BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 11.11.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
227
Dün
:
4716
Toplam
:
17384250
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TÜRKÇE EZAN’IN KALDIRILMASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 14 Mayıs 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Partinin Menderes hükümetinin “daha bir ayını doldurmadan” ilk icraatı 16 Haziran 1950 tarihli kanun ile Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasını sağlaması olmuştu. 18 yıl uygulanan Arapça ezan yasağının kalkması "devrimlerden geriye dönüş" ve "irticanın canlanmasının başlangıcı" olarak kabul görür.

Bu konuyu araştırırken karşıma 2000 yılında yayınlanan aşağıdaki güzel yazı çıktı.

Yaşlı bir kadın, Beşiktaş'taki Vişnezâde camii önünde gözyaşlarına boğulmuş, gazetecilere anlatıyordu:

- Allah Gazi'mize dünya durdukça çok ömür versin. Bize Kur’an’ımızın manasını da öğretti. Aklımızın erdiği günden beri namaz kılar, dua ederim. Fakat ne yaptığımı, neler söylediğimi ben kendim de bilmezdim.

1932 yılı Ramazan ayında yaşanan bu tablo, o günlerde İstanbul'un birçok camiinde tekrarlanıyordu. Hareketliliğin nedeni, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle, Kuran'ın Türkçe okunmaya başlanmasıydı.

Türkçe Kuran'ı ilk okuyan Hafız Yaşar Bey'di. 22 Ocak günü Yerebatan camiinden yükselen bu ses, Cumhuriyet yönetiminin organizasyonu sayesinde hızla öbür camilere yayıldı. Giderek daha fazla camide Türkçe Kuran okunuyor, bu camiler, meraklı kalabalığıyla dolup taşıyordu. Asıl gösteri, 27 Ocak günü Süleymaniye camii, 29 Ocak günü de Sultanahmet camiinde gerçekleşti.

HALK İSTİYOR

Camilerdeki bu hareketliliğe, ‘‘Halk Türkçe Kur'an Dinlemek istiyor’’ başlığını taşıyan gazeteler de destek veriyordu:

‘‘Fatih vaizlerinden Hüsamettin Efendi demiştir ki:

- “Kur'an'ın Türkçesini okumak da aynen Kur'an okumak gibidir. Elverir ki Türkçe Kur'an salahiyet sahibi zevat tarafından tercüme edilsin. Hafız Beylerin okudukları Kur'an tercümesi şayanı itimattır. Halkın bin seneden beri Allah'ının kelamını işittiği halde manasını anlamaması zaten şayanı hayret bir şey idi. Mesut Cumhuriyet devrinde bu cehaletten de kurtulmak ne mutlu bizlere”...

Ayasofya'da Cebeci sokağında Halit Bey de şunları söylemiştir:

- “Bilerek ibadet etmek kadar zevkli bir şey var mıdır? Bilmediğin lisanla ibadet sayılırsa da bilerek ibadet elbette daha başkadır.’’

DİN ADAMLARI SAVUNDU

İbadet dilinin Türkçeleşmesi kampanyasına karşı çıkanların sesi cılız kalıyor; birçok din adamı bile kampanyaya demeçleriyle destek veriyordu. Bursalı Hafız Rıfat Bey, Kuran'ı Türkçe okumanın yararını savunan din adamlarındandı:

‘‘Kur'an'ı Kerim'in Türkçe tercümesi herkes tarafından seve seve mütalaa edildiği gibi ibadet halinde Arapça yerine okunmasında hiç bir mahzur yoktur. Cenabı Hak bile kelamı ilahisinde ve ‘Sure-i Yusuf’’un başında diyor ki: ‘Ben size Kur'an'ı Arapça gönderdim ki halk kelamından anlatın.' Kezalik ‘Sure-i Mümin' de de ‘Biz Kur'an'ı kendi lisanlarında gönderdik ki anlaşılması kolay olsun.
Ya Muhammet! Sen, onlara o suretle tebliğ et ki anlamış olsunlar...' diyor. Hatta Türkçe Kur'an ile namaz kıldırmak bile caizdir.’’
Kur'an'ın Türkçe tercümesi ilk kez 22 Ocak 1932 tarihinde İstanbul'da, Yerebatan Camii'nde Hafız Yaşar Okur tarafından okundu Atatürk'ün bazı din adamlarına Türkçe Kuran hediye etmesiyle de desteklenen kampanyada asıl yenilik, bundan 8 gün sonra, 30 Ocak 1932 günü geldi. O gün ikindi ezanının Türkçe okunacağını duyanlar, Fatih camiine koştular. Büyük bir kalabalık Fatih Camii önünde toplandı. Hafız Rıfat Bey, ezanı önce Arapça, ardından Türkçe okudu:

Tanrı uludur, tanrı uludur.
Şüphesiz bilirim bildiririm tanrıdan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim bildiririm tanrının elçisidir Muhammed.
Haydin namaza.
Haydin Felaha (kurtuluşa).
Tanrı Uludur, Tanrı uludur.
Tanrıdan başka yoktur tapacak.


İlk kez Fatih camiinden halka duyurulan Türkçe ezan, ertesi gün öbür minarelerden de duyulmaya başlandı. Kampanya, Kadir gecesi Ayasofya camiinde zirveye ulaştı. 4 Şubat 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre, o gece, Ayasofya'da 40 bin kişi teravih namazı kılmış, 30 bin kişi de cami dışında kalmıştı:

‘‘Dün gece Ayasofya'da toplanan kırk bine yakın kadın, erkek, Türk Müslümanlar, on üç asırdan beri ilk defa olarak Tanrılarına kendi lisanlar ile ibadet ettiler. Kalplerinden, vicdanlarından kopan en samimi, en sıcak muhabbet ve ananeleriyle Tanrılarından mağfiret dilediler.

Ulu Tanrı'nın Ulu adını, semaları titreten vecd ve huşu ile dolu olarak tekbir ederken her ağızdan çıkan bir tek ses vardı. Bu ses Türk dünyasının Tanrı'sına kendi bilgisi ile taptığını anlatıyordu.’’

ARAPÇA EZAN YASAK

Diyanet İşleri Başkanlığı da birkaç gün sonra ‘‘fetva mahiyetinde’’ bir genelge yayınladı. Ramazan bayramında camilerde hutbenin Türkçe okunması sağlandı ve başkanlıktan vesika almayanların Türkçe Kuran okuyamayacağı duyuruldu.

Ramazan sonrasında kampanyanın ardı kesilmedi ve 18 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı yeni bir genelge yayınlandı. Atatürk'e atfen yayınlanan bu genelgeyle, Arapça ezan okunması yasaklandı. O tarihten itibaren Türkiye'de tüm camilerde ezan Türkçe okundu; Arapça okumakta ısrar edenler yakalandı, haklarında soruşturma açıldı.

Türkçe ezan uygulaması, 1941 yılına kadar da Diyanet İşleri Başkanlığı genelgesine dayanarak sürdürüldü. 1938'de Atatürk'ün ölümünden sonra Arapça ezan yasağıyla ilgili sorunlar giderek artınca Arapça ezan okuyanların cezalandırılması için bir yasa çıkarılması gündeme geldi.

Değerli okurlar, bugün 16 Haziran 2019. 30 Ocak 1932'de Atatürk'ün emriyle başlayan Türkçe ezan uygulamasının 16 Haziran 1950'de Demokrat parti tarafından kaldırılmasının 69. yıldönümü. Demokrat Parti iktidarının ilk icraatı niteliğini taşıyan bu karar, aradan 69 yıl geçmesine karşın ne yazık ki hala tartışma konusu. Yasağın nasıl kaldırıldığı ve Türkçe ezana nasıl başlandığı konusunda farklı tezler öne sürülüyor. Ve maalesef her kesim, yaşananlara farklı cephelerden bakıyor, değerlendiriyor, yorumluyor.

Yazımızı ünlü şairimiz Ziya Gökalp’in şu dizeleri ile bitirelim.

"Bir ülke ki, camiinde Türkçe ezan okunur.
Köylü anlar manasını namazdaki duanın
Bir ülke ki, mektebinde Türkçe Kur’ân okunur
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın."

Yazarın notu: Ezanın Türkçesi ile bazı cümleler tarafımdan yazıya eklenmiştir. Sürçü lisan ettimse affola. Merak edenler, aşağıdaki linkten Hafız Sadettin Kaynak’ın kendi sesinden dinleyebilir.
https://www.youtube.com/watch?v=-Lt2uOOoOKc

Cumhuriyet Gazetesi kupürleri araştırmacı Hüsnü AYDOĞDU tarafından Sinan Meydan’ın El-Cevap ve Akl-ı Kemal kitaplarından kopyalanarak gönderilmiştir. Teşekkür ediyorum.

15.06.2019

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Hocam Sayın Bülent Cerit,

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 12:02
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocam,
Siz de Nur sinemasından bahsederek beni çocukluk yıllarıma götürdünüz. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerini ezici bir çoğunlukla Demokrat Parti kazanmıştı ama Babaannem Esma Hanımın ağabeyi Avni Doğan Bey CHP den Yozgat milletvekili ve kardeşi Ferhunde Hanımın eşi eniştesi Fevzi Ayan da Yozgat Belediye Başkanlığını kazanmışlardı.
Nur Sineması mıydı yoksa Büyük Sinema mıydı şimdi tam hatırlayamadım. Bu sinemalardan birisinde Belediye Başkanının özel locası vardı. Film değiştiğinde babaannem bizi elimizden tutar sinemaya götürürdü. Hem Belediye Başkanı Fevzi Bey’in baldızı olduğu için hem de o zamanlar herkesin büyük saygı duyduğu cennetmekân dedem Muhlis Bey’in eşi olduğu için çalışanlar hemen locayı açarlardı. Çok kültürlü, çok cebbar bir hanımdı Allah gani gani rahmet eylesin hepsini. Saygılarımla.

Değerli Udi Oğuz Karlı Hocam beni motive eden güzel yorumunuz için size de en kalbi teşekkürlerimi iletiyorum. Payaslı ailesini daha yakından tanımak için lütfen köşemde yayınladığım “Geçmişte kalan bir acı hatıra- Çapanoğlu Halit Bey ve Hilmi Efendi 1 ve 2 yazılarıma da bir kere daha göz atmanızı rica ediyorum. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 06.11.2019 11:23
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Değerli Abdulkadir bey abimiz, hep aydınlatıcı yazılarınızla bizlere ve geleceğe bilgi kaynağı oluyorsunuz. Kutlu Payaslı hocamızın kitabından bi haber olarak hemen yanı başındaki Kuşadası İlçesinde yaşıyoruz. Gönderdiğiniz link ten hemen okumaya başladım bile. Çok teşekkür ederim. Bütün musiki sevenlerle paylaşma imkanı verdiniz. Tekrar teşekkür ederim. Sağlık ve sevgiyle kalın./ Oğuz Karlı
Adınız ve Soyadınız -- 05.11.2019 21:35
BİR KİTAP- SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR
Sayın Çapanoğlu,

Bu yazınızı da zevkle okudum. Bana gençliğimi hatırlattınız. Daha ilkokuldayken Yozgat'ta Nur Sineması'nda, sonra Büyük Sinemada ortaokul ve lise yıllarımda film başlayana kadar plaktan Zeki Müren şarkıları, başka solistlerden Selahattin Pınar ve diğer bestekârların o güzelim şarkıları plaklarından çalınırdı. Arada sırada Frank Sinatra, Dean Martin, Bing Crosby, Nat King Cole şarkıları da çalınır, bizler bunları zevkle dinlerdik (onları hala dinlerim CDlerinden). Radyodaki Muzaffer Sarısözen yönetimindeYurttan Sesler programının o güzelim halk türkülerini korodan, Nida Tüfekçi’den, Nezahat Bayram’dan, Nurettin Çamlıdağ’dan ve diğer solistlerin sesinden zevkle dinlerdik. Bunları niçin yazıyorum? İnsanın çocukluğunda ve delikanlılığında kulağı hangi müzikle doluyorsa o müziği ileride de istiyor. Bende Türk Musikisi sevgisi böyle oluşmaya başladı. Radyodan o zamanlar Kutlu Payaslı'yı, o muhteşem bariton sesleriyle Ekrem Güyer ve Nevzat Güyer kardeşleri, Müzehher Güyer ve Semahat Özdenses gibi solistleri zevkle takip ederdim. Sonra İstanbul’daki öğrencilik yıllarımda Şan Sinemasında Münir Nureddin ve Nevzat Atlığ yönetimindeki Türk Sanat ve Klasik TürM musikisi konserlerinin fanatik takipçisi oldum. Kutlu Payaslı’yı da radyodan zevkle çok dinledim. Bizim şimdiki gençlik bu sanatçıları tanımadıkları gibi zikrettiğim musiki türlerini de ne yazık ki tanımıyorlar, dinletirseniz sıkılıyorlar. Yeni nesiller kültürümüzün pek çok unsuruna ne yazık ki giderek yabancılaşıyor.

Saygılarımla,

A.Y.Ocak
AHMET YAŞAR OCAK -- 05.11.2019 17:41
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Değerli Hocam,Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Konu ile ilgili olarak bilhassa öğretim üyesi olan siz değerli hocalarımın duyarlılığınıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak Yozgat halkının ve yazımda da belirttiğim kişi ve kuruluşların duyarsızlığına da bir o kadar üzülüyorum. Bu duyarsızlığımız sadece isim değiştirmekle kalmadı ülkenin bütün fabrika yapan fabrikalarımız, önemli büyük stratejik kurumlarımız ve hatta limanlarımız yabancılara satıldı. Şimdi iğneden ipliğe, samandan sair tahıl ürünlerine ve canlı cansız et ihtiyacımızda ithalata mecbur bırakıldık. Ben yine sözümü Atatürk'ün "Tarihine, geçmişine, milli değerlerine sahip çıkmayan milletler yok olmaya mahkımdur" deyimi ile noktalayım. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 05.11.2019 09:04
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
50 yılı aşkın bir süredir yaz tatillerinde ya da çeşitli nedenlerle ziyaret ettiğim memleketime ait bazı değerlerin önce isimlerinden başlayarak değiştirilmesine maalesef son yıllarda çoğalan bir şekilde şahit olmaya başladım.Nohutlu Tepesi'nin şahin tepesi olarak değiştirilmesi de bunlardan biri. Oysa kendimi bildim bileli oranın adı Nohutlu Tepesi, karşısındaki ve daha alçak olan yerin adı ise Keltepe'dir. Buraların isimlerini değiştirmek hangi akıl, gerekçe ve mantıkla açıklanabilinir ki. Saygılarımla
Bülent Cerit -- 01.11.2019 12:44
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Merhaba Abdulkadir bey,
Elinize sağlık, yine güzel bir anı yazısı ve uyarı olmuş.
Bu yazıyı, H.V. Velidedeoğlu’nu çok seven sayan asistanı Prof. Dr. Ergun Özsunay Hocaya da gönderdim.

Selam ve sevgilerimizle...

SELÇUK
SELÇOK TAYFUN OK -- 31.10.2019 18:55
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Değerli Muhsin Köktürk Hocam,
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim. Nohutlu tepesi ile ilgili olarak elimde yeterli bilgi var. Ancak kimseyi rencide etmemek için bu zamana kadar yazmadım. İstedim ki bu işe sebep olanlar kendileri bir çaresine baksınlar, yapmadılar. Bu tabela eski belediye başkanımız Sayın Yusuf Başer Bey’in zamanında asıldı. Bilahare Sayın Dr. Kazım Arslan Bey tabelayı söktürüp attı. Adım kadar eminim ki bu kadar başarılı ve kalıcı hizmet vermesine rağmen birilerinin maddi manevi çabası ile bu yüzden seçim kaybettirildi. Son belediye başkanımız Sayın Celal Köse Bey yeniden astırdı. Bu konuda belediye başkanları ile yaptığım görüşmeleri kayıtlarımda muhafaza ediyorum. Gerisini de zaten siz yorumunuzda pek güzel ifade etmişsiniz. Yapılan bir hata (hata yerine başka bir şey yazmak isterdim) gerek yeni nesil gençlerimiz ve gerekse Yozgat’ta öğrenim gören Üniversiteli gençlerin dilinde alışkanlık haline gelecektir. Bunun da tarih indinde vebali eski Yozgat milletvekili Süleyman Sırrı gibi yöneticilerin ve sebep olanların üzerinde kalacaktır. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 31.10.2019 10:20
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Çok değerli Prof. Ahmet Yaşar Ocak Hocam,
Lütfettiğiniz yorumunuzu ibretle okudum. Buyurduğunuz gibi bu isim değiştirme hastalığı bizim belediyelerimizde ve toplumumuzda eskiden beri mevcut bir hastalık. Hassasiyetinizden dolay “Yakın bir geçmişte işgüzar bir siyasimiz, Yozgat'ın adının Bozok olarak değiştirilmesini teklif etti” dileyerek ismini vermediğiniz kişiyi müsaadenizle ben açıklıyayım. Bu kişi, ilk mecliste Bozok’un mebuslarından Süleyman Sırrı Bey idi. Meclisin her oturumda bir bahane ile mutlaka Çapanoğulları aleyhinde ağır ithamlarda bulunurdu. Sonunda Atatürk bir gün kürsüden şöyle söylemek zorunda kalmıştı: “ Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek Süleyman Sırrı’yı adeta azarlamıştır.
Evet, ifade ettiğiniz gibi "bizim toplumumuz, tarihinden kalan maddi manevi izleri silmeye teşne, yeryüzündeki en hoyrat, en şuursuz, en duyarsız toplumlardan biri oldu." Son yıllarda buna bir yandan görgüsüzlük bir yandan amiyane tabirle yalakalık ve bir takım maddi çıkarları da eklemek vukuat-ı adiye oldu ne yazık. Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 31.10.2019 10:14
ORD. PROF. VELİDEDEOĞLU VE YOZGAT NOHUTLU TEPESİ
Değerli Dostum,
Bir Yozgatlı olarak Türkiye genelinde olduğu gibi ne denli duyarsız olduğumuzun bilincindeyim. Sizin gibi değerli bazı aydınlar dışında bu olayın üstüne düşen yok ne yazık ki. Bu konudaki çabalarınızı saygıyla izliyor ve candan destekliyorum. Üç beş kuruşluk yardım uğruna sahip olduğumuz değerleri yok etmek garip değil mi? Nohutlu Tepesi'ne kendi adını verdiren kişi bundan nasıl rahatsızlık duymuyor? Tepenin adıyla uğraşacağına hayırlı bir işe yönelse iyi olmaz mı?
Dilerim özü Yozgat kültürüyle yoğrulmuş bir yetkili çıkar günün birinde ve bu ayıbı ortadan kaldırır.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 29.10.2019 09:39
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00