BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.02.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
229
Dün
:
4633
Toplam
:
15786437
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ETTİĞİ LAFA BAK…
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Kardeşim Ahmet Yaşar Aydoğan (Bulutlardaki Atatürk fotoğrafını çeken Mustafa Kemal Aydoğan hocamızın oğlu) bana 28 Kasım 1999 tarihli Cumhuriyet Pazar Dergi Sayı: 714, Sayfa: 1 -4- 6 da yayımlanmış bir yazının kopyasını gönderdi. Yazar Oral çalışlar, şöyle bir yazı kaleme almış; TÜYAP Kitap Fuarı’nın konuklarından birisi de Ermeni asıllı Fransız araştırmacı Jean Claude Kebapçıyan'dı. Kebapçıyan, Ermeni Diasporası Araştırmaları Merkezi'nin kurucusuydu. Uzun yıllardır, Türkiye ile diyalog yanlısı bir çizgi izlediği için başı derde girmiş, Ermeniler içindeki diyalog karşıtı kesimlerin tepkisini çekmişti. Bundan 12 yıl önce Ermeni asıllı Şarkıcı Charles Aznavour'la yaptığı diyalog yanlısı söyleşisi nedeniyle Armenia adli dergiden kovulmuştu. Ancak aradan geçen zaman içinde Yozgatlı Kebapçıyan'ın savunduğu diyalog çizgisi yaygınlık kazandı. Türk ve Ermeni aydınları arasında başlayan bu dostluk köprüsü giderek gelişti. Kebapçıyan, ailesinin Yozgat'ta yaptırdığı şehrin saat kulesindeki saatin 1915'de durduğunu düşünüyor ve "Bu saati gelin hep birlikte yeniden çalıştıralım" çağrısını yapıyor.

“Araştırmacı” Kebapçıyan Efendi devamla demiş ki; "1942 yılında Paris'te doğdum. Yozgatlı bir Ermeni ailenin oğluyum. Annemlerin döneminde bir saat kulesi varmış. Öğrendiğime göre bu saat hala çalışıyormuş. Bu saat kulesi annemin bir akrabası tarafından yapılmış (buyur burdan yak). 1989 yılında Ermenistan'daki büyük deprem sırasında Gümrü saat kulesindeki saat depremin olduğu an durmuş. Annemin Yozgat'taki akrabalarının yaptığı saat de sanırım 1915'te durdu. Simdi bu saati hep birlikte yeniden çalıştırmamız gerekiyor. Annem bana kalan bağlardan, evlerden, çeşmelerden söz ederdi. Hep güzel şeylerden bahsederdi.

Yazının yayım tarihi oldukça eski ama Cumhuriyet Gazetesinin Pazar dergisi gibi önemli bir yayında yayımlanıyor. Bu gazetenin okurları ve hele hafta sonu bu dergiyi okuyanlar oldukça seçici insanlar. Şimdi bu insanlar o tarihten bu yana bilmeyerek büyük bir yanlışın içine düştüler ve hafızalarına böyle yerleşti.

Değerli okurlar, diyelim ki Kebapçıyan Efendi meydanı boş bulmuş sallıyor, bir gazeteci bir olayı, bir anıyı kaleme alırken üstünkörü de olsa bir araştırma yapmaz mı? Kebapçıyan Efendi doğru mu söylüyor acaba? Acaba yaptıran değil de inşaatta amele olarak çalışan mıdır diye bir sorgulama yapmadan yazıyı yayınlaması doğru mudur? Çünkü birinci paragrafta “Kebapçıyan, ailesinin Yozgat'ta yaptırdığı şehrin saat kulesindeki” cümlesinden saat kulesini Kebapçıyan ailesinin yaptırdığı anlamı çıkıyor ve bu yazıyı okuyan herkesin zihninde böyle kalacaktır. İkinci paragrafta ise “Bu saat kulesi annemin bir akrabası tarafından yapılmış” cümlesinden de saat kulesinin inşaatında çalışmış anlamı çıkarılabilirse de okuyucunun zihninde birinci paragraftaki anlam kalacaktır.

Başkanlık sistemine verdiği destekle “Bizim canımıza yetti parlamenter sistem artık” sözleriyle gündeme gelen ve Galatasaray adasına sahip çıkan II. Abdülhamit'in beşinci kuşak torunu Nilhan Osmanoğlu gibi Kebapçıyan Efendi de Yozgat saat kulesine sahip mi çıkıyor? O tarihten bu yana kimseden ses çıkmadığına göre öyle oluyor galiba.

Bildiğiniz gibi Saat kulesini benim gibi 9. Göbekten Çapanoğlu torunu olan Sayın Tunç Şenel’in büyük dedesi ve 1908 yılında dönemin belediye başkanı olan Tevfikzade Ahmet Bey yaptırmıştır. Mimarı Şakir Ustadır. 1325 / M.1902- 1908 Tarihli Ankara salnamesinde saat kulesinden ayrıntılı bir şekilde bahsedilir. Çanı 288 kğ. ağırlığındadır. Çanın topu sekiz parça 282 kg. Saatin topu, 50 kg. ağırlığındadır. Çanını yukarıya iki kırmızı lira karşılığında Hamal Kör Musa çıkartmıştır. Gayri Menkul Eski Eserler Yüksek Kurulu başkanlığınca 1978 yılında korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Her yarım ve tek saatlerde ispatlı olarak çalan saatin üzerinde Norez’Jura ve L.D. Odobey Gadet yazılıdır. İspatlı çalması demek haber verdiği saati kısa aralıkla iki kere çalması demektir. Buçuklara bir kere vurur kısa bir süre sonra tekrar bir kere daha vururdu. Saat başlarında da örneğin saatin beş olduğunu bildiriyorsa kısa aralıkla iki defa beş vururdu. Yozgat’ın sessizliğinde Şekerpınarından Abdullanın Bostana, Nohutludan Çamlığa kadar her yandan duyulurdu.

Ne yazık ki 23 Haziran 1920 de Yozgat’a gelen hain Çerkez Ethem ve aveneleri , ertesi günü divan-ı harp kurarak saat kulesini yaptıran Tevfikzade Ahmet Efendiyle birlikte Çapanoğullarından Mahmut ve Vasıf beyleri, Ceritzade Hüsnü efendi’yi, Mutasarrıf Necip beyi, Hafız Şahap ve oğlu Rafet’i, Kadı Remzi efendi de olmak üzere toplam 12 kişiyi “davaları sonradan görülmek” üzere hemen astırır. Daha darağacı bile kurulmadığından büyük amcam Hüsnü Efendi (Dedem Ceritzade Şükrü Efendinin ağabeyi ve Yozgat eski Belediye Reisi) ile Hafız Şahap belediye balkonunun eliböğründelerine asılırlar.

Yozgatlının kapısı ve gönlü herkese açıktır, misafiri seferiz, başköşeye oturturuz. Ama saat kulesini akrabalarım yaptırmış dediğin zaman yüzümüz bir hoş olur Kebapçıyan Efendi ve Oral Çalışlar Efendi.



11.02.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ETTİĞİ LAFA BAK…
Bu değerli açıklamalarınız için teşekkür ederiz Sn hocam.
YILMAZ BİRYILDIRIR -- 12.02.2019 09:03
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:

Değerli dostum,
Atatürk’ün 7 Şubat 1923’te Balıkesir Zağnos Paşa Camisi (Paşa Camisi)’nde minbere çıkıp cemaate hitap etmesinin üzerinden 96 yıl geçmiş. Yıldönümünde böyle bir konuyu işlemeniz taktire şayandır. Tarihe Balıkesir Hutbesi adıyle geçen bu hutbe; Türkçe olması, memleket meselelerini dile getirmesi bakımından çok önemlidir. Ben özellikle şu paragrafın altını çizmek istiyorum:


“Camiler yalnız birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için değildir. Camiler bilhassa din ve dünya için neler yapmak mecburiyetinde olduğumuzu düşünmek, meşveret etmek (fikir alışverişinde bulunmak) içindir. Her şey ancak meşveretle iyi tarîka (yola) sevk edilir.
Biliyorsunuz ki Cenâb-ı peygamber ekseriya rufekâ-i mesâîsiyle (çalışma arkadaşlarıyla) meşveret eder, dünya umûrunda (işlerinde) kendinden kuvvetli, daha zeki arkadaşları olduğunu teslim buyururlardı.”
Teşekkürle, selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 08.02.2019 17:27
ATATÜRK, HÜZNİ BABA VE HAFIZ SÜLEYMAN
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınız aracılığıyla Yozgat'mızın önemli değerlerini gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Yeni kuşak ne yazık ki bu değerlerimiz konusunda bilgisiz. Hiç olmazsa bu tür yazılarla onları bilgilendirmek olanaklı oluyor.
Bildiğiniz gibi Yozgat kültürü üzerinde birtakım çalışmalarım var. Bu çalışmalar doğrultusunda Hafız Süleyman'ın Youtube'ta dağınık olarak yer alan taş plak kayıtlarını birleştirerek yayımlamıştım. Çoğunu kendi, bir kısmını da Hayriye Derviş'le söylediği bu kayıtların linkini aşağıda veriyorum. Söz konusu kayıtlara YouTube arama motoruna, Muhsin Köktürk Hafız Süleyman Taş Plak Kayıtları yazılarak da ulaşılabilir. Sayfada toplam 14 kalıt yer almaktadır.
Saygılarımla.

https://www.youtube.com/playlist?list=PL28IjPK2M_8ns4KD9adiZLjI7Ha07wjGm
Muhsin Köktürk -- 08.02.2019 10:24
İŞTE ATATÜRK'ÜN 7 ŞUBAT 1923'TE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ'NDE VERDİĞİ HUTBESİ:
Kurani ve İslam dinini anlamak icin dilin önemin ve halkın anlayabileceği şekilde ifade edilmesinin gerekliliğini açıkça belirtmiş Büyük Atatürk.
Tarihi kaynaklardan alınan bu bilgilerin asıl imam hatip okullarinda okutulması gerekir.
Bu aydınlatıcı yazıyı keşke tüm tutuk kafalar okusa.
Fazilet Sayılan peker -- 07.02.2019 15:43
AMASYA LİSESİ MÜDÜRÜ ve TARİH HOCAMIZ SÜLEYMAN DUYGU
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Anlattığınız anı dönemindeki sınav sistemine tabi olanlardan biriyim. Kuşkusuz bu sınav sisteminin eleştirilecek yönleri var. Ama o günün koşulları öyleydi. Ancak bu sistemin ne denli başarılı insanlar yetiştirdiği de yadsınamaz bir gerçek.O dönemlerde ve sonrasında teşekkür, takdir belgesi aslanın ağzındaydı. Şimdi bir sınıfta neredeyse teşekkür ve takdir belgesi almayan kalmadı. Buna karşın eğitim yerlerde sürünüyor. Yaz boz tahtasına çevrilen eğitim sistemimiz;eleştirmeyen, sorgulamayan kişiler yetiştiriyor.Ne diyeyim ki, neyi tutsak elimizde kalıyor.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 02.02.2019 09:18
AMASYA LİSESİ MÜDÜRÜ ve TARİH HOCAMIZ SÜLEYMAN DUYGU
Allah rahmet eylesin Suleyman hocaya. Gercekte o sinavlarin ne faydasi vardi? Bende Ortaokul bitirmede girmistim.O zaman ki egitim sanki dahami iyiydi bugune gore? Esenlikler dilerim.
Ethem Kutsoylu -- 28.01.2019 12:37
İSTANBUL YOZGATLILAR FEDERASYONU DANIŞMA KURULU TOPLANTISI
Abdulkadir Bey yaziniz icimi isitti var olun sag olun.
Ethem Kutsoylu -- 21.01.2019 11:33
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Muhsin Hocam,
Engin bilginizden her gün yeni bir şey öğreniyoruz. İngiltere’nin “bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle besleme” alçaklığını da büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla sizden öğrenmiş oldum. Emperyalizme vahşi denmesinin en güzel örneği bence. Ve bunu hafızama derince kaydettim ki söz açıldığında akıldan gayri müsellah kapitalizm savunucularına tabanca mermisi gibi göndereyim. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 15.01.2019 10:49
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM

Yüreğine sağlık,çok doğru.Her dönemde moda gibi ayrı bir akım.İnsanlar dün doğru saydiklarını bugün karalıyorlar.Zaten gıda maddelerine güven de kalmadı.
Bunun üzerinde durduğun için teşekkürler sevgili Abdulkadir.
Güner Türkoğlu Gökay -- 15.01.2019 10:09
YEMEYELİM, İÇMEYELEİM
Değerli Kardeşim,

Ülkemiz, öteden beri emperyalizmin pençesinden kurtaramamış kendini. Hemen her dönemde bir dış güce sırtını dayamak zorunda bırakılmış. Pamuk, tütün, kenevir ve daha pek çok bitkinin üretimine ya sınır ya da yasak getirtilmiş; ama bunu sağlayanlar, söz konusu ürünleri kendileri özgürce üretmişler.

Yazınızı okuyunca İngiltere'nin bir zamanlar resmi sömürgesi olan Hindistan'ı nasıl etten iğrenir duruma getirip kendi ülkesini Hint inekleriyle beslediği aklıma geldi.

Emperyalist ülkeler; bir biçimde gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenlikle onları deyim yerindeyse kaz gibi yoluyor, bunu yaparken onların sağlıklarıyla da oynuyorlar.

Buyurduğunuz yıllarda, kendi hayvanlarımızın doğal sütlerini tüketmemizi engellemek için bize bedava süt tozu dağıttılar, süt tozundan yapılmış sütleri okullarda bizlere içirttiler.

Hayvancılığı öldürme çaba ve girişimleri de daha o zamanlar başladı. Sonra sıra tütüne, pamuğa, kenevire ve benzerlerine geldi. Aynı oyun sürüyor, üstelik daha da genişleyerek. Tarımımızı, hayvancılığımızı can çekişir duruma getirdiler. Sanayileşmemizi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. GDO'lu gıdalarla bizleri yok etmeye çalışıyorlar. Sağlığımızla kedi-fare gibi oynuyorlar.

Bakalım ne zaman uyanacağız? Belki uyanacağız ama; iş işten geçmiş olacak, atı alan Üsküdar'ı geçecek.

Haydi hayırlısı!..
Muhsin Köktürk -- 14.01.2019 18:25
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00