BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.03.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
241
Dün
:
4633
Toplam
:
16135906
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Ben izlemedim. Bir televizyon kanalında yayınlanan yarışma programında öğretmenlerle ilgili sorulan soruda “yazın üç ay tatil yapıp bir de üstüne maaş alan meslek grubu nedir?” denilmiş. Öğretmenler için kullanılan üç ay tatil yapıyorlar üstelik birde maaş alıyorlar ifadeleri tepkilere neden olmuş.

Şunu herkes iyi bilmeli ki öğretmenler üç ay tatil yapmazlar, yapamazlar. Onlarında seminerleri, çalışmaları var yapabildikleri doğru dürüst bir tatil yaklaşık bir ay kadardır. Üstelik aldıkları maaş da ikinci bir işte çalışmalarını gerektirecek kadar azdır.

Yıl 1961. Şehr-i Amasya’da 10 Kasım gecesi. Şimdi tam yerini bilemeyeceğim ama büyükçe ve ağaçlı bir meydanın kenarında ki bir binanın konferans salonundayız. Atatürk’ün sevdiği şarkılardan derlenen bir konser sunacağız. Ben de koro elemanlarındanım. Ayrıca değerli kardeşim Kemal Yıldız’ın (aile lakabı lokumcu) başkanlığını yaptığı Amasya Lisesi Halk Türküleri Koromuzda bağlama çalıyorum. Bu oldukça büyük salonda bizim gösterimizden önce programda ne vardı anımsayamıyorum. Sıra bize gelince önce biz sonra da Amasya Musiki Cemiyeti sazendeleri sahnedeki yerimizi aldık. İlk şarkımız “Yine bir Gülnihal aldı bu gönlümü “ henüz başlamıştık ki şefimiz müzik öğretmenimiz cennetmekân Yozgatlı Ruhi Kanak hocamız sert bir el hareketiyle çalgıcıları ve bizi susturdu. Sonra seyircilere döndü ve yine oldukça sitemkâr ve adeta emreden bir ses tonu ile mealen şöyle söyledi. “Bu gün yüce Atatürk’ümüzün ölüm yıldönümü, onu bir kere daha yâd etmek için sevdiği şarkılardan bir konser hazırladık. Çay, kahve ikramınızı lütfen konserimizden sonra yapınız, çünkü konsantrasyonumuzu bozuyorsunuz”

Biz dikkatimizi hocamızın komutlarına verdiğimiz için ön sırada oturan protokol e yapılmak istenen ikramı fark edememiştik. Hocamızın bu tepkisi üzerine çok mütevazı ve alçak gönüllü bir insan olan valimiz rahmetli Niyazi Akı Beyefendi hemen bildiğimiz ters el hareketi ile hizmet edenleri geri gönderdi ve hiçbir şey olmamış gibi konserimizi dikkatle izleme beklentisi içine girdi. Biz de sıraladığımız şarkılarımızı daha yüksek bir istekle bitirdik ve gözyaşları içinde büyük alkış aldık. Ruhi Hocamızın mutluluğu yüzünden okunuyordu. O mutlu olunca bizde onun çocukları olarak mutlu olduk, onurlandık.

Hem sınıf arkadaşım hem komşum emekli öğretmen değerli kardeşim Nevin( Dilki) Demirel de şöyle anlatmıştı; Bizim evimiz büyüktü. Ben ilkokuldayken annemler “çocuk okutuyoruz hem bütçemize biraz katkı olsun hem de biz okuyamadık evimizde okumuş insanlar olsun” diye evi ortadan ikiye bölüp başka şehirlerden gelen öğretmenlere kiraya vermeyi düşünmüşler ve öyle yapmışlardı. Sanırım o yıllarda Amasya da kiralık ev bulmakta biraz zordu. İlk ve son kiracımız da Nevin abla ile Ruhi abi olmuşlar ilk çocukları Armağan da bizim evde doğmuştu. Onlarla çok güzel günler yaşadık. Nevin abla bana adaşım diye hitap ederdi. Vakit geçirmek için tombala oynardık. Ben okuldan gelmeden oynamayın ha diye tembih ederdim. Bir zaman geldi abi abla dediğim insanlar eski ortaokulda hocalarım oldu. Sonra içeri şehire taşındılar daha sonra da yine bizim oraya şehir üstüne geldiler. Sonra bir varmış bir yokmuş oldular, onların yerine biz öğretmen olduk.

Amasya da bulunduğumuz 1962 yılına kadar rahmetli annem Necla Çapanoğlu da Vali Bey’in eşi Melek Hanımefendi’nin kabul günlerine katılırdı. Babamın memuriyeti dolayısıyla Çanakkale’ye tayini çıkınca da bir süre mektuplaştılar. Sonra Niyazi Bey ‘de İstanbul Valisi olunca her memur ailesinin yaşadığı sadece karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan dostluklar gibi bu mektuplarda tavsayarak bitti.


Değerli valimizi 1992 yılında, Ruhi Hocamızı da 1998 yılında henüz 61 yaşındayken İstanbul’da kaybettik. Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınan öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Erkeğin harman olduğu diyar Yozgat doğumlu Ruhi Kanak hocamız, uzun yıllar çeşitli il ve ilçelerde yaptığı öğretmenlik dışında TÖS ve TÖBDER Başkanlığı da yapmıştı. Bu yüzden Adalet Partisi ve Milliyetçi Cephe dönemlerinin sürüp kıydığı öğretmenlerdendi. Hem de gerekçesiz ve hakkında bir soruşturma yapılmadan görevden alınan, ülkenin bir sınırından bir sınırına sürülen öğretmenlerdendi.

Yine bir sürgün tayinden sonra öğretmenlikten ayrılıp kırtasiyecilik yapmaya karar vermişti… O günlerde Süleyman Demirel’in gazetelerde “Kırtasiyeciliği kaldıracağız” diyen bir demeci çıkmıştı. O’da şöyle bir ironi yapmıştı. “Sayın Demirel ne zaman yakamızı bırakacak? Kırtasiyeciliğe başlıyoruz, onu da kaldıracakmış!”

Değerli hocamız, 8 Temmuz 1954 tarihinde kurulan Amasya Musiki Cemiyetinin de kurucu üyeleri arasındaydı. Diğer üyeler benimde yakından tanıdığım bir kısmı komşumuz, arkadaşımız, bir kısmı şehirdeki işyerlerinden tanıdığımız kişiler ya da ağabeylerimizdi. Sadettin Sünbül, Nâmık Şentin, İsmail Acardağ, Cemal Altunişler, Cemal Önal, Mustafa Doğançay, Salahaddin Tozanlı ve Kemal Arpacıoğlu.

Ve Özgür Kocaeli gazetesinin 12 Nisan 2011 tarihli nüshasında Mustafa Küpçü şöyle yazıyordu; Şiire, tiyatroya, edebiyatın her türüne büyük ilgi duyuyordum. Çağdaş Sanatçılar Lokali” adını ilk kez duymuştum. Bu kentin edebiyat-sanat insanları orada toplanıyorlardı. Nazmi Tirben, Bora Gülerman, Feyzullah Toros, Zekai Büyükada, Aygen Yalçın, İrfan Nircan ve belki şu anda adını anımsayamadığım birkaç arkadaşımla bu lokale gider, Ruşen Hakkı’yı, Naci Girginsoy’u, Ruhi Kanak’ı dinlerdik.

İstanbul Emekli Öğretmenler Derneği Başkanlığı da yapan değerli hocamız, Antalya Film Festivali'nde jüri üyeliği, 1978-1980 yılları arasında da İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütmüştü. O günlerde Cağaloğlu’ndan Sirkeci’ye inen Ankara caddesinde karşılaşmıştık. Yanında eşi Nevin Hocamız da vardı. Ayaküstü Amasya günlerimizden ve babamdan bahsettikten sonra ellerini öpüp ayrılmıştım. Son olarak Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Başmüfettişliği yapmıştı. İstanbul Millî Eğitim Müdürü iken, Milliyet gazetesine verdiği özel demeçte, “Politik düşünce ile atanan okul yöneticileri anarşiyi yarattı” demişti. (20 Mart 1978)

Tanıma ve birlikte olma şansına sahip olduğumuz bu kıymetlerimizi birer birer kaybettik ama yaşadıklarımızı unutmadık.

Elimi alnıma dayayıp yazımı nasıl bitirsem diye düşünürken aklıma 2017 yılında kaybettiğimiz Yılmaz Göksoy Hocamın şu güzel tarifi geldi. “Cumhuriyetin valileri ve öğretmenleri böyle idi. Mevkileri ile büyüyen insanlar değildiler, güçleri ile kişilikleri ile vatan, millet ve insan sevgileri ile büyüyen dörtdörtlük insanlardı.”

Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

Not: Bütün çabama rağmen bu değerli hocamızın güzel bir fotoğrafını hiçbir yede bulmadım. Ne yazık!


09.11.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SEÇİM ÖNCESİ DÜŞÜNCELERİM
Yorumunuz Sn ÇAPANOĞLU hocamın değerli köşe yazısını ilgi ile okudum.Yapmış olduğu sendikal çalışmaları,aktiviteleri,çekmiş olduğu ağır sıkıntıları tüm açıklığı ile yazmış.Burada sn hocam derki ;benim siyasi düşümceme uymayan yönetim başta olsada şehrimize yapılan hizmet ve eserler önemlidir demektedir.Sn Dr Kazım ASLAN Bey'in yapmış olduğu hizmet ve eserler takdiri şayan olup,destek görmeli,devamının sağlanmasın çok uygun olacağı ifade etmiştir.Takdiri Sn Yozgat halkının görüşlerine sunmuştur
Yılmaz BİRYILDIRIR -- 18.03.2019 21:13
VE YİNE KEBAPÇIYAN
ÇOK SEVGİLİ ABDÜLKADİR ABİ.YAZINIZDAKİ İNSAN SEVGİSİNİ 1915'İ RANT YAPANLAR DEFALARCA OKUSUN.BUNUN YORUMU TARİHÇİLERE AİT.HER ZAMAN KARŞI OLDUĞUMU SÖYLERİM.YURT DIŞINDA ORTALIĞI BOŞ BULUP SAFSATA İLE DOLDURMAK KOLAYDIR.SİZİN GİBİ DERİN ARAŞTIRMALAR YAPARAK TEZLERİNİ
ORTAYA ATSINLAR.BİZLERE VE BİLHASSA BENİM İÇİN YAZDIĞINIZ ÖVGÜLERE AYRICA TEŞEKKÜR EDERİM.İNSANLARIN (BENCE ) BİLMESİ
GEREKEN ŞUDUR.SİZLE ANAMIZ BABAMIZ AYRI OLMASINA RAĞMEN CAN DOSTUMSUNU VE AĞABEYİMSİNİZ.
Adınız ve Soyadınız -- 16.03.2019 09:32
VE YİNE KEBAPÇIYAN
Sayın Çapanoğlu,

Malesef ülkemiz üzerine birçok düşünce üreten kişi/kurum var. Fakat ilginçtir, varsayalım ki bu kişi veya kurum AB vatandaşı veya merkezi orada. Kendi birliklerini birleştirmek isterken bizim ülkemizde ayrılık peşindeler. Kıbrıs'ta Rum yanlı olan bir tek devlet derken Kafkasya'da parçalanma peşindeler. Bu liste dünyanın birçok yerine uyarlanabilir.

Uluslar arasındaki iletişimde tarih, kültür, coğrafya vb. etkenler temel olması gerekirken birileri bunun yerine daha başka çıkarların peşinde koşuyor.

Halbuki sizin de söz ettiğiniz gibi Türkiye'de etnik kökeni farklı olmasına karşın, öz kardeş gibi anlaşan insanlar var. Yurt dışında kalmış, farklı etnik kimliğe sahip insanlarda bile geçmişin bağını hissedebiliyoruz. Aramızdaki bu ortak tarih, kültür ve amaç birliği bizi bir arada tutacaktır ama buna sıkıca sarılmak ve benimsemek şartıyla.
Hüsnü Aydoğdu -- 11.03.2019 17:00
VE YİNE KEBAPÇIYAN
Yüreğine sağlik,sevgili Abdulkadir.
GÜNER TÜRKOĞLU GÖKAY -- 11.03.2019 13:12
MECLİSE MİLLETVEKİLİ GÖNDERMEK İSTEMEYEN YOZGAT EŞRAFI
Sayın Çapanoğlu,

Malesef Mehmet Hulusiler hep çıkıyor ve doğal olarak hep çıkacak, düşünce oluşumunun temelini göz önüne alırsak her görüşe karşı bir karşıt görüş hep oluşuyor. Burada doğru olanı saptamak önemli oluyor tabi ki.

Bu yazışmaları ilk kez görüyorum ve bunun yanında belgelerin asıllarının da olması beni sevindirdi.

Zaten Kurtuluş Savaşı döneminde yapılan yazışmaların ve konuşmaların geneline bakarsak (özellikle İstanbul'dan yapılan) bu yazışmanın onlarla bir tutulması pek doğru olmayacaktır. Olaya biraz daha yorumsamacı bakmayı gerektiriyor.
Hüsnü Aydoğdu -- 05.03.2019 14:07
ETTİĞİ LAFA BAK…
Bu değerli açıklamalarınız için teşekkür ederiz Sn hocam.
YILMAZ BİRYILDIRIR -- 12.02.2019 09:03
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:

Değerli dostum,
Atatürk’ün 7 Şubat 1923’te Balıkesir Zağnos Paşa Camisi (Paşa Camisi)’nde minbere çıkıp cemaate hitap etmesinin üzerinden 96 yıl geçmiş. Yıldönümünde böyle bir konuyu işlemeniz taktire şayandır. Tarihe Balıkesir Hutbesi adıyle geçen bu hutbe; Türkçe olması, memleket meselelerini dile getirmesi bakımından çok önemlidir. Ben özellikle şu paragrafın altını çizmek istiyorum:


“Camiler yalnız birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için değildir. Camiler bilhassa din ve dünya için neler yapmak mecburiyetinde olduğumuzu düşünmek, meşveret etmek (fikir alışverişinde bulunmak) içindir. Her şey ancak meşveretle iyi tarîka (yola) sevk edilir.
Biliyorsunuz ki Cenâb-ı peygamber ekseriya rufekâ-i mesâîsiyle (çalışma arkadaşlarıyla) meşveret eder, dünya umûrunda (işlerinde) kendinden kuvvetli, daha zeki arkadaşları olduğunu teslim buyururlardı.”
Teşekkürle, selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 08.02.2019 17:27
ATATÜRK, HÜZNİ BABA VE HAFIZ SÜLEYMAN
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınız aracılığıyla Yozgat'mızın önemli değerlerini gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Yeni kuşak ne yazık ki bu değerlerimiz konusunda bilgisiz. Hiç olmazsa bu tür yazılarla onları bilgilendirmek olanaklı oluyor.
Bildiğiniz gibi Yozgat kültürü üzerinde birtakım çalışmalarım var. Bu çalışmalar doğrultusunda Hafız Süleyman'ın Youtube'ta dağınık olarak yer alan taş plak kayıtlarını birleştirerek yayımlamıştım. Çoğunu kendi, bir kısmını da Hayriye Derviş'le söylediği bu kayıtların linkini aşağıda veriyorum. Söz konusu kayıtlara YouTube arama motoruna, Muhsin Köktürk Hafız Süleyman Taş Plak Kayıtları yazılarak da ulaşılabilir. Sayfada toplam 14 kalıt yer almaktadır.
Saygılarımla.

https://www.youtube.com/playlist?list=PL28IjPK2M_8ns4KD9adiZLjI7Ha07wjGm
Muhsin Köktürk -- 08.02.2019 10:24
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:
Kurani ve İslam dinini anlamak icin dilin önemin ve halkın anlayabileceği şekilde ifade edilmesinin gerekliliğini açıkça belirtmiş Büyük Atatürk.
Tarihi kaynaklardan alınan bu bilgilerin asıl imam hatip okullarinda okutulması gerekir.
Bu aydınlatıcı yazıyı keşke tüm tutuk kafalar okusa.
Fazilet Sayılan peker -- 07.02.2019 15:43
AMASYA LİSESİ MÜDÜRÜ ve TARİH HOCAMIZ SÜLEYMAN DUYGU
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Anlattığınız anı dönemindeki sınav sistemine tabi olanlardan biriyim. Kuşkusuz bu sınav sisteminin eleştirilecek yönleri var. Ama o günün koşulları öyleydi. Ancak bu sistemin ne denli başarılı insanlar yetiştirdiği de yadsınamaz bir gerçek.O dönemlerde ve sonrasında teşekkür, takdir belgesi aslanın ağzındaydı. Şimdi bir sınıfta neredeyse teşekkür ve takdir belgesi almayan kalmadı. Buna karşın eğitim yerlerde sürünüyor. Yaz boz tahtasına çevrilen eğitim sistemimiz;eleştirmeyen, sorgulamayan kişiler yetiştiriyor.Ne diyeyim ki, neyi tutsak elimizde kalıyor.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 02.02.2019 09:18
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00