BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
260
Dün
:
4633
Toplam
:
15450709
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
29 EKİM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bugün benim doğum günüm 29 Ekim. Cennetmekan babam Milli Emniyet’te yedek subaylığını yaparken İkinci dünya savaşı bitmiş ben doğmuşum 1945 yılında. Cumhuriyet bayramı sabahı dünyaya geldiğim için dedem ismi Cumhur da olsun demiş ama ismim ve soyadım zaten uzun olduğu için yazdırmaktan vazgeçmişler. Rahmetli babaannem sevgiyle baktığında Cumhurum benim derdi. Kültürlü bir İstanbul hanımefendisiydi üvey babaannem. Ve en çok beni severdi torunları arasında.

Hani bir şarkı var bilirsiniz sanatçı Teoman yapmıştı ismi paramparça. En güzelde rahmetli Müslüm Gürses okumuştu “Bugün benim doğum günüm, babamın öldüğü yaştayım ”der. Ama ben babamın öldüğü yaşta değilim. Benim babam 47 yaşında öldü, ben 74 ü buldum çok şükür. Rakamlar yer değiştirmiş. Lise talebesiydim. Cemal Süreyya üstat “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum” diyor. Bizde üç kardeş öyle olmuştuk ki kız kardeşim daha üç yaşındaydı. Beş yaşındayken kaybettiği annesinin ismini koymuştu üzerine titrediği kızına. Bkz. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1522

Kız kardeşimiz benden 16 yaş küçük. İlkokula başladığında okul çok yakınımızda öğretmeni komşumuzdu. Okula birlikte gider gelirlerdi. Babaları tarafından okuldan alınan sınıf arkadaşlarına imrenen kardeşim bir gün anneme şöyle söylemişti; “Ben de büyük ağabeyime baba diyebilir miyim?”

Her ölüm erkendir derler, dedelerimde erken ölmüşlerdi. Biri 62 öbürü 63 yaşında. Biri ben dört yaşımdaymışım hiç hatırlamıyorum. Öbüründe ortaokul talebesiydim yazdan yaza görebilirdim ancak.

Ben dört yaşımdayken öle n dedem Muhlis Bey, Çapanoğulları hadisesinin kurbanlarından. Hain Çerkez Etemin yıkıp yaktığı soyup soğana çevirdiği Yozgat’ta elde kalanlarla müteahhitlik yaparak ailesini geçindirmeye çalışıyor. Yozgat’ın canlı tarihi 2017 yılında yitirdiğimiz rahmetli Yılmaz Göksoy hocam “Muhlis Bey, hem Çapanoğullarının hem de tüm Yozgat’ın hamisiydi” diye anlatırdı.

O’nun 1949 yılında ani ölümüyle, Yozgat milletvekili ve Milli Eğitim Bakanı Atıf Benderlioğlu’nun tavassutu ile İş Bankasına memur olmak zorunda kalır babacığım.

Memuriyeti dolayısıyla ve üçotuz para maaş ile o şehirden bu şehire ömrümüz taşrada geçti. Çok şehir, çok okul değiştirdik. Ben çok iş değiştirdim. Türkiye’nin büyük şirketlerinde yöneticilik yaptım. 12 Eylül askeri darbesinde gözaltına bile alındım. Hepimizin hayatı bir roman değil mi?

Yukarda bahsettiğim gibi cennetmekân babamı da 47 yaşında kaybedince nasıl olsa yüksek tahsil için o şehre gideceğiz diyerek 1964 yılında İstanbul’a geldik. O gün bu gündür buradayız. Ben çalışarak okudum. Kardeşlerim de okudular. Erkek kardeşim önemli bir kamu kuruluşunda yüksek mevkideydi, genel müdür olacaktı rahatsızlandı emekli oldu. 51 yaşında bu dünyaya veda etti. Babamdan dört yıl fazla yaşadı. Emekli olalı birkaç ay olmuştu birlikte gezip dolaşacaktık. Arabalarımıza telsiz bile koymuştuk.

1975 yılında evlendim. 1980 yılında kayınpederim aniden ortaya çıkan kanserden birkaç gün içinde vefat etti. Aldığı dairenin peşinatının yarısından fazlasını biz ödemiştik. Ölümü ile geride kalan taksitlerini de kayınvalidem ve kayınbiraderim çocuklarıyla otursunlar diye yine biz ödedik. Yani o cenahtan da bir fayda göremedim.

Eşim, çok tutumlu bir insan olduğu için birlikte çalışarak hep tasarruf ettik hep taksit ödedik. Birkaç gayrimenkulümüz ve hep iyi arabalarımız oldu.

Uzatmmıyayım, biriktirdiğim anılarımı zaman zaman köşemde yayınlıyorum. Hoş olanları var, olmayanları var. Aklıma geldi bir Yozgat deyimi vardı “Vefasız dünyaya çaldım çamuru, yağdı yağmur da emeklerim zayoldu” der. Yok, öyle olmadı. Yani demem o ki bu vefasız dünyada ömrümü yele, sele vermeden kurda kuşa yem etmeden, aileme ve çevreme faydalı bir insan olmayı düstur edinerek yüce Atatürk’e onun ilke ve inkılaplarına, laik cumhuriyete ve demokrasiye sonuna kadar bağlı olarak hayatımı dolu dolu yaşadım ama paramparça.

29.10.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Ne deyim de ne söyleyim ben şimdi? "Umutlu Yıllar" dileyeyim en iyisi. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim. Umut, bizim yaşam enerjimiz. O enerjidir bizi yaşatan. Tüm olumsuzluklara rağmen içimizdeki o ışığı(umudu) söndürmeyelim. Biz doğru bildiklerimizi doğruca yazmaya devam edelim.
Selam ve saygıyla aziz dostum...
Mustafa Topaloğlu -- 06.01.2019 19:49
Ah şu çam ağaçları
izin almadan, alıntı yapıp paylaşıyorum. Bilginize.
Rauf Aktolga -- 05.01.2019 18:25
Ah şu çam ağaçları
Göndermek lütfunda bulundukları güzel yorumlarıyla beni motive eden Sayın Hattat Yasin Ali Er Hocama(Araştırmacı yazar), Sayın Kadriye Şahin Hanımefendiye(araştırmacı yazar), Sayın Ahmet Yaşar Ocak Hocama(Prof.), Sayın Mehmet Yılmaz Beyefendiye, Sayın Yusuf Engin'e(Lise arkadaşım,Em. Öğretmen), Sayın Selçuk Tayfun Ok Beyefendiye(İstanbul Ticaret Odası Em. Gen.Sekreteri), Sayın Güner Türkoğlu Hanımefendiye(İsveç), Sayın Muka'ya, Sayın Mustafa Topaloğlu Hocama(Araştırmacı yazar)ve Sayın Osman Karaca Hocama(Araştırmacı yazar)en kalbi teşekkürlerimi arz ediyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.01.2019 11:18
Ah şu çam ağaçları
"Eleştiriyi de, fikirleri de doğuran ana; bilgidir."
Bilgi yoksa; eleştiri çıktığı ağzı yormaktan öte anlam ifade etmez!
Bilgiye dayalı bir kadim geleneğin çok güzel ifade edildiği yazınızdan istifade ettim.
Ellerinize sağlık üstadım.
Yasin Ali ER -- 03.01.2019 13:57
Ah şu çam ağaçları
Sayın Hocam, çamların kesilmesine karşıyım. Lakin, insanları kaynaştıracak, birlik beraberlik oluşturacak, hoş vakit geçirecek günlerin dahada çoğaltılması taraftarıyım. Geçen yıl da aynı konuyu anlattınız, yazdınız. Noal olayının yeni yıl ile alakası yok. Lakin, bazı insanlar lâm diyor cim demiyor, ama her türlü bataklığın içinde geziyor.

Sadece Yozgat da kutlama olmadı sanıyorum. Bir araya gelmeyen bir toplum nasıl ilerlesin. Gelmiyor. Getirilmiyor. Gelemiyorlar. Bu kafayla da asla ilerleyemiyorlar. İnsan yeri gelince evrensel olmalı ki, insanlığa faydalı olmalı. Artık bırakalım da yaşlılar dualayarak, gençler eğlenerek yeni yılı karşılarsa karşılasın. Bize ne elin Noalinden, Noal babasından...

Yeni yılı dualayarak karşılayan; fakat, edebince yeni yıl kutlamasının karşısında olmayan biri olarak eşinize ve torunlarınıza, sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar diliyorum.
Kadriye ŞAHİN -- 03.01.2019 02:41
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Sayın Çapanoğlu,

Biz millet olarak tarihimizdeki şahsiyetleri sade ekonomik açıdan değil, fikri açıdan da gelişmiş Batı toplumları gibi antropomormizm konusu olmaktan çıkarıp yanlışları ve doğruları ile değerlendirmeyi becerip tarihteki yerlerine koyamadığımız, kimini alçaltıp kimini takdis edip yücelttiğimiz sürece yazınızda konu ettiğiniz masalların arkası gelmeyecektir. Toplumumuzdaki her kesim tarihimizdeki şahsiyetler hakkında kendi uydurduğu aşağılayıcı veya yüceltici masallar imal etmeye ve üstelik o masallara samimiyetle inanmaya daha uzun zaman devam edecektir. Bundan emin olunuz. Çünkü biz henüz fikren olgunlaşmış, rasyonelleşmiş, rüşdünü ispat etmiş bir toplum olmaktan oldukça uzağız. Ben öyle tahmin ediyorum ki rüşdümüzü ispat için önümüzde yürümemiz gereken daha uzun ve muhataralı bir yolumuz var. Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 24.12.2018 14:49
ATATÜRK ÇAPANOĞLUNDAN KIZ MI İSTEMİŞ.
Üzüntüm,, bu millet okuduklarını da inanmııyor. Üç cahil bir araya geldikleri zaman, benzer fitne yaymakta, kendi zirzopluğuna başkalarına da inandırma gayretinde oluyor. Bir şey daha eklemek gerek, ATATÜRK düşmanlarınıda iyi araştırdılar, dedeleri ya o yıllarda hoca, veyahut savaş kaçkını çıkıyor.
OSMAN KARACA -- 23.12.2018 19:36
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00