BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
213
Dün
:
4633
Toplam
:
15746369
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NE ÇORBAYMIŞ BE!
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat Gazetesinde köşe komşum değerli dost Mustafa Topaloğlu’un yeni kitabı “Bizim köyden insan manzaralarında Çorbaname” başlıklı yazısını okuyunca benim aklıma da üç çorba maceram geldi. Hangi yıldı hatırlamıyorum İstanbul’un Laleli semtinde oturuyoruz. Bu semtin en güzel en nezih yılları. Dayımlarda Fatih İskenderpaşa da. Gece geç vakit kalktık yavaştan yürüyerek Laleliye evimize gidiyoruz. Annem yatıp sahurda mı kalksak yoksa yiyip demi yatsak dedi. Ben de hadi Beyazıt’a çıkalım Lale işkembecisinde işkembe çorbası içelim böylece sende sofra hazırlamazsın dedim.

Güzelce çorbalarımızı içip evimize geldik. Ertesi günü bir susadım ki sormayın. Hani dilim damağıma yapıştı derler ya işte öyle. Akşamı zor ettim. Daha kapıdan girerken anneme “ bu gün çok susadım nedense” dedim. Annem “bende çok susadım, sen yine dışardasın bir şeylerle oyalanmışsındır, ben evde kendimi zor tuttum ”dedi ve gülerek ekledi “akşam yanlış yaptık, sarımsaklı işkembe bizi yaktı” dedi.

İkinci maceramı telsiz arkadaşlarımla yaşamıştım. Bir gece telsiz sohbeti yaparken birlikte işkembe çorbası içmeye karar verdik. İki araba olarak Kasımpaşa’daki meşhur işkembeci Apik’e gittik. Çorbalarımızı içtikten sonra hep birlikte kalktık. Çıkmak için alt kata indiğimizde masaların birisinde bir gurup ile oturan emekli albay bir ağabeyimiz bana seslendi. Hemen yanına gittim, ayaküstü biraz sohbet ettik. Arkadaşlarım arabalara binmişlerdi bende sohbeti uzatmadan acele ile arkalarından çıktım. Yolda hesabı kim ödedi diye sordum “herkes kendi ödedi” dediler.

Üçüncüye gelince; 16 Nisan 2014 gecesi kuzenim Celalettin Çapanoğlunun yetmişinci doğum gününü kutladık Kuşadası’nda bir lokanta da. O gece lokantayı kapatmıştı. Altmış küsur davetli ile sazlı sözlü düğün gibi bir geceydi. Kutlama saat 03.00 gibi bitti. Oradan çıkınca eşimle birlikte üçümüz her zaman gittiğimiz İşkembe çorbacısına gittik. Eve gelmemiz saat 04.00 oldu. Biz İstanbul’a döndük. 35 gün sonra ölüm haberini aldık. Son görüşmemizmiş meğer. Her beş senede bir böyle doğum günü yapacaktı. 65 yaşını, 70 yaşını kutladık 75 i kutlayamadık.

Rahmetli Ahmet Rasim Üstadın Çorbaname’sini Mustafa Toplaoğlu’nun sayfasından aynen alarak bende size sunayım. Şiirin aslı dört kıta. Topaloğlu çok bilinen ve tekrar edilen birinci kıtasını tercüme ederek yayımlamış. Bende öyle yaptım. İşte “Çorbaname.”

Kana kuvvet göze fer batna cilâdır çorba
İllet-i cû'a deva mahz-ı gıdâdır çorba
Sağlara, hastalara ayni şifâdır çorba
Ağniya dostu, muhibb-i fukarâdır çorba
Hâsılı hâhiş ile ekle sezâdır çorba

Kana kuvvet, göze ışık, mideye ciladır çorba
Açlığa devadır, gıdanın kendisidir çorba
Zenginlerin dostu, fukaranın sevgilisidir çorba
Hasılı iştahla yenilmeye layıktır çorba.

Mustafa Topaloğlu’nun “Bizim Köyden İnsan Manzaralı 1” kitabında bizim insancıklarımızın birbirinden güzel tam 90 hikayesi var. Bir başucu kitabı. Sıla hasreti kalbinize çökünce açar okursunuz. Sonra daha mı özlersiniz yoksa biraz ferahlanır mısınız orasını bilemem.

Kitabı, Mustafa Bey’in mustafatmatpl@hotmail.com adresinden yada 0505 739 90 29 nolu telefonundan isteyebilirsiniz.

04.12.2018

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ETTİĞİ LAFA BAK…
Bu değerli açıklamalarınız için teşekkür ederiz Sn hocam.
YILMAZ BİRYILDIRIR -- 12.02.2019 09:03
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:

Değerli dostum,
Atatürk’ün 7 Şubat 1923’te Balıkesir Zağnos Paşa Camisi (Paşa Camisi)’nde minbere çıkıp cemaate hitap etmesinin üzerinden 96 yıl geçmiş. Yıldönümünde böyle bir konuyu işlemeniz taktire şayandır. Tarihe Balıkesir Hutbesi adıyle geçen bu hutbe; Türkçe olması, memleket meselelerini dile getirmesi bakımından çok önemlidir. Ben özellikle şu paragrafın altını çizmek istiyorum:


“Camiler yalnız birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için değildir. Camiler bilhassa din ve dünya için neler yapmak mecburiyetinde olduğumuzu düşünmek, meşveret etmek (fikir alışverişinde bulunmak) içindir. Her şey ancak meşveretle iyi tarîka (yola) sevk edilir.
Biliyorsunuz ki Cenâb-ı peygamber ekseriya rufekâ-i mesâîsiyle (çalışma arkadaşlarıyla) meşveret eder, dünya umûrunda (işlerinde) kendinden kuvvetli, daha zeki arkadaşları olduğunu teslim buyururlardı.”
Teşekkürle, selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 08.02.2019 17:27
ATATÜRK, HÜZNİ BABA VE HAFIZ SÜLEYMAN
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınız aracılığıyla Yozgat'mızın önemli değerlerini gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Yeni kuşak ne yazık ki bu değerlerimiz konusunda bilgisiz. Hiç olmazsa bu tür yazılarla onları bilgilendirmek olanaklı oluyor.
Bildiğiniz gibi Yozgat kültürü üzerinde birtakım çalışmalarım var. Bu çalışmalar doğrultusunda Hafız Süleyman'ın Youtube'ta dağınık olarak yer alan taş plak kayıtlarını birleştirerek yayımlamıştım. Çoğunu kendi, bir kısmını da Hayriye Derviş'le söylediği bu kayıtların linkini aşağıda veriyorum. Söz konusu kayıtlara YouTube arama motoruna, Muhsin Köktürk Hafız Süleyman Taş Plak Kayıtları yazılarak da ulaşılabilir. Sayfada toplam 14 kalıt yer almaktadır.
Saygılarımla.

https://www.youtube.com/playlist?list=PL28IjPK2M_8ns4KD9adiZLjI7Ha07wjGm
Muhsin Köktürk -- 08.02.2019 10:24
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:
Kurani ve İslam dinini anlamak icin dilin önemin ve halkın anlayabileceği şekilde ifade edilmesinin gerekliliğini açıkça belirtmiş Büyük Atatürk.
Tarihi kaynaklardan alınan bu bilgilerin asıl imam hatip okullarinda okutulması gerekir.
Bu aydınlatıcı yazıyı keşke tüm tutuk kafalar okusa.
Fazilet Sayılan peker -- 07.02.2019 15:43
AMASYA LİSESİ MÜDÜRÜ ve TARİH HOCAMIZ SÜLEYMAN DUYGU
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Anlattığınız anı dönemindeki sınav sistemine tabi olanlardan biriyim. Kuşkusuz bu sınav sisteminin eleştirilecek yönleri var. Ama o günün koşulları öyleydi. Ancak bu sistemin ne denli başarılı insanlar yetiştirdiği de yadsınamaz bir gerçek.O dönemlerde ve sonrasında teşekkür, takdir belgesi aslanın ağzındaydı. Şimdi bir sınıfta neredeyse teşekkür ve takdir belgesi almayan kalmadı. Buna karşın eğitim yerlerde sürünüyor. Yaz boz tahtasına çevrilen eğitim sistemimiz;eleştirmeyen, sorgulamayan kişiler yetiştiriyor.Ne diyeyim ki, neyi tutsak elimizde kalıyor.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 02.02.2019 09:18
AMASYA LİSESİ MÜDÜRÜ ve TARİH HOCAMIZ SÜLEYMAN DUYGU
Allah rahmet eylesin Suleyman hocaya. Gercekte o sinavlarin ne faydasi vardi? Bende Ortaokul bitirmede girmistim.O zaman ki egitim sanki dahami iyiydi bugune gore? Esenlikler dilerim.
Ethem Kutsoylu -- 28.01.2019 12:37
İSTANBUL YOZGATLILAR FEDERASYONU DANIŞMA KURULU TOPLANTISI
Abdulkadir Bey yaziniz icimi isitti var olun sag olun.
Ethem Kutsoylu -- 21.01.2019 11:33
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00