, koro şefinde. Hah böyle olmalı işte.
Sevgili dostum. Hoşgörünüze sığınarak latife ettim.Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. Ne güzel bir paylaşımdır bu.Ben de lisede, eğitim enstitüsünde korolara katıldım.Tesmillerde bulundum.Bir an o günlere akıp gittim. Ah, ah! O günler gitti gelmez bir daha.
Sizi muhabbetle selamlıyorum.
Mustafa Topaloğlu -- 31.03.2017 00:24
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00